banner421
banner461
banner195

Alevi Bektaşi İnanç Önderleri, NEVÜ Etkinliğinde Bir Araya Geldi

Alevi Bektaşi İnanç Önderleri, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Tarafından Düzenlenen ‘Ehl-i Beyt'in Yasında ve Muharrem Lokmasında Canlarla’ Etkinliğinde Bir Araya Geldi.

Alevi Bektaşi İnanç Önderleri, NEVÜ Etkinliğinde Bir Araya Geldi

banner143
banner134
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi tarafından ‘Muharrem Matemi ve Yas Orucu’ sebebiyle düzenlenen ‘Ehl-i Beyt'in Yasında ve Muharrem Lokmasında Canlarla’ etkinliğinde 57 İlden Alevi Bektaşi inanç önderleri Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin makamında ağırlandı.  

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi tarafından Alevi Bektaşi inancının devamı noktasında Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde bulunan Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dergahında gerçekleştirilen ‘Muharrem Lokması İkramı’na; Rektör Prof. Dr. Mazhar Bağlı, Nevşehir Vali Yardımcısı Ahmet Soley, Hacıbektaş Kaymakamı Yiğit Yaşar Demirer, Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Erdoğan Çiçek ve Prof. Dr. Fatma Karipcin, Rektör Danışmanı Doç. Dr. Abdulkadir Uzunöz,  Hacıbektaş Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. Ahmet Alparslan Erarslan, kamu kurum ve kuruluş müdürleri, sivil toplum kuruluş temsilcileri, 57 ilden Alevi Bektaşi ocaklarının kıymetli inanç önderleri ve temsilcileri, üniversitenin akademik ve idari personeli ile davetliler katıldı.  

Düzenlenen lokma ikramı TRT sunucusu İlknur Kaplan’ın bu ayın önemini ve anlamını topluma daha iyi ifade edebilmek  ve anlatmak, birlik ve beraberliği pekiştirmek adına muharrem ayı ve muharrem orucunun önemine  dair yaptığı konuşmayla başladı.

Kaplan; “Muharrem ayı Hz. Hüseyin’in Kerbela’da çektiği acıları ve uğradığı haksızlıkları hatırlatılarak aynı acılar yüreklerde hissedilip lanet okunurken, Kerbala şehitleri için gözyaşı dökülmesidir.  Aynı zamanda hepsi de haksızlara uğradığı düşünüldüğü için on iki imamların adları anılır ve yasları tutulur. Muharrem ayı sürecince hissedilen acı Hz. Hüseyin’in kişiliğinde tefsirini bulanan, haksızlığa uğramanın  hunharca katledilmenin acısıdır. Hz. Hüseyin ve Kerbela birer simgedir. Anadolu  Alevisi için Kerbela  olayı haksızlığa karşı tepkinin simgeleşmiş bir öyküsüdür. Saygı duyulan Hz. Hüseyin’in başkaldırısı ve direnci, üzüntüsü ise Kerbela olayının sonucudur.

Anadolu Alevilerinin tuttuğu muharrem orucu, aç ve susuz kalarak nefisi terbiye etme amacına yönelik değil,  asıl olan nefsi öldürmektir. Alevi Bektaşi felsefesinde nefis insanın en büyük düşmanı olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle de  en büyük savaş  insanın kendi içinde, kendi nefsine karşı verdiği savaştır. Hacı Bektaşi Veli’nin ifadesiyle “Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.”, Anadolu Alevilerinin inancına göre Eline, beline, diline sahip çıkmak en büyük oruçtur ve bu orucu bozmak en büyük günahtır.

Ölmeden önce ölmek, simgesel anlamda ölüp yeniden doğmayı ya da nefsini öldürmeyi ifade eder. Senede bir gün görülme veya sorumlu işleminden geçen ve toplumdan rızalık alan yol mensubu verdiği ikrarı  koruduğu sürece orucunu bozmamış ikrarını da kırmamış olur.
Anadolu Alevilerince tutulan muharrem orucunun ardından aşure pişirilir, aşure muharrem orucunun bittiği günün ardından   sunulur. Aşure  çağlar öncesinden günümüze yansıyan mitolojik bir yiyecek ve lezzet  olmanın yanında  aslında bir kazanda kaynamanın, kaynaşmanın hemhal olmanın  kültürel ve inançsal farklılıkları koruyarak aynı kazanda pişebilmenin bir simgesi olarak algılanmaktadır. Aslında kaynayan bu kazanda herkes kendi  varlığını korumalı, kimse ötekini kendine benzetmeye çalışmamalıdır.  Aşure lezzetinde güzel tatların var olması için birbirimize saygının, sevginin var olduğu bir süreci yaşamak ve yaşatmaktır” dedi.

