Adıyamanlı Nurettin

Bir ay artı bir haftalık yaz dinlencesi sona ermiş, üniversitemize dönmüştük.
Biz kent dışındayken acaba neler geldi? Kitap, dergi, mektup ! İstanbul'dan, Azerbaycan'dan...
Nöbetçi bölüm başkanı vekili onları toplayıp biriktirdi mi, beklediğimiz özeni gösterdi mi?
Sevinçle, özlemle, mutlulukla dönüp geldiğimiz kent, fakülte genellikle düş kırıklığı yaşatıyor bize.
Acaba, yayınevinden yanıt gelmiş mi? Ders notlarımı kitaplaştırmalarını önermiştim.
......................
Eylülün ilk günü görevimizin başındayız.
Güneydoğu'da bu ayda da sıcaklar sürer. Devebayıltan sıcağı...Çulyakan sıcağı...
Odama güneş giriyor. Serinletme aygıtı yok. Dayanılır gibi değil. Yeni ders yılında vereceğim derslerin içeriğini, izlencesini hazırlıyorum. Yeni kaydolmuş öğrencilerin çizelgesi de önümde.
Ortalık sakin. Ne öğretim elemanı var Fakülte'de, ne konuşacak öğrenci...Acaba bir aylık dinlence süresini iki aya mı çıkarıyor arkadaşlar ! Resmiyete dökmeden...Olur mu olur!
Odamda duramayacağım. Ne yapmalı? Geçeneği bir kova suyla ıslatıyorum. İki uçtaki pencereleri açıyorum. Bir eser,yel çıkıyor, serinletiyor ortamı biraz. Sonra küçük bir masayı, sandalyeyi odamdan dışarıya çıkarıyorum. Daktilomu masanın üstüne koyuyorum (Daha bilgisayarımız yok).
Çalışmağa hazırım.
Tam o sırada bir genç merdivenleri çıkıp geliyor yanıma. Selam veriyor. Yüzünde ''Fakülte bu muymuş'' küçümsemesi. Giyim kuşamı özenli. İlk dikkati çeken, boynunda altın kolye: Ucunda süslü bir N harfi...Pahalı gömleğinin önü açık. Pabucu temiz, parlak...
Teklifsiz...Odama girip bir sandalye alıp çıkarıyor. Oturuyor bacak bacak üstüne atıp. Sonra bir sigara çıkarıyor. Amerikan markası. Yakıyor gösterişli çakmağıyla. Bana uzatıyor paketi. İçmediğimi söylüyorum. Cebine koyuyor . Kehribar tesbihini çıkarıyor; şak şak şak...Beni önemsemediğini görüyorum. Gözucuyla izliyorum. Pencereden dışarıya bakar gibi yapıyorum ama, yaman meraktayım; kim bu delikanlı !..
'' Adıyaman kadar sıcakmış şehriniz yav,'' diyor. '' Biz, memlekette pamuk ekeriz. Eziyeti çoktur da geliri de iyidir fakat. Aile bütçesine mühim bir para girer pamuk sayesinde. Ailemizde traktör, üç tane binek otomobil var. Bu yıl pamuğu paraya çevirince artık yerli araba değil, Capon markalardan alacağız. Yerliler çabuk dökülüyor yav...''
Sonra bir an durdu. ''Bunları sana niye anlatıp da çenemi yoruyorum!'' bakışı geldi kondu yüzüne.
Sordu : ''Sen kimsin?''
Bir an düşündüm. Öğüngen delikanlımızı işletmenin zamanıdır.
'' Bölüm Başkanı Hayrullah Kuzey'in sekreteriyim. Kendisi gelmedi memleketinden de...''
'' Nerelidir o dediğin adam ?''
'' Kayseri, Niğde taraflarından bir yerden.''
'' Senin adın ne ?''
'' Benim adım mı ? Adem...''
Şöyle tepeden baktı, gözlerini kısıp. Dumanını üfledi sigarasının.
