banner177
banner195

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Bizim İçin Bir Darbe Şehididir

Tarih boyunca dış düşmanlara karşı kahramanca çarpışmışız ama iç ihanetler bizi kemirmiş. Bunu bilen dış mihraklar ise hep içimize nifak sokmuş. 15 Temmuz aslında o günlerin habercisi olarak halkımıza bir kez daha dejavu yaşattı.

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Bizim İçin Bir Darbe Şehididir

banner143
banner134
Tarih boyunca dış düşmanlara karşı kahramanca çarpışmışız ama iç ihanetler bizi kemirmiş. Bunu bilen dış mihraklar ise hep içimize nifak sokmuş.
Osmanlıyı hatırlayalım.  Taht kavgaları, isyanlar, darbeler... Tüm bunlar Sizlere bir şeyler hatırlatıyor mu?

15 Temmuz aslında o günlerin habercisi olarak halkımıza bir kez daha dejavu yaşattı. Zira Nevşehirli olmasıyla övündüğümüz Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'da bir Darbe mağduru olarak boğdurularak şehit edilmişti, bu olay tarih sayfasına kara bir leke olarak geçildi.

Yıl 1730... Patrona Halil isyanı. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve beraberinde bazı vezirler boğduruldu. Padişah III. Ahmet tahttan çekilmek durumunda kaldı.Çok sayıda kişi bu darbe sonucu hayatlarını kaybettiler.


Patrona Halil isyanı nasıl oldu ? Ardından neler yaşandı ? İşte Bir yeniçeri geleneği: Darbe

Patrona Halil ve arkadaşları Yeniçeri Ocağına girerek burada bulunan askerleri yanına çekti. İsyancılar hapishanelerdeki mahkumları salıverdiler. Sayıları hızla artan isyancılar Sultanahmet’teki At meydanında toplandılar.

12 yıl boyunca sadrazamlık görevinde bulunan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dan memnun olmayan ve ona karşı olan devlet adamları, devlet içerisinde yapılan ıslahatların Yeniçeri Ocağında da yapılacağı yönünde söylentiler çıkararak Yeniçeri Ocağını kışkırttılar.

HA­MAM­DA PLAN­LA­NAN DAR­BE

Hor­peş­te­li Ar­na­vut Ha­lil, ha­mam tel­lak­lı­ğı ya­pan es­ki bir as­ker­di. Pat­ro­na la­ka­bıy­la bi­li­nir­di. Nev­şe­hir­li Da­mat İb­ra­him Pa­şa­’nın mu­hâ­lif­le­ri ta­ra­fın­dan kış­kır­tı­lın­ca, 28 Ey­lül 1730’da zor­ba ar­ka­daş­la­rıy­la is­yân et­ti. Ve bu Darbe planını Hamamda aldıkları karar sonrası uygulamaya geçtiler.
Ye­ni­çe­ri­le­ri de ar­ka­sı­na alın­ca is­yân bü­yü­dü. İs­yân bas­tı­rı­la­mı­yın­ca, Nev­şe­hir­li Da­mat İb­râ­him Pa­şa ve bir kaç dev­let ada­mı îdam edil­di. Pat­ro­na Ha­lil ve âsi­ler, da­ha son­ra pâ­di­şa­hın taht­tan in­me­si­ni is­te­yin­ce, pa­di­şah 3. Ah­med, ye­ri­ni Sul­tan 1. Mah­mu­d’­a bı­rak­tı. Oku­ma yaz­ma­sı bi­le ol­ma­yan Pat­ro­na Ha­lil, önem­li ma­kam­la­ra is­te­di­ği ki­şi­le­ri ata­dı. Pro­to­kol­de çıp­lak ayak­la du­ru­yor­du. Pat­ro­na ve adam­la­rı­nı öl­dür­mek için fır­sat bek­le­yen pâ­di­şah, is­yân­dan iki ay son­ra, on­la­rı sa­ra­ya ça­ğı­ra­rak or­ta­dan kal­dırt­tı.

İstanbul'da Sadece Patrona Halil İsyanı Sırasında Ezan Okunmadı.

