AĞAÇ EKMEK Mİ? FİDAN DİKMEK Mİ?


Bahadır Dedeoğlu

Bahadır Dedeoğlu

Okunma 26 Ekim 2020, 10:54

AĞAÇ EKMEK Mİ? FİDAN DİKMEK Mİ?

Hani fidan dikilir de ağaç ekilir mi? Her şey normalken dikilmez, ekilmez. Sadece bahar ağzında hazırlanan fidanlar dikilir. Genelde Ekim ayında ise hububat ekilir-ki, kışın sağunu, suyunu alsın. Bahara kadar toprakla motivesini tamamlasın, sonra da ısınmış uygun hale gelmiş toprakta yeşersin. Bahar yağmurları, kırt ikindi yağmurları da gelişimine yardımcı olsun. Anadolu’nun tarlaları baharın yem yeşil, yazın altın sarısı olsun. Bu aynı zamanda bereket demektir.

Güz bitiyor Karakışa giriyoruz. Yarın 27 Karakış kuru soğukların mevsimidir. Ayazın mevsimidir. Başka bir deyişle kuru soğuklar…. Oysa yaşadığımız günler sanki Temmuz, Ağustos gibi değil mi? Efendim, dünya için bir geçiş süreci mi? Yoksa Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yaşadığımız kurak günler mi? Zira dünya böyle süreçleri yaşamıştı. Yusuf Peygamber’de firavuna yorduğu rüyada yedi yıllık böyle bir süreci belirtmektedir. Gün görmüş bir büyüğümüze kuraklığı sorduğumuzda çocukluğunda böyle bir dönem yaşamıştık, şükür sonradan o günler bitmişti dedi.

1960’lı yıllarda kar yağdığı zaman her yeri doldururdu. Evlerin karları kürünür ve dar sokaklar karla dolardı. Mahalle sakinleri cılga denen dar yollar açardı. Evimiz Borus Çayını gördüğü için bahar aylarında seller bakardık. Karşı Dağ’da (Küçük Dağ) ağaçlar yeşilliklerini hiç kayıp etmezdi. Borus Çayının kenarlarında onlarca pınar vardı. Özler yemyeşildi. Bunlarda benim hatıralarım.

Küresel ısınma dünyamıza adım adım yaklaşmakta olduğunu dünya bilim adamları devamlı söylemektedir. Yağışlar azaldı, sular azaldı ve kirlenmeye başladı. Bunlar da hali hazırda yaşadıklarımız. Lâkin bunları da anlatmaya çalışmıyorum. Anlatmaya çalıştığımız biz insanlar olarak neler yapa biliriz? Peygamberimiz yıllar öncesinden; “Kıyametin kopacağını görsen de fidan dikmekten vaz geçme.” Demişti. Dikilen her fidan, her ağaç dünyamızın yaşaması için oksijen üreterek küresel ısınmayla mücadele ederler. Zira insanlar ve hayvanlar oksijen tüketirken, bitki alemi oksijen üretmektedir.

Her geçen gün kuraklık yüzünden civar tepelerde ağaçların azaldığı gözlenmektedir. İnsan dünyamızın medeni ve egemen canlılarıdır. Akıllılarda, ellerindeki medeniyetleri, teknolojileri geliştirirler. Bu yüzden diyorum ki, Küresel ısınma, yeşillik sorunları, susuzluk, çevre ve dünya kirliliğinden korunma ve bu beladan kurtulmak için; hem dünyamız adına, güzellikler adına, her şeyden önemlisi hayatta kalmak, yok olmamak adına politikalar geliştirelim. Hem yanımıza yerel yönetimleri, okulları, sivil toplum örgütlerini ve dahası tüm insanları bu mücadeleye çağıralım. Zira saat işliyor. Zaten önümüzdeki yıllarda dünyanın en önemli gündemi olacaktır. Konola virüsün ün dünyanın gündemine nasıl tepeden indiğini unutmayalım.

Bizim elimizden gelen çevremizi yeşillendirip başka çevrelere örnek olmak, gerektiğinde ise yardımcı olmaktır. Kesilen yanan ormanlardan bahsetmek bile istemiyorum. Filtresiz bacalardan çıkıp dünyayı kirleten ve yılda birkaç milyar ton atmosfere bırakılan hidra karbonlardan da bahsetmek istemiyorum. Kirletilen suları televizyonlarda seyrediyoruz. Bunlardan da bahsetmek istemiyorum. Biz insanlar çevremizi nasıl yeşillendire biliriz, insanlarda bir farkındalık, bu uğraşı yaparken alıp verebileceğimiz eğitim ve elimizden geldiğince çok ağaç ekip, örnek olması için reklamlarını ve haberlerini yapıp Nevşehir’de hayırlı bir oluşum başlatmaktır.

