BİR ANLIK DALGINLIK
Heyecanlıydılar.
Alelacele kahvaltı yapmış, hemen yola çıkmışlardı. İçindeki kaygıları neşelerini bastıramıyor, umut ve tatlı bir heyecanla ürpertiler geçiriyorlar, kendilerini ilçeye ulaştıracak o 11km'lik yola aldırış etmeden yürüyorlardı.
İlkokulu bitirmişler, öğretmenlerinin verdiği destekle ailelerini ikna etmişler, “parasız yatılı okulu sınavlarına" girmek için öğretmenlerinin hazırladığı başvuru evrakları ile yola çıkmışlardı.
Tabiat adeta bunlara gülümsüyor, bin bir çeşit arı ve kelebek bir inip bir kalkarak kendilerini teşvik ediyor, sanki “haydi durmayın, yürüyün, yürüyün!” diyorlardı. Kuşlarda bu koroya katılmış en neşeli şarkılarını söylüyorlardı.
Yürüyorlar, ne dinlenmek ne de yorgunlukları aklına geliyor, bir an önce ilçeye ulaşmak istiyorlardı.
Birden arkalarında duydukları bir homurtu ile neredeyse ikisi de aynı anda geriye döndüler. Bir kamyon tozu dumana katarak geliyordu. İşte şans yüzlerine gülmüştü. Heyecan içinde kamyonun gelmesini beklediler, sonra el kol işareti yapmaya başladılar.
Kamyondaydılar.
Kamyon şoförü bu iki çocuğun yürümesine gönlü razı olmamış, kamyonu durdurup onları kamyonun kasasına almıştı.
Çok sevinçliydiler, nihayet bir an önce ilçeye varıp parasız yatılı okul sınavı için kayıtlarını yaptıracaklardı.
Kamyonun üstü açık kasası, kamyonun hızından dolayı rüzgâr yapıyor, çocuklar ellerinde sıkı sıkı tuttukları evrakların zarar görmesinden korkuyorlar, buna bir çare arıyorlardı. Birden kamyon kasasının içinde uzun bir tahta dikkatlerini çekti, işte çözüm ayaklarına gelmişti, ikisi birden evraklarını bu tahtanın altına koydular, şimdi artık rahat rahat yolculuk edebilirlerdi.
Kamyon kasasının kenarından etrafı seyrediyorlar, yüzlerine çarpan sert havanın lezzetini duyuyor, vakur bir duruşla ilçeye yaklaşıyorlardı.
15, 20 dk. sonra ilçeye geldiler. Sevinçle kamyon kasasından atladılar, şoför abilerini teşekkür etmeyi ihmal etmediler. Uzaklaşan kamyonun arkasından minnet ile baktılar.
Birden evrakları hatırladılar, evraklar kamyon kasasındaki o tahtanın altında kalmış, onu almayı unutmuşlardı.
Kamyonun gittiği yöne çılgınca koşmaya başladılar, “amca dur, evraklarımızı almadık!” diye bağırıyorlar, seslerini çoktan uzaklaşıp giden kamyona duyuracaklarını sanıyor, bunu bildikleri halde koşmaktan ve bağırmaktan vazgeçmiyorlar, çılgınca koşmaya devam ediyorlardı.
Nihayet yorulup durdular, şaşkınlık ve umutsuzluk içinde çevrelerine bakıyor, gözlerini kırpıyor, iniltili sesler çıkarıyorlardı. Göz kenarlarından yanaklarına doğru süzülen damlacıklara engel olamıyorlardı.
Her şey bitmişti işte.
Bir anlık dalgınlık tüm umutlarını alıp götürmüştü…