Birlik Duası Edildi
Kaplan’ın konuşmalarının ardından tüm şehitler için bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Eskişehir yöresinden Seyit Garip Musa Ocağından Ali Güven dede eşliğinde birlik duası edildi. 

Rektör Bağlı; Türkiye’de Hacı Bektaş Veli ile İlgili Araştırma Enstitüsü Olan Tek Üniversiteyiz
Rektör Prof. Dr. Mazhar Bağlı “Öncelikle Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü  olarak siz kıymetli canları  Hünkârın makamında, Pirin huzurunda, muharrem yasında ağırlamaktan, konuk etmekten şeref duyuyorum.
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin bize çizmiş olduğu yolda ve göstermiş olduğu hedef doğrultusunda ilerlemek ve Türkiye’de bu bin yıllık geleneğin yeniden canlandırılması, farklılıkların bir arada  barış ve kardeşlik içerisinde yaşatılması ilgili önümüze konulan yolda birlikte yürümek için elimizden geleni gayreti göstereceğiz.
Anadolu’da farlılıkları bir arada, barış ve kardeşlik içerisinde bin yıllarca yaşatan görülmez bir felsefenin ve tasavvuf geleneğinin ilk müessirini oluşturan bu mekanda olmaktan ve bunun Türkiye’nin bugünlerde çok ihtiyacı olan temel düşüncelerden ve temel inançlardan birisi olduğunu biliyoruz.
Hz. Hüseyin efendimizin kanıyla hakikatle batıl arasında keskin bir çizgi çizdiğini ve yüzyıllardır bu matemi tutmak suretiyle bize iki şeyi her daim hatırlatan Alevi Bektaşi geleneğine minnettarız. Zulmün karşısında dik durmanın ve aynı zamanda da Efendimiz ve onun Ehl-i Beyt’ine yapılan haksızlığa karşı bu matemi içimizde sürekli bir kor ateş halinde tutarak, hem onun bize bıraktığı mirasa sahip çıkmak, hem de onun evladi yârine olan muhabbetimizi diri tutmak için bir gelenek oluşturduklarını bu geleneğin bugünde hali hazırda devam ettiğini çok rahatlıkla söyleyebilirim.
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Türkiye’de’ Hacı Bektaş Veli’ ile ilgili ‘Araştırma Enstitüsü’ olan tek üniversitesidir. Biz bu konuyla ilgili sadece Türkiye’de değil dünyanın değişik yerlerinde Bektaşi geleneği, felsefesi ile ilgili, Bektaşiliğin oluşturmuş olduğu tasavvufii yol ile ilgili çalışmaları takip etmek ve onların yeni bir vizyon oluşturmasına, karanlıklarda ilerlemenin zorunluluğunun önümüze çıktığı bütün zorlukları aşmak konusunda Bektaşiliğin yeniden bir ışık olup önümüze düşmesinin sağlayacak çalışmalar yapmak üzere büyük bir gayret içerisindeyiz. Tabi ki bunu bizler tek başımıza yapabilecek bir konumunda değiliz. Özellikle burada bulanan siz kıymetli canların, kıymetli mimarlarımızın, kıymetli seyitlerimizin ve  ocak dedelerinin yol göstermesiyle olacaktır. Sizin bize göstereceğiniz yolda ilerlediğimiz bu konuyu bütün dünyaya yeniden göstermek, bütün ülkemizin insanlarını bu felsefeyle buluşturmak ve tanıştırmak o zaman mümkün olacaktır. Bizler bunu akademik anlamda yürütebiliriz. Ama işin sosyolojik olarak, adap ve dergahla olan kısmını sizlerden öğrenmek durumundayız. Onun için bizim üniversitemizin Enstitüsü, sizlerin her türlü fikirlerine ve görüşlerine, her türlü önerilerinize daima açık konumdadır. Bu mevzuyla nasıl bir çalışma, nasıl bir etkinlik yapılması gerekiyorsa her şekilde, her halukarda emrinizdeyiz” diye konuştu.