Şimdi dilimizin döndüğünce elimizdeki argümanlara bir bakalım. Her şeyden baş kuraklıklara dayanım gücü çok yüksek olan ağaçlarımız var. Bu ağaçlarda binlerce on binlerce tohum var. Bu tohumları eksek ve yüzde biri ağaç olsa bu dahi büyük bir başarıdır. Hem bu tohumlara ulaşım kolaylığı da vardır. Sonra bu ağaçlar, en azından daha sık ağaçlandırmaya bir geçiş ve istasyon olacağına inanıyorum. Florayı düşünürken (Bitki alemi) faunayı da (Hayvanlar ve böcekler) düşünmemiz yerinde olacaktır. Zira bunlarında fonksiyonları ve yardımları azımsanamaz. Örnek bir karga, bir insanın yetiştire bileceğinin bilmem kaç katı ağacın yetişmesine vesile olmaktadır. Bitkiler dünyasında da “Engerek otu” (Echium Vulgare) iyice bitmiş bir arazide hayatın başlamak üzere olduğunu haber veren öncü bitkilerin öncülerindendir. Sonra hatırı sayılır arıcı bitkilerdendir.

Bu gibi bitki ve ağaçların tohumları ya olduğu gibi ekilir yada balçık toprakla küçük toplar haline getirilip, mevsimsiz de olsa ekilme imkânı verir. Zira balçıkla top haline getirilip kurutulan tohumlar birçok çevresel zarardan etkilenmez. Bahar suyunu gördüğünde ise balçık erir, tohuma su tutar. Çevresel anızları da ekeceğimiz tohumların altına serip toprakla kapattığımız zaman tohuma fazladan bir şans vermiş oluruz. Zira anız suyu bir sünger gibi üzerine çeker ve susuzluk zamanlarında tohuma eşantiyon su sağlar. Çürüdüğünde ise tohuma gübre olur. Anıza yapılacak bu işlem aynı zamanda yangın tehlikesini de önler. Bunun da bir başka fayda olduğunu düşünüyorum.

Kuraklığa dayanım gücü fazla olan ağaçlarımızı ve bitkilerimizi tanımaya çalışalım. Zira ağaç hiçbir zaman tek fayda sağlamaz. Birden çok faydaları vardır. Biz insanların bu yeşil dostlarımızı sevmemiz için önce tanımamız gerektiğine inanıyorum.

AKASYA ( Robinia Pseudoacacia)

Kışın yapraklarını döken, güzel kokulu, arıcı ve salkım çiçekleri olan (Beyaz veya mor) 25 metrelere kadar boylana bilen bir ağaçtır. Doğanın tanıdığı en dayanıklı ağaçlardandır. Bu yüzden sulanması çok zor olan şehirler arası karayollarında akasya ağaçları dikilmektedir. Başta kuraklığa, darbelere son derece dayanıklıdır. Güzelyurt mahallesi, yeni kurulan Pazar yeri mevkiinde yalancı akasya gövdeden ağır bir yara aldığını gördüm. Ağaç toparladı.

Yöremizde akasyanın başka bir türü daha vardır Bunun adı Yalancı akasyadır. Fazla boylanmasa da peyzaj açısından her dem budanmış gibi görünmektedir. Kıraç toprakların sert ağacıdır. Aynı zamanda şifacılıkta da kullanılsa zehirli bir bitkidir. Afrika’nın savanalarına da dayanmakta, fillerin ve zürafaların bu bitkiyi ve ağaçlarını yemelerine karşı varlığını sürdürmektedir. Dikenli bir ağaçtır. Kerestesi de oldukça dayanıklı ve serttir. Ahşap işlemesinin imkansıza yakın zorlukta olduğunu duymuştum. Darbeli ve yıpranan yerlerde bunun kerestesi kullanılırmış. Kasacılar Bolu tarafından geldiğini söylediler. Kerestesinin da rahatsız edici bir kokusu vardır.

Gelelim Ağaçlandırmada faydalarına, fasulyeye benzeyen ince kabırcık içerisinde tohumları vardır. Ağaç dikenli olsa da tohumlar kolay toplanmaktadır. Suyunu aldığı yerde akasya ağacının azametini görmenizi tavsiye ederim. Bu demektir ki, kirlenmiş sular veya kirlenmesi mümkün olup da kullanılmayan suları akasya ağacına pekâlâ kullandıra bilir, kirli suları elimine edip, yayılmalarını önleye biliriz.

