banner177
banner195

Türk Siyasetinin En Renkli İsimlerinden Nevşehirli Esat Kıratlıoğlu

Eski Nevşehir Belediye Başkanlarından, İki dönem Nevşehir Milletvekilliği yapmış eski Bakanlarımızdan Esat Kıratlıoğlu, kafasının üzerinde dolandırıp durduğu saçları ve her fırsatta ne kadar iyi yüzücü olduğunu sergilemesiyle meşhur. 


banner143
banner134
DYP Genel Merkezinde düzenleyeceği basın toplantısında birden bire elektirkler kesilince hazırlıksız yakalanan DYP'liler ne yapacaklarını şaşırınca imdadına Esat Kıratlıoğlu'nun talimatı yetişti.  "Yavv oğlum şey yokmu bir nederler ona lüks lambası gibi birşey..."  Zeki ve Hazır cevaplığı ile Türk siyasetinde unutulmaz renkli simalarından birisi olarak zihinlerde yer edinen Nevşehirli Esat Kıratlıoğlu, Bakanlık ve Genel Başkan Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunarak hem ilimiz hemde ülkemize önemli hizmetlerde bulunmuştur. Kıratlıoğlu, ilimizin yetiştirdiği önemli değerler arasında tarih sayfasında yerini almıştır.

'N'olur sök şu direkleri!'​
Esat Kıratlıoğlu, kafasının üzerinde dolandırıp durduğu saçları ve her fırsatta ne kadar iyi yüzücü olduğunu sergilemesiyle meşhur. 
Bir dönem Tansu Çiller'i muhafaza ve müdafaa görevini neredeyse tamamen üstüne alan Kıratlıoğlu, çeşitli parodilere de konu olmuştu. Ancak 99 seçimlerinde Çiller tarafından listeye alınmayınca 'şoke olmuş', "Anneler çocukları bağırlarına basarlar. 
Çok sıkı kucaklarsanız, çocuk boğulup gider. Bizimki de o hesap. Çok muhabbetten böyle olduk. Bizi çok sevdiğinden boğup gömdü herhalde" diye konuşmuştu. 
Formunu yaz-kış demeden üstü çıplak yaptığı yürüyüşlere borçlu olan Kıratlıoğlu'nun, Nevşehir'de seçmenlerle arasında geçen ilginç bir diyaloğu da aktaralım: 60'lı yılların sonunda kentin elektriklendirilmesi için epey çaba harcayan ve her seçim dönemi konuşmasına "Sizi elektriğe ben kavuşturdum. Bu direkleri ben diktirdim" diyerek başlayan Kıratlıoğlu'na, günün birinde bir köylü isyan etmiş: "N'olur, sök şu direkleri. Nereye götüreceksen, ne yapacaksan yap. Artık bize başka şeylerden söz et". 

Ben Tansu Çiller’e yağcılık değil, müdafaa yapıyorum.

Esat Kıratlıoğlu, kafasınını üzerindeki keli saklamak için kenardaki saçları uzatıp üst tarafa dolandırması ile hatırlanır. Her fırsatta ne kadar iyi yüzücü olduğunu sergilemesiyle de meşhurdu. Bir dönem Tansu Çiller’i muhafaza ve müdafaa görevini neredeyse tamamen üstüne alan Kıratlıoğlu, çeşitli parodilere de konu olmuştu. Ancak 99 seçimlerinde Çiller tarafından listeye alınmayınca ‘şoke olmuş’, “Anneler çocukları bağırlarına basarlar. Çok sıkı kucaklarsanız, çocuk boğulup gider” demiştir. 1994 yılında kendisi ile yapılan röportaj:

Bir ay önce, “Bakanlık teklif edilse, kabul eder miyim, etmez miyim, düşünürüm” diyordunuz. Bu kez Çiller’e “Bir düşüneyim” mi dediniz, yoksa “can baş üstüne” mi dediniz?

Sayın Çiller önce bizim başkanlık divanı olarak istifamızı istedi. Ben ona “can baş üstüne” dedim.

Demek bazen “istemem, yan cebime koy” üslubu gerekli oluyor.

