banner177
banner195

Jeolojik Yapısıyla da Kapadokya ile Bir Bütün

NEVŞEHİR(MHA) Uçhisar’ın tarihini de jeolojisi gibi Kapadokya’nın tarihinden ayırmak mümkün değil. Jeolojide olduğu gibi Kapadokya’nın tarihinde de Uçhisar’ın özel ve önemli bir yeri var.

Jeolojik Yapısıyla da Kapadokya ile Bir Bütün

banner143
banner134
Eskiçağ Anadolu’sundaki birkaç önemli bölgeden biri olan Kapadokya Anadolu Yarımadası’nın ortasında, bugün yaklaşık olarak, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Malatya illerinin tümünü, Ankara’nın doğu, Yozgat ve Sivas’ın güney ve Adana’nın da kuzey bölümlerini kapsamaktaydı. Etnik bir anlam taşımayan Kappadokia adına ilk kez M.Ö. VI. yüzyılın sonlarında, Pers Kralı I. Dareios’un (M.Ö. 522-486) Behistun Kayalıkları’na kazılan ve imparatorluğuna bağlı ülkelerin sıralandığı yazıtında “Katpatuka” biçiminde rastlanır. Bu sözcüğün Persçe’de “Tukha” ya da “Dukha Ülkesi” ya da “Güzel atlar ülkesi” anlamına geldiği sanılmakta.

Büyük Kappadokia (Megale Kappadokia) Bölgesi, batıda Tuz Gölü’ne, kuzeyde Kızılırmak yayının güneyini içine alarak doğuda Fırat’a, güneyde Toroslar’a dayanan sınırlarıyla İç Anadolu’nun büyük bir bölümünü kaplar. M.Ö. 18. – M.S. 7. yüzyıllar arasında hüküm süren Hitit Uygarlığı Kapadokya yöresini derinden etkilemiş bir uygarlıktır. Bölgede görülen güzelliklerin kökleri Hititler’e kadar uzanır.

M.Ö. IV. Yüzyılın ortalarından sonra yaklaşık olarak 130.000 metrekarelik bir alana yayılan bölge, Anadolu Yarımadası’ndan çeşitli yönlere doğru giden belli başlı ticari ve askeri yolların üstünde yer alır. Sardeis’ten Sousa’ya kadar uzanan Pers Kral Yolu da bu bölgeden geçmekteydi. Batı Anadolu’dan gelip İkonion (Konya), Garsaura (Aksaray), Mazaka (Kayseri), Komana (Şar) ve Melitene’den (Malatya) Fırat’a varan bu ünlü ulaşım sistemi daha sonra Toroslar’ı aşarak Mezopotamya’ya doğru iniyordu. M.Ö. IV- I. yüzyıllar arasında Kappadokia, başkenti bugünkü Kayseri (Mazaka ya da Kaeseria) olan bir krallık biçimini almıştır. M.S. 17’de ise Kappadokia, Roma İmparatorluğu’nun egemenliğinde bir eyalet olmuştur. Bizans Dönemi’nde ise Hıristiyan rahipler ve keşişler bu eski oyukları genişleterek inziva hücreleri, kiliseler, manastırlar yapmışlardır. Dini amaçlı yapıların dışında yerleşim merkezleri de yine bu dönemlerde oluşturulmuştur. Bu kayalara oyulmuş köylerin en güzel örneği de Uçhisar Kalesi ve çevresidir. Birbirine bağlantılı olan bu yapılar o dönemlerde daha çok sığınma ve savunma amaçlı kullanılmıştır. 11. yüzyılda büyük yığınlar halinde Anadolu’ya geçen Türkler genellikle eski yerleşimlere yerleşmeyi tercih ettikleri için Kapadokya Bölgesi de onlar için önemli merkez olmuştur. Özellikle Uçhisar, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemi’nde konumu itibarıyla korunma ve savunma merkezi olarak kullanılmıştır. Bu dönemde bir “uç beyliği” konumundaki Uçhisar’da yoğun bir nüfus yaşamaktaydı. Aynı dönemde Kayseri Beyi’nin kardeşinin Uçhisar Beyi olduğu bilinmektedir. Osmanlı Beyliği’nin II. Beyazıt ile birlikte 1398 yılında bölgeye hakim olmasından sonra Uçhisar’ın II. Beyazıt’a teslim olduğu bilinmektedir. 1530 yılında yapılan ilk nüfus sayımında Uçhisar’da yaklaşık 3000 kişinin yaşadığı tespit edilmiştir. 1960’lı yıllara kadar içinde ve etrafında yaşanmıştır. 16. yy. da Uçhisar, şimdiki il merkezi Nevşehir ve ilçe merkezi Gülşehir’in de aralarında olduğu 34 köy ve 19 mezranın bağlı olduğu nahiye merkeziydi. 17. ve 18. yy. da Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa Uçhisar’a bağlı Muşkara’ya yatırımlar yapıp, mamur hale getirdi ve adını da Nevşehir olarak değiştirdi. Günümüzde de Uçhisar Nevşehir’in ve Kapadokya Bölgesi’nin en gözde beldelerinden biri.


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.