DEDE KORKUT

Prof Dr Sevgili Ali Meydan’ arkadaşıma
-----------------------------------------------------------

DEDE
KORKUT

-giriş-

FERHAD ZEYNALOV – SAMET ELİZADE

Kiril elifbasından 
Latin grafikasına aktaran

Dr Emrullah Güney

TÜKENMEZ ĦAZİNE

Türk dilli ħalġların edebiyyat tariħinde sesi uzaġ esrlerden gelen gür işığı ile tariħleri yarıb geçen yenilmez bir kitab var: “Kitabi-Dede Ġorġud”! Bu adla yaddaşımıza hekk olunmuş ġedim Oğuz dastanları heġiġeten bir çoħ Türk  ħalġlarının yaratdığı milli medeniyyetin en zengin en ulu ġaynaġlarından biridir.

“Kitabi-Dede Ġorġud” çiçekleri solmaġ bilmeyen, ebedi teze-ter ġalan zaman-zaman nesilleri heyran ġoyan bir senet gülşenidir. Bu “kitab”ı cesaretle Azerbaycan şifahi ve yazılı edebiyyatının babası adlandırmaġ olar. Ġedim edebiyyatımızın telġin ve teġdir etdiyi müdrik, me’nalı fikirler, zerif beşeri duyğular öz başlanğıcını böyük “Kitabi-Dede Ġorġud” nehrinden götürür. Oğuz dastanlarındakı maraġlı ve rengarenk süjetler, canlı heyat müşahidesinden doğan motivler, şe’r ve nesr parçalarının elaġeli, harmonik düzümü onlarca parlaġ ve orijinal linġvopoetik vasiteler nağıl ve dastanlarımıza, orta esr yazılı edebiyyatımızın sanballı nümunelerine derinden te’sir göstermişdir. “Kitabi-Dede Ġorġud” lakonik olduğu ġeder de monumentaldır; artıġ sözden, ħaric sesden uzaġ, öz ġurğuşum siğleti ile torpağın derinliyine işleyen, öz dadı-duzu, şirinliyi ile ecdadımızın zengin idrak ve teħeyyülünün mehsulu olan möhteşem bir abidedir.

“Kitabi-Dede Ġorġud”un koloritli, pak teravetli setirlerinden Oğuz igidlerinin hay-harayını, döyüşen ġılınçların sedalarını, aħan suların şırıltısını, şahane atların nal seslerini aydın eşidirik. Ulu dedelerimiz, ozanlarımız elin me’nevi âleminin tercümanı idiler. Onlar doğma yurdu oymaġ-oymaġ gezib, sazın-sözün sehri ile bu “kitab”ın boylarını ġoşşub-düzdüler, tariħin ġaranlıġ keçmişine geleceyin pozabilmeyeceyi nurlu sehifeler yazdılar. “Kitabi-Dede Ġorġud”un her boyu el-obaya, ata anaya, ġardaş-bacıya ülvi mehebbetin canlı salnamesidir; merdlik ve ġehremanlığa, yeryüzünde seadet ve beħtiyarlığa ġüdretli himndir. Ona göre de bu dastanların tedġiġ, neşr ve tebliğ edilmesi tebii görünür. 

“Kitabi-Dede Ġorġud” haġġında müeyyen me’lumata biz Ebülġazi Ħan Ħivelinin “Şecereyi-Terakeme” adlı eserinde rast gelirik . “Kitabi-Dede Ġorġud” un “Şecereyi-Terakeme” eseri ile öyrenilmesi dastanların tariħle bağlı bir sıra cehetlerini aydınlaşdırır.

Reşideddinin “Came-at-Tevariħ” inde de “Oğuzname” ye aid hekayelerin çoħ olduğu ġeyd edilir. 

“Kitabi-Dede Ġorġud” elm âlemine 1815’ci ilde belli olmuşdur. Alman şerġşünası H. F. Dits Drezden kitabħanasında “Dede Ġorġud” dastanlarını aşkara çıħarmış, “Basatın Tepegözü öldürdüyü boy”u Alman diline çevirerek “Odissey”in nağıl seciyyeli tekgözlü Siklopun kor edilmesi süjetinin yeni variantı kimi neşr etdirmişdir. (1857’ci ilde Vilhelm Ġrim de “yeni keşf olunmuş Oğuz siklopu” nu mehz bu neşre göre öz ħülasesine da daħil etmişdi.) H.F. Dits hemçinin dil-üslubca “Kitabi-Dede Ġorġud” ile sesleşen XVI esr Türk “atalar sözleri”ni de çapa hazırlamışdır.

“Kitabi-Dede Ġorġud” un bize me’lum olan ilk nüsħesi Drezden’de Kral kitabħanasında aşkar edilen 154 sehifelik bir eserdir. Her sehifede 13 setir vardır. Berlin’de her sehifesinde 34 setir olan 37 sehifelik başġa bir elyazma da tapılmışdır. Berlin nüsħesi kimi tanınan bu abide eslinde Drezden nüsħesinden köçürmedir.

“Kitabi-Dede Ġorġud” un İtaliya’da Vatikan kitabħanasında (İndi o Vatikan defterħanasında mühafize olunur.) saħlanılan 109 sehifelik başdan-aħıra dek herekelenen (her sehife 13 setir) başġa bir nüsħesi – Vatikan nüsħesi de vardır. Drezden nüsħesi açıġ –aşkar Azerbaycan dilinde yazılmışdır. Vatikan nüsħesi ise cemi altı boydan ibaret olub, XVI esr Türkcesine daha yaħındır.

Görkemli Alman şerġşünası Teodor Heldeke 1859’ci ilde hemin dastanların suretinin çıħarıb Alman diline çevirerek çap etdirmek isteyir, lakin ġarşıya çıħan çetinliklere göre işi başa çatdırmır, topladığı materyalları o vaħt Almaniya’da tehsil alan V. V. Bartold (1892) verir. Ele bu vaħtdan da V. V. Bartol’da “Dede Ġorġud” dastanlarından ayrılmır. O, evvelce dastanların dörd boyunu (I, II, III, IV) Rus diline çevirerek, kiçik bir şerhle neşr etdirir. 1922’ci ilde bütün boyları Rus dilinde çapa hazırlayır. Lakin onun sağlığında dastanlar işıġ üzü görmür; eseri ilk defe Azerbaycan âlimleri hemid Araslı ve Memmed Hüseyn Tehmasib 1950’ci ilde Bakı’da neşr etdirirler. Hemin eser 1962’ci ilde V.M. Jirmunski ve A.N.Kononov terefinden çapa hazırlanır ve Rus dilinde yeniden neşr edilir. Bu kitabda elave kimi üç böyük meġale de verilmişdir. 

V.V. Bartold tercümesinin filoloji seviyyesi yüksekdir. Bu tercümeni ister Sovetler ölkesinde, isterse de ħaricde reğbetle ġarşılamışlar.

V.V. Bartold “Turetskiy Epos i Kavkaz” adlanan meġalesinde  eseri Türkmenlere aid edir. Onu bu fikre getiren sebeb her şeyden evvel, eserin serlövhesinde yazılmış “Oğuz” sözüdür. (“Kitabi-Dedem Ġorġud Ala Lisani- Taifeyi-Oğuzan”). V.V. Bartold Türkmenlerin evveller Oğuz adlandığı iddiasını ġebul etdiyinden bu fikri müdafie etmeye çalışır.  

Öz meġalesinde boyların daħili mezmununu açaraġ, onları bir-biri ile müġayise edir ve bu fikre gelir ki, boylar arasında üzvi elaġe olsa da, onlar bir ozan terefinden yaradılmayıb. Bele ki, onların poetik çekisi heç de eyni deyil. O, Dede Ġorġudun şeħsiyyetini, onun revayetlerde neçe öz eksini tapmasını ve dastanların yarandığı ictimai-tariħi mühiti seciyyelendirmeye çalışmışdır. Netice e’tibarile, V.V. Bartold da hadiselerin Ġafġazda cereyan etmesi ve dastanların Ġafġaz Türkmenlerine meħsus olması fikrine gelib çıħır.

    Kitabda verilen ikinci meġale A.Y. Yakubovskinin “Kitabi Ġorġud ve Onun Erken Orta Esr Türkmen Cemiyetinin Öyrendilmesinde Rolu” adlı meġalesidir. Müellif bele hesab edir ki, Oğuz eposu XV esrde Azerbaycan’da yazılıb. O, bu dastanların çoħ ġedim zamanlardan yaranmağa başladığını gösterir ve boyların materialları esasında Oğuzların keçmişini seçiyyelendirmeye çalışır. Müellife göre, hemin hadiseleri Oğuzların hele İslam dinini ġebul etmediyi ġedim zamanlara aid etmek olar. 

“Kniġa Moeġo Dede Korkuda” kitabında üçüncü meġale V. M. Jirmunskinin “Oğuz ġehremanlıġ eposu ve “Ġorġudun Kitabı” adlanır. Müellif geniş planda dastanların tapılma tariħinden, bu haġda söylenilen fikirlerden söhbet “Kitabi-Dede Ġorġud” haġda neşr olunan eserleri saf-çürük edir, boyların IX-X esrlerde meydana çıħdığını, lakin edebi cehetden XV. esrde tamamile yeniden işlendiyini, cilalandığını gösterir.  V. M. Jirmunskiye göre, bu boylardan ba’zisi hetta V-VI. esrlere gedib çıħır (Domrul ve b.)

