banner177
banner195

Nevşehir'de misyonerlik faaliyeti yapılıyor mu?

Kapadokya bölgesinin merkezi Nevşehir’de misyonerler adeta cirit atıyor.

Nevşehir'de misyonerlik faaliyeti yapılıyor mu?

banner143
banner134
Kapadokya bölgesinin merkezi Nevşehir’de misyonerler adeta cirit atıyor. Geçtiğimiz yıllarda genelde bölgenin turistik merkezlerinde dikkat çeken misyonerlik faaliyetleri bu kez il merkezine de sıçradı. Edinilen bilgiye göre; ilimiz merkezinde İncil ve broşür dağıtımı son dönemlerde artmış durumda. Müslüman Mahallesinde Salyangoz satma telaşında bulunanların kendilerine bu konuda karşı çıkan olmayınca il merkezine kadar inmeleri Vatandaşı da tedirgin ediyor.

Son günlerde Nevşehir'de kulağımıza bazı duyumlar geldi. Bu duyumlara göre şehirde yabancı ve yerli misiyonerlerin varlığı yadsınamaz boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor.

Malesef büyük şehirlerde alışık olduğumuz bu durum Nevşehir'de de görünüyor.

Özellikle Nevşehir'in turistik ilçe ve beldelerinde mesken edinen yabancı bir takım şahısların, dernek vakıf yada klup adıyla kısmen gizli misyonerlik çalışmaları yürüttükleri ifade ediliyor.
 
Şehrimizde ekmek yiyen bu mülteci kökenli kişilere karşı daha duyarlı olunması gerekiyor.
Ayrıca sevimli Çin'li görüntüsü altında bazı caddelerde insanlara dini akımlar empoze etmek isteyenlerinde olduğu  biliniyor.

MİSYONERLİK NEDİR? AMAÇLARI NELERDİR?

“Misyon” kelimesi sözlükte “görev, yetki, vekalet , bir kimseye bir işi yapması için verilen görev ve bir kişiyi bir göreve göndermek” anlamlarına gelir. Buna göre “misyoner” de “görevli, yetkili kimse” demektir. Kelime Hıristiyanlıkla ilişkili olarak özel bir anlam kazandığından, misyon ve misyoner kelimelerini şöyle anlamamız gerekiyor: Hıristiyanlığı yayma gayesi ile kurulan kuruluşlara misyon, bu misyonda görev alanlara misyoner, Hıristiyanlığı yayma faaliyetinin her çeşidine de misyonerlik denir.

Misyonerlik, dar anlamıyla herhangi bir dini öğretiyi yabancı ülkelerde yaymakla yükümlü din görevlilerini tanımlamada kullanılır. Daha geniş anlamıyla ise başkalarını belirli bir öğretiye, özellikle dini bir öğretiye ikna etmeye çalışan, onları bu öğretiye çekme amacını üstlenen kişileri tanımlamada kullanılır. 

Bu Terim yaygın olarak Hristiyanlığı yaymayı amaç edinen görevliler için kullanılır, ancak herhangi dini öğretiyi yaymaya çalışanlar için de kullanılabilir.