Oluyor ama istifa etmek, bakanlık istemek manasına gelmiyor. Benim gibi Avrupa Konseyi üyesi arkadaşlarım 15 günde bir Fransa’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya gidiyor.

Evet, daha önce de açıklamıştınız, 5 yıldızlı otellerde kalıyorsunuz, cebinize günde 200 dolar harçlık veriyorlar. Konsey üyeliğinin bakanlıktan daha cazip olduğunu bu tanımla vermek biraz “ucuz” olmuyor mu?

Bakanlığın pahalı tarafı ne? Bakanlık affedersiniz bir nevi hamallık. Ben onu 15 sene evvel yaptım.

Estağfurullah da, tekrar bu hamallığı yüklenmenizi Çiller sevgisine mi bağlamak lazım?

Hayır. Bir de onun başka bir tarafı var. Kanuni diyor ki, “Halk içinde yoktur muteber nesne devlet gibi” Yani bir kere itibarlı bir insan bakan.

Yani “böyle itibarlı hamallığa can kurban” diyorsunuz.

Öyle diyelim. Bakanlık 65 milyon nüfusta her babayiğide de nasip olmuyor. Ben tabii Sayın Çiller’in bana bakanlık görevini vermiş olmasını şükranla karşılıyorum.

18 yaşınızdan beri öğlenleri pijamalarınızı giyer, yarım saat uykuya yatarsınız. Bakanlıkta da bu alışkanlığınızı sürdürecek misiniz?

Her zaman yaparım. Ama eğer mutlaka devam etmem gereken bir iş varsa, 8-10 gün öğlenleri uyumadığım oluyor.

Makam odanızın arkasına bir yatak atsanız, eve gitmenize gerek kalmaz.

Atarım. Yatak olmasa da bir koltuğun üstüne kendimi sere serpe atar uyurum. Ondan sonra da gece 12’ye kadar çalışırım.

Bir de siz sabah akşam soğuk duş alıyorsunuz. Hatta hayatta hiç paltonuz olmamış.

Geçen sene bir palto diktirdim.

Siyasi demeçlerinizin ateşliliği, bünyenizin ateşinden mi geçiyor?

Evet, belki. Ben kendimi 25 yaşından yukarı hissetmiyorum. Bünyemi bozacak bir suiistimal içinde hiç olmadım.

Ama başbakanı Cadillac’a benzetmiştiniz. Çiller’in hislerine tercüman olduğunuz için mi bu markayı seçtiniz?

Cadillac gücün ve güzelliğin timsali. Tıpkı Tansu Çiller gibi.

Tank gibiyim

Çiller de sizi Cadillac gibi görüyor mu acaba?

Vallahi bilmiyorum. Ben kendimi tank gibi görüyorum. Azmettiğim zaman aşamayacağım engel yoktur.

Yani tank, sırasında Cadillac’ı bile ezebilir.

Hayır. İkisinin faaliyet sahası ayrıdır. Tankı caddede, Cadillac’ı dağda, bayırda süremezsiniz. İkisi birbirlerinin müşkülünü halleder.

Babanızın adını ancak ilkokulda öğrenmiştiniz. Çiller’in adın ne zaman öğrendiniz?

Babam meşhur bir müftüydü. Herkes beni “Kıratlı hocanın oğlu” diye çağırırdı. Ben de zannettim ki babamın adı bu. İlkokula kaydolurken adının Ahmet olduğunu öğrendim. Çiller Hanımefendi’nin adını, Odalar Birliği’ne müşavir iken Türkiye ekonomisi üzerine raporlarını gazetelerde takip ettiğimde öğrendim. Bundan 7-8 sene önce oluyor. Demek 56-55 yaşlarındaydım. Ondan sonra da partimize geçti.

Sonuçta Çiller adını da geç öğrendiniz ama hiç aklınızdan çıkmadı, değil mi?

Ekonomik değerlendirmeleri üzerimde çok etki yaptı. Tansu hanımın herhangi bir yerde neşredilmiş bir makalesi, broşürü varsa, onu arar bulur ve okurdum.

Politikada geç öğrendiğiniz başka bir şey oldu mu?