O, boyları diger Türk dastanları ile müġayiseli şerh edir. “Bamsı Beyrek” ve “Alpamış” dastanı haġda onun söylediyi fikirler diġġeti celib edir. Bu fikirler müellifin “Türk Ġehremanlıġ eposu” eserinde de geniş şerh edilmişdir.  

1962’ci ilde H. Araslı terefinden “Kitabi-Dede Ġorġud” yeniden neşr olunur.  Girişde H. Araslı hemin dastanların XI-XII. esrlerde ġeleme alındığını, XV-XVI esrlerde yeniden üzünün göçürüldüyünü ġeyd edir. H. Araslı’ya göre, bu dastanlar haġġında çoħlu mübahiseler var ve hele bu “mübahislere yekun vuran derin elmi-tedġiġat eseri yaranmamışdır.” Onun fikrince, dastanların ilk variantı – orijinalı Azerbaycan’da yazıya alınmışdır. H. Araslı gösterir ki, Dede Ġorġud adı ve bir çoħ motivler Türk ħalġlarının (Ġazaġ, Ġırğız, Başġırd, Türkmen vb.) şifahi edebiyyatında ġeyd olunur.

Azerbaycan’da hemin dastanların dili üzerinde Prof. E. Demirçizade ġiymetli tedġiġat aparmışdır.  Müellif dastanları esl Azerbaycan abidesi hesab ederek, onların VIII-IX esrlerden sonra Azerbaycan’da yarandığını iddia edir. E. Demirçizade’ye göre, bu dastanlarda XI esrden ġabaġkı Oğuzlar tesvir olunur.

E. Demirçizade eserinin I. feslinde abidenin tedġiġine dair bir sıra mülahizeler söylemekle yanaşı, ġalan üç feslinde dastanların fonetik, ġrammatik ve leksik ġuruluşunu etraflı seciyyelendirir.
“Dede Ġorġud” dastanlarının bedii ġiymeti, senetkarlıġ ħususiyyetleri, ħususen Ġerbi Avropa edebiyyatı ile elaġedar cehetleri haġġında E. Sultanlı’nın silsile meġaleleri de diġġeti celb edir. 

Dastanların yaranma tariħi, onlarda  eks olunan ictimai- tariħi hadiseler, ġehramanların tariħiliyi ve muħtelif folklor materiallarında bu gün bele yaşaması barede Şamil Cemşidov’un tedġiġatları maraġ doğurur.  Tedġiġatçı özünün bir sıra meġalelerinde ve “Kitabi-Dede Ġorġud” adlı ikinci monoġrafiyasında  “Kitabi-Dede Ġorġud”un neşr ve tedġiġi tariħine dair geniş me’lumat vermiş, dastanların ideya mezmunu ve bedii ħususiyyetleri barede ġiymetli fikirler söylemişdir.

Azerbaycan edebiyyatının ġedim devirlerinden, elece de şifahi ħalġ yaradılıcığından behs edilerken dastanlar, ġısa şekilde de olsa, tedġiġata celb olunmuşdur. 

Müeyyen fasilelere baħmayaraġ, dastan Azerbaycan filoloġlarının daim diġġet merkezinde olmuş, ħususile dil ve üslub baħımından ardıcıl öyrenilmişdir. 1976’cı ilde ADU’nun “Elmi Eserleri”nin ayrıca nömresi  “Kitabi-Dede Ġorġud”a hesr olunmuşdur.

Son illerde “Kitabi-Dede Ġorġud”un yaranma tariħinin, dilinin leksik-ġrammatik ħususiyyetlerinin ve linġvopoetik cehetden araşdırılmasının  böyük ehemiyyeti vardır. Ali mekteb dersliklerinde “Kitabi-Dede Ġorġud”dan ayrıca behs edilmekdedir.  Şamil Cemşidov 1980’inci ilde dastanları uşaġlar üçün sadeleşdirerek çap etdirmişdir.

    Ħ. Koroğlu “Türkmen Edebiyyatı” adlı eserinde dastanların ġedim dövrlerden emele gelmeye başladığını, XI-XIII esrlerde Azerbaycan’da tamamile formalaşdığını söyleyir. Onun fikrince, dastanlar Azerbaycan, Türkmen ve Türk ħalġlarının şerikli epik eseridir. 

    “Dede Ġorġud” dastanlarının yeni (Vatikan) nüsħesini 1952’ci ilde Etorri Rossi  ortaya çıħarmış ve neşr etdirmişdir. 364 sehifeden ibaret bu kitab dörd bölmeden ibaretdir. I. bölmede dastanlar üzerinde aparılan tedġiġatların biblioġrafiyası verilir. Drezden ve Vatikan nüsħelerinden ġarşılıġlı şekilde danışılır. Burada, hemçinin, Oğuzların ġedim tariħi, yaşayışları, adet-en’eneleri, “Kitabi-Dede Ġorġud” boylarının meydana çıħdığı tariħi şerait, onların dil ħususiyyetleri, coğrafiyası ve nehayet, orta Türk abideleri içerisinde dastanların yeri müeyyenleşdirilir. II. bölmede evvelce Vatikan nüsħesinden olan 6 boyun tercümesi, sonra ise Drezden nüsħesinden yerde ġalan boyların tercümesi verilir. III. bölmede ise Vatikan nüsħesinin faksimilesi verilir, sehvler düzeldilir. IV. bölme indeks ve izahlardan ibaretdir. 

    E. Rossi’ye göre Vatikan nüsħesi daha düzgündür. Onun fikrince, metinleri savadlı bir adam yazmışdır. O, boyları bedii bir eser yoħ, ġehremanlıġ dastanı-külliyatı hesab edir. O,  Drezden nüsħesinin Azerbaycan diline, Vatikan nüsħesinin ise Türk diline aid olduğunu ġeyd edir.

    “Dede Ġorġud” dastanları 1958’ci ilde Süriħ’de görkemli Alman şerġşünası İohan Hayn terefinden Alman dilinde nefis şekilde çap edilmişdir.  Tercümesi esere 16 sehifelik yığcam son söz yazmış, eserin sonunda ġısa şerhler vermişdir. İ. Hayn bu eserin ümum dünya şöhretin ħüsusi ġeyd ederek gösterir ki, orta Türk dövrünü, ħüsusile Oğuzların ictimai-siyasi heyatını deġiġ müeyyenleşdirmekde bu dastanların evezi yoħdur. O, müġeddimede Oğuzların hele Orħon yazılarından me’lum olması, İslam dövletleri ile elaġeye girmeleri vs.den etraflı danışır.

    “Dede Ġorġud” dastanları son zamanlar dünya şerġşünaslığının diġġet merkezindedir. Tesadüf deyil ki, evvelce ABŞ’da Teksas Universitesinde (1973), sonra ise London’da (1974) dastanlar nefis şekilde İngiliz dilinde neşr olunmuşdur. Her iki tercümeye geniş müġeddime ve şerhler yazılmışdır. Bu şerhlerde orijinal fikirler az deyil, V. V. Bartold’un, V. Jirmunski’nin H. Araslı’nın, O. Ş. Gökyay’ın ve M. Ergin’in fikirlerinden de istifade olunur. 

    Teksas Universitetinin neşr etdiyi “Dede Ġorġud” dastanları İngiliz dilinde görkemli Türk âlimi Prof. Faruk Sümer, Ankara’nın İngiliz edebiyyatı professoru Ehmed Uysan ve Teksas Universiteti’nin İngiliz dili müellimi Varren Valker terefinden tercüme edilib. Burada dastanların IX-X. esrlerde Oğuzların Orta Asiya’da yaşadıġları erazide yazıldığı iddia olunur. Müġeddimede ġedim Oğuzların heyat terzi, formalaşması, Ġırğızlarda, Ġızıl Orda ile döyüşleri ve nehayet, moħġolların tezyiġi altında köçüb ġetmeleri haġġında danışılır.

    Tercümecilere göre, hadiselerin çoħu tariħidir, burada ziddiyyetler de var. Bunu onlar elimize gelib çıħan son nüsħenin daim deyişe-deyişe bu hala düşmesi ile elaġelendirirler. Müellifler Ġorġud’u tariħi şaħsiyyet hesab edirler.

    Burada böle bir müddea ireli sürülür ki, güya bu dastanların ilk elyazması Ebubekr ibn Devadari’ye meħsusdur. Halbuki Devadari’ye me’lum olan nüsħe “Oğuzname”nin bir variantıdır; özü de orijinal deyil, Erebceye tercümedir. 