Hıristiyan misyonları[değiştir | kaynağı değiştir]
Hristiyanlık tarihinin ilk misyoneri olan Pavlus gibi, pek çok din adamı misyonerlik faaliyetinde bulunmuştur. Misyoner deyimi özellikle 1660'lardan itibaren özel bir görev alan Hristiyan din adamı anlamında kullanılmıştır. Yine kilise tarafından "İncil’i vaaz eden kişi" anlamında kullanılmıştır. Hristiyan misyonerler Hristiyanlığın ilerleyen süreçlerinde sadece yabancı bir dilden olanı değil, kendi mezheplerinden olmayan insanları dahi kendi mezheplerine çekmek amacını gütmüşlerdir.
Kiliseye göre misyonerlik görevinin İsa tarafından ilk olarak havarilere verildiği ileri sürülmektedir. Buna dayanak olarak da Matta İncil’i gösterilmektedir:
18. İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi; Gökte ve yeryüzüne bütün yetki bana verildi.
19. Bu nedenle gidin, bütün uluslar öğrencilerim olarak yetiştirin.Onları baba, oğul ve kutsal ruhun adıyla vaftiz edin.
20. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim" (Matta İncili, 18-20)
Hristiyanize etmek için insanları "zorlamak" zor kullanmak, dinin gereğidir.
Efendisi köleye, ‘Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş, bulduklarını gelmeye zorla da evim dolsun’ dedi. (luka 14:23)
Anadolu kökenli olan Pavlus’un Hristiyanlıktaki önemi onun daha ilk yıllarında yaptığı önemli uğraşlardan kaynaklanmaktadır. Bunların en önemlisi Hristiyanlık adına yaptığı Batı Anadolu, Makedonya ve Yunanistan'a yaptığı yolculuklardır. Onun yaptığı yolculukları önemli kılan faktörler ise özellikle sünnet olmayı reddeden ve Tevrat'ın kurallarına boyun eğmek istemeyen Romalı dini toplulukları sünnetsiz ve kuralsız olarak Hristiyanlığa alması olmuştur. Bu nedenle çeşitli baskılara maruz kalmıştır. Diğer bir önemli faktör ise Pavlus'un gittiği yerlerde kiliseler kurması ve bunlar örgütlemiş olmasıdır. Yani bir bakıma organize yapılan ilk misyonerlik hareketidir.
Roma başlangıçta Pavlus'un bu hareketlenmelerini Yahudiliğin yeni bir yorumu veya mezhebi olarak kabul ediyor ve bir sakınca görmüyordu. Ama zamanla Hristiyanlar Roma ve imparatorun hakimiyetini reddedip İsa’nın hakimiyetini kabul etmeye başlayınca kiliseler ile Roma karşı karşıya gelmeye başladı. Tüm bunların sonucu olarak Pavlus esaret altında Roma’ya götürüldü ve orada öldü.
İsa'dan sonra 257 yılında doğan Gregory, Kayseri'de bir Hristiyan kadın tarafından yetiştirilmiş ve Roma’da prens olan Tridites’in hizmetine girmiştir. Triditesle birlikte Ermenistan'a gelen Gregory, Ermeni dini inanışlarına karşı gelmiş ve 50 sene zindan cezası almıştır. Ama prensi Hristiyanlığa ikna edip Hristiyan yapınca değeri arttı. Bununla birlikte Anadolu’nun Hristiyanlaşma süreci hızlandı. 302 yılında John ismini alarak Fırat nehrinde vaftiz olan Tridites, ilk Hristiyan Ermeni kralıdır.

Misyonerlerin Amaçları:

MİSYONERLERİN AMAÇLARI

Tarih boyunca, insanların sahip oldukları fikir, inanç, din veya mezhebi yayma veya hakim kılmaya gayret ettikleri ve bu amaç için çesitli savaslar bile yaptıkları bilinen bir husustur. Din savasları olarak bilinen bu çatısmaların hemen tamamı da Hıristiyanlık dünyasında meydana gelmistir. Hıristiyan alemi hem diger dinlerin mensuplarıyla hem de kendi mezhebinden olmayan Hıristiyan gruplarla çatısıp savasmıslardır. 61 Hıristiyan inancına göre misyonun asıl amacı İncil’in anlatılması ve muhataplarda imanı uyandırmaktır. Baska bir ifade ile imanın temel konusu olan İsa Mesih’in kurtarıcı fonksiyonunu, henüz bilmeyen kimselere tanıtmaktır. İmanın konusu olan kurtulusun sartlarından birisi kiliseye girince gerçeklesmektedir. Dolayısıyla misyonun önemli amaçlarından birisi de yeni bir ülkede kiliseyi kurmak, yani orada kilise hiyerarsisini yerlestirmektir. Tabi ki bir ülkede kilisenin kurulmus olması Hıristiyanlıgın yerlesmesi için yeterli degildir. Hıristiyanlıgın orada benimsenebilmesi için misyonun kültürü de kapsaması gerekmektedir. Hıristiyanlık o ülkenin kültür ve gelenekleriyle bütünlesmeli, bunu yapabilecek Hıristiyan ilhamlı yerli aydınlar ve onların kaleme aldıkları eserler ortaya çıkarılmalı ve böylece, Hıristiyanlık o ülkede yabancı bir olgu olarak görülmemelidir.