Bazı dostlarımın kalleş olabileceğini çok geç öğrendim. Son 3-5 ay içinde partimdeki bazı arkadaşlarım lüzumsuz bazı faaliyetler içine girerek beni küçük düşürmeye çalıştılar.

Onları Çiller’e şikâyet etseydiniz.

Ne şikâyet edeceğim, onların dersini kendim veririm.

Peki efendim. Siz her konuda irticalen en az yarım saat konuşmakla övünürsünüz. Sizce çok konuşmak mı, öz konuşmak mı önemlidir?

Belki tuhafınıza gidecektir ama 20 yaşımdan beri konuşma tatbikatı yaparım. Kendi kendime bir mevzu alırım, ayna karşısında, araziye çıkarak, dağlara, ağaçlara konuşurum. Ayna karşısında mimiklerimi kontrol ederim.

Affınıza sığınarak, “Kendi kendine konuşana deli derler” diye bir deyim vardır. Size deli diyen oldu mu?

Ben kendi kendime konuşurken kimse görmedi ki!

Ama öyle demeçleriniz oldu ki kendi kendinize konuştuğunuz zannedildi.

Dünyanın en büyük devlet adamı olsun, konuşmalarında bazı boş yerler olur. Sadece o kısımları alırsanız “amma da boş adam” dersiniz. Benim konuşmalarımda az boşluk olur.

Ama bu arada diliniz çok sürçüyor. Hüsamettin Çiller, Mesut Çiller diyorsunuz. Çiller, soyadını kocasına verdiği için mi, herkesin soyadını böyle düşünüyorsunuz?

Alakası yok. Bu tamamen bir sürç-ü lisan. Konuşmada kelimeleri çok tekrar ettiğiniz zaman, o kelime bilinçaltınıza takılır ve bazen onu kullanabilirsiniz.

Deniz Baykal da Hacıbektaş törenlerinde, Hacı Bektaşi Veli yerine, Hacı Bayram Veli dedi.

Baykal iyi bir politikacıdır ona şimdi “Ne cahil adam” diyebilir misiniz? Sürçü lisan bu işte, aklına geliyor söyleyiveriyorsun.

Peki, neden sözlüğünüzde çağrışımlara açık kelimeler daha fazla?

Ben bunu bilinçli yapıyorum. Politika, çağrışım alanı geniş bir spektrumdur.

Peki, neden “Muhalefet Sayın Başbakanımızın etine aş eriyor” gibi cinsel çağrışımlara açık yakıştırmalara itibar ediyorsunuz?

Bunu siz öyle düşünüyorsunuz. Bu bir Anadolu tabiridir. “Etine aşermek” cinsel isteği göstermez.

Bir politikacı Türkçenin elastikiyetini de hesaba katmamalı mı?

Hayır, efendim, ben bu deyişi Nevşehir’de kullanıyorum, Ankara’da basın toplantısında değil.

Ama Nevşehir’deki konuşmanız bütün Türkiye’de yayınlanıyor.

Olabilir. Etine aşermenin bir manası “seni çok özlüyorum”, bir manası da “elime geçirsem seni bir doğrasam, kessem, kıyma yapsam, yani satırın altına koysam da iyice doğrasam” dır.

Peki, muhalefet de size “Asıl Çiller’in etine aş eren sizsiniz” dese ne olacak?

Yani başbakanı müşkül duruma düşüren, çalışmaz hale getiren sizsiniz anlamındadır.

Başbakan size hiç, “Esat bey, bana kaş yapayım derken, gözümü çıkarıyorsun” dedi mi?

Hayır. Bunu ben ne yaptım, ne de Başbakan böyle söyledi.

Öyleyse Başbakanı, Ankara ya da yurtdışına çıktığında çok özlüyor musunuz?

Ankara’da olduğum zaman da bazen 10 gün görmediğim oluyor. Hakikaten bir bacım olarak özlüyorum.

Çiller benim bacım!

Çiller’i bir hanım olarak seksi buluyor musunuz?

Bir başbakandır o. Ben onun politika arkadaşıyım. İnsan bacısına “seksi” der mi? Ama şunu ifade edeyim ben kendisini güzel bir hanım olarak görüyorum.