    Tercümeçiler dastanları bütövlikde tariħi yoħ, belke epik eser hesab edirler. Kitaba yazılan müġeddimede ġedim Oğuz ittifaġlarının heyat terzi, eħlaġ-etika normaları, Şamanizmle bağlı cehetleri, İslam dinine münasibetleri ve dövlet ġuruluşu haġġında maraġlı fikirlere rast gelirik. Dastanlar tehlil olunaraġ gösterilir ki, Oğuzlar iç ve daş Oğuz deye iki ġrupa bölünürler. Onlar arasında ciddi bir ferġ yoħdur. Onların hamısının ümumi rehberi, başbileni Bayındır Ħan’dır. Lakin esl ġehremanlıġ gösteren, hamının sevimlisi ise Salur Ġazan Ħan’dır. Dastanlar öz igidliyi ve ġehremanlıġı ile ferġlenen beylerin şe’nine hesr olunmuşdur. Dastanlardakı ġehremanlar, ħüsusile “Dede Ġorġud” heddinden artıġ idealize edilir ve neticede, reallıġdan uzaġlaşır... Tercümeçilerin fikrince, fövġeltebii ünsürler (Oğuz ġehremanları, elece de Dede Ġorġud haġġında mübaliğeler) Türk dilli ħalġların folklorundan gelir. Dastanlarda verilen düşmenlerin adları da Türk adlarıdır, özleri de ziddiyyetlidir. Bele ki, Şeklü Melik dörd döyüşde dörd defe öldürülür. Bunlar boyların bir şeħs (ozan) terefinden yaradılmadığını gösterir. 

    Tercümeçiler bele hesab edirler ki, Dede Ġorġud tariħi şeħsiyyetdir. O Oğuzların X-XI. esrlerdeYenikend’de (Paytaħt) hökmranlığı vaħtı dövlet ħadimi, diplomat olmuşdur. Kiçik Asiya’da ise o, müġeddesleşdirilmiş, övliya seviyyesine ġaldırılmış efsanevi bir adama çevrilmişdir. Barede bele bir fikir de müdafie olunur ki, dastanlar çoħ ehtimal ki, ilk dövrlerde şe’rle yazılmış, sonralar ise ozan olmayan bir sıra şeħsler terefinden yazıya köçürülmüşdür.

    1974’ci ilde London’da “Dede Ġorġud” dastanları  Cofrey Lyuis terefinden kütlevi tirajla neşr edilmişdir. Bu neşr haġġında V. Aslanov “Edebiyyat ve İncesenet” ġezetinde ve “Azerbaycan Zarubejom” mecmuesinde me’lumat vermişdir. C. Lyuis kitaba geniş müġeddime yazmış, dastanları Oğuzların tariħini işıġlandıran bir abide kimi yüksek ġiymetlendirmişdir. O, “Dastanların” Azerbaycan diline ħas abide olduğu ve hadiselerin bu arazide baş verdiyi ġenaetine gelir ve ġetiyyetle bildirir ki, “Dastanlar” İslamiyyetden evvel yaranıb, sonralar ise yazıya köçürülüb; dastanlarda Şamanizm ünsürleri İslam ünsürlerinden daha çoħdur. C. Lyuis bele hesab edir ki, boyların evvelinde verilmiş müġeddime sonradan artırılmadır. Buna göre o, bu müġġedimeni “Dede Ġorġud Müdrikliyi” adlı altında sona geçirib. Kitabın sonunda şerhler de verilmişdir.

    C. Lyuis M. Ergin’le razılaşmayaraġ ġeyd edir ki, Drezden ve Vatikan nüsħeleri eyni menbeden köçürülmeyib.
    Dastanların hemin İngilizce neşri barede O. Ş. Gökyay’ın maraġlı bir meġalesi çıħmışdır.  

    “Dede Ġorġud” dastanları üzerinde Türkiye’de 1916’cı ilden başlayaraġ 70 ile yaħındır ki, tedġiġat işleri aparılıb, dastanların tenġidi metin hazırlanıb, her üç nüsħenin faksimile ile neşri başġa çatdırılıb ve s. tedġiġatlar çoħdur. Ancaġ O. Ş. Gökyay’ın ve M. Ergin’in araşdırılmaları daha sanballıdır. Bunlar üzerinde bir ġeder geniş dayanırır. 

    Türkiye’de“Dede Ġorġud” dastanlarının tedġiġi tariħi 1916’cı ilde eseri Ereb elifbası ile Berlin nüsħesi esasında buraħan Kilisli Müellim Rüf’et’in “Kitab-i Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan” kitabı ile başlanır. 

    Dastanları Latın elifbası ile Türkiye’de ilk defe olaraġ 1938’ci ilde Orħan Şaik Gökyay neşr etdirmişdir. (Dede Korkud, İstanbul, 1938) O. Ş. Gökyay Drezden nüsħesi ile Berlin nüsħesini tutuşdurmaġla özüne ġeder buraħılmış be’zi nöġsanları da islah edebilmişdir. Müellif kitaba 77 sehifelik bir giriş de yazmış, burada geniş biblioġrafiya vermiş, Dede Ġorġud şeħsiyyeti, dastanların yazılma tariħi, onların neşri barede etraflı söhbet açmışdır.

    Orħan Şaiġ sonralar dastanları müasirleşdirerek yeni Türkce ile çap etdirmiş, onların lügetini de tertib etmişdir.

    “Kitabi Dede Ġorġud” üzerinde semereli tedġiġat işi aparan alimlerden digeri Meherrem Ergin’dir. M. Ergin her üç nüsħeni (Drezden, Berlin, Vatikan) tedġiġata celb ederek üç cildden ibaret kapital bir eser ortaya çıħarabilmişdir. Onun bu eserlere ġeder 1950’ci illerde “Dedem Korkut Kitabı Üzerine” adı altında bir neçe meġalesi de neşr olunmuşdur. Eserin I. hissesinde   giriş, metn ve faksimile bölmeleri vardır. Latin elifbası ile verilmiş metnlerden ġabaġ her bir boy haġġında izahat seciyyesi daşıyan me’lumat verilir. Faksimile ile verilen metnler ise Drezden ve Vatikan nüsħelerine aiddir. M. Ergin’in dastanlar haġġında nezeri fikirleri 70 sehifelik girişde öz eksini tapır. Burada, esasen, V. V. Bartold’un, H. Araslı’nın ve daha çoħ  Orħan Şaiġ’in fikirleri tekrar olunur.

     M. Ergin’e göre, Drezden nüsħesi esasdır, Vatikan nüsħesi ise sonralar bu nüsħeden köçürülmüşdür.

    Müellif eserin girişinde “Dede Ġorġud” adı üzerinde ħeyli durur; o bele hesab edir ki, “dede” sözü sonradan elave olunub. O eyni zamanda bir çoħ menbelerde “dede” sözünün “ata” sözü ile (Ġorġud Ata) evez edildiyini gösterir. M. Ergin, girişde, bizce, artıġ görünen “Dede Ġorġud Kitabının İçindekiler” adı altında bir bölme verir ve burada giriş ve boyları seciyyelendirir. Müellif, boyların bir-birinden ferġlendiyini gösterse de, ġeyd edir ki, onları ictimai hadiseler, ümumi mezmun birleşdirir. Müellifin fikrince, hadiseler bir vaħtda baş verir ve bir-biri ile üzvi suretde bağlı olan Oğuz beylerine aiddir. Burada aile çoħ sağlam esaslar üzre ġurulur. Eħlaġ meseleleri çoħ ġuvvetli, heyat köçeridir. Dede Ġorġud ise ilahileşdirilmiş bir insan tipidir. M. Ergin bu bölmede tariħi menbelerde Dede Ġorġud hekayelerinin izinden ayrıca behs edir. Buraya Dede Ġorġud’un adının yayıldığı yerleri eks etdiren bölmeler de elave edilmişdir.

    Girişde “Dede Ġorġud’un Coğrafiyası” bölmesi vardır. Müellife göre Oğuz Eli Anadolu’dadır. Eslinde ise, bele bir serheddi çekmek ġeyri-mümkündür. Boylarda Oğuzların yaşadıġları şeherler gösterilmir. Oğuznamelerde Ġorġudun ġedim Oğuz elinde yaşadığı ġeyd olunur. Müellif bele hesab edir ki, boylar evvelki ħatirelere esasen yazılıb. Hekayeler bu arazide XV. esrde ġeleme alınıb. Onun bu fikre gelmesi dastanlarda Osmana olan işare ile bağlıdır. Bele ki, Osmanlı imperiyası XV. esrde güçlenmişdi. Ağġoyunlularla elaġe de bunu gösterir.

    M. Ergin bele bir ümumi fikre gelir ki, “Dede Ġorġud” dastanları Azerbaycan dilinde yazılmış ve Azerbaycanlılara aid bir abidedir.

    Bu hissede dastanlar haġġında yazılmış eserlerin geniş ħülasesi verilir. M. Ergin yerli-yersiz Orħan Şaiġi tenġid edir. Her şeyden evvel, o, Şaiġi evvelki neşri ġüsurlu Berlin nüsħesi esasında düzeltdiyi üçün tenġid edir. Hemin eserde Drezden nüsħesinden istifade ġeyd olunsa de, bu zahiri faktdır (bu, eslinde, Müellim Rüf’et’in neşrinin Latın elifbasına çevrilmesinden başġa bir şey deyil). İkinci bir terefden, Berlin nüsħesi ayrıca bir nüsħe deyil, Drezden nüsħesinin üzüdür. M. Ergin O. Şaiġin dastanlarla bağlı tertib etdiyi lüğeti de tenġid edir. Burada Drezden ve Vatikan nüsħelerinin ferġi de gösterilir.