Ünlü tarihçi ve yazar Murat Bardakçı, İstanbul'da, 29 Eylül 1730'da Patrona Halil İsyanı'nın 2. gününde ezan okunmadığını ve camilerin kapandığını yazdı.
İşte Murat Bardakçı'nın köşesinde kaleme aldığı o ilginç yazısı;

İstanbul'da, şehrin fethedildiği 1453'ün 29 Mayıs'ından bugüne kadar ezan sesi hiç eksik olmadı. Müezzinler asırlar boyunca günde beş vakit ezan okudular, işgal günlerinde bile ezan kesintiye uğramadı ama tek bir gün hariç: 1730'un 29 Eylül'ünde İstanbul'da ezan yasaklandı, hattâ camilerde namaz kılınmadı. Şehirde ne kadar cami varsa, o gün kapalı kaldı.

TELLÂK AYAKLANDI

İşte, bu garip yasağın öyküsü: Yeniçeriler tarihleri boyunca defalarca ayaklandılar. Bazan padişahları tahtlarından, bazan da sadrazamları, şeyhülislamları ve vezirleri kellelerinden ettiler. En büyük ve en kanlı yeniçeri isyanlarından biri, 1730'da yaşandı ve tarihlere ''Patrona Halil ayaklanması'' diye geçti. O günler, ''Lâle Devri'' denilen zamanlardı. Tahtta Üçüncü Ahmed, sadaret yani başbakanlık koltuğunda da Nevşehirli Damad İbrahim Paşa vardı.

Ruhu Şad olsun. Allah rahmet eylesin.


Bürokrat kökenli Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Pasarofça Antlaşması’ndan sonra, yaklaşık 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi. Sultan III. Ahmed’in saltanat yıllarının ikinci yarısını kapsayan ve 1718’den 1730’a kadar süren bir barış ve yenileşme dönemini başlattı. Bu dönemde, Avrupa kültürünü daha iyi tanımak için, elçiler gönderildiği gibi, İstanbul da yeni baştan imar edildi. 1722’den itibaren Boğaziçi ve Sadabad çevresinde yeni saraylar inşa edildi. Bu mekanlarda, bahçe tanzimi bir sanat haline getirildi; bu bahçelerde lale yetiştiriciliği ön plana çıktı ve döneme adını verdi. Lale Devri mimarların, nakkaşların ve şairlerin önem kazandığı; ilk matbaanın açıldığı; tercüme heyetleri kurularak çeşitli dillerden yapıtların Türkçeye kazandırıldığı bir dönem oldu.
Fakat bu gelişmeler birilerini rahatsız etmişti. Bu yenilikçi hareketin baş mimarı
 Nev­şe­hir­li Da­mat İb­râ­him Pa­şa'dan kurtulmak gerekiyordu.
Çünkü Osmanlı durulmuş duraksatılmış ve yeniden asla Dirilmemeleydi...


Nev­şe­hir­li Da­mat İb­râ­him Pa­şa ve Lale Devri :
Pasoofça Anlaşması ile yaşanan toprak kayıplarına tepki olarak ara veilmiştir. » Bu dönem 1730 Patrona Halil İsyanı’na kadar devam etmiştir.
Dönemin padişahı III.Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır.
Avrupa gelişmelerini incelemek adına Avrupa başkentlerine ilk kez elçiler gönderildi.
Matbaa ilk kez kullanıldı. » İbrahim Müteferrika ve Sait Efendi’nin çabaları sonucu ilk özel matbaa açıldı. » İlk basılan eser Vankulu Lügatı’dır. » Matbaada dini kitapların basımı yasak!
İlk kez çiçek aşısı uygulandı.
Yeniçerilerden ilk kez İtfaiye Bölüğü (Tulumbacı Ocağı) kuruldu.
Sivil mimari gelişti. » Köşk, bahçe, çeşme ve sebiller yapıldı.
Mimaride Avrupa’daki Barok ve Rokoko tarzından etkilenildi. »Barok tarzının ilk örneği olan Nuru Osmaniye Cami inşa edildi. (bundan önce yapılan eserlerin hiçbirinde Barok ve Rokoko tarzı yok!)
Dönemin ünlü minyatür ustası Levni, ünlü şairi ise Nedim’dir.
Bilim, sanat ve kültürel alanda ıslahatlar var.

Nev­şe­hir­li Da­mat İb­râ­him Pa­şa; Memleketi Nevşehir için yaptıkları bir tarafa ülkenin gelişmesi adına çok büyük gayret göstermiş ve çok büyük hizmetlere imza atmış büyük bir devlet adamıydı.

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Bizim İçin Bir Darbe Şehididir...

