banner421
banner461

GÜL’E GÜLE


Yrd. Doc. Dr. Yener Tekeli

Yrd. Doc. Dr. Yener Tekeli

Okunma 02 Ocak 2018, 10:48

Yıllarca sustu. Cumhurbaşkanı iken sustu. Gezi kalkışması oldu, ortalık cehenneme döndü, tüm dünya top yekün yüklendi, idare eder birkaç sözden öte gitmedi hatta  twiter yasağına taktı. O dönemlerde ne demişti Sayın Gül demokrasi sadece sandık değil demişti. Bu cümleyi 367 krizinin mimarı ve kendisinin meclisten cumhurbaşkanı seçilmesini engelleyenlerin üstadı konumundaki Sabih Kanadoğlu’nun cümleleriydi ne tesadüf. 17-25 kumpasında yine sustu, dersaneler kapatılırken sustu, üstüne üstelik gazeteci Fahmi Koru’yu Pensilvanyaya gönderip terörist başına barış mektubu da yazdırtmıştı. Öyle ya Hocaefendi(!) bunları yapmış olamazdı. Emekli oldu gene sustu.
15 Temmuz gecesi NTV de canlı yayında Fetö darbe girişimini “ne olduğu belirsiz bir kalkışma” diyerek tanımladı. Spikerin, vatandaşlarımız sayın Cumhurbaşkanının çağrısının adrından şuan sokağa çıkmaya başladı siz ne düşünüyorsunuz demesine karşın sayın Gül “Türkiye bir latin Amerika ya da Afrika ülkesi değil bu nedenle bir gece kalkışmasıyla asla yönetim değişmez. (sanki ilk defa darbe oluyor bu ülkede) Vatandaşlarımız arasında daha fazla üzüntüye neden olmamak için kaosa sürüklenmemek için bir an önce bu yanlışdan vazgeçsinler” demişti. Yani üstü kapalı sokağa inmeyin kardeşim deyivermişti. Devamında da göstermelik darbe girişimi yapan askere nezaketen! Bu işi sonlandırın diyordu. O tarihten bu yana Abdullah Gül’ün ağzından Fetö kelimesini duyan varsa beri gelsin.
Aslına bakarsanız Abdullah Gül’ün bu tavırlarının kökeni  2012 yılına kadar gider. Daha görev süresinin bitimine 2 yıl varken süresinin uzatılıp uzatılmaması meselesinde Ak Partinin ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  7+5 formülüne yanaşmaması kendince kırgınlığa neden olmuştu.
2014 yılında görevi teslim ederken kendisinin ve eşi Hayrunnisa Gül’ün basına yansıyan tepkileri hala hafızalarımızda. Emekli olduktan sonra kurucusu olduğu partiye üyeliğe tekrar kaydedilmesi beklenirken siyaset üstü bir konumdayım deme gereği duydu. Bunu bahane edip Ak Partinin ve Cumhurbaşkanlığının hiçbir toplantı davet veya mitingine katılmadı. Hatta 16 Nisan referandumunda memleketi Kayseri mitingine de icap etmedi. Zaten Türk tipi başkanlığı da doğru bulmuyordu ekselansları. Alt alta üst üste daha çok şey yazılabilir.
Sadede gelelim. Geçen bunca zaman zarfında Ak Parti tabanında Abdullah Gül’e karşı bir kırgınlığın olması son derece normal. Öyle ya uğruna anayasa değiştirilen, erken seçim kararı aldırılan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Kardeşim dediği bir siyasetçinin, bakanlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı gibi makamları emrine verilmiş bir siyasetçinin, en ihtiyaç duyulan zamanda partisini ve bu davanın kurucusu Erdoğan’ı  yalnız bırakması milyonlarca Ak Partilinin zoruna gitmesin de ne yapsın. Uzun bir süre Sayın Erdoğan da sustu, en ufak bir tepki vermedi. Ama birilerinin dümen suyuna gitmekte ısrar etmesi onların ağzıyla konuşması ve bunu sosyal medya kanalıyla milyonlarla paylaşmaya devam etmesi sanırım KHK tepkisiyle bardağı taşıran son damla oldu. Yani Erdoğan’ın Gül’e karşı MUĞLAK olan tavrı belirginleşivermişti. Elbette herkes gibi sayın Gül’ün de alınan kararlara itiraz etme eleştirme hakkı var ancak bunun şekli basın kanalıyla sosyal medya aracılığıyla olmamalıydı. Nihayetinde yılların verdiği bir dava arkadaşlığı, samimiyet ve terbiye ile bizzat Erdoğan la görüşerek ifade edebilirdi. İçinde bulunduğumuz süreçte bu zorunluydu zira Gül’ün izlediği şimdiki yol Erdoğan karşıtlarının söylemlerine çanak turmaktan öte bir işe yaramazdı. Öyle de oldu.
Nihayi olarak şimdi herkesin aklında acaba Gül 2019 da aday olur mu sorusu var. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın son çıkışları ile Gül’ün Ak Parti defteri kapandı sanırım. Parti tabanı kolay kolay onu affetmeyecektir. Erdoğan’a karşı aday olmasını isteyenler ise Gül’ü sevdiklerinden falan değil acaba Erdoğan’ın oylarını böler mi en azından ikinci tura seçimi taşır mı düşüncesineden başka bir şey değil. Mecliste onu aday gösterecek bir çoğunluk olmayacağına göre yüzbin imza lazım ki bunu da ancak fırsat bekleyen Saaddet Partisi kanalıyla yapabilir. Topladı diyelim. Ak Parti tabanı teveccüh göstermez ise ki bu hayalden öte gitmez, seçmenin yüzde 49 unun bölünmesine vesile olacaktır. Hadi ikinci tura kaldı varsayalım. CHP nin radikal laik sahil seçmeni bırakın oy vermeyi sandığa gitmeyecektir. HDP li bir adaya verirler ama asla muhafazakar olduğunu düşündükleri hele ki 367 oyunuyla seçtirmedikleri bir adaya asla oy vermezler. Bunu biz düşünüyorsak Abdullah Gül de elbet analiz ediyordur. Bu nedenle kaybedeceği bir güreşe tutulacağını sanmıyorum. Erdoğan gibi kendini tüm dünyaya kabul ettirmiş bir lider var iken değil Gül hiçbir muhafazakar sağ bir kişinin Onun karşısına çıkmaya cesaret edeceğini sanmıyorum. Yaptığı çıkışların nedenine gelince; kendince orta vadeli bir bekleyiş. Bu tavır “Siyasetin içinde yer almıyorum ama ben buradayım hala" tavrıdır. Yani  Erdoğan sonrası için acaba yeniden  olurmuyum beklemesidir bu tavır. Zaman göstereceke elbet tüm bunları ama ben yazının başlığı ile bitireyim. Gül’e güle…
Yrd Doç.Dr. Yener TEKELİ

 
Yükleniyor...
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.