banner177
banner195

Nuri Pakdil: Bizim Tek "Ulu Önder"imiz Vardır! O da Hz. Muhammed'dir!

Necip Fazıl Saygı Ödülü’nü alırken Erdoğan’ın konuşmasını ayakta dinlediği yazar, düşünür Nuri Pakdil düşünce dünyasını anlattı.

Nuri Pakdil: Bizim Tek

banner143
banner134

 Geçen hafta Necip Fazıl Saygı Ödülü yazar, düşünür Nuri Pakdil’e verildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ondan övgüyle söz etti, konuşmasının tamamını ayakta dinledi. Peki, Erdoğan’ın bu kadar saygı gösterdiği bu adam kimdir?

İsmini yeni duyanlar onun klasik bir sağ-muhafazakâr aydın olduğunu zannederlerse yanılırlar. Nuri Pakdil dar bir kalıba sığdırılamayacak, aykırı bir adam. Sağcılardan çok solcular tarafından takip edilmesi de, kimi zaman Ece Ayhan’a benzetilmesi de bu yüzden…

Nuri Pakdil, 1969-1984 arasında çıkardığı Edebiyat Dergisi ile bütünleşmişti. İlk bakışta sol bir dergi gibi duruyordu ama kullandığı dil farklıydı. Dönemi için devrim niteliği taşıyordu. Metinlerde öz Türkçe kullanılıyordu. Adalet Partisi’ne yakın muhafazakârlar da İslamcılar da dergiyi benimsememiş, hatta karşı çıkmıştı.

Zaten kendini muhafazakâr değil devrimci olarak tanımlıyordu. Klasik Batı müziği dinliyor, Dostoyevski, Balzac gibi klasikleri okuyor, Fransızca’dan tercümeler yapıyor, tiyatro oyunları yazıyordu.

Edebiyat Dergisi 1984’te kapandı. Nuri Pakdil de ortadan kayboldu. Tek bir fotoğraf karesi yoktu. Bir nevi efsaneleşti. Ta ki yakın zamanda tekrar keşfedilinceye kadar…
Sultanahmet Meydanı’nda buluştuğumuz Nuri Pakdil, Nuri Pakdil gerçeğini anlattı…

Necip Fazıl ödülü almak ne anlam ifade ediyor sizin için?
Normalde ilkesel olarak asla ödül kabul etmiyorum. Daha önce verilenleri almadım. Fakat üstat Necip Fazıl’a derin saygım ve bağlılığım yüzünden bu ödülü özel olarak kabul ettim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sizi ayakta dinledi. Ne hissettiniz?
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kardeşimiz alicenaplık gösterdi. Gerçekten ayakta dinledi konuşmamı. Ben de yürekten alkışladım kendisini. Teşekkür ettim.

Peki, siz ideolojik olarak kendinizi AK Parti’ye yakın hissediyor musunuz? 
Hayır, AK Parti’ye karşı özel bir ilgi beslemiyorum. Sadece Türkiye’nin genel siyasi konjonktüründe AK Parti’nin savunulması gerektiğini düşünüyorum.

Neden?
Türkiye’de 1923’ten sonraki dönemin en iyi muhalif temsilciliğini AK Parti yaptığı için.

Biraz açsanız…
Efendim ben AK Parti’yi desteklemedim. Resmi öğretiyi savunan partiler karşısındaki tek güçlü parti olduğu için onu destekler gibi göründüm.

“İKTİDAR MEŞRU BİR YOLDAYSA, ENTELEKTÜELLERİN ONA YARDIMCI OLMASI GEREKİR”

Entelektüeller iktidarla nasıl bir ilişki kurmalıdır Nuri Bey? Muhalif olmalı mıdır?
Entelektüellerin iktidara her şart altında muhalif olması yanlış bir şeydir. Eğer iktidar meşru bir yoldaysa, entelektüellerin de iktidarın bu meşru yolunda ona yardımcı olmaları gerekir. Tabii bu tamamen kişisel bir seçimdir. Entelektüellik illa apolitik olmak demek değildir. Ben sapına kadar politik bir insanım.

Bugün iktidarla aynı fotoğraf karesi içinde yer almak sizi rahatsız etmiyor, klas duruşunuza da bir etkisi yok. Böyle mi düşünüyorsunuz?
Gayet tabii. Efendim ben klas duruşumu her zaman koruyorum ve yaşatmaya devam ediyorum.