    M. Ergin’in bu kitabı 1964’ci ilde girişsiz olaraġ yeniden neşr olunmuşdur.  

    M. Ergin’in ikinci kitabı  “Dastanlar” ın indeks ve ġrammatikasını ehate edir.   Bu eserde fonetika ve ġrammatika bölmeleri diġġeti daha artıġ çekir. “Dede Ġorġudun Dili” adı ile geden bu bölmede, çoħ basit şekilde olsa da “Dastanlar”ın leksik terkibi haġġında me’lumat verilir; görünür, o, 350 sehifelik indeksden sonra onların geniş seciyyesini vermeyi lazım bilmemişdir. 

    O, “Dastanlar” ı ġerb Türkcesinin ilk dövrlerinde yazılan bir eser hesab edir ve eserin yazılış tariħini XV. esrin II yarısından evvel olmadığını söyleyir. Müellife göre, ġerb Türkcesi erazi baħımından iki ġrupa bölünür: Azerbaycan ve Anadolu. Bu erazide yaşayanların dili XVI-XVII. esrlerden sonra esaslı suretde ferġlenmeye başlayır. Buna göre de artıġ ferġlerin başlandığı XV esrde yazılan  “Dastanlar” Azerbaycan dilindedir. Bu, sahesine göre de Azerbaycan dastanlarıdır. Ġadi Burhaneddin’de gördüyümüz elementler (XIV) artıġ burada formalaşır. Sonra o, yüzlerle Azerbaycan söz ve ifadelerini misal getirerek, dastanın bu dilde yazıldığını sübut etmeye çalışır. O, hetta eserin üslubunun da Azerbaycan dili-üslubu olduğunu gösterir. M. Ergin dastanların Terekeme-Çinçevat şivesi ile uygunluğunu iddia edir. Sonrdan müellif bu müddealarını fonetika ve ġrammatika bölmelerini işlerken nezere alır ve dastanların Azerbaycan dilinde yazıldığını bildiren cehetlere daha çoħ üstünlük verir.

    “Dede Ġorġud” dastanları üzerinde 40 ile yaħın bir müddetde yorulmadan tedġiġat işi aparan âlimlerden biri Orħan Şaiġ Gökyay’dır. O. Şaiġ hele 1938’ci ilde “Dastanlar”la meşğul olmuş, ilk defe olaraġ onları Latın herfleri ile neşr ederek yaymışdır. Onun 1973’ci ilde bu böyük abideni ilk defe ehateli, geniş ve derin tedġiġ eden “Dedem Ġorġudun Kitabı” adlı min sehifelik bir eseri neşr olunmuşdur.  Kitabın evvelinde dastanların bütün boyları girişle birlikde Latın herfleri ile verilmiş, sonra ise mükemmel bir lüğet elave edilmişdir. 150 sehifelik bu lüğetde 4825 söz verilmiş, ġedim Türk abidelerindeki sözlerle, dialekt ve şivelerin leksikası ile müġayise olunmuşdur.

    Bu hissede nezeri celb eden yenilik ondan ibaretdir ki, müellif metinleri hazırlayarken her iki nüsħeni (Drezden ve Vatikan nüsħelerini) nezere almış, müġayiselerle indiye ġeder oħunması ġeyri-mümkün olan veya düzgün oħunmayan bir sıra söz ve ifadeleri deġiġleşdirmeye çalışmışdır. Lüğetde diġġeti celb eden cehet evvelki lüğetlere nisbeten tam ehateli olması ve diger ġedim Türk yazılı menbeleri ile müġayiseler aparılmasıdır. İndeksden evvel, I hissede ġebile, boy,  insan, heyvan ve yer adları lüğeti de ayrıca verimişdir.

    Kitabın II hissesinde dastanların mövcud üç nüsħesi haġġında onların elde edilmesi ve haġlarında olan yazılar barede geniş danışılır. Müellif Drezden nüsħesinin XVI esrin ortalarında yazıldığı fikrine gelir ve Vatikan nüsħesini heç bir esas olmadan bundan evvele aid edir. Eslinde ise Drezden nüsħesi daha ġedimdir. 

    Kitabda dastanlar haġġında dünya miġyasında yazılmış elmi-tedġiġat işleri, onların eyni veyaħud deyişdirilmiş variantları, hemçinin tercümeleri haġġında etraflı, maraġla oħunan böyük bir bölme vardır.

    Bellidir ki, bu veya diger abidenin yarandığı tariħi şeraiti deġiġ müeyyenleşdirmeden onu seciyyelendirmek ġeyri-mümkündür. Bu cihetden “Dede Ġorġud Hekayeleri ve Tariħ” adlı bölme çoħ yerli olub, diġġeti daha artıġ celb edir. Müellif, her şeyden evvel, Oğuzlar haġġında geniş danışır. Oğuzların tariħinin en ġedim dövrlerini seciyyelendiren maraġlı fikirler söyleyir. Müellif Orħon Abidelerine ve diger ġaynaġlara esaslanaraġ Oğuzların menşeyi, inkişaf merheleleri, heyat terzleri, dünya görüşleri haġġında olduġca maraġlı mülahizeler ireli sürür. 
    Dastanların ümumi başlığına göre (“Kitabi-Dedem Ġorġud Ala Lisani- Taifeyi-Oğuzan”) onlar tekce Oğuzların şerefine, şöhretine hesr olunmayıb, öz içerisinde çoħlu diger revayetleri de toplayıb. Müellif bu meseleleri ġeyd ede-ede dastanlarda Oğuzların neçe eks olunduğunu seciyyelendirmeye çalışır.

    Oğuzların XV esrden e’tibaren Ġafġaz, İran ve Kiçik Asiya, sonralar ise Ereb ölkelerinde yerleşmeleri tariħi ile “Dastanlar” ın tariħi arasında uyğun cehetler tapmaġ olar. Lakin tam uyğunluğ aħtarmag bizce, mümkün deyil. Birincisi, “Dastanlar” ın elde olan nüsħeleri Oğuzların diferensiallaşmasının son dövrlerine (XIII esrin sonu, XIV esrin ortalarına) aiddir. Burada, bizce, helledici ikinci bir cehete de fikir vermek lazımdır: Dastanlar harada yaranmağa başlamış, daha çoħ hansı dövrü eks etdirir, elaveler neçe te’sir bağışlayır. Bunsuz dastanların elmi şerhi mümkün deyil. 

    Bu meseleler çoħ vaħt tariħi inkişaf prosesi ile elaġeli izlenmediyinden elmi seslenmir. O. Şaiġ bu meselelere aid fikirleri sadalayır, lakin bunların çoħuna öz münasibetini bildirmir.

    Eserin “Hekayalerde Görünen Tariħ İzleri” adlı bölmesi diġġete layiġdir. Müellif bu bölmede ġedimlerden başlayaraġ Ağġoyunlular dövletine Oğuzların dastanlarda eks olunmuş elametlerini araşdırır, daha çoħ bu harda söylenilen fikirleri ġruplaşdırmağa çalışır.  Ağġoyunlular dövrü ve sonrakı dövrde ayrıca olaraġ götürülür. Dastanlarda onların izleri aħtarılır.

    Orħan Şaiġ dastanların XV esrin sonunda yazıya köçürüldüyünü onun dilinin ise Azerbaycan dili olmadığını iddia edir.

    Eger Orħan Şaiġ bu dastanların tekce Azerbaycan ħalġına aid olmadığını iddia etseydi, onunla belke de razılaşmaġ olardı. Bele ki, bu dastanlarda Oğuzların (bugünkü müasir bölgüde) hamısının tariħi baħımdan payı var. Lakin O. Şaiġe göre XIV esrde hele Azerbaycan dili müsteġil bir dil deyildi. (seh. CXCIV).

    Tariħi menbeler-Ereb, Ermeni, Avropa ve Yunan menbeleri gösterir ki, hele Selcuġların Azerbaycan’a gelmelerinden çoħ-çoħ ġabaġ bura Türk dilli tayfaların meskeni olmuşdur. Bu izler bizim e’radan evvelere gedib çıħır. Demeli, Azerbaycan dilini Selcuġlar formalaşdırıb ortaya çıħarmayıb. Selcuġların hökmranlığı dövründe Oğuz menşeli Azerbaycan Türkleri Selcuġların gelişinden sonra, ħususile hökmranlıġ Selcuġların eline keçdikden sonra resmi suretde formalaşmağa başlayan Selcuġ dilinin çerçivesinde normaya düşür. Bu dövrde yaranan Mövlana Celaleddin Rumi’nin, Sultan Veled’in (onlar Farsca yazıb, ancaġ eserlerinde 500 beyitden çoħ Selcuġca yazı var.) eserlerini, Ehmed Faġih’in “Çerħname”sini, Şeyyad Hemze’nin “Yusif ve Züleyħa”sını, Mes’ud ibn Ehmed’in “Süheyli Novbahar”, “Ferhengnameyi- Sa’di” sini, Aşıġ Paşa’nın “Ġeribname”, “Feġirname” eserlerini ,  Oğuz atalar sözü ve derbi meseller toplusunu  Azerbaycan ve Türk dilleri üçün müşterek abide hesab etmek olar. Bizce, XI-XIII esrlerde resmi dövlet ġuruluşu ile elaġedar olaraġ eveller müsteġil bir dil kimi mövcud olan Azerbaycan dilinin Selcuġ hökmranlığı dövründe müeyyen bir hüdudda resmen formalaşması prosesini bu dilin o dövrde ortaya çıħması kimi seciyyelendirmek köklü bir yanlışlıġdır.

