Eskişehir Sendromu


Doc. Dr. Yener Tekeli

Doc. Dr. Yener Tekeli

Okunma 11 Nisan 2018, 20:06

Eskişehir Sendromu

Terörle mücadelede çok ciddi adımlar atıldığı sınır ötesi operasyonlar yapıldığı bundan da tüm dünyanın üstü örtülü takdir ettiği bir dönemi yaşıyoruz. Ordumuzla ve her fırsata onlarla beraber olan milletimizle gurur duyuyoruz. Doğrusu bizleri gelecek için ümitlendiriyor bu gelişmeler.

PKK ve ve DAEŞ terör örgütlerinin inlerine girilirken geldikleri bataklıkta kurutmaya başlamış iken bir yandan da FETÖ terör örgütü ile mücedele devam ediyor. Ediyor da örgütünün inlerine tam anlamıyla girilemediği zira inlerin derinliklerinden sesler geldiği aşikar ki bu inlerin önüne tuğla örmek onlardan kurtulmak anlamına gelmiyor besbelli.

Devletin kılcal damarlarına nüfuz eden sinsi bir yapıdan bahsediyoruz. 15 Temmuz sürecinden beri binlerce hakim, savcı, asker, polis, akademisyen vs bulundukları pozisyonlardan temizlemek adına uzaklaştırıldı lakin onlar hala aramızda yaşıyorlar. Tabi ki bu noktadan sonrası için adli bir hüküm giymemişlerse yapılacak bir şey yok ama topluma yansıttıkları haklı yada haksız mağdur oldum algısı ve çevreye verdİikleri dezenformasyon ister istemez bir takım tepkileri de beraberinde getiriyor. Hemen hemen hiç kimse FETÖ ile mücadeleye karşı çıkmıyor ama mücadeledeki sulandırma gayretleri ve buna çanak tutulmalar özellikle yargı mensuplarının bilinçli veya bilinçsiz bu sulandırmalara çanak tutması toplum psikolojisini derinden sarsıyor.

Şunu ifade etmekte fayda var. FETÖ ile mücadelede en kararlı duruşu sergileyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır ve aynı kararlılıkta ikinci bir kişi varmıdır diye sorarsanız hayır derim. Bu mücedeleyi tek başına Erdoğan’ın sırtına yüklemek ona da ülkeye de haksızlık olur. İktidarı zan altında bırakmak adına söylemiyorum elbette. Lakin madem binlerce kişiyi FETÖ soruşturmaları kapsamında uzaklaştırdınız, yerlerine gelecekleri de daha hassas süzgeçlerden geçirmek zorundasınız zira KRİPTO gibi bir kavram bu dönemde popüler olmadı mı? Madem ihbar ve itirafçı müessesesini aktif hele getirdiniz durumdan vazife çıkarıcıların bilinçli olarak oluşturduğu puslu havaya meydan vermeyeceksiniz. FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilere yönelik algı operatörlerinin iddialarını ciddiyetle araştıran savcıları iş başına getireceksiniz. Şahsen benimde yakından uzaktan tanıdığım ve FETÖ ile hiçbir iliyetlerinin olmadığını bildiğim pek çok kişinin bulundukları kurumda FETÖ kumpası ile kişisel haklarından mahrum kaldıklarını söyleyebilirim. Bu durum daha ileri boyutta zaman zaman cinnet ortamını beraberinde getiriyor ki birkaç gün önce Eskişehir Osmangazi Üniversitesindeki katliam tam da bunu anlatıyor sanki.

Akademik hayatı şaibelerle dolu psikolojik sorunu olan ve hakkında birden fazla FETÖ soruşturması bulunan Volkan Bayar’ın ihbarcı itirafçı sıfatıyla özellikle başta husumeti bulunan kişiler olmak üzere onlarca kişiyi FETÖ cü olmakla suçlayıp çoğununda ihraç edilmesine yol açması, kişinin geçen üç yılda üniversitede yaşadıkları ve yaşattıkları bu katliamın habercisi gibiymiş sanki. Bu olay bir zaman geçecek ve adli bir vaka olarak arşivlerde yerini alacak lakin benzer olayların yaşanmayacağı anlamına da gelmiyor.

Üniversiteler toplumun aydınlık yüzünün sahnesidir. Bu sahneyi kara bir perde ile kapatmak isteyen fırsatçılar, sözde itirafçılar maalesef üniversitelerin değişik kademelerinde iş başında. Tüm üniversitelerde rektörler de dahil her kademeden herkesin istihbaratının yeniden gözden geçirilmesi, bağlantılarının araştırılması gerekir. Halehazırda rektörlere yansıyan şikayet ihbar vs dilekçelerin ne sıklıkla gündeme getirildiği ya da getirilmediği, rektörlüklerde devam eden soruşturmaların akibetleri tek tek araştırılmalı. Önümüzdeki hafta YÖK genel kurulu toplanacak ve bu toplantı önemli kararlar alınan bir toplantı olmalı yoksa sadece Eskişehir’deki olayı kınamak için toplanılmış olmasın.

Bir akademisyen olarak üniversitelere değindim ancak bahsettiğim bu incelemelerin tüm kamu kurumlarında yeniden yapılması gerekir. Üst kademelerde ne kadar istenilirse istensin alt kademeler geçişte FETÖ ile mücadelede sıkıntılar var. Maalesef bulunduğu makamın hakkını veremeyen kişiler bu sıkıntılara meydan veriyorlar. Bu kişiler ya geçmişinde doğrudan bu yapıyla içli dışlı olmuş ve hasbel kader konumunu korumuş kişiler ya da devlet millet kaygısı olmayan sekiz beş mesaisi memuru olup bana bir şey olmasın diyen vurdum duymazlar. Hala belli kademelerde olup işinin görülmesinde sıkıntı istemeyen göz yumuculardan da bahsedebiliriz. Bunu daha da çeşitlendirmek mümkün ama bunlarla mücadele etmek elbette devletin işleyen kurumlarının görevi. Bunların tamamını Sayın Erdoğan’ın tek tek bilmesi de mümkün değil ama bakanların vekillerin bürokratların arıza veren bu yapıyı çalışır hale getirmek adına toplumdan yükselen bazı itirazlara kulak vermesi şikayetlerin de aynı hassasiyetle incelenmesi ve en önemlisi devam eden davaların bir an önce karara bağlanıp görevinden haksızlıkla uzaklaştırılan çalışanların ivedilikle görevlerine iade edilmesi toplumsal barışı sağlama adına çok büyük önem arz edecektir. Bu işin toplumsal ve en önemli boyutu. Yaklaşan seçimleri dikkate aldığımızda siyasi boyutunun da düşünülmesi gerekir.

Doç.Dr. Yener TEKELİ

Yükleniyor...
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.