Klas duruş nedir?
Klas duruş, her şeyden önce mala mülke itibar etmemektir. Vicdanlı olmaktır. İlkeli olmaktır. Yazdıklarınızla yaşama biçiminiz arasında çelişki olmamasıdır. Her koşulda, doğru bildiğiniz şeyin arkasında durmaktır.

Kendinizden hep devrimci olarak söz ediyorsunuz. Neye karşı nasıl bir devrim?
İslamiyet’in hükümlerini egemen kılmak için devrim yapmak gerektiğine inanıyorum. Ona vurgu yapıyorum.

“MUHAFAZAKÂR KESİM BENİ ANLAYAMADI”

Muhafazakâr kesime yakın bir entelektüel olarak görülüyorsunuz. Bu sizin için doğru bir tanımlama mı? Nuri Pakdil muhafazakâr mıdır? 
Hayır, Nuri Pakdil muhafazakâr değil, devrimci bir insandır! Efendim beni muhafazakâr kesimden çok solcu ve Marksist kesim izlemektedir. Onlar okumaktadır. Muhafazakâr kesim benim anlatım yeniliğimden rahatsız oldu. Anlayamadı. Eksik yorumladı. Bu yüzden benden kopuktur.

Muhafazakâr kesim sizin Edebiyat Dergisi’nde kullandığınız öz Türkçe girişimine de karşı çıkmış…
Evet, muhafazakâr kesim öz Türkçe’nin solcular tarafından kullanıldığını söylüyordu. Oysa biz bu dili kullanarak solcuların elinden silahını almış oluyorduk. Onları da şaşırtıyorduk. Emekçi haklarını savunuyorduk. Mülkiyeti eleştiriyorduk. Muhafazakâr kesim bizi mülkiyet düşmanı olmakla suçluyordu. Halbuki ben kirli mülkiyete düşmanım, haram mülkiyete karşıyım. Tapulu mülkiyeti olmayan Nuri Pakdil Türkiye’de tektir!

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü, kutsal üç ayların başlangıcını ve Regaip Kandili’ni aynı mesaj içinde kutlayabiliyorsunuz.
Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde “İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin” buyurmuştur. Yeryüzünde işçi haklarını İslamiyet’ten daha iyi savunan bir düşünce yapısı yoktur.

İşçi hakları konusunda muhafazakâr hükümetlerin eleştirilmesine ne diyorsunuz? Yeni maden kazalarında işçiler can verdi örneğin…
Ben kendi adıma konuşuyorum, muhafazakâr hükümetler adına konuşmuyorum. Patronların işçilerin kanı ve canı üzerinden para kazanmasını şiddetle kınıyorum.

“NE SAĞCIYIM, NE SOLCUYUM; SADECE İSLAMCIYIM!”

Sağdan çok sola yakın olduğunuzu söyleyebilir miyiz? 
Batılı bölümlemeye göre yapılan tanımlarla konuşuyoruz. Buna göre solun beni sağdan daha çok okuduğunu söyleyebilirim. Aynı bölümlemeye göre anamalcılıkla özdeşleştirilen sağın beni kendine yakın görmemesinden ancak onur duyarım.

Peki, siz kendinizi sola ya da sağa yakın konumlandırıyor musunuz?
Hayır, ne sağcıyım, ne solcuyum; ben sadece İslamcıyım efendim! Özgürlükçü, emekten yana olan dinden yanayım.

Marksizm ve komünizme yakın mıydınız?
Yakınlık hissetmiyordum ama ilgiyle izliyordum.

Sizi Marksistlerden ayıran neydi? 
Allah’ın birliğine iman ve onun kurallarınca mülkiyeti değerlendirme bilinciydi.

Ne sağcılar ne de solcular anlayabilmiş sizi. Yalnız bir savaşçı gibiymişsiniz…
Evet, hemen hemen öyleydim.

Peki, ne oldu da İslamcılar şimdi keşfetti sizi?
Valla bu benim dışımda oldu, bir şey diyemem ki… Belki Batılıların ve Batıcıların kültürel hegemonyasının zayıflaması bu sonucu doğurdu. Biz her zaman halkımızın kültür emperyalizminin etkisinden kurtulması için mücadele ettik.