'' Ben bu bölümü kazandım yav. İhtiyacım yok. Zaten bitirirsem öğretmen olmak da istemem. Bizim hocalar perişandı yav. Onların bir yılda aldığı maaşı biz bir traktör naylonu pamuktan kazanıyoruz. Neyse...Bunları sana niye anlatıyorum ki, sen bi katipsin. Bölüm Başkanı olsaydı neyse de ! ''
Vedalaşma gereği duymadan, havalı havalı yürüdü, merdivenlerden indi gitti. Pencereden baktım, dışarda Fakülte yapısına bakıyordu, başını sallayarak...Acaba ne düşünüyordu?
....................
Dersler başlayalı 15 gün geçmişti. Üçüncü haftaya girmiştik. Adıyamanlı yeni öğrencimizin adı çizelgede vardı da, kendisi yoktu. Niye gelmemişti ? Sonra bir an düşündüm; pamuk toplama zamanı...Anlaşıldı...
Birinci sınıfa sabah, ilk saat dersim vardı. Baktım, en arkaya oturmuş. Sağa sola bakıyor. Daha önce gördüğüm gibi yine aynı: şık, özenli, bakımlı, havalı...
Kürsüye yürüdüm. Elimdeki kitapları koydum. Radyo antenini çıkarıp uzattım boyunu.
'' Sağlık, mutluluk, esenlik dileklerimle dersimize başlıyoruz, '' dedim. Gülümseyerek...
Adıyamanlı yeni öğrencimizin sesi birden dersliği doldurdu:
'' Ne zamandan beri üniversitelerde bölüm sekreterleri ders verir oldu? '' dedi. Hırçın, sert bir ses tınısıyla...
Derslikte en sessiz arı uçsa, sesi jet bombardıman uçağı etkisi yaratırdı. Tüm öğrenciler sesin geldiği yöne çevirdiler başlarını. Sonra barajın kapaklarının açılmasıyla boşalan suların gürültüsü gibi, çağlayan uğultusu gibi güldüler, güldüler...
Gaziantepli Metin Akarçay ayağa kalktı, Nureddin'e döndü : '' Lan, o Bölüm Başkanı Hayrullah Kuzey'in kendisi,'' dedi. Sonra bana bakarak konuştu : '' Hocam, özür dileriz. Nureddin arkadaş daha yeni geldi, kimseyi tanımıyor da...''
Yer yarılsaydı da Adıyamanlı Nureddin yerin içine girseydi. Kızardı, bozardı, sarardı...Sonra toparlandı, izledim; anlatttığım konuyu defterine kaydetmeğe başladı.
Ders sona erdi. Odama geçtim. Braz sonra gelen elbet Nureddin idi.
'' Gel bakalım Vadi ül Lemanlı Nureddin Bey,'' dedim gülümseyerek.
Oturdu. Kolonya döktüm ellerine. Çay ikram ettim. Nasıl özür dileyeceğini bilemiyordu. Şaşkındı. Rahatlaması için güzel sözler söyledim. İlk günlerde böyle durumların olağan olduğunu açıkladım. Çıktı. Pencereden baktım, arkadaşlarının arasında hararetli hararetli birşeyler anlatarak yürüyordu bahçede.
........................
Nureddin, Fakülte öğrencileri arasında bir ''Ağbi, ağabey'' oldu. Kısa sürede sevildi, varsıllığına bağlı olarak cömertti. Yaşı digerlerine göre ileriydi. Bize karşı da saygısı gittikçe arttı:
'' Hocam, itiraz yok! Sizi Adıyaman'da, yeni yaptırdığımız konakta ağırlayacağız. Babama, dedeme de anlattım sizi. Herkes merak ediyor. Lutfen kabul edin! Hanımefendiyle birlikte, oğullarınızla uygun gördüğünüz bir tarihte , arabamızla alıp götüreceğiz...Sizi konuk etmekle bahtiyar olacak ailemiz.''
Bir türlü konukları olamadık, ama. Nureddin 4 yıl içinde Fakülte'yi bitirdi, memleketine döndü. Bize de böyle bir anıyı yadigar bıraktı...