Bunu kendisine de söylüyor musunuz?

Benim söylememe lüzum yok, hakikaten güzel bir hanım. Herkes söylüyor, ben söylesem ne olacak, söylemesem ne olacak. Yani Çiller’e çirkin demek için adam Allah’tan korkar.

Bazı partililerin kendisine platonik aşk besledikleri doğru mu?

Bunlar yakıştırma.

Niye olmasın?

Olabilir ama platonik olmaktan öteye gidemez. Çünkü çok yakışıklı bir eşi var. Yani artist gibi bir eşi var. Hiç kimsenin Özer Bey’i gördükten sonra ağzını açmaya cesareti olamaz.

‘Yağcıysak yıllarca Demirel’e de yaptık’

Peki, Sayın Kıratlıoğlu, göğsünüzde çok yara var mı?

(Gömleğinin düğmelerini çözüp, göğsüne bakıyor) Hiç yok.

Aman efendim açmanıza gerek yok, göğsünüzü Çiller’e siper etmiştiniz de, “atılan oklardan yaralandınız mı” diye soracaktım.

Hayır hayır, atılan oklar göğsüme gelmeden tapır tapır yere düşüyordu.

O kadar çelik göğüslü müsünüz?

Hayır, atılan oklar hafifti. Ama belki güçlü bir ok gelir diye siper etmeye mecburdum. Çiller’e destek ve yardımı oldunuz mu yağdanlık diyorlar. Eğer bunun adı yağdanlıksa ben bunu 30 sene yaptım Sayın Demirel’e.

Bağışlayın efendim ama hiç bu kadar “yağlı” deyimlerle yapmadınız. Çünkü Demirel’in korunmaya ihtiyacı yoktu.

Hayır, bunun da korunmaya ihtiyacı yok. Ben yağcılık değil, müdafaa yapıyorum. Çiller en sert tenkitlere maruz kaldı. Başkanlık Divanında da benden tecrübelisi yok.

Hani atılan oklar çok hafifti? Bunca tecrübenizi bu hafiflikler için niye kullandınız?

Efendim, oklar hafif ama kendileri bakımından sert. Ama aslı esası yok. Benim en tecrübeli insan olarak bunları zamanında karşılayarak akamete uğratmam bazılarını gocundurdu.

Sayın Çiller’in servetinin boyutları, sizde ne tür duygular uyandırıyor?

Sayın Çiller diyor ki, “Biz Amerika’ya gittiğimizde Coca Cola alacak paramız yoktu, dönerken 20 odalı, yüzme havuzlu bir evimiz vardı ve eşim de ABD’nin 500 büyük firmasından birinin 3 kişilik yönetim kurulundaydı.”

Bunu hayranlıkla mı dinliyorsunuz?

Hayranlıkla dinliyorum. Bu masal falan değil, Amerika’da oluyor. Amerika böyle vurgun diyarı değil. Çok büyük bir beceriklilik, fevkalade güzel bir idare tarzıyla bu meseleye geldiğini görüyorum ve hayran oluyorum.

Siz hiç aklınızın zekâtını verdiniz mi?

Aklımın zekâtını versem pek çok kimseye servet olur. Ama bunu kendime saklıyorum.

“Yılmaz akıl fukarası”

Ama siz hoca oğlusunuz. Zekâtı verilmeyen servet yok olmaz mı?

Haklısınız. Zekât zaten fakirlere düşer. Akıl fukarası bazı ANAP yöneticilerine zekâtımı versem iyi olur. Aslında en çok akla ihtiyacı olan Mesut Yılmaz’dır. Ama o zekâtın manası da bilmez.

Bakın Meclis tutanaklarına başka neleri geçirmişsiniz: “Biliksin sen, yürüyünce horoz olacak, sonra kafan kesilecek”, “Bunlara bayağı bindirecektim ama vaktim daraldı”, “Sen benim yanıma abdestle gelecek adamdın.” Bir de Yusuf Özal’a “Kendini patlıcan gibi nimetten sanıyor” demişsiniz. Bu deyimin aslındaki sebze fasulye değil mi? Nevşehir dolaylarında mı böyle söyleniyor?

