banner177
banner195

Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu Açıklama ve Basın Açıklaması

Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu 4.Yılına giren Suriye’de Esad rejimi tarafından katledilen Mazlum Müslümanların yanında olduğunu göstermek ve şehid olan Müslümanların gıyabi cenaze namazını kılmak için öğlen namazının ardından Ankara Hacı Bayram Camii’sinde biraraya geldi.

Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu Açıklama ve Basın Açıklaması

banner143
banner134

 Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu Açıklama ve Basın Açıklaması

Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu 4.Yılına giren  Suriye’de Esad rejimi tarafından katledilen Mazlum Müslümanların yanında olduğunu göstermek ve şehid olan Müslümanların gıyabi cenaze namazını kılmak için öğlen namazının ardından Ankara Hacı Bayram Camii’sinde biraraya geldi.


Büyük bir katılımın gözlendiği basın açıklaması öncesindeki gıyabi cenaze namazını İLKAV yönetiminden Emrullah Ayan kıldırdı.Ayan namaz öncesi yaptığı kısa konuşmada şu hususlara değindi. “On yıllardır emperyalist işgal ve sömürü ile İslam coğrafyaları ve halkları Amerika ,Rusya ve İsrail ile işbirlikçileri tarafından tarumar edilmekte,masum insanların kanına girmektedirler. Afganistan,Filistin,Çeçenistan,Irak,Mynmar ve diğerleri.Bazende direk işgal yerine yerli işbirlikçileri ve darbecileri ile Müslüman halkları katletmeyi sürdürmektedirler. Mısır da Sisi ve 4 yıldır kendi halkına savaş açmış Zalim Baasçı Esad Rejimi gibi.Bizler ümmetin her coğrafyasındaki Müslümanlar için duyarlılığımızı sürdüreceğiz ve zalimlere karşı hakkı haykırmaya devam edeceğimizi ifade ediyoruz.Doğulu ve batılı emperyalist devletlere ve onların zulmune ortak olan işbirlikçilerine döktükleri masum çoluk,çocuk,kadın Müslüman kanlarında boğulacaklarını Allah’ın Vaidinin Hak olduğunu bildiriyoruz. Ardından basın açıklamasına geçildi.Açıklamanın sık sık tekbirlerle  kesildiği gözlenirken,atılan slagonlardan bazıları şunlardı. “Zalim Esad Suriye’den Defol”,”Uyan Diren Özgürleş”,”Yaşasın Küresel İntifada”,”Zalimler Hesap Verecek”,Tevhid, Adalet Özgürlük”İhvana Selam Direnişe Devam”….


Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu adına Suriye’de başlayan Halk kıyamının dördüncü yılında suskun ve kör dünya kamuoyuna seslenen Vahdet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Muhittin Özdemir Platform adına yaptığı basın açıklamasında “Suriye’de, 15 Mart 2011’de Dera kentinde duvarlara yazı yazan çocuklara işkence edilerek öldürülmesiyle başlayan direniş, dördüncü yılına girdi. O günden bu yana Baas rejimi kendi halkını tanklarla, toplarla, uçaklarla, varil ve misket bombalarıyla katliama tâbi tutmakta; yaşlı-genç, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden tüm halkı öldürmeye devam etmektedir. Buna mukâbil, Suriye halkı, “zillet içinde yaşamaktansa ölmek daha iyidir” diyerek, zâlim Esed rejimine karşı ölümüne mücâdele etmektedir. Bu mücâdele ve direniş, bütün taraflar için tam bir turnusol kâğıdı özelliği gösterir oldu. Rusya ve Çin’in zâlim Esed Yönetimi ile ortak menfaatleri gereği Baas diktatörlüğüne yardımı insanlık açısından tam bir trajedir. Adı İran İslâm Cumhuriyeti olan ve Tağûtî Baas rejimini desteklediği yetmiyormuş gibi bir de fiilen Esed güçleri ile birlikte Müslümanları katleden İran’ı tarih, insanlık ve Müslümanlar asla affetmeyecektir. Öyle ki, Şebbiha denilen rejimin milisleri, Esed’in askerleri ve İranlı keskin nişancılar sokaklarda Müslüman avlama yarışına girmişlerdir. İttifaklı katliamların devam ettiği o günlerde Özgür Suriye Ordusuna bağlı Liva El İslâm Birliği sorumlusu Zahran Alluş, “Suriye halkı sadece Esed rejimine karşı savaşmıyor. İran, Rusya ve Çin Esed rejimine destek veriyor. İsrail’in maddî destek verdiğine dair elimizde deliller var. Suriye ordusundan ele geçirdiğimiz bazı silahlar İsrail yapımıdır. ABD ve Avrupa net duruşa sahip değildir” demişti. Geçen zaman O’nun ne kadar haklı olduğunu açıkça göstermiştir” dedi.


