banner177
banner195

Osmanlı'da Şahsiyetli bir nesil için Eğitim “Çocuk Yaşta” Başlıyordu

Hiç şüphesiz ki Osmanlı’yı “Osmanlı” yapan unsurların başında asırlardır başarı ile uyguladığı eğitim gelmektedir.

Osmanlı'da Şahsiyetli bir nesil için Eğitim “Çocuk Yaşta” Başlıyordu

banner143
banner134
Güllü Sonakalan: “Sıbyan mekteplerinde erkek ve kız çocuklar herhangi bir ayırıma tabi tutulmadan eşit şartlarda okutulmuşlar ve yetiştirilmişlerdir.” 

Bu başarılı eğitim sistemi sebebiyle Devlet-i Â’liyye Osmaniye, 400 atlıdan koskoca cihangir bir devlet haline gelmiş, 320 yıl dünyanın tek süper gücü olmuş, hangi dil, dîn, ırk ve coğrafyadan olursa olsun insanları toplulukları bir arada yaşatmayı başarmıştır.

Osmanlı toplumunun ailede başlayan bir eğitim felsefesi vardı. Çocuğa önce insan olduğu tanıtılır yani kendini tanıması sağlanır, daha sonra ise sorumlulukları ve görevleri bildirilirdi. Geniş pencereden bakarsak; Osmanlı eğitim felsefesinin temel amacı insan-ı kâmil yetiştirmekti. Bunun yanında medrese de, mektep de çocuğa ne vereceğini biliyordu. Aslında halk yetiştirmekten ne beklediğini biliyordu: EDEP…  

Osmanlı’da edep vardı, değerliydi ve tüm müesseseler evvelâ onu öğretiyorlardı ve öğretmenler, imanın, irfanın temsilcileriydi. 

Osmanlı’da âdâbın, erkânın, terbiyenin verildiği ilk müessese aileydi. Osmanlı ailesi dendiği zaman tasavvufun yaşandığı bir aile düşünmelisiniz. Tasavvuf, Osmanlı hayatının vazgeçilmez bir parçasıydı. Yani Kur’ân’daki Peygamber Efendimiz (SAV)’in ve sahâbenin yaşadığı İslâm’ı yaşarlardı. İslâm, Osmanlı’nın ruhuydu. 

Osmanlı’da sıbyan mekteplerinde kültürlü insan yetiştiriliyordu.

Osmanlı’da acaba eğitim kaç yaşında başlıyordu, kız-erkek çocuklarının eğitimi nasıldı, anne ve babaların çocuk eğitimine verdiği önem ve Osmanlı devlet sisteminde çocuk eğitiminin önemi konusunda İGEDER-İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği Koordinatörü Güllü Sonakalan’la konu ile ilgili yaptığı detaylı araştırması üzerine kısa bir söyleşi yaptık.
İşte cevaplar: Sıbyan mektepleri deyince bizim aklımıza sizce ne gelmeli, sıbyan mektebi nedir?

Sıbyan mektepleri deyince hemen aklımıza kelimenin anlamı gelmektedir. Sıbyan, Arapça ‘sabiyy’ kelimesinin çoğulu olup “bâliğ olmamış erkek çocuk, bulûğ yaşına varmamış oğlan” anlamına gelmektedir. Her ne kadar kelime manası itibariyle erkek çocuğu ifade etmekte ise de, sıbyan mekteplerinde erkek ve kız çocuklar herhangi bir ayırıma tabi tutulmadan eşit şartlarda okutulmuşlar ve yetiştirilmişlerdir. “Sıbyan Mektebi” ifadesine gelince, sabî denilen beş-altı yaşındaki çocukların ilk tahsilini vermek üzere tesis olunan mekteplere denir.