Şimdi Nevşehir’de Ayhan patlıcanı vardır. Çok meşhurdur. Herkes Ayhan patlıcanı alamaz. Ayhan patlıcanını alan onun nimetinden istifade etmenin gururunu taşır. Bakın ben medeni münasebetler içinde olan bir insanım. Ama biri benim haysiyetimle oynadı mı onun üzerine yıldırımları indiririm.

Avusturya’da okumanız sizi nasıl etkiledi?

Ben Avusturya’ya genç yaşta, çocuk yaşta gittim. Üniversiteyi orada bitirdim. Doktoramı orada yaptım. Sekiz sene kaldım orada.

Yani o katı üslubunuzda “germanik” yapının etkileri var.

Vallahi olabilir. Çünkü fevkalade disiplinliler, ikincisi dakikler. Ben de öyleyim. Bunlar belki beni biraz sert görünümlü yapıyor. Konuşma tarzım da biraz sert ama ben süt köpüğü gibiyim. Kavga ettiğim biriyle bir gün sonra nasıl barışsam diye fırsat kollarım.

Biraz da saçlarınızı konuşalım mı? Meclis berberine mi traş oluyorsunuz?

Hayır. 40 seneden beri traş olduğum bir berberim var.

Saçınızın bu modelini o mu öneriyor?

Hayır. Benim kendi tercihim. Şimdi bazı yerlerde hafif şeylikler var, onu kapatıyoruz. İşin esası o.

Hafif neylikler var?

Hafif saç dökülmeleri, onları kapatıyoruz.

Niye kapatıyorsunuz, dağınık kalsa daha iyi değil mi?

Saçım var da kapatıyor. Bazıları kel; kapatamıyor.

Kellik kötü mü? Dağınık bıraksanız belki daha cazip olursunuz.

Yok canım bana zararı yok. Vaktimi de almıyor.

Sabahları kaç dakika ayırıyorsunuz?

Bunu Hüsamettin Bey de soruyor. Yalnız bu iş o kadar pratikleşti ki bir dakikamı bile almaz.

Kaynak: Kulakardı

Ahmet Esat Kıratlıoğlu Kimdir ?   

Ahmet Esat Kıratlıoğlu, 1930 yılında Nevşehir'de doğdu. Babasının adı H.Ahmet'tir.Avusturya Graz Üniversitesi Jeoloji Fakültesi mezunudur. Aynı Fakültede Doktorasını tamamladı. 

Nevşehir Belediye Başkanı, İller Bankası Genel Müdürü, 3, 5, XVIII ve XIX. Dönem Nevşehir Milletvekili, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptı. 

Almanca ve İngilizce bilen Ahmet Esat Kıratlıoğlu, evli ve üç çocuk babasıdır. 
Parlamentoda 6 dönem milletvekilliği yapan Esat Kıratlıoğlu AP ve DYP hükümetlerinde Devlet Bakanlığı ile Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulundu. Avusturya Graz Üniversitesi Jeoloji Fakültesini bitiren Kıratlıoğlu uzun süre Nevşehir Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra İller Bankası Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Daha sonra siyasete atıldı.

DEMİREL’LE İLK TANIŞMAMIZ 1955’TE OLDU

Sabah Kur’ân okumadan sofraya oturmayan bir ailenin çocuğuyum.


Merhum Süleyman Demirel’le uzun yıllar siyaset yaptınız, kabinelerinde görev aldınız; ilk tanışmanız ve birlikte çalışmanız nasıl oldu?

Rahmetli Demirel’le ilk tanışmam 1955 yılında oldu. Ağabeyim Demokrat Parti milletvekiliydi. Bugünkü Güniz Sokak’ı dik kesen Buğday Sokak’taki otelin yerinde Demirel’in kardeşlerine - âilesine ait evde üst katta oturuyordu, ağabeyim de orta katta oturuyordu. Rahmetli Demirel, DSİ Genel Müdürlüğü’nde Barajlar Dairesi Başkanıydı.