Söylemlerinde Demokrasi isteklerini iddia eden Batılı ülkeler, Esed’den sonra Müslümanların iktidara gelmesi korkusuyla muhaliflere yardım etmedi, Nusayri rejimin Müslüman halkı katlettiğini, ülkeyi harabeye çevirmesini sadece seyrettiğimi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Mun, “Cenevre-2 Konferansı Suriye’deki krizin çözümü için bir fırsattır” dediğine değinen Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü “Fakat sonuç ne oldu, hep birlikte gördük. Hem de Cenevre-2 Konferansı senaryolarının hemen öncesinde, Esed ordusundan firar eden Sezar Kod adlı bir şahsın dünya kamuoyunun ve Birleşmiş Milletler kuruluşunun da gündemine, adeta bir bomba gibi düşürdüğü 11 bin kişiye ait 55 bin işkence fotoğraflarına rağmen… Evet, bu insanlık dışı zulüm, işkence ve katliam görüntülerine rağmen ikiyüzlü Batı’nın vicdanı bile sızlamamış ve Cenevre-2 konferansı’ndan yine, savaş suçlusu ilan edilmesi gereken Esed’e karşı, hiçbir yaptırım kararı çıkmamıştır. “


“ABD ve Rusya’nın başını çektiği, çifte standardı ve zâlimliği ile bilinen Avrupa ülkelerinin de bu ikiliyi izlediği Cenevre-2 Konferansı’nın, Suriye’de yaşanan zulmü ve iç savaşı durduracağına inanmak safdillik olur. Bir yanda suç listesi hayli kabarık olan ve sadece Irak’ta 2 milyon kişinin kâtili ABD; öte yanda ise Çeçenistan’da taş üstünde taş bırakmayan ve tarih boyunca Müslümanlara düşmanca tavır takınan Rusya… Sorarım sizlere, “Hayrolur mu böyle bir gecenin sabahından?” Mali’de, Sudan’da, Orta Afrika’da basit sorunları bahane ederek, zaman kaybetmeksizin harekete geçen küresel işgalci devletlerin ikiyüzlü tutum ve davranışları tüm dünyaca izlenmektedir.” diyen Özdemir İnsan Hakları; Demokrasi, Eşitlik, Adâlet gibi yaldızlı sözlerle, yıllarca insanları oyalayan küresel terörist devletlerin gerçek yüzleri bir turnusol kâğıdı ayrışımı gibi, başta Mısır ve Suriye olmak üzere tüm İslâm ve halkı mazlum olan ülkelerde ortaya çıktığına değindi.


Suriye’deki Esed rejiminin ve başta İran, Rusya, Çin olmak üzere bütün emperyal ve Siyonist güçler için utanç vesikası olarak tarihe geçecek bu fotoğrafların yanında, 3 yıllık bilançoyu da ‘şimdilik’ kaydıyla tarihe not düşmek istediklerini, dünyanın bu büyük katliama sessiz kaldığını dile getiren Özdemir sözlerini şu şekilde sona erdirdi. “Birleşmiş Milletler Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu’nca yayımlanan 09-16 Şubat 2014 tarihli Suriye Bülteni’ne göre Suriye’de bu tarihe kadar; 130 binden fazla insan öldürüldü. 11 bin çocuk, 9 bin 911 kadın da bunların arasında yer almaktadır. 215 bin kişi tutuklandı, 3 milyon ev hasar gördü. 1451 cami, 3700 okul, 270 özel hastane zarar gördü,33 kilise yıkıldı veya hasar gördü. 9 milyon insan yerinden edildi. Sadece Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteci sayısı 1 milyonu geçti. Elbet, zulüm ile âbâd olunmaz. Ama, birilerin de bu zulme dur demesi gerekir. Bizim beklentimiz ne Amerika, ne Batı, ne Birleşmiş Milletler ne de onların yandaşlarıdır. Biz istiyoruz ki, Müslümanlar uyansın bir birlerine sahip çıksın. İslami duyarlılığı olan kurum, kuruluş, vakıf, dernek ve uluslar arası İslami teşkilatlar bir araya gelsin, ciddi çözümler üretsinler.


‘Ben Müslüman’ım diyen her ferdin şarktaki ayağına diken batan Müslüman’ın acısını hissetmek ve ona yardımcı olmak gibi bir sorumluğu vardır. Elbette o zalimler, tagutlar yüce Rabbimizin beyanıyla, “Nasıl bir İnkılap ile yıkılıp gideceklerini” görecekler. Ancak, burada, Müslüman da kendisine düşen görevi yerine getirmelidir. Bu sebeple, tüm İslam alemine, tüm vicdan sahibi duyarlı insanlara, onların oluşturduğu uluslar arası kurum ve kuruluşlara sesleniyoruz: Gelin bu zulmü, bu katliamları elbirliği ile durduralım. Bu zalimlere şimdiden engel olalım. Yoksa, onların bu mazlum haklara yaptıkları zülüm ve katliamlar diğer milletlere yöneltilmiş bir tehdittir. Onun için, tüm insanları sorumluluklarını üstlenmeye davet ediyoruz.