Nasıl karşılıyorsunuz? Biraz riyakârlık hissediyor musunuz?
Olmamasını diliyorum.

Tekrar popülerleşmeniz ne hissettiriyor?
Hiçbir şey hissettirmiyor! (Gülüyor…)

“1923, DEĞERLERİMİZDEN KOPMA DÖNEMİDİR”

1923’ü tam olarak nasıl görüyorsunuz?
1923 tamamıyla bir yabancılaştırma, değerlerimizden kopma dönemidir. 1923’ten 1950’ye kadarki dönem çok haşin bir şekilde yaşandı. “Allah” demenin bile yasak olduğu bir dönemdi. Çocukluğumda mahalle mektebinde hoca bize Kuran-ı Kerim öğretirken, baskına karşı biri kapıda nöbet tutardı. Korku içinde gidip gelirdik.

Nuri Pakdil, Batılılaşma karşıtı mıdır?
Nuri Pakdil, Batılılaşmaya ve Batı taklitçiliğine karşıdır. Batı’nın edebi değerlerinin, düşünce hareketlerinin okunması, incelenmesi taraftarıyım.

“İSLAMCILARIN KAPİTALİSTLEŞMESİNİ KINIYORUM”

Sık sık anti-kapitalizm vurgusu yapıyorsunuz. Bugünlerde Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın maliyeti çok tartışılıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
O konu eleştirildi, sanıyorum Tayyip Bey de cevap verdi, “Anlatıldığı kadar israf edilen bir durum yoktur” dedi. Ben tam bilmiyorum, mimar değilim.

Muhafazakârların günümüzde hızla kapitalistleşmesi iddiası konusunda ne düşünüyorsunuz?
Muhafazakârlıkla bir ilişkim olmadığı için, muhafazakârların nasıl bir serüven izlediğini de bilemem.

İslamcıların kapitalistleşmesi desem…
İslamcı kalarak kapitalistleşemezsiniz. Kapitalistliği İslamcılığa tercih edenleri de eleştiriyorum. Hoş bulmuyorum. Kınıyorum.

Bu dönemdeki medeniyet ve mimari algısı sizi tatmin ediyor mu?
Etmiyor efendim. Mimar Sinan’ın eserleri dururken taklit eserler yapılması üzüntü verici.

“NECİP FAZIL YETERİNCE ANLAŞILMADI”

Necip Fazıl son dönemde fazla idolleştiriliyor. İnsan olarak doğru değerlendirilebiliyor mu?
Üstat maalesef yeterince anlaşılmadı. Sadece efsanevi bir şekilde anlatıldı. Onu sürekli yorumlamak ve anlatmak gerekiyor.

Hiç eleştirdiğiniz bir yönü var mı?
Çok müsrif bir insan oluşunu eleştiriyorum. Kendisine verilen maddi imkânları daha aklı başında kullanmalıydı. Har vurup harman savurmuş…

“MUHAFAZAKÂR KESİM OKUMAZ, EDEBİYATLA İLİŞKİSİ YOKTUR”

Öz Türkçe kullanma arzunuzun nedeni neydi? 
Dili yenileştirmek gerekiyordu. Divan edebiyatının diliyle yazı yazamazdık. Başka türlü yeni kuşaklarla nasıl iletişim kuracaktık?

Milliyetçi refleksleriniz var mıydı?
Hayır, bende asla milliyetçi refleks yoktur. Sadece İslami refleks vardır.

Milliyetçi refleksiniz yok, İslami refleksleriniz var ama Osmanlı Türkçesine karşı çıkıyorsunuz… Kafamız karıştı…
Eski dille artık yeni düşüncelerin anlatılması mümkün değildi. Ayrıca her nesil kendi dilini kendisi kurar. Yeni dil kurmazsa getirdiği edebiyatın da yeniliği olmaz. Biz de kendi dilimizi kurmaya çalıştık.

Muhafazakâr kesim bunu bir sekülerleşme çabası olarak görüp karşı çıkmış…
Muhafazakâr kesimin edebiyatla doğrudan bir ilişkisi yoktu ki! Hâlâ da yoktur. Muhafazakâr kesim okumaz pek.

Peki, Sezai Karakoç’la, Mavera Dergisi’yle ilişkiniz nasıldı?
Herkes kendi kulvarında en iyisini yapmaya çalışmıştır.

