banner461
banner195

Bocuse d'Or’da bir Kapadokyalı

Adım Kürşad. Antalya bölgesinde dünyanın her yerinden seçkin misafirler ağırlayan 5 yıldızlı bir otelde İtalyan şefi olarak çalışıyorum. Bölgenin en genç şefi olmak büyük bir ayrıcalık.

Bocuse d'Or’da bir Kapadokyalı
18 Temmuz 2017 Salı 12:59

banner143
banner134
Adım Kürşad. Antalya bölgesinde dünyanın her yerinden seçkin misafirler ağırlayan 5 yıldızlı bir otelde İtalyan şefi olarak çalışıyorum. Bölgenin en genç şefi olmak büyük bir ayrıcalık.
Gastronomi dünyasına adım atmam aslında tamamen tesadüfler sonucu oldu. Lisede aşçılık bölümünde okudum. Bu yıllarda katıldığım yarışmalardan kazandığım onlarca madalyanın yanısıra ülkemizi karış karış gezme fırsatı bulmuş olmam ve mesleğin doğasında bulunan yoğun tempo beni aşçılığa daha çok bağladı. Artık geleceğimle ilgili olarak ne istediğimi biliyordum. 
Liseden sonra kariyerime en çok katkıyı sağlayacak üniversiteyi araştırmaya başladım ve bu sayede Kapadokya Meslek Yüksekokulu ile tanıştım. Mesleğin içinden gelen kaliteli eğitmen kadrosu, son derece profesyonel ekipmanlardan oluşan bir mutfağa sahip olması, uygulamalı derslerde kullanılan oldukça yüksek maliyetli ürün yelpazesinin dâhi okul tarafından karşılanıyor olması benim için büyük bir şanstı.
Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nda aldığım yoğun teorik ve uygulamalı eğitim bana hiç beklemediğim ölçüde yepyeni ufuklar kazandırdı ve gastronomi alanında bu genç yaşımda kendime dünya çapında oldukça iddialı hedefler koymamı sağladı. 
Hocalarım sayesinde 1. sınıfın sonunda dünyanın en büyük yarışması olan Bocuse d'Or’un içinde buldum kendimi. Daha öğrenciyken böyle bir yarışmaya katılmayı ve birden fazla ülke gezmeyi hayal bile edemezdim. Size daha mezun olmadan böyle bir imkân sağlayan bir okulunuzun olması anlatılamayacak bir duygu… 
Dünyanın en prestijli aşçılık/gastronomi yarışması Bocuse d'Or’da bir ’Kapadokyalı’… 
Bocuse d'Or, 20.yy’ın en büyük şefi olarak anılan ve Lyon’da işlettiği restoranlar ile kentin dünya çapında bir gurme merkezi olarak anılmasında büyük pay sahibi olan Paul Bocuse adına 1987'den beri düzenlenen dünyanın en önemli gastronomi yarışması. Bu yarışmada dünyadan 24 yetenekli şef, ekipleri ile birlikte jüri ve seyirciler önünde 5 saat 35 dakikada yemek pişiriyorlar. 
Aynı malzemelerin 24 değişik yorumuyla hazırlanıp sunulduğu Bocuse d’Or’daki evrensellik ve çeşitlilik gastronominin gelişmesinde ne kadar önemliyse, her ülkenin kendi yemek kültüründen, kendi deneyimlerinden bir şeyler katabilmesi de bir o kadar önemli. 
Bundan sonrasını Kürşad’ın kendisinden dinlemeye devam edelim:  
Aşçılık programı başkanımız Remzi Güçlü, 2015’in Ekim ayında Alanya'da yapılacak ulusal bir yemek yarışmasında yüksekokulumuzu temsil edecek dokuz kişilik ekibi belirleyebilmek için öğrenciler arasından kura çekiyordu. Ailem Antalya’da yaşadığı için yarışmaya katılacak olan ekipte yeralmayı çok istedim. Ancak kurada çıkmadım. Bunun üzerine bir sınıf arkadaşımla birlikte arabaya atladık ve yarışmaya katılmak üzere Antalya'ya yola çıkmış olan arkadaşlarımızın peşine takılmaya karar verdik.
