banner177
banner195

Taksim Gezi Parkı Olaylarını Haber Analiz'de Masaya Yatırdık...!

Yaklaşık 10 gün önce başlayan Taksim Gezi Parkı eylemlerine ilişkin farklı bir değerlendirmede bulunarak Gezi Parkı olayını sizler için Haber Analiz köşemizde masaya yatırdık...

Taksim Gezi Parkı Olaylarını Haber Analiz'de Masaya Yatırdık...!

banner143
banner134

 GEZİ PARKI OLAYI

HABER ANALİZ

31.05.2013 tarihinde Taksim Gezi Parkında sökülmek istenen bir ağaçtan dolayı nâhoş bir olay yaşandı. Yaşanan bu olay çok kısa süre içinde bütün Türkiye’ye yayıldı. Eğer o anda soğukkanlı davranılsaydı, bu olaylar zinciri devam eder miydi? Bilmiyoruz…

 Anlaşılan o ki, bu olaylar birikmiş bir kin ve öfkenin dışa yansımasıdır. Yaşanan bu hadisenin sosyolojik ve psikolojik yönü olduğundan bir tek sebeple izah edilemez.

Kronolojik olarak bazı olaylardan kısaca bahsetmek istiyoruz.

Bu hale nasıl gelindi. Çok uzağa değil, yakın geçmişimize bakalım.

28 Şubat gibi, yüzkarası bir süreci 1997 yılında yaşadık. Ülkeyi düzlüğe çıkartmak için gecesini gündüzüne katan, REFAH-YOL hükümetini  (Erbakan-Çiller) devirdiler. Neden? Çünkü ‘ek bütçe’den ve ‘ekonomik havuzdan’ bahsettiği için…

O dönemde güven, itimat kaybolmuş, insanlar yarın endişesiyle hayatını sürdürüyordu...

Ekonomi dibe vurmuş, hazine boşalmışken, servet sahipleri servetlerine servet katıyordu...

O süreçte zinde güçler, Türkiye’yi daraltacak ve küçültecek, projeleri uygulayacak yeni Başbakan arayışına başladılar. Çok geçmeden buldular. Mesut Yılmaz...

Hatırlayınız o meşum günlerde mütedeyyin insanlar neler çektiler, neler yaşadılar... Doğru dürüst tabii vazifelerini dahi yapamaz oldular.

Bütün kurum ve kuruluşlardaki insanlar, bir birini belirli yerlere ispiyon eder hale geldi…

Biliyor musunuz? O dönem kötü, çok kötüydü.  Üstüne üstlük bin yıl süreceği iddia edildi…

Yamalı bohça misali yeniden hükümet kuruldu. Yamalı bohça diyoruz zira hükümet ortakları deyim yerindeyse zinde güçlerin emir eri gibi hizmet ediyorlardı. Askeriye her şeyiyle duruma hâkimdi.

“Kurt bulanık havayı sever” misali bazı insanlar da kasa ve kesesini doldurmakla meşguldü...

Bu konuyla ilgili epeyce kitap yazıldı. Günümüzün kıymetinin bilinmesi için özellikle genç kardeşlerimizin okumasını ve bilmesini ısrarla tavsiye ediyoruz.

Bütün bu olanlardan sonra, alınan erken seçim kararı sonucunda, 0/0 35 oranında oy alan AK-PARTİ çıkarttığı 367 Milletvekili sonunda hükümeti kurmakla görevlendirildi.

AK-PARTİ hükümeti 2002’den önce ülkeyi birçok yönüyle perişan eden, DSP, ANAP, MHP koalisyonundan, devraldı.

2002’den 2013’e gelindiğinde ise ülkemiz hemen her alanda alabildiğince ve olması gerektiğince normalleş(ti)mektedir. İtibarımız yurt içi ve yurt dışında arttıkça artmaktadır. Bir Türkiye vatandaşı olarak bizler bu durumdan gurur duyuyoruz.

