BAKIR KÜLÇELERİ

BAKIR KÜLÇELERİ

Arica...Yıllarca tek damla yağmurun düşmediği bir çölün kıyısında yer alır.

Öğretmen Arturo Palma burada yıllar boyunca çocuklara ders verdi.

Yoksul mu yoksuldu köylü.

Dünyanın en varsıl fosfat yataklarında çalışıyorlardı; aç ve susuz kalıyorlardı.

Arturo yıllar boyunca öğrencilerinin ailelerini inceledi; yazdı, çizdi. İlgililere duyurdu.

Neden eli hamur, karnı açtı köylünün !

Sordu soruşturdu genç öğretmen.

Artık orta yaşlıydı.

Antofagasta ilini istedi. Ataması hemen yapıldı.

Burada da dünyanın en varsıl bakır ocakları vardı. Tenörü yüksek. Köylüler cevher çıkarıyordu, bakır telekomünikasyonun altınıydı. Bakır olmazsa kitle iletişim araç gereçleri yapılamazdı. Fakat burada da işçilerin eli hamur, karnı açtı.

Öğretmen Arturo Palma burada da yıllarca çalıştı. Öğrenci yetiştirdi. İspanyolca ana diliydi. Dünyada Çinceden sonra en çok konuşulan dil. Avrupa'da, Afrika'da, Yeni Dünyada milyonlarca insanın anlaştığı dil. Bilim, kültür, edebiyat, sanat dili. Cervantes bu dille vermiş romanlarını. El Greko bu dilin konuşulduğu İspanya'da yaratmış dahiyane resimlerini, Lorca şiirlerini bu dille yazmış.

Arturo Palma yazdıklarını Madrit'e, La Paz'a, Santiago'ya gönderiyor; dergiler hemen yer veriyordu.

Öğretmen Palma, Portekizce de biliyordu. Dedeleri Lizbon'dan göçedip Şili'ye yerleşmişti Simon Bolivar, San Jose, Sucre gibi libertadorların bağımsızlık savaşı yıllarında...

Fakat Öğretmen Palma huzursuzdu. Neden ?

Yakındaki bakır çıkarılan yerde yüksek tenörlü cevhere karşın devletin hiç kazancı olmuyordu. Çalışan köylüler de mutlu değildi. Anne baba mutlu olmayınca çocukları mutlu olabilir miydi ?

Bir gün, dersini bitirdi. Okulun bir odasını konut olarak kullanıyordu. Oraya çekildi. Dışarda, duvarın dibinde öğrencileri kendi aralarında konuşuyorlardı. Açık pencereden sesleri olduğu gibi duyuluyordu .

Carlos Campo öğünüyordu : Evimizde külçeler gittikçe çoğalıyor. Dört oldu.

Maria Alessandri dudak bükerek konuşuyordu : Hıh. Dörtmüş. Bizim evde sekiz tane.

Patricio Azocar kahkahalarla gülüyordu: Siz ne diyorsunuz be! Bizim evin dolaplarında 16 tane var.

Jorge Ibanez bağırdı : Öğünüp durmayın salak salak. Bizde 32 tane var. Ben birşey diyor muyum.

Öğretmen Arturo Palma duyduklarına inanamadı.

Demek ki, işletmenin zararı buydu.

Çocukların saf saf öğünmeleri bir gerçeği ortaya çıkarmıştı. Oturdu masasına, daktilosuyla yazdı bunu, öyküleştirdi.

.........................

Salvatore Allende bir darbeyle devrildi. Şili'nin karanlık günleri başladı. Askeri Cunta ilk iş olarak okuyan yazan, makale-kitap üreten aydınları yakalayıp işkenceden geçirmeğe başladı.

Bir sabah okula gelen öğrenciler, kapıyı kilitli buldular.

Öğretmenleri yoktu. Evlerine geri döndüler. Babaları da bu arada işsiz kalmıştı. Bakır ocakları ABD'nin denetimine girmiş; yerli işçiler işten çıkarılmış; Meksikalı göçmenler işe alınmıştı. Artık ne sendika, ne grev hakkı, ne ücret yükseltme isteği olacaktı.

Arturo Palma'nın Valpairos'ya götürüldüğü, bir stadyumda günlerce aç susuz kaldığı kulaktan kulağa yayılıyordu.

'' Öğretmen belasını buldu. Köylünün külçelerini bildirmek sana mı kaldı ! ''

'' Arturo ölmüş diyorlar. ''

'' Aklını kaçırmış öğretmen. ''

.....................................

ABD'li denetmen bakır uzmanı , metalürji mühendisi Joe Dallas Dhagirmandjan , cevher eritme birimindeki odasında And Dağlarını seyrediyordu. Şili bakırları üzerinde Japonların, Singapurluların, Almanların, Çinlilerin , Taiwanlıların istekleri vardı. Onlara karşı nasıl bir mücadele yürütmeliydi ABD'li holding !

Düşünüyor, düşünüyor içinden çıkamıyordu.

Holding patronları da rapor bekliyordu.

Duvardaki haritaya baktı...Avrupa'nın Güneydoğusu...Asya'nın Güneybatısı...Bir yarımada. Asia Minor...Birden anımsadı. Dedeleri oradan 1915'te göçetmişti. Önce Beyrut, sonra Marsilya, en son Brezilya ve Şili...Kaç nesil arada yokolup gitmişti.

'' Dedem anlatırdı. Bakır çıkarırlarmış. Cevheri galerilerden elde etmek için tünellerde bol ağaç kullanırlarmış. Ayrıca eritmek için de orman ağaçlarını yaka yaka tüketmişler. Fakat iyi para kazanıp, bakırı altına cevirmişler, biriktirdiklerini göçler sırasında harcamışlar. Olağan harcama yanında rüşvet de dağıtarak...Aaah, ah şimdi oralar ne haldedir ? Hala bakır cevheri çıkarılıyor mu, izabe fırınları var mı ? Muhakkak bölgenin köylüsü çocuklarını okutup metalürji mühendisliği mesleğini kazandırmışlardır. ''

Joe Dallas Dhagirmandjan efkarlandı. Gözlerini haritadan uzaklaştırdı. Cevher çıkarılırken oluşan tozlar vişne bahçelerinin ağaçlarını kaplamıştı. Artık hiç ürün alınamıyordu. Denetmen soğutucuyu açtı, ABD'den ithal kutu vişne suyu çıkardı , açtı, lıkır lıkır içti, rahatladı.

İşte bu kadaar !

-------------------------------

1 Nisan 2026.Acıbadem