Ateşin Dilinde Yanan Vicdan: Orman Yangınları ve Sessiz Feryat
"Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah bozguncuları sevmez."
(Bakara Suresi, 205)
Her yaz mevsimiyle birlikte içimize düşen bir yangın daha başlıyor: Ağaçlar tutuşuyor, ormanlar çöküyor, kuşlar gökyüzüne değil, alevlere kanat çırpıyor. Türkiye’nin ciğerleri yanıyor, ama asıl soru şu: Bizim ciğerimiz yanıyor mu?
Yeşil Vatan Yanarken: Sadece Ağaçlar Değil, Vicdanlarımız da
Yaz ayları geldiğinde Türkiye’nin aklına tatil, deniz ve sıcaklar kadar artık acı bir gerçek daha geliyor: orman yangınları. Oysa orman, sadece ağaç değil; bir canlının, bir doğanın, bir milletin ortak geleceğidir. Her yıl binlerce hektar orman küle dönüyor. Ve biz her yıl aynı soruyu soruyoruz: "Yine neden yandı?"
Bazıları bunu kader zannediyor. Oysa gerçek çok daha net: ihmal, bilinçsizlik ve zaman zaman da kasıt.
Bazı yangınlar bir piknikçinin söndürmediği mangal ateşiyle başlıyor, bazıları ormanda unutulan bir sigara izmaritiyle… Bazıları ise insanın doymak bilmeyen rant arzusu yüzünden kasıtlı olarak çıkarılıyor. Birkaç yıldır, bu yangınların ardından hızla yapılan imar planları, lüks oteller ya da enerji yatırımları hepimizin gözünün önünde cereyan ediyor. Yanan sadece ağaçlar mı sizce?
Peki biz ne yapıyoruz? Her yangında üzülüyoruz, öfkeleniyoruz, “Bir fidan da ben dikerim” kampanyalarına katılıyoruz. Ama birkaç hafta sonra unutuyoruz. Ta ki bir sonraki yangına kadar...
Bir Ağaç Değil, Bir Alem Yanıyor
Bir orman yanınca sadece ağaçlar kül olmuyor. O ağaçların gölgesinde yuvalanan kuşlar, toprağa sarılmış karıncalar, geceleri o ormanın serinliğinde dua eden dağlar da susuyor.
Her yanan ağaç, geleceğimizden bir nefes çalıyor.
Her söndürülemeyen yangın, insanlığın vurdumduymazlığına bir işaret fişeği gibi yükseliyor gökyüzüne.
İhmal, Sabotaj ve Sessizlik
Yangınların nedeni çoğu zaman ihmaller, bazen sabotajlar, bazen de bilinçsizlik. Ama asıl felaket, toplumun bu yıkım karşısındaki sessizliği.
Ormanlar yanarken sosyal medyada birkaç paylaşım yapmakla yetinen bizler, gerçekten neyi kurtardığımızı sanıyoruz?
Oysa orman, sadece devletin değil; ümmetin, insanlığın ve her bireyin emanetidir.
Orman, Sadece Yeşil Değildir
Orman, sadece yeşil bir alan değildir.
▪ Bir ağacın kökünde tarih, gövdesinde hikmet, yaprağında rahmet vardır.
▪ Orman, yağmuru çeker, toprağı tutar, rüzgârı dengeler, hayatı düzenler.
▪ Orman, Allah’ın insana sunduğu en büyük nimetlerden biridir.
Bu yüzden ormanlara yapılan her saldırı, sadece doğaya değil Yaratıcı’ya bir başkaldırıdır.
Yangınla Sınanan İnsanlık
Her alevde sadece doğa değil, biz de sınanıyoruz.
Bir yangın çıktığında birileri sadece izliyor, birileri ihale bekliyor, ama bazı kahramanlar var ki, o ateşe su taşıyan karınca gibi “tarafını” belli ediyor.
İşte o karınca gibi olmalıyız. Gücümüz neye yetiyorsa…
Bir kova su, bir dua, bir fidan…
Çünkü bazen bir damla su, bir ormanın kaderini değiştirir.
Ne Yapmalı?
Eğitim şart: Orman sevgisi, sadece kitaplarda değil çocukların yüreğinde büyümeli.
Önlem şart: Erken müdahale için hava araçları, gözlem kuleleri, hızlı alarm sistemleri artırılmalı.
Denetim şart: Bilinçli sabotajlar ciddi şekilde soruşturulmalı, suçlular adalet önünde hesap vermeli.
Dua ve fidan şart: Her yanan ağaç için binlercesini dikmeli, duasını da eksik etmemeliyiz.
Bir Dua ile Bitirelim
“Allah’ım! Yeryüzüne rahmetini indir, yanan ormanlara yeniden can ver. Yangını çıkaranları ıslah eyle ya Rab. Bizi emanete sahip çıkanlardan eyle. Ağaçları değil, nefsimizi yak. Toprağa değil, kalbimize yeşilliği ek.”
Ve Unutma Ey İnsan!
Bir fidan diktiğinde sadaka verirsin.
Bir orman yandığında sessiz kalırsan, sadakayı boşa çıkarırsın.
Alevlere karşı durmak, sadece itfaiyecilerin değil, vicdanı yanmamış herkesin görevidir.
Tuncay Dalcı