Üzerine konuşmak istemiyorsunuz… Kırgın mısınız onlara?
Konuşmak istemiyorum. O dönem benim için kapanmış ve bitmiştir.

“TEK ULU ÖNDERİMİZ VARDIR, O DA HZ. MUHAMMED’DİR”

“Küreselleşme ve kapitalistleşmeye karşı tüm yeryüzü, eninde sonunda, İslami düşünceye doğru, mutlaka evrilecektir” demiştiniz. Neye dayanarak güçleniyor bu inancınız?
Allah’ın kanunlarına inanarak.

Ama bugün İslam âleminin geldiği nokta ortada…
Onların durumu önemli değil ki. Biz Ulu Önder’in söylediklerine ve İslam’ın değişmez kurallarına göre konuşuyoruz. Peygamber Efendimiz geleceğin Müslümanlara ait olduğunu vurgulamaktadır. Ben Peygamberimiz Hz. Muhammed’e “Ulu Önder” derim, bunun altını önemle çiziyorum.

Atatürk’le karıştırılmasın sonra?
Bizim tek ulu önderimiz vardır, o da Hz. Muhammed’dir!

Atatürk’e karşı mısınız yani?
Önceki sorunuzda, kimden yana olduğumu vurguladım.

Anti-Firavunist derken de onu mu kastediyorsunuz?
Beni okuyanlar, tanıyanlar kimi kastettiğimi bilirler.

“ERDOĞAN YANLIŞ ANLAŞILIYOR”

“Türkiye’de düşünce özgürlüğü hâlâ yok” demişsiniz.
Çok daha özgürce konuşabilmeliyiz. Bir numaralı yönetici çok rahatlıkla eleştirilmeli. 5816 No’lu kanun yürürlükte olduğu müddetçe Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olduğu söylenemez. Dünyanın hiçbir yerinde kanunla korunan adam yoktur. Her insan eleştirilebilmelidir.

Ama bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da eleştiriye tahammül edemediği düşünülüyor.
Hayır, o tahammül ediyor. Tamamen yanlış anlaşılıyor.

“YEDİ GÜZEL ADAM’IN AĞABEYİ NURİ PAKDİL’Dİ”

Yedi Güzel Adam’la yollarınız neden ayrılmıştı?
İnanç ayrılığına düşmedik. Yolda giderken bazı aksamalar oldu ama sonra yine birleştik.

Yedi Güzel Adam dizisini seyrediyor musunuz?
Evet seyrediyorum. İlk bölümlerinde rahmetli Erdem Bayazıt ön plandaydı, gerçeği kısmen yansıtıyordu. Yedi güzel Adam’ın ağabeyi Nuri Pakdil’di. Sonradan düzeldi.

“EFSANELEŞME BENİM DIŞIMDA”

Edebiyat Dergisi’ni kapattıktan sonra Ankara’da bir meydanda kitaplarınızı topluca yaktığınız söyleniyor. Doğru mu?
Bu da yanlış biliniyor. Yakmadım, Allah rızası için dağıttım.

“Artık kitaplara ihtiyacım yok” diye mi düşündünüz?
Benim kitaplarımı değil, Edebiyat Dergisi yayınlarından çıkan kitapları dağıttık.

Dergi kapandıktan sonra ortadan kaybolduğunuz, efsaneleştiğiniz söyleniyor. Doğru mu?
Benim dışımda bir efsaneleşme olmuşsa bu beni ilgilendirmez ki…

Elinizi ayağınızı çekmişsiniz o dönem. Neden böyle geri çekilme ihtiyacı hissettiniz?
Dinlenmek için biraz geri çekilmek gerekiyordu. Yine halkın içindeydim, dostlarla görüşüyordum.

Uzun bir süre hiç fotoğraf çektirmemişsiniz.
Alışkanlık meselesi, başka bir nedeni yok.

KOLUNDAKİ KÜNYENİN SIRRI:

Nuri Pakdil sağ bileğinde üzerinde “NA” harfleri yazılı gümüş bir künye taşıyor. Hiç evlenmediğini bildiğim için anlamını sordum, sonunda anlattı. 28 yaşındayken çok güzel bir kadınla nişanlanmış fakat evlenmek nasip olmamış. Adının baş harflerini hâlâ kolunda taşıyor…

Şiirlerinizin kimilerini 200 kez yazdıktan sonra kitaba aldığınız doğru mu?
Doğrudur. Hiçbir abartı yoktur, yanlış yoktur, çünkü Nuri Pakdil’de yalan yoktur! Edebiyat Dergisi’ni çıkarırken, bir harf yanlış dizilse tekrar bastırırdım. Basımevi sonunda bizi reddetti!