    Eger O. Şaiġe inansaġ ki, XIV esrde hele Azerbaycan dili yoħ idi, onda XIII-XIV esrlerde “Dede Ġorġud” la yanaşı Ġadi Burhaneddin’in “Divan” ı ustad Nesimi’nin eserleri, “Ehmed Herami Dastanı” ve onlarla başġa eserler bes hansı dilde yazılmışdır?

    Türk tedġiġatçılarının çoħu “Dastanlar”ın XIV esr de Azerbaycan erazisinde yazıya alındığını, Azerbaycan yazılı dilinin abidesi, olduğunu defelerle ġeyd etmişler (F.Köprülü, A.Dilaçar, M.Ergin ve b.)

    “Kitabi-Dede Ġorġud” evvelki “Oğuzname”lerden dil cehetden ferġlenir. Bu dastanlar da hemin “Oğuzname”ler yazıldığı vaħt ġoşulmağa, düzülmeye başlanıb, lakin esrlerden esrlere keçib keldikce deyişikliye uğrayıb, ġedim ħüsusiyyetlere yenileri elave oluna-oluna bu şekle düşüb.

     “Dastanlar”ın ilk yazılı nüsħesinin XIV esrden sonra ġeleme alınmadığını iddia etmeye bir neçe esas var. Her şeyden evvel, dastanların dili XIV esr abidelerinin dili ile sesleşir. Bundan elave dastanlarda İstanbul ve Trabzon’un hele Oğuzların elinde olmadığına defelerle işare olunur. Bele olduġda “Dastanlar”ın XIV esrden sonra yazıya alındığını neçe iddia etmek olar?

    “Dastanlar”ın ele bu erazide XII-XIV esrlerde yaranmadığını söylemeye elimizde müeyyen derecede esas vardır. Bu erazide yerleşen İç Oğuz, Dış Oğuz ġetiyyen real deyil. Oğuzların Azerbaycan erazisinde daimi şeherleri yoħdur. Onlar tutduġları yerleri, ġalaları ellerinde saħlamır, vuruşdan sonra yeniden geriye ġayıdırlar. Kafirlerin de adı Türk-İslam menşelidir. Ağġoyunluların bu dövrdeki döyüşleri, fealiyyeti ġetiyyen öz eksini boylarda tapmır vs.

    Kitabda “Dede Ġorġud’un Coğrafiyası” adlı bölmede Abħaziya, Başı Açıġ, Ermenistan, Gürcüstan, Ġafġaz, Oğuz Eli, Taş Oğuz, Türküstan, Ağca Ġala, Alınca, Ağ Hasar, Derbend, Trabzon, İstanbul, Ġaracıġ Dağı, Ala Dağ, Ġara Dağ, Ġara Deniz, Dereşam ve s. haġġında tutarlı me’lumatlar verilir.

    Eserde dastanların süretlerine, insan adlarına hesr olunmuş böyük bir fesilde Salur Ġazan, Bayandur ve Dede Ġorġud haġġında etraflı danışılır, Oğuz beyleri ve ħanımlarının hamısı seciyyelendirilir. O. Şaiġ V fesli “Dil ve Üslub” adlandımış, dastanların dil ħüsusiyyetlerini göstermekle yanaşı, bu sehede aparılan tedġiġatların da ħülasesini vermişdir.
    O. Şaiġ bu bölmede bele bir fikri müdafie edir ki, “”Dastanlar”ın dilini ħalis Azerbaycan dili hesab etmek ġeyri-mümkündür, bu dil Azerbaycan ve ġedim Anadolu dillerinin ayrılmadığı müşterek “Selcuġ dili” hesab edilmelidir. Müellif analoji olaraġ Cağatay dilini misal gösterir. Güya Azerbaycan şairlerinde Cağatay elementleri müştereklikle bağlı imiş. Bizce, bu benzetme o ġeder de yerine düşmeyib. Bele ki, XV-XVII esrlerde Azerbaycan şairlerinin dilinde ġedim Özbek-Cağatay dili elementlerinin olması dahi Özbek şairi Elişir Nevai’nin te’siri, Buħara ve Semerġend’de alınan teshille izah edilmelidir. Göründüyü kimi, üslub te’siri edebi mekteb te’siri ile geneoloji birlik dil ortaġlığı meselesi ile eynileşdirilmişdir.

    O. Şaiġ dastanların Azerbaycan dilinde yazıldığını iddia eden M. Ergin’i tenġid edir. O, M. Ergin’in elin ġurusun, ġulluġ etmek, incimek, daşa dönmek, eylenmek, (durmaġ), beşikkertme ve s. söz ve ifadeleri Azerbaycan diline aid etmesine e’tiraz edir. Bizce burada O. Şaiġ haġlı deyil. Eyni sözü “sallaġħana sözü haġġında da demek olar. O. Şaiġ bu sözü seliħ  ﺴﻟﺦ  (Ereb) ve ħana (Fars) sözlerinin birleşmesinden ibaret olduğunu, Azerbaycan diline ġetiyyen aid olmadığını söyleyir. Bizce bu, Nesimi’de işlenen salaħ (deri soyan) sözü ile ħana sözünün birleşmesinden ibaretdir.

    Meselen:
    Soyun, ey murdar sallaħlar Nesimi’nin tenin .
    Bu söz ancaġ Azerbaycan dilinde “heyvan kesilen yer” me’nasında işlenir.

O. Şaiġ H. Araslı’nın ünvanına da be’zi edaletsiz tenġidi mülahizeler söyleyir. Bizce H. Araslı günü sözünü ġısġanclıġ, çaħmaġ sözünü “alov”, ateş ve ġarmalamaġ sözünü “ġaranlıġda o teref bu terefe hereket deye izah eden Türk tedġiġatçıları ile haġlı olaraġ razılaşmır. H. Araslı’nın özünün bu sözleri izah etmemesine gelince, bizce, bu tebiidir, çünki bunların Azerbaycan dilinde izahına heç bir ehtiyac duyulmur.

    O. Şaiġ bu bölmede onlarca Azerbaycan sözünü ya yanlış izah etmiş, ya da Türk sözü kimi seciyyelendirmişdir. Bununla bele, bu eserde indiye ġeder aparılan bir çoħ tedġiġatlarda buraħılan (leksik, fonetik ve ġrammatik) sehvlerin ekseriyeti haġġında doğru izahat verilir.

    Eserde  “Kitabi-Dede Ġorġud” dakı İslam motivleri, Şamanlıġın izleri ve diger motivler haġġında ayrıca danışılır, atalar sözü ve derbi-mesellerden de behs olunur.

    O. Şaiġ dastanlardakı ġehramanların müasir dövrde Türk dilli ħalġların şifahi edebiyyatında yaşamalarını da izlemiş ve maraġlı uyġunluġlar tapmışdır.

    Müellif VIII fesilde Yazıcıoğlu Eli’nin “Tariħ-es-Selcuġ” adlı eserindeki “Oğuzname” parçalarının metnini vermişdir. Buraya mükemmel bir biblioġrafiya da elave edilmişdir. Bu edebiyyat siyahısında “Dede Ġorġud” haġġında yazan Azerbaycan alimlerinin çoħunun eserleri öz eksini tapmışdır. O. Şaiġin “Dedem Ġorġudun Kitabı” eseri Dede Ġorġudşünaslıġda böyük bir hadise sayılabiler.

    “Dede Ġorġud” dastanlarını yeni Türk dilinde neşr etdiren tedġiġatçılardan biri de Suat Hizarçı’dır.  O, esere geniş müġġedime yazmış, dastanların mehiyyetini, Orta Türk dövrünün seciyyelenmesinde rolunu ve yaranma tariħini göstermeye çalışmışdır. Müġeddime geniş olsa da, burada o ġeder de orijinal fikirlere rast gelmirik. Müellif istifade etdiyi nezeri menbeleri de göstermemişdir. 

    Suat Hizarçı dastanları sonralar da yeni Türk dilinde neşr etdirmişdir. 