Kel tepelerde, ağaçlandırma yapılmayan yerlerde de akasyayı kullana biliriz. Faunayı da geliştirmesi açısından gerçekten önemlidir. Gölgeliklerinde başka ağaçların yeşermesine imkân verir ve erozyonu önlemede faydalıdır.

Nevşehir kalesinde akasya ağacı Dedeoğlu arşivi. Akasya ağacı İsmail Demirel.

KRAL AĞACI ( Ailanthus Altissima)

Çok ismi olan bir ağaçtır. Aylandız, Osuruk ağacı, Cennet ağacı, kokar ağaç, yalancı ceviz olarak da bilinmektedir. Yaprakları cevizin yapraklarına benzer. Kışın yapraklarını döker ve 20 metrelere kadar boy vere bilir. Mayıs-Haziranda salkım çiçekler açar. Duvarlarda, yol kenarlarında, orta refüjlerde, yıkıntı ve harabelerde binlerce ağaç ve fidanı görülür. Şehrimizde Cumhuriyet Mahallesinin üstünde ağaçlandırma alanlarında, mahalle aralarında Nar özlerinde de sıkça karşılarız. Kendisine özgü kötü kokusu vardır. Bu kokunun haşaratı kaçırdığı çok az kişi tarafından bilinir. Yapraklarını ufalamadığın zaman insanı rahatsız edici kokusunu göstermez.

Anız yangınlarının bu ağaca zarar verdiğini görmedim. Zira bir anız yangınından sonra kahveci Dağının ağaçlandırma bölgesine yangının harabatını görmeye gitmiştim. Kral ağaçları olduğu gibi duruyordu. Aynı akasya ağacı gibi bu ağacında lifleri özel ve nemli olduğuna inanıyorum. Kral ağacı çok çabuk tutuyor ve yetişiyor. Egzotik güzelliğinin yanında; Yeni fidanlar oluşturup güzel habitatlar meydana getirmesi, çoğalıp gitmesi, diğer fidanlara gölgelikler oluşturması da ayrı bir güzellik olsa gerektir.

Kral ağacının dalları adeta bir kalem gibidir. Kürek sapı, balta sapı gibi alet yapımında kullanıldığı gibi çardak ve gölgelik yapımında da gayet güzel kullanıla bilmektedir.

Ardıç-Juniperis sp.- Göreme Vadiler. Dedeoğlu arşivi

Ardıç ağacı ve meyveleri.İsmail Demirel.

ARDIÇ (Junuperis Cummunis)

Servigiller familyasındandır. Junuperis Keltçede; buruk, sert lezzet anlamına gelmektedir. Communis ise ortak, müşterek, yaygın anlamındadır. Bu ağaç kışın yapraklarını dökmez. Ağacın her tarafı güzel kokulu reçine ile doludur. Tarihte bu yüzden özellikle gemi yapımında kullanılmıştır. Bu ağacın bazı türlerinden ekonomik değeri olan ardıç yağı elde edilmektedir. Ardıcın kolonyası da gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Ekonomik değer yüksek bir ağaçtır. Türkiye ormanlarının neredeyse % 10 u bu ağaçlardan oluşmaktadır.

Ardıç ağacı güneşi sever ve toprak seçmez. Kurak yerlerde bile kökleriyle derinlere inerek suyu bulur. Aşıklı Dağının güney tepelerinde dulda bir yerde ardıç ağacı görüştüm. Havanın sıcaklığı felaket derecesindeydi, dulda güneş alıyor lâkin rüzgâr almıyordu. Ardıç ağacı ise yeşilliği ile güzelliğini sergiliyordu. Önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Yağmurların mevsiminde bazı nebatatlar bünyesine aldıkları suların yapısı değiştiriyorlar, ağırlaştırıyorlar, bu sayede de kurak mevsimlere dayanıyorlardı.

Şifacılık tarihi de oldukça yaygın ve tanınan bu bitki Eski Mısır’dan, Hipokrat’a, Avrupa’ya ve hatta simyacıların meşhur felsefe taşı yapımına kadar kullanım yerleri bulmuşlardır. Günümüzde de cin içkisi yine bu ağaçtan yapılmaktadır. Avrupa’da baharat olarak da kullanılmakta ayrıca içkilere de katılmaktadır.

Bu ağacın 2 yılda oluşmuş tohumları ne yazık ki ekilemez, ekilse de fidan çıkmaz. Ardıç kuşu, yöremizde namı değer sığırcık kuşunun sindirim sisteminden geçmesi gerekir. Tohumlar kuşun dışkılarından alınır. Tohumun tutma olasılığı çok yükselmiştir.