HER MAHALLE AYRI BİR EĞİTİM YUVASI
Osmanlı'da hemen hemen her mahalle de var mıdır? Evet Osmanlı dönemi dikkatli bir şekilde incelediğinde hemen hemen her mahallede özellikle de her açıdan güneş gören köşe başlarında bir sıbyan mektebi bulunmakta idi. Hatta bu nedenle Sıbyan Mekteplerine Mahalle Mektepleri de denmekteydi.
Bu mekteplerde eğitim veren “eğitimcilerin” özellikleri var mıydı? Sıbyan mektebinde öğretmenlik yapacak olanlar bir mahallenin şeref ve haysiyet sahibi simaları arasından seçilirdi. Bir öğretmenin, şeref ve haysiyetine uymayan yerlere gitmesi şöyle dursun, avam arasına girip oturması ve mahalle dedikodularına karışması dahi hoş görülmezdi. O dönemde sıbyan mekteplerine o kadar çok önem veriliyordu ki derslere girecek öğretmenler bile ayrı eğitimden geçerdi. Fatih sultan Mehmet, Medrese teşkilatını kurarken Eyüp ve Ayasofya’da açtığı medresede Sıbyan Mekteplerinde öğretmenlik yapacaklar için ayrı dersler koydurmuş ve bu dersleri görmeyenleri Sıbyan Mekteplerinde öğretmenlik yapmaktan men etmiştir. Bu dersler, Arapça sarf ve nahiv, Edebiyat ( mania, beyan, bedi), Mantık, Muhasebe, âdabı ve tedrsi usulü, münakaşalı akaid ( kelam ilmi), riyazat ( hendese ve heyet) dir. Bu programa baktığımızda Fatih’in ne kadar ileri görüşlü olduğu çok açıktır. Avrupa’ya baktığımızda Matematik dersinin ancak 1890 yıllarında ders programlarına girmiş olduğunu görürüz. Ancak bu usulün zamanla değiştiğini ve medreseden icazet alınarak Sıbyan Mekteplerinde öğretmen olunabildiği görülmüştür. Daha sonraki süreçlerde de sıbyan mekteplerinde öğretmenliğin mahallenin imamına veya müezzinine bırakıldığı gözlenmiştir. Sıbyan mekteplerinde eğitim öğretim müfredatı nasıldır , sadece kuran üzerine mi yoksa okuma-yazma-genel beceri bilgileri de var mıydı? Mahalle mekteplerinde okunan dersler gelince de; XIX. asrın ikinci çeyreğine kadar mektebin şehirde, kasabada, köylerde oluşuna göre değiştiği gibi vakfiye şartlarına, dönemlere, hocalara göre de farklılıklar gösteriyor. Kur'an mektebinde öğretim; hoca ve öğrencilerin gün doğarken okula gelmesi ile başlar, yemek zamanına kadar hiç durmadan devam ederdi. Öğrencilerden bir kısmı yemeklerini evlerinde yer ve okula dönerlerdi, bir kısmı da evden getirdikleri yemeklerini okulda yerlerdi. Hoca çıkınca kalfa denilen büyük öğrenci ile gün batıncaya kadar derslere devam edilirdi. Bu okullarda hiç teneffüs yapılmaz öğretim yatsı namazına kadar devam ederdi. Teneffüs için verilen aralarda peygamber için kasideler okunurdu.

2.BEYAZID DÖNEMİNDE KURUMSALLAŞIYOR
İlk yazılı ders programı ne zaman başlamış? Sıbyân Mekteplerinin Osmanlı devrine ait ilk yazılı ders programını Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Beyazıt’ın vakfiyesinde buluyoruz; “ve Muallimhaneyi dahi talimi eytam ve evladı fukara için vakfetti ki onlara mektephanede muallim ve halife olanlar talimi kelâmı kadim ve Kur’anı azim edeler ve bir salih hafızı kelâmullah ve namazın erkanın ve şeraatin bilir ve sıbyan talimine münasip ve kadir kim ise muallimhanede eytamdan ve sıbyanı fukaradan otuz nefer oğlancıklara yevmi cumadan gayri günlerde mushafı kerime baka, Kur’anı menit okuda ve kemayenbeği öğrete ve bildire ve mazilerin ve geçmiş derslerin dinliye ve namaza müteallik nesneleri okuda ve bildire ve tedibe muhtaç olanları şer’i eyliye ve hizmetinde daim ciddi sa’y eyliye ve destur vericek zaman vakıfın ruhu için ve kabulü tilaveti eytam için dua ettire ve bir Salih hafız kim ise anda kalfa ola, sıbyân okutmakta ve bildirmekte ve mazilerin dinlemekte ve tedipte muallime daim muavenet eyliye”.

