ASLA ANNEME BENZEMEK İSTEMİYORUM

ASLA ANNEME BENZEMEK İSTEMİYORUM

Asla anneme benzemek istemiyorum,

Dediğiniz anda ona dönüşmek için beyninize komutu vermiş bulunursunuz. Ve isteseniz de istemeseniz de elbette annenizden aldığınız rol modelleri az ya da çok tekrar ederken kendinizi bulursunuz. Dolayısıyla bunu kabullenmez ve buna direnirseniz daha çok maruz kalacak, kabullenir ve farkındalıkla hareket edip davranışlarınızı dönüştürebilirseniz ki bu mümkündür, anlamlı bir hayat yaşama ihtimaliniz daha yüksek olacaktır.

Bazı kadınların zihninde "Annelik" pek olumlu çağırışımlar oluşturmaz çünkü geçmişten getirdiği olumsuzluklar onun zihnindeki anneliği zedelemiştir. Bu yüzden ya hiç anne olmak istemez, bu rolü reddeder ya da asla annesi gibi anne olmak istemez. Ancak her ikisi de çok sağlıklı bir bakış açısı değildir. Bir şeyleri reddetmek ya da ondan kaçınmak bizi ona daha çok maruz bırakabilir. Dönüşmek ve dönüştürmenin yolu mevcut gerçekliği kabullenmek ve bunun üzerine neyi ekleyip neyi çıkaracağımızı bilmektir. Bunu da süreç içerisinde deneyimlerken keşfedebiliriz. İçinde bulunduğumuz bağlamdan yola çıkarak yeni ve işlevsel doğrular ya da davranışlar inşa edebiliriz. Yoksa içinde bulunduğumuz bağlamdan kopuk bir şekilde ideal doğruları ya da davranış kalıplarını hayatımıza entegre etmeye çalıştığımızda mevcut gerçekliği de kaçırırız ve üstelik bütün çabalarımız boşa gider. Bu yüzden zihnimizde oluşturduğumuz "ideal annelik" rolüne ulaşmak için kendi gerçekliğimizin tamamen dışına çıkarak hareket edersek ne idealimizdeki annelik rolüne ulaşabilir ne de mutlu olur, mutlu edebiliriz. Çünkü,

Zihnimizde oluşturduğumuz ideal annelik rolüne ulaşmak için sürekli gayret edip Ol'durmaya çalışmak bizi sürekli stres ve kaygı altında tutacaktır. Bu kronik kaygı ise bizi de ilişkide olduğumuz kişiyi de (çocuk ya da eş) yoracak ve hep yetersiz hissettirecektir. Dahası bu kronik kaygı içerisinde sevgi ve şefkatimizi de doğal bir şekilde yaşayamaz hale geleceğimiz için en sevdiklerimize sevgi yerine sürekli kaygı ve yetersizlik duygularını vereceğiz.

Ve sonuç ilişkide karşılıklı mutsuzluk....

İşte bu mutsuzluğu, mutlu olmak için verdiğimiz çaba neticesinde yaşamamak için öncelikle mutsuz olmaya da izin vererek devam edebilmemiz gerekir. "Aman üzülecek, aman kırılacak, aman sorun çıkacak, olamaz yine bağırdım çağırdım, yine kırdım hata yaptım , yine travmatize ettim" düşünceleriyle doğal ve sağlıklı kalamayız.

Annelere sesleniyorum!

Lütfen çocuklarınıza bağırdım diye kahrolmayın. Siz de insansınız ve hayatın içerisinde her şey olması gerektiği gibi olamaz. Kendinizi bağırmayan anne olmaya zorlamayın.

Doğal olun, bağıracaksanız bağırın hatta terlik bile fırlatabilirsiniz. Ancak bunu sürekli yapmayın. Bağırmayı da bilin, susmayı da, konuşmayı da, sevmeyi de, kızmayı da. Hepsi ölçüsünde olsun.

Ölçüyü kaçırmayın!

Ya da başkalarına stres olup çocuğunuza bunu yansıtmayın.

Annenizin yaptığı yanlışları sizin asla yapmayıp tam tersini yapmanız sizi ideal anne yapmaz. Bir yanlışın doğrusu onun tam tersini yapmak değildir. Ölçüyü kaçırdığımız her doğru da hayatı/ilişkiyi çıkmaza sokar. Önemli olan bilinçli ve ölçülü hareket edebilmektir. Ölçüsünde öfke de işlevseldir. Kaygı da.

İnsanın çocuğu, kendi içindeki çocukluğunun onarım sürecinde kendisine eşlik ettiği ve birlikte yaralanıp, birlikte iyileşebileceği bir varlıktır.

Bu varlığın değerini bilip onunla ilişkimizde sadelik ve doğallıktan uzaklaşmadan yol alabilirsek sanırım daha iyi hisseder ve hissettiririz.

Deneyin, olmazsa başka çözümler geliştirelim.

Sağlıcakla kalın.

Psikolog& Psikoterapist& Aile Danışmanı

Fatma Çalışkan