Amerikalılar Demirel’e bir burs verdiler. Türkiye’de bu burs sadece Süleyman Demirel’e verilmişti. Bir yıllığına gitti, su işleri bakımından teknolojik değerlendirme yaptı, tetkiklerde bulundu, barajları araştırdı...

O zaman rahmetli Nazmiye Demirel, anneme “Teyze, evde çiçekler var. Biz bir seneliğine Amerika’ya gidiyoruz, bu çiçekler kurumasın, arada bir sularsanız memnun olurum” diye evin anahtarını anneme vermişti. Kendileriyle o kadar yakındık.
O esnada ben Avusturya’da - Viyana’da okuyordum, sonra Graz şehrinde üniversiteyi - Jeoloji fakültesini orada bitirdim. Ardından da aynı üniversitede doktora yaptım…

AVUSTURYALI PROFESÖRÜN KUVVETLİ HÂFIZASINI TESBİTİ
Sene 1958. MTA Genel Müdürlüğü, benim yanında doktora yaptığım Avusturyalı Prof. Dr. Carl Metz, Burdur ve Isparta civarlarında jeolojik araştırmalar yapmak için Türkiye’ye dâvet etti. Profesör de bana, “birlikte gidelim” dedi. Yanında doçenti de vardı. Bu benim için büyük bir fırsattı. Beş ay arazide çalıştık. O arada Ankara’ya geldik. Ankara’da ağabeyim bana, “Hoca’yı Süleyman Bey’le bir tanıştıralım” dedi. Birlikte DSİ Genel Müdürlüğü’ne gittik. Süleyman Bey’in odası şimdi benim gözlerimin önünde. (Sonra orası Danıştay Başkanlığı oldu.)

Süleyman Demirel, hoşbeşten sonra duvarda büyük bir Türkiye haritasının başına geçti, yarım saat kadar brifing verdi. Kalktık, aşağıya iner inmez, Profesör, “Esat, ben böylesini görmedim! Bu nasıl insan, böyle insan olamaz” dedi. “Hocam hayrola, ne oldu?” diye sordum. Cevabı şu oldu: “Adam haritanın başına geçti, Türkiye’nin genel su durumları hakkında bilgi veriyor, ama Doğusundan, Batısından, Güneyinden, Kuzeyinden yüzlerce rakam sayıyor. ‘Dedim ki ‘bu bu adam atıyor bu işi, bu kadar rakam bir insanın hâfızasında olmaz. Ve bunu kontrol etmek için -konuşması sırasında- üç tane rakamı virgülüne kadar ezberledim. Konuşma bittikten sonra o üç yeri ‘Şuralar neydi?’ diye yeniden sorunca, virgülüne kadar tekrar etti, bu muazzam bir hâfıza” dedi.
Tabiî Süleyman Bey’in hâfızası herkes tarafından müsellem, ama bunun ilk tesbitini yapan Dr. Metz’di.

1959 yılının sonlarında doktorayı bitirip Türkiye’ye geldim. DP milletvekili ağabeyim, “Süleyman Bey’e gideceğiz. Onun haberi olmadan senin bir yerde işe başlaman doğru olmaz” dedi ve gittik; “Efendim, üniversiteyi bitirdik, doktora yaptık…” deyince Süleyman Bey, “Hemen bizde başla, ben ağabeyinin buradaki temsilcisiyim. Sen de benim Devlet Su İşleri’ndeki temsilcim olacaksın” dedi. Hemen Yer Altı Dairesi Başkanına telefon etti, ”Sana Dr. Jeoloji Mühendisi Esat Kıratlıoğlu’nu gönderiyorum, hemen işe başlasın” tâlimatını verdi. Daire başkanının yanına gittim. O da ‘hemen işe başlayın’, dedi, bir iki gün müsaade istedim.
O arada Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) gittim. Orada bana DSİ’nin vereceği paranın iki katını Batman’da göreve başlamam şartıyla teklif ettiler. Normal devlet dairelerinde alınan maaşla orada alınan maaş arasında fark var. Orada 150 mühendis var. -Türkiye’de o zaman henüz petrol tahsili yok-  Mühendislerin hepsi Amerika’dan ve Avrupa’dan gelme. Böyle bir ayrıcalığı da var. Ben de hiç Süleyman Bey’in yanına gitmeden –Süleyman Bey’e gitsem, ‘Efendim ayrılıyorum, buraya girmek istemiyorum’ desem yüzüm kapalı- doğrudan Batman’a gittim. Sonra Batman’da 4 sene çalıştım…