“Dede Ġorġud” dastanları haġġında monoġrafik seciyye daşıyan eserlerden biri Ednan Binyazar’ın “Dedem Ġorġud” eseridir. Me’lum olduğu kimi, son iller Türkiye’de “özleşdirme” siyaseti aparılmaġdadır. Müħtelif dillerden Türk diline keçerek vetendaşlıġ hüġuġu ġazanmış yüzlerle söz dilden çıħarılır, yerine ise ġedim Türk abidelerinde işlenen söz ve ifadeler ġoyulur,  bu mümkün olmadıġda onların müġabili sün’i şekilde ġondarılır. Bele olduġda, Orħan Şaiġin 1938’ci ilde verdiyi çevirme artıġ ehtiyacı ödemirdi. Bu boşluğu Ednan Binyazar’ın yeni neşri doldurmalı idi. O,  dastanları “Dedem Ġorġud” adlandırır  ve bele bir ġenaete gelir ki, dastanların kim terefinden yazılması o ġeder de ehemiyyetli deyildir, esas mesele Türk ħalġlarının bele bir senetkarı yetişdirmesidir. O, Dede Ġorġud’u sadece bir hekaye ġehremanı yoħ, ħalġa yol gösteren mütefekkir bir filosof kimi seciyyelendirir. E. Binyazar 93 sehifelik girişde boylar esasında Oğuzların heyat terzi, onları ġedim adet-en’eneleri, ġadınlara münasibeti, anaoğlu münasibetleri ve s. haġġında geniş me’lumat ve 12 boyun müasir dilde işlenmiş variantlarını verir. Maraġlıdır ki, o, bütün sözleri müasirleşdirmemiş, çoħunu saħlamış, be’zilerini ise dialekt sözleri ile evez etmişdir. O, daha çoħ Ankara dialektine esaslanmışdır. Eserin sonunda istifade olunmuş edebiyyat siyahısı verilmişdir.

“Kitabi-Dede Ġorġud” dastanları Azerbaycan’da yazıçı ve şairlerin ilham menbeyine çevrilmiş, bu mövzuda pyes, povest, kino-seenari ve poemalar yazılmış, hetta başdan-ayağa nezme çekilmişdir. (Sehend) bu cehetden Altay Memmedov’un “Deli Domrul” pyesi, Nebi Ħezri’nin “Efsaneli Yuħular” pomeası, Anar’ın “Dede Ġorġud” senarisi ve onun esasında çekilmiş iki seriyalı “Dede Ġorġud” filmi diġġeti celb edir.

    Son illerde “Dede Ġorġud Dastanları”na maraġ ħeyli artmış, İran’da Yuġoslaviya’da  ABŞ-da, Çeħoslovakiya’da ve ġardaş Sovet ħalġlarının dillerinde  dastanlar ya tam şekilde veyaħud da hisse-hisse çap olunmuşdur.

    Yuħarıda ġeyd etdiklerimiz heç de “Dede Ġorġud” dastanları haġġında yazıların hamısını ehate etmir. Lakin bununla bele, biz “Kitabi-Dede Ġorġud” haġġında yazılmış tedġiġatları da bu zengin abidenin elmi-tenġidi şerhinin başlanğıcı hesab edirik. Dastanların edebi-bedii, linġistik, tariħi-coğrefi, felsefi-psiħoloji, etnoġrafik ve etnogenetik tehliline dair onlarca eser yazılmışdır. Bele eserler bundan sonra da yazılacaktır. Çünki “Türk edebiyyatının bütün eserleri terezinin bir közüne, Dede Ġorġud o biri közüne ġoyulsa, yene de Dede Ġorġud terefi ağır geler.” (M. F. Köprülüzade)

    “Kitabi-Dede Ġorġud” öz metin, kütlesi etrafında heġiġeten elmi bir kitabħana yaratmışdır. Bu “kitabħana” nın getdikce böyüyüb zenginleşeceyine şübhe yoħdur. Lakin dastanlar hansı cehetden öyrenilirse-öyrenilsin, her şey “Kitabi-Dede Ġorġud” “söz” ünün düzgün oħunub-ġavranılmasından başlanır. En çetin ve lazımlı iş “Kitabi-Dede Ġorġud” un yüksek seviyeli elmi-tenġidi metnin yaratmaġ ve neşr etmekdir. Bu ise analitik tedġiġatçılıġ teleb edir.

    “Kitabi-Dede Ġorġud” öz temsil etdiyi zamanın övladıdır; fokloristikanın, edebiyyat ve dil tariħinin ele ġedim abidesidir ki, onun metninde be’zen bir sözün tehrif edilmesi tedġiġat prosesinde ciddi yanlışlıġlara sebeb ola biler.

    Bunsuz da elmi heġiġet ħatirine, dilin koloriti, paleontologiyası namine metnde her sözün esline sadıġ ġalmaġ vacibdir…

    Dastanları ilk defe ġeleme alan yaħud çoħ sonralar mövcud elyazmasından üzünü köçüren katib onu geniş şekilde bele adlandırmışdır:  “Kitabi-Dedem Ġorġud Ala Lisani- Taifeyi-Oğuzan”. Bu adda kitab sözü diġġeti çekir. Orta esr katibi hemin söz arħasında “cilde tutulmuş eser” mefhmundan çoħ, güman ki, Erebce me’nanı ye’ni: “abide” , “dastan” anlayışlarını düşünmüşdür. Halbuki bu gün “Kitabi-Dede Ġorġud”, yaħud “Dede Ġorġud Kitabı” adlarında kitab sözü olduġca müasir seslenir, dastanları ve müellifi ancaġ yazılı dil (edebiyyat) nümunesi ve nümayendesi kimi tesevvüre getirir. Ġorġud geldikde, demeliyik ki, hem Drezden hem de Vatikan nüsħesinde bu söz çoħ yerde  ﻘﻮﺮﻘﻮﺖ  şeklinde   (ﺖ  ile !   ) yazılmışdır; demeli, dedenin esl adı   Ġorġud’dur.

    Ġeyd etmek lazımdır ki, dastanlarda dede yaħud  “Dede Ġorġud” şekli “Dedem Ġorġud”   şeklinden teħminen iki defe artıġdır. (mesele, D-de* 29 defe Dede Ġorġud 18 defe Ancaġ Dede, 1 defe Dede Sultan, lakin 21 defe Dedem Ġorġud işlenmişdir.**) Ümumiyyetle, dede şeklinde nisbeten az işlenen dedem variantındakı “m” ünsürü ġrammatik me’na eks etdirmir. Bele ki, Ġorġud’dan sonra onun “soy”larını “boy”larını Oğuz meclislerinde ġopuz çala çala tekrar eden ozanlar “dedem” dedikde Ġorġud’u müsteġim me’nada öz babaları (yaħud ataları) hesab etmek fikrinde olmamışlar. Aydındır ki, “-m” ünsürü burada folklor diline meħsus çoħ geniş yayılmış üslubi elametdir (müġ. et: aşığam, ezizim / eziziyem, nenem, a göyçek ġoyun balam, hey! “dedem, vay” ve s.); ezizleme, oħşama münasibetini ifade edir. Ona göre de dastanın adında “dedem” söz şeklini esas götürmek meġsede uyğun deyildir. Belelikle, müasirlik etiketlerinden ħilas olsaġ, eserin düzgün adı beledir: “Dede Ġorġud Boyları”  yaħud “Dede Ġorġud Oğuznameleri”. Eslinde bu adlarda da şertilik vardır; çünki “Dede Ġorġud Oğuznameleri” ni “Dede Ġorġud Dövrünün Oğuznameleri” kimi başa düşmek lazımdır. 

    Dastanların leksik terkibi diġġeti celb edir. Dövrüne göre onların leksik terkibi çoħ zengin hesab edilmelidir. Burada tekrar olunanlar nezere alınmadan 2721 söz işlenmişdir. Onlardan ancaġ 559-u Ereb ve Fars menşelidir.  Dastanların lüğet ehtiyatı bize me’lum olan başġa dastanların lüğet terkibinden ġat-ġat artıġdır.  Dastanların neşrlerinde* orfoġrafik-fonetik ve leksik-semantik seciyyeli ferġler olduġca çoħdur. Bu ferġlerin meydana çıħması esasen üç sebeble elaġedardır; 1) neşirlerin D ve V nüsħelerine müħtelif münasibetle yanaşması ve ehemmiyet vermesi; 2) ehtiyac olmadığı halda, eyni bir sözün Türk naşiri terefinden Türkceleşdirilmesi, Azerbaycanlı terefinden ise Azerbaycancaya uyğunlaşdırılması; 3) eyni bir sözün naşirler terefinden müħtelif şekilde başa düşülmesi.

***
 “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin elmi-tenġidi tertib, neşr prinsipleri ve başġa meseleler barede danışmazadan ġabaġ, aşağıdakı suallara cavab vermek lazımdır. Bu, bir növ, “Kitabi-Dede Ġorġud” ile elaġedar mühüm edebi-tariħi anketdir; biz de hemin sualları ġoyur ve onlara müħteser münasibetimizi bildiririk:

1.    “Kitabi-Dede Ġorġud” da en ġedim dini-mifoloji tesevvürler ve be’zi 
adet-en’enaler hansı esrlere aiddir?
-    Oğuzların ibtidai dövrüne-bizim e. nın III-IV esrlerine.