Alanya'da fine dinning üzerine bir restoran işleten şef Mutlu Şevket Yılmaz, Bocuse d'Or Türkiye ön elemelerini geçmiş ve yarışmanın Türkiye finali için bu sırada kendisine bir yardımcı aşçı arıyormuş. Yetiştirdiği öğrenciler arasında aranan özelliklerde birileri kesinlikle vardır düşüncesiyle konuyu aşçılık programı başkanımız Remzi Hoca’ya açmışlar. Yarışmanın ardından akşam arkadaşlarımın kaldığı otele geçtiğimizde Remzi Hoca bana Bocuse d'Or’dan bahsetti.
Bocuse d'Or’u biliyordum ve dünyanın bu en prestijli aşçılık yarışması için kendimi yeterince hazır hissetmiyordum. Sonuçta daha mezun bile olmamıştım ve Remzi Güçlü'den öğreneceklerim vardı. Ancak aynı akşam şef Mutlu Şevket Yılmaz’ın restoranına gitmemizle birlikte 9 ay sürecek ve bana çok önemli tecrübeler kazandıracak olan serüven de başlamış oldu.
Ertesi sabah şef Mutlu Şevket Yılmaz ile önce alışveriş yaptık. Ardından restorana geçerek şefin aylardır hazırlandığı menüyü tanıyarak çalışmalara başladık. Bocuse d'Or Türkiye finallerine hazırlanmak için toplam 35 günümüz vardı. Her gün 5 saat 35 dakika antrenman yapıyor, ardından o günkü performansımızı değerlendiriyorduk.
Ancak öğrenciliğim devam ediyor ve sınavlar için okula geri dönmem gerekiyordu. Bocuse d'Or’a katılan tüm ekipler hazırlanmak için aylarca kampa girerken şef Mutlu ile tanıştığımda yarışmaya sadece bir ay vardı ve ben bu bir ayın yedi günü final sınavlarından dolayı çalışmalara katılamayacaktım.
Sınavlara girmek üzere okula döndüğümde şef Mutlu geri gelmeyeceğimi düşünerek farklı üniversitelerde aşçılık okuyan öğrenciler ile denemelere başlamıştı. Ancak Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nun eğitimi hiç bir üniversiteye benzemiyor olacak ki sınavlardan sonra dönüşümle birlikte kaldığımız yerden hazırlıklara devam ettik.
Final sınavlarımdan dolayı kaybettiğimiz zamanı mümkün olduğu ölçüde telafi edebilmek için sabahları saat beş buçukta kalkıyor ve antrenmanlara başlıyorduk. Akşamları ise saat on bir – on ikiden önce restorandan çıkmıyorduk. Ertesi gün yine aynı tempoyla devam ediyorduk. Yoğun çalışma temposundan bitkin düşmüştük ama kazanacağımız konusunda hiçbir şüphemiz yoktu.
27 Kasım 2015’te yapılan Bocuse d’Or Türkiye finalleri için 24 Kasım’da yanımızdaki 20 bavulla birlikte İstanbul’a uçtuk. Ertesi günümüz hazırlıklarla geçti. Heyecanımız gittikçe artıyordu, ancak kendimizden de emindik. Ne de olsa kısa bir süre içerisinde iyi bir takım olmuştuk. Fakat yarışmadan önceki son akşam yarışmanın yapılacağı alanı gezdiğimizde az da olsa umutlarımız kırıldı. Yarışmaya katılan tüm diğer şefler yanlarında özel soğutuculu kamyonlar, servis araçları, özel hazırlanmış dolaplar ve sous vide vakum makinaları getirmişlerdi. Bizim yanımızda ise 20 bavula ne sığdırabildiysek o vardı.