Hani onu diyorum. İşsizlik var, tüplü ağaçlar para ediyor. Ardıcın da çok çeşitleri var. Yöremizde sığırcık kuşları adeta bulut oluşturuyorlar. Ağaçlandıracak çok yerimiz var. Dünya küresel ısınmaya gidiyor, her yeşile neredeyse ihtiyacımız olduğu günleri yaşıyoruz. Bu konu niye bir proje olmasın diye düşünüyorum. Yerel yönetimler, işsiz aileler, köylülerimiz veya meraklılarımız bunları değerlendirip bir iş konusu da yapa bilir. Ardıcın yanına çeşit çeşit meşe ağaçları yetiştire bilir. Hani bunların kırmızısı da var. Sonunda devlet yer gösterir, halk gider eker ya da ektirir. Dünyamız, yöremiz, insanımız herkes bu olaydan karlı çıkmaz mı?

Tüpte da ekilse, tohumla da ekilse birkaç sene sulanması lazımdır. Bahçemin kenarlarına acı badem dikmiştim. 2. Yılda çıktılar, bazılarını gözlemlemem için az suladım. Onlar yapraklarını daha erken döktüler. Sağlam olan rizomları (Gövde-kök sap) Yem yeşil, sap sağlam duruyorlar ve gelecek baharı bekliyorlar. Gelecek baharda daha da güçleneceğine inanıyorum. Bu tür sulamalar içinde çeşitli formüller buluna bilir. Bence yerel yönetimlerimiz liseli gençlere ödüllü ve yarışma ortamında projeler yaptırırsa hem farkındalık artar hem de çok çeşitli ve yararlı sunumları hep birlikte görürüz.

Şeker akça ağacı- Acer saccharum -Taşlıbel mezarlığı. Dedeoğlu arşivi

Nevşehir belediye cad. Akça ağaçlar.

AKÇA AĞAÇ (Acer spp.)

Akçaağaçgiller familyasındandır. Birçok alttürü temsil etmektedirler. Geneli kışın yapraklarını dökerler. Çiçekleri ve meyveleri salkım şeklinde olan boylu ağaçlardandır. Akça ağaçta tohumlarını saçmak suretiyle etrafında başka akçaağaçların çıkmasına ve habitatını geliştirmesine vesile olan ağaçlardandır. Fidan çıkartma konusunda tanıdığım en inatçı ağaçlar arasındadır. Yol parkelerinin arasında birkaç tatlı kaşığı toprakta tohumları fidan ola bilmekte ve dünyaya merhaba diye bilmektedirler. Bu yüzden akça ağaçlara tepelerimizde yeşermesi için fırsat verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Akça ağaçların her alt türü ayrı bir özellik taşıma gücü vardır. Örneğin Dağ akça ağacı (Acer pseudoplatanus) İsfendiyar çınarı, dağ çınarı olarak da bilinmektedir. Gövde çapı bir metreyi geçmekte ve 30 metrelere kadar boy vermektedir. 300-500 yıl yaşayan bu ağacın kerestesi çok sert olup, keman ve gitar yapımında da kullanılmaktadır. İnce lifi ve çok sert duruşu yöremizde dut ağacı bu duruşu sergilemektedir.

Akça ağaçtan Osmanlılar yay yapmışlardı. Belediye caddesindeki akça ağaçlardaki kuşların cıvıltısın çok severim. Zira kuşlar için korunaklı bir sığınak oluştururken, tohumlarıda onlara yem olmaktadır.

Kapadokya Akça ağacı, diğer adıyla beş parmak akça ağacı (Acer Cappadocica) yöremizin adıyla anılmaktadır. Eskiden evimizin yanında kos kocaman bir şeker akça ağacı (Acer Saccharum) bulunmaktaydı. Ağaç çiçek açtığı zaman arıları adeta çılgına döndürür ve bu ağacı bilmeyenler ağaçta arı kovanları olduğunu sanırdı. Çiçeklerinin kokusu güzeldi ama tanıdığım en ağır kokular arasındadır. Zaten bu ağaçtan şeker elde edilirmiş. Akça ağaçların özelliklerini gerçekten iyi bilmemiz lazımdır. Ova akça ağacı (Acer campestre) Tohumlarını akar suya sele veya ırmağa attığımız zaman dahi çevrede ve tutuna bileceği her yerde çoğalmaya başlayacaklardır.

