BM (Birleşmiş Milletler) OYLAMASI

ŞEYHULİSLAM MUSTAFA HAYRİ EFENDİ ve CİHAD-EKBER FETVASI BAĞLAMINDA
BM (Birleşmiş Milletler) OYLAMASI
Mustafa Hayri Efendi’nin yaptığı en önemli görevlerden biride hiç şüphesiz şeyhülislamlıktır. Şeyhülislamlığını anlamlı kılan da Birinci Dünya Savaşında verdiği “Cihad-ı Ekber”* fetvasıdır.
1914’de fevkalade (olağanüstü) olarak toplanan kabinede I. Dünya Savaşına girme temayülü ağır basınca savaşa taraftar olmayan bazı Nazırlar (Bakanlar) istifa ettiler. Evkaf Nezaretine vekâlet eden Şeyhülislam Hayri Efendi, harbin gerekliliğini savunanlardandı. Savaş kararından ardından Cihad-ı Ekber fetvası verildi. Verildi verilmesine ama müttefikimiz Almanya’nın bu fetvanın verilmesindebir hayli baskısının olduğu bilinmektedir. 
Bu fetva hakkında o gün olduğu gibi, bu gün dahi olumlu olumsuz görüş beyanında bulunanlar var. O günlerdeII. Abdülhamit:“Şevketli biraderim (Sultan Reşad) yanlış yaptı; bu fetva büyük bir silahtı,  bahsedildikçe daha da büyük görünürdü. Asla kullanılmamalıydı...” der.
Sadrazam ve Genelkurmay Başkanlığı da yapan Ahmetİzzet Paşada:“Bazı şöhretler vardır ki, potansiyel olarak kaldıkça güce sahip olurlar. Nitekim taa çocukluğumdan beri “Sancak-ı Şerif” çıkarılır ve mukaddes cihat ilan edilirse, İslam dünyası ayağa kalkar, dünya birbirine girer diye işitir dururduk. Böyle gereksiz ve zamansız bir şekilde bu fetvanın ilanı Halifenin elindeki bu tehdit silahının önemini de ne yazık ki, yok etti. Bu fetvadan haberdar olur olmaz, (Padişah’ın) mahkûm olduğu üzücü sonucu pek çoğumuz daha önceden anladık…”demiştir.
Yapılan bu yorumlardan anlaşılan, müttefikimiz Almanya’nın zorlamasıyla bu kararın alındığı şeklindedir. Hatta Almanya’nın oyununa geldiğimize inanılıyor.
Cihad-ı Ekber fetvasından arzulanan, İngiliz ve Fransız entrikasına inanan başta Mısır olmak üzere Arap, Hindistan ve Afrika’daki Müslümanların dikkatini çekmekti.
Diğer bir maksatsa, karşı cephede ittifak oluşturan İngiltere, Fransa gibi büyük emperyalist ülkelerin özellikle sömürgelerindeki Müslüman ahalinin bu emre uyacağı ve söz konusu ülkelere başkaldıracağına inanılıyordu. Böylece İngiltere, Hindistan ve Mısır’da; Fransa da Kuzey Afrika’dan beklenen askerin gelmemesiyle zor duruma kalacak ve savaşı sürdüremeyeceklerdi. İstenen oldu mu? Maalesef olmadı.
Hayri Efendi, geçmişte Haçlılara karşı verilen fetvayı örnek aldı. Fetvada:
1.“Padişahın cihad emrine herkesin katılmasının farz olduğu
2.İslam Hilafetini ortadan kaldırmak isteyen, Rusya, İngiltere ve Fransa idaresinde olan bütün Müslümanların bu devletler aleyhine birleşmesinin şart olduğu,
3. Bu farziyete rağmen cihada katılmayanların ağır cezaya düçar olacakları.
4. İslam (Osmanlı) askerini öldüren yukarıdaki devletlerin tebaası Müslüman askerlerin büyük günaha gireceklerdir.
5. İngiltere, Fransa, Rusya, Sırp, Karadağ hükümetleri idaresinde bulunan Müslümanların, İslam Devletine yardımcı olan Almanya ve Avusturya aleyhine harp etmelerinin bu devletin zararına olacağı için büyük günah olduğu” vurgulandı.