Katolik Kilisesi, varlıgının yegane gayesi olarak gördügü yer yüzünde bulunan bütün insanları ve ulusları Hıristiyanlastırmak için Halkları Hıristiyanlastırma Konseyini kurmustur. Bu Kurul çok sayıda dini kurulus, kolej ve üniversite ile isbirligi içerisinde görev yapmaktadır. Adından da anlasılacagı gibi görevi Hıristiyanlık propagandası olan Kurul’un II. Vatikan Konsilinden sonra islerligi ve önemi daha da artmıstır. Kurul’un çok sayıda yayın organı bulunmaktadır.62 Halkları Hıristiyanlastırma Konseyince 8 Mayıs 2000 tarihinde organize edilen ‘Papalık Misyonerlik Cemiyetleri Ulusal Baskanları Yıllık Toplantısı’nda açılıs konusması yapan adı geçen Konseyin Baskanı Kardinal Josef Tomko’nun konusmasından misyonerligin amacını, hedefini ve bugünkü durumunu anlamak mümkündür. Tomko, tüm kıtalardan 115 ülkeden temsilcilerin katıldıgı toplantıda misyonerligin Hıristiyanlıktaki dini temellerini anlattıktan sonra; “İsa’dan 2000 yıl sonra misyon hala tamamlanamamıstır. 6 milyar insanın sadece 1/3’ü Hıristiyan, 2 Milyar Hıristiyan’ın da sadece 1 milyar kadarı Katolik’tir. Katoliklerin çogalma hızı Hıristiyan olmayanların çogalma hızından biraz azdır” demektedir. Bu ifadeler Kilisenin tüm dünya insanlarını Katolik yapma niyetinde oldugunu ve bu amaç için gayret edildigini göstermektedir. Kardinal Josef Tomko söz konusu konusmasında çesitli kıtalarda yürütülen hizmetlerden bahsetmekte ve yapılan bazı faaliyetleri söyle özetlemektedir: İstatistiklere göre 20. yüzyılın en basarılı misyonerlik faaliyeti Afrika kıtasında yasanmıstır. 1900 yılında 2 milyon olan kıta Katolik nüfusu bu gün 116 milyona ulasmıs bulunmaktadır. Bu Toplam nüfusun %15’ine tekabül etmektedir. Afrika’da misyonerler Kuzey Afrika’daki Müslüman devletlerde sıkıntılarla karsılasmaktadırlar. Dünya nüfusunun %60’ının yasadıgı Asya kıtası göreceli olarak misyonerligin sonradan hızlandıgı kıtadır. Kıta nüfusunun %85’i Hıristiyan degildir. Kıtadaki Katolik nüfus 105 milyon civarındadır. Ortaasya’da Kazakistan’da misyon baslatılmıs olup Çin ile ilgili olarak da fırsatlar degerlendirilmektedir. Papalık Dünya Misyonerlik Günü vesilesiyle elde edilen bagısların da katkısıyla özellikle fakir bölgelerde bulunan kurumlara yaptıgı yardımları artırmıstır. Yardım edilen kilise sayısı kısa sürede 877’den 1045’e, büyük seminer sayısı 99’dan 374’e, seminerlerde yardım edilen ögrenci sayısı 50 000’e, yardım yapılan görevli sayısı 400 000’e ulasmıstır. Ayrıca bir çok küçük kilise, dispanser, ilk yardım merkezleri ve egitim projelerine katkıda bulunulmustur.63

Kardinalin verdigi bilgiler, misyonerlik alanlarını göstermenin yanında, misyonerlik faaliyetlerini yürütecek kisilere ve onların egitimine yapılan yatırımın büyüklügünü de ortaya koymaktadır. Elbette yapılan bu yatırımların karsılıgı da beklenmektedir.