Her şey yolunda giderken, bu iyi gidişten rahatsız olan iç ve dış unsurlar ve bazı faiz lobisi gezi parkını bahane ederek rahatsızlıklarını, ortaya koymaya çalıştılar/çalışıyorlar. Bunlar kimler biliyor musunuz? Tuzu kuru bir avuç mutlu azınlık…

Gelişen ve büyüyen bir ülke olarak, içte ve dışta birçok kimsenin rahatsız olduğu bilinmektedir. Dış güçlerin rahatsızlığını anlayabiliyoruz. Fakat içteki bu hazımsızlığı, hazımsızlığın boyutuna bir mana veremiyoruz. Elbette her insanın isteği kendine göre önemlidir. O istekler dinlenmeli dikkate alınmalı, ama yapılması mümkünse yerine getirilmelidir. Eğer neden benim istediklerim olmuyor diyor ve bundan dolayı yakıp yıkıyorsak bu hak istemek değil kabadayılıktır.

Üstünde fazla durulmayan ama Müslümanların kutsal mekânı Cami’de, ‘istilacıların’ yaptığı gibi ayakkabılarla girip kirletmek, hiçbir Müslüman’ca hoş karşılanmaz. Karşılanmadı…

Her gittiğimiz yerde Türkiye vatandaşı olduğumuzun farkına varmaya ve gurur duymaya başladığımız bir anda, yakaladığımız imajımıza zarar vermeye kimsenin hakkının olmadığına inanıyoruz.  

Duyarlı davranıp büyük resme bakmalı sığ ve basit düşünmemeliyiz.

‘Ördek mantığı’ anlayışıyla hareket etmeye gerek yoktur. Hiç kimsenin yaşam şekli ve biçimine karışan yok. Faraziyeler üzerine düşüncemizi inşa etmemeliyiz.

Çocukları içkiye özendirmek, sokakta öpüşmek gibi gayr-ı ahlakî durumları özgürlük diye tanımlıyorsanız bu özgürlük değil ahlaksızlıktır. Yapacaksanız eğer, git evinizde veya müsaade ve izni alınmış mekânlarda yapınız.

Hepimiz olayları iyi tahlil etmeliyiz. Avrupa’nın dahi birçok yönden tökezlediği bir ortamda ekonomik büyümede Çin’in ardından dünya ikincisi olduk. Yatırım yapılabilinir ülke konumuna geldik. Bunlar kolayına elde edilmedi. Bu kazanımlarımızı heba etmeyelim.

Ne kadar yeridir bilmiyorum ama 1960 İhtilalı çerçevesinde CHP’ye dikkatinizi çekmek isteriz.

27 Mayıs 1960 ihtilalını bilenlerin epeyce yaşlandıklarını malumdur. Art niyetle değil de objektif olarak bakıp değerlendiren, bütün vicdan sahipleri bilir ki, o ihtilal Türkiye’miz ve Türk demokrasisi açısından bir yüz karasıdır. Böyle olmasına rağmen maalesef, yıllarca 27 Mayısı bayram olarak kutladık.

İtiraf etmeliyiz ki, DP (Demokrat Parti) hükümeti bir takım yanlış yapmış olabilir. Olabilir değil yaptı. Ama yapılan yanlışın bedeli, ekonomik bir sürü kaybın yanı sıra varlığını hizmete adamış, üç önemli şahsiyetin idamıyla neticelenmemeliydi.

Değerli okurlarımız!

Yirmi yedi Mayıs’ı yaşayanlardan CHP Milletvekili Adnan Keskin’in Ankara’da gösteri yapan iki kişinin tankların altında ezilerek öldüğünü söylemesi, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün de eylemcilerin önünde Türk Polislerine ana avrat küfretmesi, bize o günleri hatırlattı. Gördük ki, CHP aynı CHP…

Bereket versin günümüzde kitle iletişim araçları o günkü gibi değil. Nitekim söylenenin doğru olmadığı hemen otaya çıktı. Adnan Keskin’in pervasız açıklamaları da hemen yalanlandı.

Gene CHP Milletvekilleri 60 ihtilalı öncesinde de, “hükümet, talebeleri (insanları) öldürüp kıyma yapıyor asfalt yapımında kullanıyor” diyorlardı. İnsanlarda buna inanıyor ve nümayiş yapıyorlardı.

Menderes, o zaman “Devri sabık yaratmayacağız” demesine, hatta intikam hissiyle hareket etmeyeceğiz, kimseyi mağdur bırakmayacağız demesine rağmen, muhalefet sürekli taciz edici yaklaşımlarda bulundu. Meseleleri sürekli kaşıdı. Söylenmeyenleri söylenmiş, olmayanları olmuş gibi gittikleri yerlerde anlattılar. Toplumu gerdikçe gerdiler.