Yâ Rab! Sana, Şehit Ahmet Yasin’in Duasıyla iltica ediyoruz: “Sen bizim Rabbimizsin… Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı? Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsat edilmiş ekinler aşkına, sana şikayette bulunuyorum. Gücümüz dağıldı, birliğimiz bozuldu… Yollarımız ayrıldı… Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyorum…”


Ve bizler de Yâ Rab sana dua ediyoruz ki: Ey Yüce Rabbimiz! Müslümanları zalimlere bırakma! Zalimleri kahr-u perişan eyle, onlara fırsat verme ! Müslümanlara birlik ve beraberlik ihsan eyle! Bizleri İslam’ın izzetiyle izzetlendir, İslam’ın şerefiyle şereflendir. Ezilen, hor görülen, katledilen, yurdundan  yuvasından edilen mustazaflara yardım ve  inayetini gönder, Yâ Rabbi.” (amin)


Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle basın açıklamamıza son verirken, hepinize katılımlarınız için Müslümanlarla Dayanışma Platformu Adına teşekkürlerimi sunarım.”


Ayrıca platform adına kısa bir açıklama yapan Genç Birikim Derneği Genel Başkanı Ali Kaçar’ın yaptığı konuşmanın tam metni aşağıdadır.   

 

“ 17 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan ve bütün Ortadoğu’yu etkisi altına alan halk ayaklanmalarının en kanlı durağı, ne yazık ki, Suriye olmuştur. Bu, Suriye Nusayri diktatörlüğünün çok güçlü oluşundan kaynaklanmamaktadır. Bunca süredir devam eden katliamın asıl nedeni, Suriye’deki Nusayri diktatörlüğünü küresel emperyal ve Siyonist güçlerle, işbirlikçi kimi bölge ülke yönetimlerinin desteklemesi ve yardım etmesidir. Bugün, Suriye’deki halk ayaklanması dördüncü yılına girmesine rağmen bu insanlık dışı katliam, ne yazık ki, hala bütün vahşetiyle devam etmektedir. Bu nedenledir ki, Suriye’de, 15 Mart 2011’den bu yana yüz binlerce masum insan, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla katledilmiş, maddi ve tarihi zenginlikleri yerle bir edilerek talan edilmiştir. Bir balina için bütün dünyayı ayağa kaldıran ikiyüzlü/yüzsüz emperyal ve Siyonist güçlerin güdümündeki uluslar arası kuruluşlar, bunca insanlık dışı katliam ve tecavüzü, utanmadan sadece sözde kınamakla yetinmişlerdir. Bizler, bu kuruluşlardan ve güya dünya barışını korumak amacıyla kurulduğu iddia edilen BM’den ciddi bir adım atmasını beklemiyoruz. Ama ya Müslümanlardan? Onlar niçin, bunca bebeğin, çocuğun, kadının ve yaşlı insanın varil bombalarıyla, kimyasal gazlarla yüz binlercesi katledilirken bırakın dünyayı, kendi halklarını bile mazlumdan yana harekete geçirememektedirler? Suriye konusundaki bu umursamazlık, bu bölünmüşlük niye? Bu durum, kimin, hangi emperyal gücün işine yaramaktadır? Hani bizler kardeştik, hani aynı ümmetin parçalarıydık? Ne oldu ki Müslümanlara,  kimileri Nusayri Esad’ı ve onun eli kanlı diktatörü Beşşar’ı destekler hale gelmiştir? Onlar bilmezler mi ki, Beşşar’ı desteklemek, Siyonist İsrail’i desteklemek, ABD’yi, İngiltere’yi ve bilumum küresel küfür cephesini desteklemek anlamına gelecektir.


Küfür cephesi karşısında bir ve bütün olması gereken Müslümanlar, neden parçalanmış ve ayrılıklara düşmüşlerdir?     

       

Bizler Müslüman’ız! Allah-u Teâlâ, aynı ırktan, aynı soydan, aynı toprak parçasında yaşayanları değil ‘ancak mü’minlerin kardeş’ olduğunu belirtiyor. ‘Kâfirleri dost edinmeyin yoksa siz de onlardan olursunuz’ buyuruyor. ‘Resulullah (s.a.v.) de: “Sen Müslümanları arasındaki merhamet, sevgi ve dert ortaklığı yönünden tıpkı bir vücut gibi görürsün. Nasıl ki, vücudun bir azasında hissedilen acı bütün vücudu uykusuz bırakır ve ateşlenmesine sebep olursa Müslümanlar da böyledir” buyuruyor. Bu emirlere rağmen neden İslam topraklarındaki işgale, istilaya ve zulme uğrayan Müslümanların acılarını paylaşmıyoruz? Bizler ancak bu emirlere uyduğumuz zaman Allah’ın rızasını kazanmış oluruz, aksi halde bu asla mümkün değildir. 