Merkezi Roma’da bulunan Papalık Aziz Peter Cemiyeti’nin 2000 yılında tek basına yaptıgı faaliyetler dünya genelinde yürütülen misyonerlik faaliyetleri hakkında ipucu verecek mahiyettedir. Adı geçen cemiyetin bazı faaliyetleri söyle sıralanmaktadır:

Finanse edilen seminer sayısı: 904

Burs verilen seminer ögrencisi sayısı: 81 343

Kaydedilen yeni üye sayısı: 8276

Yetistirilerek ataması yapılan papaz sayısı: 1877

Yetistirilen papaz yardımcısı sayısı: 9693 64

Ayrıca, gerek Roma gerekse Afrika’nın çesitli ülkelerinde düzenlenen uzmanlık kurslarına devam eden 595 ögrenciye burs imkanı, yine Roma’da çesitli üniversitelere devam etmekte olan 57 farklı ülkeden 343 papaz ve 21 farklı ülkeden 81 rahibenin iase ve ibate giderleri karsılanmıstır. Yapılan bu kadar masraf ve emegin amacı yetistirilen insanların kendi bölgelerinde misyonerligi devam ettirmeleri, o bölgelerde çalısma yapan Batılı misyonerlerin yerlerini almaları düsüncesidir. Böylece bölgelerde aynı kültürden insanların gayretleriyle çalısmalar devam edecektir. Bu amaçlar Halkları Hıristiyanlastırma Konseyi Baskanı Kardinal Josef Tomko tarafından da açıklıkla ifade edilmektedir

1985 yılından günümüze kadar geçen yaklasık 20 yılda bu hizmetlerin katlandıgını, Ortodoks Kilisesi ve özellikle misyonerlik faaliyetlerinde Hıristiyan cemaatlerin en aktifi olan Protestan cemaatlerinin faaliyetlerini de yukarıdaki rakamlara ilave ederek düsünürsek modern dünyada yapılan misyonerlik faaliyetlerinin boyutunu kavramıs oluruz. Öz olarak ifade etmek gerekirse, yukarıda bahsedilen tüm dünya insanlarının Hıristiyanlastırılması amacıyla dünyanın her tarafı karıs karıs dolasılarak büyük mesailer sarf edilmektedir. Misyonerlik faaliyetlerinin kesin olarak yasaklandıgı ülkelere bile misyonerlerin gidiyor olmaları, oralarda baslarına gelebilecek her türlü tehlikeyi göze alabilmeleri, inançlarına göre oralarda sehit olmayı arzulamaları onların söz konusu gayelerini gerçeklestirme hususundaki azim ve kararlılıklarını göstermektedir.65

Bu bilgilerden anlasılacagı üzere kilise Hıristiyan olmayan toplumların hızla Hıristiyanlastırılması amacıyla her türlü faaliyeti etkin sekilde yapmaktadır ve bu misyon çalısmalarında her türlü imkan saglanmaktadır.

Paris Katolik Enstitüsü profesörlerinden Danileou faaliyetlerin basarıya ulasabilmesi için misyonerlik çalısmalarında su hususlara dikkat edilmesini önermistir:

1. Misyonerlerin birinci amacı yeryüzünde Hıristiyanlıgı yaymak ve Hz. İsa’ya imanı gerçeklestirmektir.

2. Ülkede tanınan aydınlarla yakın bir diyaloga girerek, onların düsüncelerine, eserlerine Hıristiyan unsurlarının sokulmasıdır.

3. Gelismis olan batı medeniyetiyle Hıristiyanlık, aynı gösterilmelidir

4. Hıristiyanlıgın yayılması için her yerde kilise yapmak kalıcı bir unsur degildir. Asıl kalıcı olan o ülkenin toplumuna nüfuz etmektir

5. Müslümanlara sevgi ile yaklasınız ve Hz.Muhammed’i yalanlamayınız. Hz.İsa’ya Allah’ın oglu demeyiniz. Çünkü Müslümanlar bunu kabul etmez.66

Hıristiyanlık dünyasının 21.yy daki en büyük amacı kendi yasayıs ve kültürünü tüm dünyaya yaymaktır ve görüldügü gibi bu amaç ugrunda her türlü ayrıntı düsünülüyor ve yapılması gereken tüm çalısmalar büyük bir titizlikle yapılıyor.

