BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ (!)

BARIŞ GÖNÜLLÜSÜ (!)

'' Türkçe zor bir dil. Yazması da zor, telaffuzu da. Derslerimde hep öğrencileri Türkçe konuşmaya zorluyorum. Gülüşüyorlar. Onların telaffuzu da birbirini tutmuyor. Kızırmak'ın kuzeyindekiler , güneydekilerden farklı. Köy okullarında ilk öğrenim almış olanlar genel kültürce de zayıf kalmışlar. Kent okulları da çok ileri değil. ''

1965 - 66 Ders yılı...

İnönü Hükümeti ile ABD arasında imzalanan bir anlaşmayla Türkiye'ye çok sayıda Peace Corps gönderildi. Bunların nerelerde değerlendirileceği, hangi illerde çalışacakları da ABD tarafından dikte ettirilmişti.

- Tarım alanında teknisyen,- Hayvan yetiştirilen çiftliklerde zootekni uzmanı,

- İlkokullarda ders verecek şekilde, toplum kalkınması eleman,

- Maden aramalarında prospektör olarak,

- Liselerde, öğretmen okullarında eğitimci,

- Kütüphanelerde araştırman,

- Sosyolojik yapı araştırmacısı,

- Turistik yerlerde rehber, danışman, planlamacı,

- Anketör ( sosyo - kültürel yapı konuları ).

.....................

'' Baktım bir çanta. Yolda yürürken görsen, eğilip almazsın. Nerden, nerden hatırlıyorum ben bu çantayı ? Buldum; Barış Gönüllüsü Peter'in çantası. Unutmuş öğretmen odasında, dolabın üstünde. O gün Ankara'ya TUSLOG'a gittiğini herkes biliyor. Akşam telaş içinde, sesinde dehşetli bir korku , okul müdürlüğüne telefon etmiş. Okulda kimse yok. Bekçi açmış.İki gün sonra bana anlattı. Adam Amerikan ya. Vali 'yi bulmuş. Doğrudan konuşabiliyor. Sıkı sıkıya tembih etmiş '' Sakın haa, sakın. Çanta asla açılmayacak, kimse içine bakmayacak !'' Geçmiş olsun ! Ben bu Peter' den kuşkulanıyordum. Çanta yok, bulamadılar. Vali'nin koruma polisi, vali yardımcısı falan çok üzerinde durdular. Çanta anlaşıldı ki, sırlar taşıyor. Hiç verir miyim ? ''

Lise'nin ingilizce öğretmeni Selim Can anlatıyor. Coşkulu, hem de korkmuş, endişeli.

Çantayı bana veriyor. Sıkı sıkı tembihleyerek. '' Babana, hanımına bile söylemeyeceksin içindeki bilgileri. ''

'' Tamam endişe etme...İncelerim, sonra Bakkal Hikmet Abinin dükkanına teslim ederim...Sen ordan alırsın artık. Doğrudan vermeyeyim. Bir gören olur falan. Sehir Kulübü önündeki ayakkabı boyayanları gerçekten pabuç parlatanlar sanmıyorsun , değil mi ? ''

.......................

'' Türkler çok kuşkucu. Derslerimi verdikten sonra çarşıda yürüyorum. Aslında gülmeyi, gülümsemeyi unutmuş bir adamım. Fakat zoraki bir maske bu; gülümsüyorum. Her gün Türkçe çalıştığım, öğretmen odasında da Türkçe konuşulanları anlamağa uğraştığım için bu zor dili yavaş yavaş öğrenmeğe başladım. Aferin bre Peter diyorum kendi kendime. Bir baltaya sap olamadın 30 yaşına değin, fakat şimdi bu yoksul Avrasya ülkesinde kiymetin biliniyor, hem de senin dil öğrenmede yetenekli olduğun ortaya çıkıyor. Çarşıda yürürken '' Bu gavurda çok para vardır, ne yapalım da soyalım, '' deyip gülüşüyorlar. Ben de anlamıyormuş gibi davranıp, sırıtıyorum. ''

'' Daha gelir gemez Akşam gazetesi taktı bize. Espiyonaj diyor. Ben kim casusluk kim ? Çetin Altan hem de TBMM üyesi TİP milletvekili . Sürekli bizi şikayet ediyor hükümete ve halka. ''

'' Nevşehir'i Kayseri'ye, Aksaray'a, Niğde'ye, Kırşehir'e bağlayan yollar eski Kapadokya krallık yolları gibi. Toz toprak içinde.Asfalt kaplama yok. Türkiye Nato'ya gireli 10 yıldan fazla olmuş. Halk, yol genişletmelerini Nato eseri biliyor. Nato da ABD demek. Bunu iyi değerlendirmeliyiz. ''