Fetvanın ihtiva ettiği maddelere bakılacak olursa oldukça kapsamlı. Her ne kadar emperyalist devletlerdeki Müslümanlar üzerinde yeterince tesir bırakmamışsa da lokal de olsa bazı memleketlerde etkili olmuştur. Mesela, Çanakkale savaşı için Avusturya’dan gelmek isteyen, dondurmacı ile kasabın durumu gibi…
21.12.2017 tarihindeki Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki Kudüs oylaması bana tarihteki bu olayı hatırlattı. 8.11.1995 yılında ABD senatosuKudüs’ü işgalci İsrail devletinin başkenti ilan eden bir karar almıştı. O tarihten bugüne hiçbir ABD başkanı alınan bu kararı yürürlüğe koymadı.Ne var ki, içerde ve dışarda saygınlığı bulunmayan, ne yaptığı ne yapacağı belli olmayan Donald Trump,06.12.2017 tarihinde hiç de devlet adamlığına yakışmayan bir tavırla 95’deki alınan o kararı imzalayarak,Kudüs’ü işgalci Yahudilerin başkenti ilan etti.
Oysa bu karar ABD’nin elinde bir güçtü. Hem İslam dünyasına hem de İşgalci Yahudilere karşı “Demoklesin kılıcı” gibi salladığı bir güçtü.Yer yer kullanıyordu da.Öyle gözüküyor ki, Trump’ınDış politikada sürekli irtifa kaybetmesi, iç politikada ise göreve başladığı tarihten günümüze sürekli eleştirilmesi kendini siyaseten zora sokmuş olmalı ki, yeni bir çıkış yolu aradı. Aradığı bu yoluYahudi damadı, Siyonist Yahudiler veEvangelist’lerin baskısı ilealel acele bu kararı imzalamakta gördü. Gördü de ne oldu? Perişan oldu. Üstüne üstlük ekonomik gücünü ileri sürerek devletleri tehdit etmesine rağmen!
BM’deki oylamada önce beşi daimi 15 devletten oluşan BM Güvenlik Konseyinde 14 RED - 1 kabulle geçen tasarı, ardından genel Kurul’a katılan 172 devletin 128’inin ret, 35’nin çekimser, 9’unun kabul oyuyla tasarı ezici bir çoğunluk ve büyük zaferle neticelendi.
Bu olay aynı zamanda Türkiye’deki 12.09.1980 ihtilalinden sonra yapılan ilk seçimleri tedai etti.
İhtilal sonrası 1983 yılında yapılan ilk genel seçimlerde ihtilalin kahramanı(!)darbeci Kenan Evren Paşa, seçimden bir gün önce yaptığı bir televizyon konuşmasında Turgut Özal’ın partisi ANAP’ın karşısındakiemekli Turgut Sunalp Paşa’nın MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi)’inin desteklenmesini istemişti.
İhtilalin gölgesi henüz milletin üzerinden kalkmamış, bütün emareleri silinmemişken Evren Paşa’ya rağmen seçmen Özal’ın ANAP’ını tercih etti. Nasıl ki, Türk milleti o seçimlerde dayatmaya fırsat vermemişse, dünya devletleri de ABD’nin üstü kapalı tehditlerine boyun eğmemiştir.
Bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, fevkalade çabası unutulmamalıdır. Zira çok kısa bir süre içinde İslam İşbirliği Teşkilatını (İİT) İstanbul’da toplaması, ardından Papa dâhil görüşülmesi gereken tüm dünya liderlerini tek tek araması hiç şüphesiz bu kararın olumlu çıkmasında önemli rol oynamıştır.
Bu kararla beraber artık dünya yeni bir arayış içine girecektir. Değişik bir ifadeyle ABD merkezli tek kutuplu dünya artık sona ermiştir. Aynı zamanda BM’de tartışılır hale gelmiştir.
----------------------0--------------------
* Cihad-ı Ekber: İslam aleyhine düşman hücumu vaki ve İslam memleketlerinin gasp ve yağma edilmesi ortaya çıkınca İslam Halifesi bütün halkı, silâhaltına almak suretiyle cihadı emrettiği takdirde  bütün Müslümanlar üzerine cihat farz olur. Bu durumda genç, ihtiyar, piyade ve süvari olarak bütün memleketlerdeki Müslümanların malı ve canıyla cihada katılmaları FARZI AYIN OLUR.