Peki, gündelik hayatınızda da böyle çok titiz bir adam mısınız?
Dikkatli ve titiz bir insanım.

Acaba bu yüzden mi hiç evlenmediniz?
Nasip meselesi efendim…

Peki, bana kolunuzdaki künyedeki “NA” harflerinin sırrını açıklayacak mısınız?
(Gülüyor…) Şu kadarını söyleyeyim, güzel bir kızla nişanlandık, ama evlenemedik.

Neden?
Nasip… Bir söz vardır, “Gökyüzünde nikâh kıyılmamışsa, yeryüzünde o evlenme olmaz”…

Kaç yaşında nişanlanmıştınız?
Galiba 27 yaşındaydım.

Onu bir daha gördünüz mü?
Birkaç defa daha karşılaştık, evet.

“EVDE DEVAMLI BEETHOVEN DİNLERİM”

Pek çok tercüme yapmışsınız. Fransızca’yı nasıl öğrenmiştiniz?
Ortaokul ve lisede Fransızcam çok iyiydi. Kızılay’da Fransız Kültür Merkezi’nde Sorbonne kuruna kadar yükseldim. Fransızca süreli yayınları da takip ediyordum.

Klasik Batı edebiyatına ve müziğine ilginiz var.
Evde devamlı Beethoven dinlerim. Ara sıra da Mozart…

Muhafazakâr kesime yakın görülmenize rağmen, Enis Batur, Haydar Ergülen, Doğan Hızlan gibi karşı mahallenin şairleri ve yazarları da sizden hep övgü ve saygıyla bahsediyor. Bunu neye bağlamak lazım?
Bu arkadaşlara saygı duyuyorum. Teşekkür ediyorum gösterdikleri ilgi için.

Sizin o cenahtan sevdiğiniz isimler var mı?
İnsanı anlamaya, yorumlamaya çalışan hemen hemen herkesi okuyorum ve seviyorum. Özel isim vermek hoşuma gitmediği için adlarını anmıyorum.

NURİ PAKDİL HAKKINDA BİLEMENİZ GEREKEN 10 ŞEY

16 TANE MÜSTEAR İSMİ VARDI: Nuri Pakdil, Edebiyat Dergisi’nde yazanlara müstear isimler takmakla meşhurdu. Kendisinin de 16 farklı ismi vardı. En çok “Ebubekir Sonumut” adını kullanıyordu.

PARAYI AYAKKABI İÇİNE KOYARDI: Bir dönem öğrencileriyle aynı evde yaşıyor ve her sabah ayakkabılarının içine bir miktar para ve küçük bir pusula koyuyordu. Pusulada öğrencilerin o gün kitap, dergi, sinema vs. için harcayacakları parayı tek tek belirtiyordu. “Parayı özellikle ayakkabılarının içine koyuyordum. Maksat parayı tahkir ve tezhip etmekti” diyor.

NURİ PAKDİL RİTÜELLERİ: Gün içinde her dakika ve saniyede ne yaptığını kimlerle görüştüğünü not ediyor. Yakında “Pakdil’in Günlük Ritüelleri” adında yayınlanacak.

SEZAİ KARAKOÇ’UN ADINI ANMIYOR: Uzun yıllardır konuşmuyorlar. Nedenini anlatmıyor. Sadece “O dönem benim için kapanmış ve bitmiştir” demekle yetiniyor.

DOSTOYEVSKİ: En çok etkilendiği yazarlar Dostoyevski ve Balzac.

BİTLİS VE PARİS: En sevdiği şehirler sırasıyla Mekke, Medine, Kudüs, Şam, İstanbul, Bitlis, Paris.

Ankara’da yaşıyor ama Ankara’dan nefret ediyor.

İstanbul’da en çok Beyazıt, Laleli, Zeytinburnu Merkezefendi’yi seviyor.

Düzenli olarak Le Monde okuyor.

Tiyatro oyunları yazdı. Umut adlı oyununu bir özel tiyatro grubu sahneye koyacak.

A HABER


Kaynak: Yayıncı FİB Haber
banner15

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.