İSTANBUL BEYEFENDİSİ VE HANIMEFENDİSİ YETİŞİYORDU
Dersler de neler vardı, sadece Kuran-ı Kerim veya dini bilgiler değil sanırım? Vakfiyelerde de belirtilmiş olduğu gibi Hatt- Kaligrafi yani güzel yazı yazma dersidir. Okumanın yanında güzel yazı yazmayı da öğretmeyi amaçlar. Böylece Sıbyân Mekteplerinde Hatt’ın yani güzel yazının programa alınmasıyla birlikte küçük yaşlardan itibaren estetik ve bu duygunun geliştirilmesine önem verilmek istendiği söylenebilir. Arap yazıları ve Arapça metinler üzerinde nakkaşlık ve kopyacılık şeklinde yaptırılıyordu. Bazı mahalle mektepleri veya mahalle mekteplerinin bir kısmı aynı zamanda hafızlık yapılan merkezler olarak da gelişme göstermiştir. Yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla mahalle mektebi hocası mektebin müstakil bir odasında veya belli saatler arasında hafızlık yapan talebelerle ilgilenmektedir. Sadece hafız yetiştiren hocalar da elbette vardır. Burada vakfiye, hocanın şahsî durumu, okutma arzusu ve imkânları kadar kabiliyetli talebeler ve velilerin talepleri de etkili ve belirleyici olmaktadır. Sıbyan Mekteplerinin eğitim süresi ne kadardır? 1846’da basılan bir talimnameden de o devrin sıbyân mekteplerinde uygulanan ders programlarını öğreniyoruz. “ Sıbyan mekteplerinin süresi dört senedir ve okutulan derslerle kitaplar şunlardır: Elifba, Kur’an, İlmihal, Tecvit, Muhtasar Ahlâk-ı Memduha Risaleleri, Türkçe ( dilinde sülasi, rubaî, humâsî ve südâsî isimlerle tertip edilmiş) Lügat, Sülüs ve Nesih yazıları.” Mahalle mektepleri, XIX. asrın ikinci çeyreğinden itibaren daha nizami ve programlı bir tedrisat yapan Mekteb-iİbtidaîlere, giderek İlk mekteplere dönüşürken ders adetleri, adları ve programları da gelişip zenginleşiyor, netleşiyor. Ve sık sorulan bir soru ,sıbyan mektepleri deyince kızların eğitimi sorgulanıyor, kızlar sıbyan mekteplerine gitmez miydi, ya da gönderilmez miydi ya da kızların eğitimi nasıldı sıbyan mekteplerinde? Daha öncede bahsettiğimiz gibi . Her ne kadar kelime manası itibariyle erkek çocuğu ifade etmekte ise de, sıbyan mekteplerinde erkek ve kız çocuklar herhangi bir ayırıma tabi tutulmadan eşit şartlarda okutulmuşlar ve yetiştirilmişlerdir. Kız çocuklar ile erkek çocukların yan yana değil de ayrı ayrı oturtulduğu bir sınıf düzeninin mevcut olduğuna rastlamaktayız araştırmalarımızda. Kimi zaman da kız çocuklarına ayrı mekteplerde Kur’an okumayı bilen ve muayyen risaleleri okuyabilen ihtiyar kadınların da öğretmenlik yaptığına rastlanmaktadır.

GİDEREK KÜLTÜRÜMÜZDÜN UZAKLAŞIYORUZ
Sıbyan mekteplerinde yetişmiş ve kendini daha sonra yetişmiş hanımlar hakkında bilginiz var sa bahsedebilir misiniz? Yaptığım araştırmalarda Sıbyan Mekteplerinden mezun olan hanımların o döneme dair unutamadığı hatıralarının var olduğuna şahit olduk. Özellikle kız çocuklarının eğitimlerinde küçük yalardan başlanarak bir Hanımefendi nasıl olmalıdır? Oturup kalkmasından tutun ev içerisindeki rollerin ve ahlaki yapısına kadar kendileri ile ilgilenildiğini ifade ettiler. En çok da hatıralarında özellikle “Tefekkür” amaçlı kabristanlara yapılan ziyaretler ve o kabristanların süpürülmesi gibi ulvi vazifelerinin etkisinde kaldıklarını ifade ettiler. Sizce sıbyan mekteplerinin günümüz karşılığı var mıdır? Yani günümüzde de sıbyan mektepleri yerine konabilecek başka bir kurum var mıydı, ya da sosyal hayata etki edecek şekilde bir proje olabilir mi? Bu sorunuza üzülerek günümüzde Sıbyan Mekteplerinin yerini tutabilecek kurumların var olmadığını söyleyebilirim. Tarihimizden ve kültürümüzden uzaklaştıkça eğitim hayatımızdaki kalitenin de azaldığını görüyorum. Eğitim müfredatlarımızın gözden geçirilerek tekrardan o eski kaliteyi yakalayabiliriz. Şu anki okullarımıza baktığımızda kültürümüzden uzaklaşmış bir sistemi görüyoruz. Yine bu kadar karamsar olmamak gerektiğini ve birçok üniversitenin okul öncesi döneme ait fakültelerinin müfredatında güzel dönüşümlerin de olduğunu söyleyebiliriz. Güzel bir proje ile tekrardan neden yeşermesin o güzel tohumlar? Ülkemizin böylesi önemli projelere ihtiyacı var. Karakterli nesillerin yetişmesini istiyorsak tohumu mümbit topraklara atmalıyız.



Röportaj: Fahri Sarrafoğlu
Kaynak: Bu haber http://www.dinihaberler.com.tr/'dan alınmıştır.

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.