İktidarın elinden gitmesini bir Türklü hazmedemeyen İsmet İnönü, kendi kontrolünde olan ve etki edebileceği tüm kurum, kuruluş, denek ve üniversite talebelerini harekete geçirmeye çalıştı. Bunda da büyük oranda başarılı oldu. Çünkü her gün bir şekilde, ya Üniversitelerde, ya da sokakta farklı sebeplerle nümayişler yapıyorlardı. Bu da bir taraftan iktidarı zayıflatıyor, diğer taraftan halkı kışkırtıyordu.

O dönemin tanıklarından Osman Bayrı, şahit olduğu hadiseleri şöyle anlatıyor:

“…Ok yaydan çıkmış, örfi idare ilan edilmişti. Kışkırtıcılar sahnedeydi. Durmadan mitingler tertip ediliyordu. İnsanlar kendini olaylardan bir türlü soyutlayamıyor, mitinglere bir şekilde iştirak ediyorduk.           

Burada çok önemli bir olaya değinmek isterim:

a)     Derslere kimse giremiyordu. Bahçede toplanmış duruyorduk. Tam bu sırada kelli felli birkaç kişi belirdi. Falan fakültede üç beş kişi yaralandı. Telin için Kızılay’a buradan (bizim fakülteden)çıktılar. Oradan Siyasala (siyasal bilgiler fakültesi) gittiler. Aynı terane ile onları da kalkındırdılar (kullandılar). Hocaya sordum; bunlar kim? (CHP)Milletvekili (kışkırtıcılar) dedi.

b)     Bir gün ortaokul müdürümüzün oğlu (Altay) bana geldi.

Kendisi İstanbul Üniversitesi’ndeki olayları yönetiyordu. Ankara Üniversitesi’ndeki olayları da benim yönetmemi istedi. 

Broşürler getirmişti. Kendisi kahraman olmuştu. Teklifine evet diyemedim. Bu bir basiret mi yoksa ucuz kahraman olmayı arzulamadığımdan mıdır, bilemiyordum. Olaylar bütün hızıyla devam etti ve nihayet 27 Mayıs 1960 ihtilalı oldu.

c)     Bir gün Kızılay’da yürüyüş halinde idik Avanos’tan tanıdığım Şube Reisi Binbaşı olmuş. CHP dışındaki partilerin parti tabelalarını söküyor ve camlarını kırıyordu. O gün bir anlam veremedim, bu kin ve ihtiras ne dedim…

Siyasi bir ihtilalın, daha doğrusu hükümet darbesinin memlekete ve millete nelere mal oldu… Ben de tahsilimi tamamlayamadım.

Kaynak: “Yaşadıklarım ve Gördüklerim”, Osman Bayrı, Avanos Belediyesi Yay. 2012

NOT: Osman Bayrı Avanos’ta yaşamaktadır. Görüşüp düşünceleri alınabilir.

Yukarıdaki olayları anlatmaktan maksadımız, aynısı olur düşüncesinde olduğumuzdan değil, geçmişte yaşananları hatırlatmak suretiyle günümüzdeki yaşananları iyi tahlil etmek içindir.

Endişeye mahal yok. İyi yerde olduğumuza, daha da iyiye gideceğimize inanıyoruz.

Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; “goool diye bağıranlar oool diye bağırsa, bu ülkede neler olmaz ki” gelin hep beraber ol diyelim.

ÜSLÛP; Beyler! Bu ülke bizim.

Olaylara aklıselimle yaklaşıp, sağlıklı bakmalıyız.

Gördüğümüz ve bildiğimiz o ki, söylem ve eylem çok önemlidir. Sorumluluk sahibi insanlar söylediği ve yaptığı işlere çok dikkat etmelidir.

Empati bilinciyle hareket etmeliyiz. Hemen herkes bir söz, bir iş yaparken söylemeden ve yapmadan  önce, nasıl anlaşılır nasıl düşünülür diye aklımızdan geçirmeli, onların yerine kendimizi koymalıyız.

İnsan sorumlu kimsedir. “kendisi için istediğini başkası için de isteyendir”


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.