Lokma Duası
Rektör Bağlı’nın konuşmalarının ardından Ordu Gürgentepe yöresinden Güvenç Abdal Ocağından Dursun Ali Göktepe dede tarafından lokma duası edildi.
Prof. Dr. Sivri;  Bugün Halen Güneş Doğuyorsa, Halen Şuan Da Önümüzde Bu Rızıklar Varsa ve Biz Bu Rızıklardan Beslenebiliyorsak, Onların Yüzü Suyu Hürmetinedir.
Programda söz alan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Medine Sivri tarafından ‘İnançsal ve Tarihsel Boyutlarıyla Muharrem Ayı ve Kerbela’ konusunda katılımcılara bilgi verdi.
Sivri konuşmasında ”İnsanlığın bilinen en eski sözlerine, yazılı kültürlerine, bir çok uygarlığa ve imparatorluklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu, kelimenin tam anlamıyla bir din ve kültür mozaiği, bir çok inancın, milletin bir arada yaşadığı barışçıl bir dünya düzeninde en olumlu mekanlarından birisidir. Özellikle savaşların dünyada en karanlık olduğu dönemlerde, orta çağda, Pir Ahmet Yesevi’nin Türkistan’da tutuşturduğu tüm dünyayı yavaş yavaş aydınlatacak aydınlatma meşalelisini 13. yüzyılda Anadolu’ya taşıyan ilim, irfan mektebinin önderleri, insanı kamil Horasan erenleri hem yaşam biçimleri hem de düşünceleriyle kendilerinden sonrakilere derin izler bırakmış ve önderlik etmişlerdir. Bu 13. yüzyılda bilimin, edebiyatın, felsefenin ve sanatın yeniden tomurcuğa durduğu, çiçek açtığı bir dönemdir. Horasan erenlerinin Piri de, asıl adıyla Muhammed Bektaş olan Hacı Bektaş Veli’dir. Horasan’dan, Nişabur şehrinden binlerce kilometre  öteden buralara gelip yurt tutan, inancı ve samimiyeti beyaz bir güvercine benzetilerek sıfatlandırılan Hacı Bektaş Veli, ata yurdu Horasan’dan, Meşe’den, Basra’ya, Bağdat’a, Irak’a, Kerbela’ya, Necef’e, Kudus’e, Mekke ve Medine’ye vararak sonunda Anadolu olan bu kutsal toprağa ayak basmıştır. Güneşin ülkesi Horasan’dan İslam’ın, Hz. Muhammed Mustafa’nın, yüce Ehl-i Beyt’in, güzel on iki imam inancını Anadolu toprağı ile buluşturmuştur. Bizlere, hepimizin atalarına ‘Bir olun, iri olun, diri olun’ diyen, ‘İncinsen de incitme’, ‘Her ne arar isen, kendinde ara’, ‘Nefsine ağır gelen hiçbir şeyi başkasına tatbik etme’, ‘Hiçbir milleti ve hiçbir insanı ayıplama’ diyen Hacı Bektaş Veli, duasıyla toprağı bereketlendiren, sofrayı nasiplendiren, hepsinde öte ve önemlisi yüreğimize nüfus ederek ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ demiştir.
Yedi haneli köyden tüm Avrasya’ya çıra olup ışık saçan Hacı Bektaş Veli,  yüzlerce dervişi ile, Anadolu toprağını Seyit Cemali ile, Hacım Sultanı ile, Güvenç Abdalı ve diğerleriyle  irfanlandırmış ve nurlandırmıştır.  