Tohum ekerken olsun, fidan dikerken olsun arazinin yapısı, tohumun kimliği ve toprakla olan veya ola bilecek motivesi çok önemlidir. Tohumları biraz fazla ekeriz. Don çalmayı, böceklerin veya hayvanların yiye bileceğini düşünürüz. Nevşehir’in batı yamaçları olarak bilinen Küçük Dağ ve Uylu dağı pınarlar barındırır. Zira Uyuz pınarı, İç akar, Nevkur’daki çeşme devamlı akmaktadır. Keza eskiden çöplük olarak kullandığımız Şıkşıkı bayırında (Kara tepe) da su olduğu söylenmektedir. Keza Çataldere mevkiinin bir adı da Kapaklı pınar olarak geçmektedir. Bu gibi bilgiler ağaç ekiminde insanların elini güçlendirir diye düşünüyorum.

ALIÇ (Crataegus Monogyna)

Gülgiller familyasından olan bodur çalı görünümündeki ağaçlıların yöremizde çeşitli alt türleri bulunmaktadır. Toprakla ve iklimle yüzlerce yıldan beridir yaşaya gelmiştir. Aslında hatırı sayılır bir peyzaj ağacı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin yanı sıra faunaya destek olması, civar toprağın yapısını zenginleştirmesi, çiçekten başlayan güzelliğinin meyveleri olduktan sonra daha da güzelleşmesi, Şifacılık konusunda en önde gelen bitkiler arasında olması, erozyon engelinde kullanılması bu bitkiyi ister istemez ön tarafa çıkartmıştır. Kuru tepelere bakıyoruz. Ya alıç görüyoruz ya da yabani gül görüyoruz. Meyve içinde yer alan tohumları bolca olup ekilmeyi beklemektedir. Süs ağacı olarak yetiştirile bilen nadir ağaçlardandır. Kuraklığa dayanıklılık yönünü ele aldığımız için alıcı özellikle tek bir makalede değerlendirmek isterim.

Alıç-Crataegus türleri. Hızarcı mevkii-Küçükdağ ve Gomeda vadi sırları-Ürgüp

Her türlü nebatın kendine göre özellikleri vardır. Örnek sarı kantaron 50’nin üzerinde fito kimyasal taşır. Nane buna keza, aroma veren bitkiler in kendine özgü tatları ve güzellikleri vardır. Ağaçları incelerken; Meyvesi, yaprağı, sürgünü, kerestesi ve kökü, civara ve dünya ya kattığı kendine has güzellikleri bulunmaktadır. Her ağaç; bilmem kaç insanın veya hayvanın tükettiği oksijeni üretir. Yağmurları aynı bir mıknatıs gibi yöreye çeker. Tevekkeli çöllerde niye yağmur olmuyor, kurak yerlere yağmur yağdığı zaman niye seller oluşuyor. Eskiden yöremiz sedir ormanlarıyla kaplıymış. Nasıl kaybolmuş. Çocukluk yıllarımda (1960’lı yıllar) olan yeşillikler, sular nerede? O zamanki insanlarımızdaki ağaç sevgisini de günümüzde pek göremiyorum. Efendim tüm bunlar bir denklemdir. Bir hesap işidir. Eşittir in karşısında da insanlığın var olup yok olması durmaktadır. Yazım yukarısında da belirttiğim gibi konola belası tepeden inme bir vaziyette tüm dünyanın üzerine çöktü. İnsan hatırı sayılır zayiatlar verdi. İnsan oğlunun bu gibi durumlarda hiç mi çalışması ve alacağı önlem yoktu. Dünyamıza bir gök taşı düşse tüm insanlığın yanında Küre-i arz da mahveder. Pekiyi bunun önlemleri var mı? Bilinmez. Benim gördüğüm kadarıyla insanlar işi gücü bıraktı maddi kazançların peşine düştü-ki sadece maddi kazanç diyor. Ortadoğu’da savaşlar oluyor. Silahlar yapılıp bunlara satılıyor. Efendim, bunlardan çok daha önemli dünyamızın pek çok işi zaten var. En önemlisi biz insanların gidecek başka hiçbir yeri yok. İnsan, insanları düşünmüyor, hayvanları mı? Düşünecek. Nebatatımı düşünecek. Paranın miktarı ne olursa olsun sıhhatli bir nefes etmez. Hepinize sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Cehri-Rhamnus petiolaris-Küçük Dağ Mevki-Nevşehir.

Çalı bademi-Yabani badem. Amygdalus iycioides. Küçük Dağ ve Göre Kasabası mezarlığı.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.