Yarışma günü erken kalkıp önce kahvaltı ettik. Sonra yarışmanın yapılacağı alana geçtik. Kendi kendimize, “artık en iyi bildiğimiz işi yapma zamanı, tutkumuz ve maharetimizin önünde kimse duramaz” diyorduk. Yarışmaya çok iyi başladık. İyi tasarlanmış bir makine gibi sıfır hata ile ilerliyorduk. En iyi komiyi seçecek olan şef yarışmanın üçüncü saatine girdiğimizde, “benim için en iyi komi hiçbir yönlendirmeye ihtiyaç duymadan şefinin tabaklarında ona yardımcı olabilendir” demesiyle önüme baktığımda balık tabaklarını basıyordum…
Yarışmayı beş buçuk saatin sonunda hatasız bir şekilde tamamladık. Mutfak temizliğine başladığımızda “evet oldu işte, bu iş bu kadar” diyorduk. Sonuçların açıklanmaya başlandığı an tam kalbim duracaktı ki kendisi de Bocuse d'Or’da derece almış ünlü bir şef olan Roland Debust yılın en iyi komisi olarak adımı açıkladı. O an hissettiklerimi, heyecanımı, sevincimi tarif etmem mümkün değil. Hayatımda hiçkimseye o an şef Roland Debust’a sarılmak istediğim kadar sarılmayı istediğimi hatırlamıyorum.
Ancak yarışma daha bitmemişti. Sonuçta benim en iyi komi seçilmem Bocuse d'Or Avrupa finallerine katılmamıza yetmiyordu. Ve sonunda o unutulmaz an geldi. En iyi şef ve ekip olarak ismimiz anons edildi. Sevinçten yerimizde duramıyorduk. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. O an kameralara kontrolsüz ve oldukça anlamsız bir şekilde sırıtarak poz vermekten başka hiçbir şey elimden gelmedi. Bocuse d'Or Türkiye finallerinin ardından son sınavlarımı verip mezun olmak için okula döndüm.
Yarışma koçumuz Norveçliydi ve Bocuse d'Or Avrupa finallerinin bu seneki ana teması olarak geyik eti ve starlet balığı seçilmişti. Bu malzemeleri Türkiye’de bulumak oldukça zordu. Daha iyi bir şekilde hazırlanabilmek için yarışmaya kısa bir süre kala, yani Gastronometro’da düzenlenen basın yemeğinin hemen ardından çalışmalara koçumuzun Norveç'in Trondheim kentinde bulunan restoranında devam etmeye karar verdik.
Norveç’teki şartlarımız çok iyi sayılmazdı Tüm sıkıntılara rağmen yine de yılmıyor, sabah sekizden akşam dokuz - ona kadar antrenman yapıyorduk. Norveçli koçumuzun mutfağında antrenman yaparken kullandığımız mutfak ekipmanlarını yarışmada da kullanacaktık. Fakat bu ekipmanları Trondheim’dan Bocuse d'Or Avrupa finallerinin yapılacağı Macaristan’ın Budapeşte şehrine götürmek kolay olmadı. Çeşitli nedenlerden dolayı ekipmanları uçakla götürmek mümkün olmayınca araba kiralamaya karar verdik. Fakat üç gün arabayla yolculuk ettikten sonra yarışmaya katılmak zorunda kalmıştık. Bu haksızlıktı…
Aksilikler Avrupa finallerinde de yakamızı bırakmadı. Yarışmanın sonucunda 1006 puan aldık. Bir önceki sene bu puanla Avrupa finallerini geçip dünya finallerine katılma hakkımız olurdu. Ancak bu puan bizi bu sene dünya finallerine taşımaya yetmedi. İspanyolların Tapas mutfağını veya İngilizleri geride bırakmış olmak bizim için sadece bir teselli oldu. Hayalim, Bocuse d'Or yarışmasına Kapadokya Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı öğrencilerinden oluşan bir ekiple şef olarak bir daha katılmak.

Kaynak: MHA
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.