İşte bugün bu Muharrem ayında, Muharrem ayının onuncu gününde,  yine bir Kerbela’sında, muharrem mateminde, Hünkar, Pir, Hacı Bektaş Veli efendimizin huzurunda bir araya gelmiş durumdayız.  Bir araya gelişimisin temel nedeni, Hünkarımızın da dip dedesi, İslam’ın şehidi, Allah Resulünün güzel torunu, Allah’ın imamı Şah-ı Merdan Ali’nin ve Fatıma anamızın biricik evladı, cenneti gençlerin efendisi ki, sıfatıyla imam Hüseyin şehidi ve Kerbela’dır. O imam Hüseyin  ki, 10 Ekim 680 tarihinde tüm aile fertleriyle beraber Kerbela çölünde Yezit ve ordusu tarafından katledildiler. Kerbela’da kopan bu vahşet, Hak’ka karşı yanlışın, iyiye karşı kötünün doğruya karşı yanlışın, güzele karşı çirkinin kahrı ve zulmüydü. Her şeyden yukarda, her şeyden üstün ve yüce Ulu Yaradan buyurur ki, Hz. Muhammed için    ‘Habibim’ diye. Yüce Allah ‘Habibine’  öyle bir sevgiyle sarılmış ki, O’na ‘Sevgili’ sıfatını vermiştir. Gelin bakın ki, Yüce Allah’ın dahi ‘Habibim’, ‘Sevgilim’ diye hitap ettiği yüce Peygamberimizin torunu İmam Hüseyin efendimize bir zulme,  bir şer, bir hain çıkıyor, ne acıdır ki zulümlerden zulüm yapıp onu katlediyor. Bu katledilişle, Yüce Allah’ın da kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de vahiy ettiği gibi, Allah katında kutsal olan İslam dininin aslında tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle kendisini de ortaya koyuyor. Nasıl mı;  ‘Zulüm karşısında susan alçaktır’ diyen imam Hüseyin, doğruluğun timsali İmam Hüseyin; Allah için, hak için, İslam için, dedesi Resulallah efendimiz, atası İmam Ali efendimiz, anası Fatıma anamızın yolunu, erkanını, inancını, dergahını korumak ve sahiplenmek adına, canını, ciğer paresini ve evlatlarını Kerbela çölünün kumunda şehit veriyor. Bitmiyor bu zulüm, geliyor o Ehl-i Beyt ailesinin   büyük halası Hz. Zeynep anımızı da buluyor. Yüce Peygamberimizin torunları İmam Ali ve Fatıma anamızın kızları develerin üzerlerinde cariye muamelesi görerek, yüzlerce kilometrelik çölü yürütülerek Şam şehrine götürülüyor. Ne acıdır ki tüm bu zatlar,  Yüce Allah’ın ‘Habibim’ dediği Peygamberimizin torunlarıdır. İyi ve kötü çatışmasının hazin bir sonucudur. Bugün halen güneş doğuyorsa, halen şuan da önümüzde bu rızıklar varsa ve biz bu rızıklardan beslenebiliyorsak, onların yüzü suyu hürmetinedir.
Söylenecek çok söz var, yaramız çok derin. Ama burada sözlerimi tamamlarken, onlarca ilden yüzlerce canı bir araya getirme nezaketi ve gayreti gösteren başta Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mazhar Bağlı olmak üzere emeği geçen herkese ve siz değerli canlara çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle başta sizler olmak üzere tüm canlarımızın matem oruçlarının ve hizmetlerinin hak katında kabul olmasını temenni ediyor, sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi.
Samsun Ladik yöresinden Cem Aşığı Kul Beşir Mahlaslı Aşır Korkut Telli Kuran bağlamasıyla, Aşık Mehmet Erkan kemanıyla ‘Aşıkların dilinden ve erenlerin kelamında İmam Hüseyin ve Kerbela’ya dair mersiyelerin ardından Eskişehir Seyitgazi Üçsaray Köyünden Erdebil Süreğinden 12 Yol Bacısı mersiyelerle katılımcılarla buluştu.
Program tüm misafirler adına Eskişehir Hacı Bektaş Veli Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ergül Sivri’nin selamla konuşması ve ardından Rektör Prof. Dr. Mazhar Bağlı ve protokol üyeleri tarafından katılımcılara ve emeği geçenlere günün anısına plaket taktimi ile son buldu.

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.