Bu meyanda Demirel’in genel başkan seçildiği Adalet Partisi kongresinde neler oldu? Bununla ilgili hâtırlarınızdan anlatır mısınız?
27 Mayıs ihtilâlini TPAO’da yaşadık. 1963’te ihtilâlden sonra ilk belediye başkanlığı seçimleri yapılacak, Nevşehir’e –âdeta zorla beni getirtip- aday yaptılar ve belediye başkanı seçtiler. 1964 yılında Ragıp Gümüşpala öldü. Ve onun yerine genel başkan seçilecek. Adaylar; Süleyman Demirel, Hava Kuvvetleri eski komutanı emekli orgeneral Tekin Arıburun, Sadettin Bilgiç ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Osman Turan.

Bilgiç, teşkilât başkanı olduğu için genel başkan vekil oldu. Esasen başlangıçta Sadettin Bilgiç Süleyman Demirel’in genel başkan olması için ağırlığını koydu. Fakat sonradan arkadaşları Bilgiç’e, “Sen deli misin? Eline gelen fırsatı kaçırıyorsun, sen genel başkan vekilisin adaylığını koy”, dediler. Sadettin Bilgiç böylece adaylığını koydu. Türkiye’yi dolaşmaya başladı. Nevşehir’e de geldi. Genel başkan vekili olduğu için büyük bir karşılama merasimi yaptırdım. Fevkalâde memnun oldu.

Ankara’da bir Pazar günü Büyük Sinema’da, büyük kongre olacak. Kongreden bir gün önce Bentderesi’nde Nur Sarayı isimli otelde, delegelerin büyük bir kısmını topladık. Onlarla sohbet ederek adaylar arasında bir durum değerlendirmesi yapılacak. Tahmin ediyorum 1475 delegeden 800 civarında delegeyi toplamıştık. Oraya Süleyman Demirel’i de dâvet ettik. Delegeler tamamen sus pus vaziyetteler. Kimse kimsenin hakkında değerlendirme yapmak istemiyor. Süleyman Bey geldi; hiç unutmam “çarıklı” denilen Allah rahmet eylesin İhsan Ataöv ile Konya Belediye Başkanı Ahmet Hilmi Nalçacı da oradaydı. Doğrudan Demirel’e sordular, “Size mason diyorlar, mason lâfını çıkarttılar” diye. Demirel buna karşı, “Ben mason değilim. Bizim evde her sabah Kur’ân’dan bir cüz okumak suretiyle kahvaltıya başlardık. Ben her sabah Kur’ân’dan bir cüz okunmadan kahvaltıya başlamayan bir âilenin çocuğuyum” cevabını verdi.…

Bu arada, ben sanki hiç tanışmıyormuşum gibi dedim ki “Beyefendi ben Nevşehir’in, küçük bir ilin belediye başkanıyım. Bizim beş delegemiz var. Diyeceksiniz ki ‘sizin etiniz ne, budunuz ne’. Öyle değildir. Nevşehir büyük bir taşıma - nakliye merkezidir. İstanbul’a giden kamyonların yüzde 75’i Nevşehirliler mârifetiyledir. Dolayısıyla Edirne’de, Hakkâri’ de, Sinop’ta, İzmir’de, Kars’ta da mutlaka Nevşehirli bir kamyoncuya rastlarsınız. Ben, Nevşehir’de kamyon sahiplerini büyük bir salonda topladım ve orada sizin genel başkan olmanız için kamyon şoförlerinin dolaştığı her yerde parti teşkilâtlarımıza giderek, sizin propagandanızı yapmaları için görevlendirdim.


RÖPORTAJ: CEVHER İLHAN  -  MEHMET KARA  -  MELİH TEKİN
 

Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.