Misyonerlerin Faaliyetleri:

İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St.Paul), Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da kiliseler kurmuş ve onları teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık bütün Roma dünyasına, 10.yüzyıla gelindiğinde ise İsveç, Bohemya ve Danimarka’ya kadar yayıldı. Böylece Alman ve İskandinavların da Hıristiyanlığı benimsemesi ve Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılması için harekete geçildi. Bu amaçla Papalık tarafından 1662’de Vatikan’da ‘Propaganda Kongregasyonu ‘ adıyla bir ‘Misyonerlik Bakanlığı’ kurulurken Paris’te de giderlerini Papalık Propaganda Dairesi’nin üzerine aldığı “Dış Misyonlar Papaz Okulu” açıldı.
Misyoner faaliyetlerine bakıldığında özünün dini olduğu ve misyonerlerin de genelde din adamlarından oluştuğu görülür. Ancak, bu durum zamanla değişir ve özellikle son yüzyıllarda ruhban olmayan kişilerin de misyoner olarak görev yaptıkları gözlenir. Şöyle ki, din adamlarının yanı sıra çoğu zaman bir doktor, bir öğretmen, bir hemşire, bazen bir barış gönüllüsü, hatta araştırmacı görünümünde bilim adamı olarak görev yapan misyonerlere rastlamak mümkündür.
Misyonerlere göre amaca ulaşmak için her yol ve her meslek kullanılabilir. Kendilerini İncilin bir neferi, bir hizmetkarı olarak gören misyonerlerin ana gayesi yeryüzünde güçlü bir Hıristiyan topluluğu meydana getirmektir. Onların ifadesiyle ‘dinsiz’ dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Bunun için bilmeyenlere İncili öğretmek, Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan kazandırmak için çalışırlar.

Misyonerlerin amaçlarına ulaşmak için en çok kullandıkları araçlar arasında okullar önde gelmektedir. Onlara göre eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak esas gayedir. Henry H.Jessup isimli misyoner bu konuyu şu sözleriyle açıklamaktadır: “Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır. Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır. Şu da bir hakikattir ki misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulamadığı bir çok yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir”[4]. Katolik Cezvitlerine göre ise: “İlk misyoner okuldur”.

Okullardan başka misyonerlerin kullandıkları bir diğer araç matbaadır. Gittikleri bölgelerde kurdukları matbaalarda başta dini eserler olmak üzere çeşitli konularda pek çok dilde gerekli olan eserleri yayınlarlar. Matbaa ve okulların yanı sıra misyonerlerin kullandığı bir diğer kurum hastanelerdir. Onlara göre, “İnsanın olduğu yerde acılar da vardır. Acıların olduğu yerde doktorluğa ihtiyaç vardır. Doktorluğa ihtiyaç olan yerde de misyonerlik için uygun bir fırsat vardır”. Bu konuda Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti’nin yayınladığı bir kitapta hastanelerin rolü şu şekilde belirtilmiştir:

“Tıbbi Misyonlar İncil öğretiminin öncüleridir. Bunlar, başka bir evanjelizm ağacı dikilmesi imkansız olan yerlerde fidan yetiştirebilirler. Doktor, diğer misyonerlerle ne bir münasebeti olan ne de münasebeti isteyen bir çok insanı doğrudan doğruya kabul edebilir. Bir hekim nerede olursa olsun bir dispanser açtığı zaman şifa verici mahareti yüzünden kendisine başvuranlarla kuşatılır. Bu yobaz bir İslam mollası veya bir fakir onun elini öpecek; kör, topal, mefluç insanların, can çekişen ana babaların İsa’ya hazin yakarışlarına andıran bir sesle ona yalvaracaklardır”. Yabancı dil kursları, çok sayıda dispanser ve sağlık ocakları ve yetimhaneler gibi çeşitli yardım kuruluşları da en fazla kullanılan yerler arasındadır. Bu kanallarla bir taraftan karşılaştıkları topluluklara Hıristiyanlığı yayarlarken, diğer taraftan da onları kendi din ve kültürlerinden uzaklaştırmak için çaba sarfediyorlardı. 