'' Ses kayıt aygıtına teyp diyorlar. Öğrencilerden iyi müzisyen çıkabilir. Halk şarkılarını-türkü diyorlar- banta kaydedip dinletiyorum. Çok seviniyorlar. Bir din adamının oğlu da ezan okudu, arkadaşları onu protesto ettiler. Tahammülsüzlük var. ''

'' Babası, annesi memur olan, bankalarda görevli olan Kürt öğrenciler var, onların üzerinde özellikle duruyorum. Onları kazanmak bizim çıkarımıza. Eve davet ediyorum. Amerikan çikolatası ikram ediyorum. Çok seviniyorlar. İlerde sizi Amerika'ya davet edeceğim, diyorum. İnanıyorlar. Saf çocuklar. ''

'' Köy Enstitülerini DP kapatmış, Oradan mezun olan eğitimciler artık köylerden il merkezine gelmeğe başlamışlar. Bana hiç iyi gözle bakmıyorlar. Anlıyorum, Çetin Altan'ın yazılarını okuyorlar. ''

'' Öğrencilerin fotograflarını çekiyorum. Mr Peter ne zaman vereceksiniz fotografımızı diye soruyorlar. 3 gün sonra diyorum. Anında çıkarıp veriyorum instamatik kameradan. Çok şaşırıyorlar. Zıp zıp zıplıyorlar. Pek seviniyorlar. ''

'' Hafta sonunda Ulukışla'dan gelen Arizonalı Caroline ile birlikte geçirdik geceyi. Çok hoştu kız. Liz Taylor'a benziyor. Beni yedi, bitirdi. Montana'dan gelmiş bir erkek çöle düşerse ne yapar ? Ben de onu bayılttım. ''

'' Geçen hafta Hacıbektaş ilçesinin merkezi olan kasabaya gittim. Dergah diyorlar. Avlusunda bir çeşmeden gürül gürül sular akıyor. Bol bol içtim. Fakat burada Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen bana bir kitap gösterdi. Dağlarca-Vietnam Savaşımız...Canım sıkıldı. ABD'yi savunamadım. Öğretmen beni, bizi suçladı.ABD Emperyalist dedi. ''

'' İlçelerdeki kaymakamlar pek cana yakın. Hepsi de yaşı 22-30 arasında olan genç insanlar.Minibüsle gittiğim ilçe merkezlerinde bana hemen kendi jeeplerini veriyorlar. İstediğim yere gidiyorum. Bazen kaymakam da birlikte geziyoruz. Ankara Üniversitesi SBF mezunu olanlar iyi ingilizce konuşuyor. Hukuk Fakültesi mezunları, lisede öğrendiklerini de unutmuşlar. Hepsi sanki sözleşmiş gibi, vedalaşırken bana diyorlar ki '' ABD Ankara Büyükelçiliğine, İçişleri Bakanlığı'na beni öven bir yazı verirsiniz artık, değil mi ? Tamamı bir ABD bursu elde etmenin peşinde. Bu kıraç topraklarda ömür geçmez ki böyle kaymakamlıkla . ''

'' Kızılırmak kahve rengi bir su, akıp gidiyor. ABD firmalarına duyuracağım. Baraj yaparak memleketimin menfaatlerine uygun bir yol izleyebiliriz. ''

'' Gülşehir'de John var. Madenci, prospektör. O da Nevşehir ilindeki madenleri araştırıyor. Kaya tuzu, linyit kömürü, oniks, mermer gibi. ''

'' Lisede tarih öğretmeni bana War of Independence'i anlattı. Lozan Antlaşmasını övdü. Ben de ona Sevr'in önemli olduğunu, uzun çalışmalar sonucu ortaya konulduğunu ve VI. Mehemmed'in de kabul ettiğini anlattım. Vahdettin'in hain olduğunu söyledi. Kemalistler Sevr'i kılıçlarıyla parçalamışlar. ''

'' Din Dersi hocasıyla aram iyi. Taa Amerika'dayken Kur'anı Kerim'in ingilizce çevirisini almıştım. Onu gösterdim. İngilizce bilmiyor hoca, kitabın cildine, kağıdına, baskısına hayran kaldı. Görevim bitip de memleketime dönersem bunu hocaya armağan vereceğim. Sık sık '' Sen iyi bir kafirsin. Anlayışlısın. Kuran'a da hürmetin var. Gel, islamı kabul et, '' diyor. Bakalım hele, belki ben onu Evangelist yaparım. ''