Fakat kırk katır mı kırk satır mı denilerek, Aynı Adnan Menderes olayında olduğu gibi kendi memleketine yaptığı yatırımları , Matbayı getirmesiyle Kuranı Kerim demir baskıya girmez günahtır söz ve dedikodularıyle, Aynı bugün için de söylendiği gibi ziyafetler veriyor, saltanat sürülüyor gibi yalan, yanlış gerçek dışı sözlerle Patrona Halil Çete başı hain ve beraberinde kandırılmış Yeniçeri askerleriyle "DARBE" girişimi sonrası ŞEHİT düşüyordu.

Şimdi bu büyük Devlet adamını çok iyi tanımak tanıtmak ve yaşatmak bizlerin görevi. Bu sorumluluğu geçte olsa hepimiz yaşatmalıyız.

Aslında Patrona Halil İsyanı'da tıpkı Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, 12 Eylül ve en son 15 Temmuz'da Tayyip Erdoğan için yapılan ve yapılmak istenen girişimler gibi Büyük Bir ihanetin öyküsüydü. Hedef isimler değil Hedef dün olduğu gibi bugünde Güçlü bir Türkiye korkusudur...

Artık Milletimiz Artık Uyandı Destan Yazıyor! Türkiyem, şimdi mağdurların yanında Dosta güven düşmana korku veriyor...

Şükürler olsun ki artık uyutulan, uyuşturulmuş kandırılmış değil geleceği aydınlık akıllı zeki eğitimli ve bilgili bir nesil geliyor.Ve Tek Bayrak Tek Vatan Tek Millet ve Tek Devlet için Vatan için canlarını gözlerini kırpmadan verecek koca yürekli Aziz Milletimiz Dim Dik ayakta...

Patrona Halil kimdir, Asker (Yeniçeri)

Osmanlı Devleti’ndeki Lale Devri‘nin sonunu getiren ayaklanmanın elebaşısıdır.
Patrona Halil1692 yılında Arnavutluk, Horpeşteli’de (günümüzde Orestida kasabası) doğmuştur. Çok genç yaşta Osmanlı deniz kuvvetlerinin hizmetine girdi. Uzun zaman leventlik ve Rumeli’de yeniçerilik yaptı.
Kaptan-ı Derya‘nın üç yardımcısından biri olan Patrona (koramiral) adı ona bu görevde bulunduğundan değil, Halil’in leventlik yaparken bir müddet patrona gemisinde miçoluk yapmasından dolayı hemşerilerinin verdiği lakaptan ileri gelir.
Patrona Halil, Külhanbeyi olmadan evvel Kasımpaşa’daki kalyon uşaklarının en azılılarından biri sıfatıyla Galata’nın haracına göz dikmiş ve Muslu Beşe, Manav Yorgi gibi ayakdaşlarını oralarda devşirmiştir.
Patrona kadırgasında levent olarak görev yaparken gemide çıkan bir ayaklanmaya katıldığı için yakalanıp kürek cezasına (forsalık) çarptınldı. Ancak, bir deniz savaşı sırasında batan gemiden kurtulmayı ve Niş kentine kaçmayı başardı. Daha sonra da 1720 yılında Bulgaristan‘ın kuzeybatı ucunda Tuna nehri kıyısında yer alan Vidin’de bir ayaklanmaya önayak anın bastırılması üzerineİstanbul‘a kaçarak Yeniçeri ocağına girdi. Patrona Halil, İstanbul’a döndükten sonra seyyar satıcılık yapmasını yasaklayan bölükbaşıya karşı çıktığı için yeniçerilikten atılınca, Beyazıt hamamında tellak olarak çalışmaya başladı.
Patrona Halil, bundan sonraki hayatını hamam tellaklığı ve esnaflık gibi işlerde zaman geçirdiği bilinmekte, gündüzleri sokak sokak dolaşarak yüksük, iğne ve iplik satmakta, akşamları ise kazandığı parayı Galata meyhanelerinde harcayarak hayatını sürdürmekteydi. Ancak daha çok meyhanelerde sürekli içen bir boş gezendi. Bu sırada bir cinayet işledi, Galata Voyvodası tarafından tutuklanmasına rağmen Kaptan-ı derya Mustafa Paşa’nın araya girmesiyle bağışlandı.
Ayaklanma için kendisine yandaş olanların da meyhanelerde tanıştığı ve örgütlediği kişilerin olduğu söylenmektedir.



 

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.