İslamiyyetten evvelki bu dövrde Oğuzların maddi ve me’nevi heyatını eks etdiren ünsürler, adet-en’eneler, eħlaġ-etika, edeb-erkan normaları ve s. “Kitabi-Dede Ġorġud” da aydın ifade olunmuşdur.  Onlar yarımköçeri heyat terzi keçirirler; dastanlarda etmek (çörek), üzüm ve şerabın adı çekilse de, Oğuzların esas teserrüfatı “hereketdedir.” – ġoyunçuluġ – maldarlıġ, atçılıġ ve deve sürülerinden ibaretdir. Daha çoħ et (şişlik) yeyir, at südü ve ondan hazırlanmış içkiler içirler. Çadırlarda, alaçıġlarda yaşayırlar. Öküz derisinden beşik örtüyü ve be’zi silahların (sapand, yay) hisseleri kimi istifade olunur. Basat’ın yayı teke buynuzundandır. Silahlar içinde oħ-yay, nize ve ġılınc ħüsusi yer tutur; lakin nizelerin en tipiki yoğun ġamış gövdesindendir; demir ucluġlu oħ, polad ġılınc o dövr üçün en geçerli seçme silah növlerikimi teġdim olunur. Od yandırmaġ üçün çaħmaġ daşından istifade olunur. “Ana haġġı Tanrı haġġıdır.” Ana südü ve dağ çiçeyi ile yanaşı kül de melhemdir. Ħeyirħah ġüvvelerin remzi kimi Ħızır peyğembere inam vardır. (ölüm ayağında buğcın kömeyine gelir.) Evlenenler atılan oħların sahiblerini öz taleleri hesab edir ve oħun düşdüyü yerde gelin otağı ġurdururlar. 

“Kitabi-Dede Ġorġud” da Tepegözden ve onun adam yemesinden, perilerden (maddi ġüvve kimi), sehrli üzük ve ġılıncdan danışılır; ġehramanın Azrayıl haġġında tesevvürü yoħdur. Suya, ağaca, ġurda inam (hörmet) böyükdür. Ağac, aslan ve ġurd ġehramanın soy kökü kimi yad edilir, ġolundakı şahini öldürmek böyük tehġir hesab edilir. “Kitabi-Dede Ġorġud” da hetta Oğuz Ħanın adı çekilir, ilħıçısından danışılır. Ġorġud özü en böyük Şaman-kahinidir, peyğember seviyesindedir. Onun sözünde ħariġül’ade ġüvve vardır, - “alġışı alġış, ġarğışı ġarğışdır.”, sözün gücü ile Deli Ġarcarın ġolunu ġurudur. Ġehremanlara herkesin emeline, ġabiliyyetine ve niyetine göre o, ad verir. Adlar İslam zehniyyetinden uzaġdır. Ġedim Oğuz dövr ve tesevvürünün mehsuludur.

    Nehayet “Kitabi-Dede Ġorġud” da tedġiġatçıların diġġetini o ġeder de celb etmeyen “at kültü”nü ħatırlatmaġ isterdik. Atlar burada öz adları ile tanınan canlı personajlardır; at ġehramanın yoldaşı, esas zerbe ġüvvesidir. “At işlemese er öyünmez.” Meseli dastandan leytmotiv kimi geçir. Ġehreman yaralananda atın ġuyrğunu kesir, ölende atı öldürürler; yasaġ olunmuş vaħtda atı minmek günahdır; ġehreman and içir: “Minersem, tabutum olsun!” İster istemez ġedim “atlı ħalġlar” – İskitler (skifler), Hunlar yada düşür. Azerbaycan ve Gürcüstan erazisindeki bir çoħ at heykelli ġebir daşlarının tesadüfi olmadığı aydınlaşır. Bunun da ġeyd edek ki, “Kitabi-Dede Ġorġud” da etnos adı kimi iki defe alban sözü işlenmişdir.

1.    “Kitabi-Dede Ġorġud” da cereyan eden hadiseler hansı real dövrü eks etdirir?

    VI-VIII esrleri. Lakin be’zi boylarda sonradan elave edilmiş ve sonrakı tariħi hadiselerle uzlaşdırılan epizodlar vardır. Bu cehetden “Kitabi-Dede Ġorġud”  ağacın en kesiyini ħatırladır; esas özek kimi seçilen leksik ġatdan sonra öz rengine ve ħarakterine göre ferġlenen yeni ġatlar aydın görünür.

2.    “Kitabi-Dede Ġorġud” da Ġorġud özü bir yaradıcı kimi nece şeħsiyyetdir? 

    Onun haġġında ilk me’lumatı mechul ozan verir. Ġorġud “soy soylayır, boy boylayır” ye’ni şe’r ġoşur, dastan söyleyir, yaħud terennüm ve tesvir edir; lakin  “Kitabi-Dede Ġorġud” da tekce Ġorġudun soylamaları, boylar, ye’ni hekayetler Ġorġudun deyildir, hemin mechul ozanındır ki, Ġorġud da o boylarda ancaġ iştirakçılardandır, obrazlardan biridir.

3.    “Kitabi-Dede Ġorġud” dakı boylar şifahi şekilde ne zaman formalaşmağa başlanmışdır? – VI – VIII esrlerde. Ne zaman tam teşekkül tapmışdır?

    VII – IX esrlerde.
    5. “Kitabi-Dede Ġorġud” boylarının ilk defe ġeleme alınması ve sonra üzünün köçürülmesi teħminen hansı esre aid edilebiler?

    - Teħmin etmek çetindir, lakin ilk ġeleme alınma X esrden evvel olmuşdur…

6.    “Kitabi-Dede Ġorġud” boyları yazılı şekilde ne zaman teşekkül tapıb sabitleşmişdir?

    Hele XIV esrin evellerinde (1309) esli Oğuz olan tariħçi Ebubekr ibn Abdullah ibn Aybek-ed-Devadari  Misir’de Ereb dilinde kiçik bir ħronika yazmış (Şöhretlendirilmişlerin Tariħinden Bir İnci) ve hemin eserde VI esrde Sasani hökmdarı Enuşirevan’ın veziri Buzurġ-Mehru’ya meħsus Türkceden Farscaya çevrilmiş bir kitab haġġında me’lumat vermişdir. “Uluħan Ata Bitikçi Dastanı” adlanan bu eser VIII esrde Harun-er-Reşid’in vaħtında (763- 809) Ereb diline tercüme olunmuşdur. Ebubekr Mehz hemin nüsħeden istifade ederek, ġedim Türklerin ġehremanlıġ dastanları, Oğuzħan, sonralar “Kitabi-Dede Ġorġud” a daħil olan “Tepegöz” haġġında maraġlı me’lumatlar vermişdir. “Oğuzname” kimi tanınan bu eser “Kitabi-Dede Ġorġud” dan, hemçinin diger “Oğuzname”lerden (mes. Uyğur yazısı ile yazılan ve Paris’de saħlanan Oğuznameden  ve b.) ferġlenir. Bele ki, Tepegöz haġġnda revayetin müeyyen bir hissesi dastanlarda sesleşse de, çoħlu ferġler vardır.

    Ebubekr yazır ki, Türklerde Oğuzname adlanan çoħ meşhur, elden-ele keçen bir kitab var. Burada onların ibtidai heyatınden, ilk hökmdarlarından behs olunur. Çoħ teessüf ki, bu eserin orijinalı zemanemize ġeder gelib çıħmamışdır… Vakt budur ki, Harun-er-Reşid zamanında bu Oğuzname Ereb dilinde de edilibmiş. Bele olduġda, VIII esrde Ereb diline tercüme edilen bu eser ağızlarda dolaşan şifahi edebiyyat – folklor dilinden tercüme edilebilmezdi. O, yazılı bir eser olmalı idi. Demeli, hele o vaħt  “Dede Ġorġud Kitabı” nın müeyyen hisseleri mövcud imiş… “Kitabi-Dede Ġorġud”un ġedim (XIII esrden evvel) el yazma nüsħelerinin mövcud olmasını yeġin etmek üçün Devadari’nin ve XV esrin I yarısında Yazıcıoğlu Eli’nin verdiyi me’lumatlara diġġet edek. Misirli Ebubekr ibn Abdullah ibn Aybek-ed-Devadari’nin “Dürer-üt-Ticah” adlı ümumi tariħi 1310-cu ile ġederki hadiseleri ehate edir ve 1299-cu il hadiselerinden behs ederken Çingiz Ħana aid müġġedimede “Tepegöz” hekayesine dair me’lumat verir. Hemin me’lumat bir çoħ cehetden maraġlı olduğu üçün onu M. Ergin’in kitabından iġtibasla, lakin iħtisarla tekrar edirik. Aybek Devadari yazır: “Men deyirem ki, burada bu ġövmün ilk hekayelerini zikr edim. Feġet bu ħüsusda be’zisini şer’i-şerif ġebul edebilmez. Bu me’lumat bunların Ulu Ħan Ata Bitikçi’nin kitablarından alınan şeylerdir. Mezkur terkibin tefsiri Böyük Şah Baba kitabı demekdir. Bu ele bir kitabdır ki, eski Türklerden Monġollar ve Ġıpçaġlar bununla sevinir ve memnun olurlar; bu kitabın onlar yanında böyük hörmeti vardır. Neçe ki, Oğuz Türklerinin yanında Oğuzname deyilen bir katab vardır ki, elden-ele dolaşdırırlar. Oğuzların başına gelen revayetler ve ilk padşahları bu kitabda mezkurdur: Oğuzname deyilen bu kitabda Tepegöz deyilen şeħsin ehvalı da mezkurdur. (Kursivler Bizimdir, -f.3. , s. e.)