Bugün Suriye’de, yerlerini, yurtlarını terk etmiş 10 milyondan fazla mazlum insan bulunmaktadır. Bunların çok azı komşu ülkelere, diğer çoğunluğu ise Suriye içerisinde barınacak yer, yiyecek kedi ve köpek eti bile bulamıyorlar. Kedi köpek eti bile bulamayan bu milyonlarca mazlum insan, bir taraftan diktatör Esad ve onun destekçileriyle, bir taraftan da soğuk kış şartlarıyla ve açlıkla mücadele etmektedirler. Bunlar, bizden olan insanlardır. Bunlar, düne kadar aynı sınırlar içerisinde aynı heyecanı duyduğumuz, aynı akideyi paylaştığımız, birlikte küfre karşı çeşitli cephelerde savaştığımız, şehit verdiğimiz kardeşlerimizdir. Bizi ayıran bugünkü sınırlar yapay ve bize ait olmayan sınırlardır. Bizleri de bağlamaz.


Bilmeliyiz ki, Suriyeli Müslümanlara sırt dönmek, aslında İslam’a sırt dönmektir. Onlara yardım eli uzatmamak, Allah’ın da yardımından mahrum olmaktır.

Bugün Suriye’de onurlu bir mücadele verilmektedir. Bu mücadelenin eksik, hatta katılmadığımız yanları da olabilir. Ama bilmeliyiz ki, mücadeleleri fisebilillah içindir. Bunca yıldır, yılmadan, usanmadan ölümüne, Allah’ın adını/kelimetullah’ı yüceltmek için mücadele ediyorlar. Sıcak odalarında oturup ahkâm kesenler, kokuşmuş Esad diktatörlüğüne medhiyeler düzenler, bilmeliler ki, bu tavırlarıyla, Allah’ı değil, ancak şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yani Siyonist İsrail’i, ABD’yi, İngiltere’yi ve Rusya’yı memnun etmektedirler.


Kim ne derse desin, bugün Suriye’de verilen mücadele hak ile batılın, küfür ile İslam’ın mücadelesidir. Hz. Adem (as)’dan bu yana devam eden bu mücadele, kıyamete kadar da devam edecektir. Bu mücadelenin bir tarafında mazlum geleneksel de olsa Müslüman bir halk, diğer tarafında ise emperyal kâfirler ve onların uşak ruhlu yerli işbirlikçileri bulunmaktadır. Bu mücadelede, Müslüman olarak bizim tarafımız bellidir. Biz biliyoruz ki, Esad diktatörlüğü İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış eli kanlı bir diktatörlüktür. Beşşar, Müslümanların değil, Siyonistlerin ve Batılı emperyal güçlerin dostudur. Bir Müslüman, İslam’a ve Müslümanlara savaş açanları asla dost edinemez. Kim onları dost edinirse, o da onlardandır.


Bugün Suriye’nin Müslüman halkı kan ağlıyor, bombalanmadık bir karış kara parçası bile kalmamıştır. Açlar, susuzlar, barınacakları yerleri yoktur. Müslüman olmazsa bile mazluma yardımcı olmak Müslümanların şiarıdır. Oysa Suriye halkı kahir ekseriyetle Müslüman’dır. Esad rejimi ve destekçisi bilumum güçlerle mücadele eden bu halka el uzatmak, yardım etmek Müslüman olarak bizim görevimizdir. Suriye’de kardeş kavgası yok hak ile batıl kavgası vardır. Kim bu iddiada bulunuyorsa, bilmeli ki hakla batılı birbirine karıştırmaktadır. Bizim tarafımız bütün imkânlarımızla mazlum Suriye halkının yanı olmalıdır. Onların umudu bizleriz. Bunu asla unutmamalıyız.


Bilmeliyiz ki, Çeçenistan’da tecavüze uğrayan kadının, Afganistan’da insansız hava araçları ile katledilen henüz yeni doğmuş bebeğin, Irak’ta atılan bombaların altında katledilen bir ninenin, Suriye’de yiyecek bulamadığı için kedi, köpek, eşek eti yemek zorunda bırakılan kardeşlerimizin, Mısır’da sorgusuz sualsiz bir darbe neticesinde içeri atılan Muhammed Mursi’nin, Siyonist İsrail’e gelinliğiyle direnen kız kardeşimizin, Budist baskıyla din değiştirmeye zorlanan Arakanlı bir Müslüman’ın umuduyuz. Bu umutları boşa çıkarmaya hiç birimizin hakkı yoktur.”


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.