'' Bir sosyal bilgiler öğretmeni beni zan altında bıraktı. ABD, İstanbul'daki büyükelçiliğini ancak 1928'de Ankara'ya taşımış. Çünkü Lozan Barış Antlaşmasını kabul etmemiş Washington yönetimi . Bilmiyordum, çok mahcup oldum. ''

'' Lise Müdürü basit bir adam. Eğitimci demek bile zor. Güya fakülte mezunu. Tek bir sözcük ingilizce bilmiyor. Ben öğretmenlerle Türkçe konuşma gayreti içindeyken o sırıtıyor bize bakıp. Ülkenin neden geri kaldığı ortada. Böyle adamları yönetici yapanlarda kabahat. ''

'' İl olalı 11 yıl olmuş. İl olduğu yıl açılmış bu lise. Fizik, kimya, biyoloji laboratuvarları olması gerek. Yok. İngilizce laboratuvarı önerdim. Kaç liraya malolur diye sordular. Söyledim. İtiraz ettiler. ''

'' Öğrencilere sabah kahvaltısı verilsin dedim. Kabul etmediler. Öğrendim ki, 4 yıl önce ABD Süttozu okullara dağıtılmış, her sabah birer bardak içmiş çocuklar. Buna karşı gelen eğitimcileri valiler, kaymakamlar azarlamışlar, soruşturma açmışlar, emirlere karşı geliyor, bozguncu diye. . Sadece süt olarak değil, fırınlarda ekmek yapılıp yine köy çocuklarına verilmiş birkaç yıl süreyle. ''

'' Öğrencilerin dini inanışlarını merak ettim. Yarı ingilizce, yarı Türkçe araştırdım. Çoğunluk sünni-hanefi. Kürt öğrenciler şafii. Bektaşi-alevi olanlar var. Birbirlerini sevmiyorlar, hatta nefret ediyorlar. Bu konunun üzeerinde durmalı. Eve davet etiğim, çikolata verdiğim çocukları daha iyi işlemeliyim. ''

'' ABD Büyükelçiliği ile görüşüp yoksul öğrenciler için giyim, kırtasiye, besin yardımı almayı umuyorum. Bu çocukları kazanmamız gerek. ''

'' Massey Harris, Minneapolis Moline, Ford, Mc Cormick , Inter, John Deere, Chevrolet gibi markalar Alman, Holanda, İsveç malları karşısında geriliyor. Gittiğim yerlerde köylülere Amerikan malı tarım makinalarının Türkiye koşullarına daha uygun olduğunu anlatıyorum. Dikkatle dinliyorlar. Ne derece inanıyorlar, onu ölçme gücüm yok. ''

.......................

Memorandum...Ajanda...Anı defteri...Peter anlaşılan yazmayı severmiş. Okunaklı güzel el yazısıyla yazmış da yazmış. Boş değil. İyi niyetli mi ?

Osmanlı'nın son dönemlerinde nerelerde Amerikan, Alman, Fransız kolejleri vardı ? Düşünelim. Harput ( Elaziz ), Hacin ( Saimbeyli ), Kızılçullu ( İzmir ),Talas ( Kayseri ), Merzifon ( Amasya ), Tarsus ( Mersin ) , Ayıntap ( Gaziantep ), Bursa ... Bu okullarda kimleri eğitiyorlardı ? İlerde kurulacak Ermenistan'ın , Pontus Rum Devletinin bürokratlarını...1918 de ABD Başkanı Wilson'un istediği de buydu. Ve hepsi de misyoner faaliyetleri yürütüyorlardı. Uluğ Başbuğ Atatürk bunları neden kapatmıştı ?

.......................

Peter'in basit bir çanta içindeki görkemli anı defteri benim haftasonunda 1.5 günümü aldı. Bazı sayfaları olduğu gibi ajandama aktardım ( Daha fotokopi yoktu Türkiye'de ). Sonra götürüp , sağlam bir zarf içinde, üzerine adını da yazdım, öğretmen arkadaşım Selim'e verilmesi için bakkal Hikmet Rehber ağabeyimin dükkanına teslim ettim. '' Aman haa, ondan başka kimseye vermeyin !'' dedim.

Barış Gönüllüsü olarak ülkemize gelen ABD'li gençlerin tek birisini böylece tanımış olduk.

Tekilden genelleme yapılabilir mi ?

Olabilir. Neden olmasın !

-----------------------------

12 Ağustos 1978.