Bu yolla yürütülen çalışmalar sonunda Avrupa, Rusya ve Amerika’ya kadar yayılan misyonerlik faaliyetleri Müslümanlar arasında da başlatılır ve hatta Uzak Doğuya kadar uzanır. 19. yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin gelişimine paralel olarak Asya, Afrika, Çin ve Japonya gibi ülkeler de misyonerlik faaliyetlerine maruz kalırlar.
Misyonerlik gayesiyle kurulan en eski ve güçlü misyon teşkilatlarının İngilizlere ait olduğu bilinmektedir. Bunlardan 1646’da Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti’ kısa zamanda hızla yayılır ve İngiltere, Almanya, İsviçre, Danimarka, Amerika ile Rusya gibi ülkelerde binden fazla merkezi açılır. Bu sayının 19. yüzyıla gelindiğinde yedi bine ulaştığı görülür[8]. Bu teşkilattan başka aynı maksatla kurulan teşkilatlardan bazıları şunlardır:[9] 1701’de İncili Yayma Derneği (Londra), 1792’de Vaftizci Misyonlar Derneği (Londra), 1795’te Misyonerlik Derneği (Londra), 1814’te Amerikan Misyon Dostları Vaftizci Misyoner Birliği (Boston), 1823’te İncil Misyonları Derneği (Paris), 1825’te Paganlar Arasında İncili Yayma Hareketi (Berlin), 1837’de Presbiteryen Kilisesi Dış Misyonları (New York), 1885’te Hıristiyan Gençleri Derneği (München), 1902’de Genç Misyonerler Derneği (Bern), 1907’de Dünya Hıristiyan Öğrencileri Birliği (Paris).
Görüldüğü gibi dünyanın Hıristiyanlaştırılması için yoğun bir faaliyet içine giren misyonerler kurdukları dernek ve teşkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir şekilde hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlar ve bunun için yüklü miktarlarda parasal destek sağlamışlardır.
Kendisini kiliseye adayan misyonerlerden istenen şey öncelikle gittikleri ülkelerin dilini, dinini ve kültürünü öğrenerek eksik noktaları tespit ettikten sonra ona göre taktik geliştirmeleridir. Bu yüzden bir misyoner en az birkaç dil bilen iyi eğitilmiş bir insandır. Misyoner teşkilatlarında yetişmiş bir İngiliz misyonerinin anlattıklarına göre: “Misyonerler çocuk iken hizmete alınır, yapacakları vazifeye göre ilmen, ahlaken ve fikren yetiştirilirler. Şöyle ki, İngiliz Misyon Cemiyeti her sene bütün Orta mektep talebesinin zekilerinden otuz kırkını seçerek himayesine alır, onları kabiliyetlerine göre üçer beşer ayırarak muhtelif memleketlerde yetiştirir...”
Misyonerlerin gittikleri bölgelerde kullandıkları metotlardan biri de mahalli kültürü yok etmektirAçtıkları okullarda verdikleri eğitimle Hıristiyanlaştıramadıkları kişi ve toplulukları dil, din ve kültürlerinden kopararak, yerine kendi yaşam biçimlerini yerleştirmeye çalışırlar. Bütün bunları yukarıda bahsedilen kurumlar yoluyla ve kitap, gazete, dergi, broşür gibi yayınlar yaparak; İncili tanıtma kursları düzenleyerek; kilise, manastır gibi ibadet yerleri açarak; radyo-televizyon gibi yayın araçlarında programlar yaparak; seminer, konferans gibi toplantılar tertip ederek; turistik yerlerde telkinlerde bulunarak ve çeşitli sportif faaliyetlerde bulunarak yaparlar.

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.
Avatar
aciz kul - 10 ay önce
YÜCE RABBİM ONLARA DA TEZ ZAMANDA İMAN NASİP EYLESİN.
Avatar
Şenel salih - 10 ay önce
Sayın arkadaşlar size bu haber için çok tebrik ederim ama kütfen yazıyı sürekli hale getiriniz..ayrıca Ateizm sayısı ve gurubuda ciddi artış göstermektedir bu konuyuda ele alınız
Avatar
Tv - 10 ay önce
Türksat Tv üzerinden yayın yapıyorlar Sat7Türk adı altında şehirlerimizde geziyorlar çokmu. Çizgi filmleri koymuşlar arkadan yayını patlatıyorlarlar. Adamlar evlerimize girmişler....