    Göründüyü kimi, XIV esrin tariħçi- tezkireçisi XIII esrin (belke daha evvelki dövrlerin) Türk-Monġol yazılı menbeleri esasında me’lumat verir. Oğuz Türklerinin “elden-ele dolaşan” “Oğuzname” kitabını ħatırladır ve hemin kitabın mündericatına toħunur, neden behs etmesini aydın gösterir. Kim deyebiler ki, hemin “Oğuzname” “Kitabi-Dede Ġorġud” kimi tanıdığımız boyların toplusu deyilmiş?..

       Yazıcıoğlu Eli’nin XV esrin I yarısında II Murad adına yazdığı “Tariħ-es-Selcuġ” eserindeki bir parça “Kitabi-Dede Ġorġud” müġeddimesinin başlanğıcından ilk 7- 8 cümlenin eynidir. Hemin eserin başġa el yazma nüsħesinde (XV esrin evveline-İldırım Bayazid’in oğlu Emir Süleyman dövrüne aiddir.) yene de “Kitabi-Dede Ġorġud”dan parçalar ve Dede Ġorġud’un meselleri (ye’ni soylamaları) vardır; “Kitabi-Dede Ġorġud” dakı ġehramanların adı çekilmişdir. Bu o demekdir ki, dastanın elyazma nüsħeleri artıġ XIV esrde var imiş. Bütün bu tipli mö’teber menbelerden sonra M. Ergin “Kitabi-Dede Ġorġud” un elyazma nüsħelerinin XV esrden evvel yaranmadığını söyleyir, hetta hekayelerin yazılı şekilde sabitleşmesi barede ziddiyyetli me’lumat verir. O yazır: “hekayelerin tesbitine gelince, bunun XV esrin ortalarında veya II yarısında olduğu anlaşılmaġdadır. Hekayelerin başında olan ve Osmanlılara işaret eden ġeyd bunların Osmanlıların Anadolu’da ġüvvetlenmeye başladıġları bir zamanda yazıldığını göstermekdedir.” Lakin Osmanlı hakimiyetine işare eden ġeyd “Kitabi-Dede Ġorġud” un üzü (ye’ni artıġ mövcud olan yazılı nüsħesinin üzü) köçürülende de müġeddimeye elave edilebilerdi; buna şübhe etmeye esas yoħdur. Belelikle, D nüsħesinin esli XIV esrde yaranmışdır. Maraġlıdır ki, H. Araslı D’nin XV esrde, B’nin XVI esrde yarandığı ġenaetindedir. 

    7. “Kitabi-Dede Ġorġud”un müġeddimesi ne zaman yaranmışdır; boyların yazıya köçürüldüyü zamanlar mı elave edilmişdir?
    Yoħ. Oğuz dastanlarını toyda mağarada şifahi şekilde danışan ozanlar üstadname evezi kimi Dede Ġorġud barede me’lumat vermiş, onun ibretamiz fikirlerini ħatırlatmış, ilk Oğuz heyat ve menşetinden maraġlı epizodlar söylemekle dinleyicilerin diġġetini seferber etmeye çalışmışlar. Hemin müġġedime “Kitabi-Dede Ġorġud” un yazıya köçürüldüyü zamandan mövcuddur. Lakin sonrakı yazılı nüsħelerde müġeddime metnine be’zi dini, siyasi-ictimai elaveler (yaħud iħtisarlar) edilmişdir. Ümumiyyetle, bele deyişiklikler boyların metnlerinde de baş vermişdir. 

    “Kitabi-Dede Ġorġud” bütün Türk edebi-bedii fikrinin en ġedim ve zengin ġaynaġlarından biridir. Türk dilli ħalġların folklorunun (mifologiyasının) ilkin elementlerini daşıyan ve eks etdiren en sanballı menbelerdendir.

     “Kitabi-Dede Ġorġud” edebi-bedii dilin şifahi növünü temsil etse de, eyni zamanda iki elyazma nüsħesine malik olan yazılı abidedir. Lakin bu abideni orta esrlerin diger yazılı abideleri ile eynileşdirmek, abidenin dil materialının her hansı yeni ġrafika vasitesile tecessümünde, neşri ve tedġiġi işinde metnşünaslığın, tariħi dilçiliyin me’lum prinsiplerini (ölçülerini) eynile rehber tutmaġ lazımi netice verebilmez. 

“Kitabi-Dede Ġorġud” un elyazma nüsħelerini ve Türk, Azerbaycan neşrlerini diġġetle müġayise etmek, araşdırmaġ ve örenmek zeruridir. Bu işde:

a. D ve V nüsħeleri (V-nin mövcud metin ile müvafiġ olaraġ D-nin müġeddime ve 6 boyu) müġayise edilerek, her birinin tariħi-linġvistik meziyyeti aydınlaşdırılmalı ve hansının daha esas (ilkin ve ġedim) olduğu sübuta yetirilmelidir. İşin hemin merhelesi leyaġetle yerine yetirilirse, tertib edilecek metn esasında heġiġi tariħi tedġiġatlar aparmaġ mümkün olacaġdır.

b. “Kitabi-Dede Ġorġud” neşrleri Türk ve Azerbaycanca müħtelif illerin neşr variantları elmi-tenġidi metnin yaradılması üçün ġeyri-müsteġim menbelerdir; ye’ni bunlar be’zi söz ve ifadelerin düzgün ve obyektiv oħunuşunda, yazılışında yardımçı vasitelerdir. Lakin işin mahiyyeti telebedir ki, hemin neşrlere tenġidi münasibet beslenilsin ve aşağıdaki suallar aydınlaşdırılsın; naşirler “Kitabi-Dede Ġorġud” metnini kimler (tedġiġatçılar, yaħud oħucular) üçün ve neçe hazırlamışlar? Metnşünaslıġ prinsiplarina ne derecede riayet etmişler?*  “Kitabi-Dede Ġorġud” elyazmalarına hansı münasibetdedirler? Meydana çıħan neşrler tariħi filologiyanın teleblerine ne derece cavab verir?
2. “Kitabi-Dede Ġorġud” un D nüsħesinin V nüsħesinden ġedimliyi D-nin Azerbaycan’da ġeleme alındığı tedġiġatçılar (O.Ş. Gökyay, M. Ergin, H. Araslı, M. Tehmasib, E. Demirçizade, Ş. Cemşidov, Ħ. Koroğlu ve b.) terefinden tesdiġ edilmişdir. Elave olaraġ demek lazımdır ki, D hem Azerbaycan’da hem de Azerbaycanlı, yaħud Azerbaycan dilinin ħüsusiyyetlerini yaħşı menimsemiş, bir şeħs terefinden ġeleme alınmışdır. Demek, D nüsħesi elmi-tenġidi metn üçün esas helledicidirse (bu meseleden de ayrıca behs edilecekdir.), transliterasiya ve transkripsiya prosesinde Azerbaycan dilinin fonetik-morfoloji ħüsusiyyetlerine, erken orta esrler Azrbaycan yazı dilinin imla ġaydalarına te’yin edici ve te’min edici normalar ve elametler kimi riayet edilmelidir.  

3. “Kitabi-Dede Ġorġud” un D nüsħesinin bütövlükde dili fonetik ve leksik göstericilerine göre müasir Azerbaycan dilinin cenub ve şerġ dialekt ve şivelerinin ħüsusiyyetleri ile sesleşir. Bundan başġa,  D nüsħesinin leksikasında Türk menşeli ele vahidlere tesadüf edilir ki, hemin sözleri tariħden ancaġ Cenubi Azerbaycan yazıcılarının (meselen, Ş. İ. Ħetan, M. Nişati) dilinde müşahide edirik. Ona göre de her hansı kök, yaħud şekilçi morfemci Ereb elifbasında görçnüşü bir neçe fonetik variantda oħunmaġ imkanı verirse, Azerbaycan dialekt ve şivelerinin cenub, yaħud şerġ ġrupunun ħüsusiyyetlerine uyğun şekilde tesbit olunmalıdır.

    4. “Kitabi-Dede Ġorġud” un dilinde şifahi nitġ elementlerinin sıħlığı, ümumiyyetle, her hansı dastana ( nağıla, ehvalata) meħsus tehkiye ħarakterinin hiss olunması imkan verir ki, metni yeni elifbada canlandırarken dialekt nitinin koloriti saħlanılsın.

5. “Kitabi-Dede Ġorġud” dilinde ġedim Oğuz ve Ġıpçaġ dilinin ele lüğet vahidleri var ki, onların fonetik terkibine ġarşı hessaslıġ teleb olunur; hemin sözleri fonetik cehetden müasir Türk dillerinde her hansı söze benzedib müasirleşdirmek abesdir. Çünki bele sözlerin be’zisi tekce Azerbaycan dilinde deyil, başġa Türk dillinde de arħaikleşmişdir; onların Ereb ġrafemleri       arħasındakı heġiġi fonetik simasını, hemçinin semantik mezmununu ancaġ   Orħon ve Yenisey abidelerinin, Ereb ve Uyğur elifbası ile yaranmış erken orta esr Türk yazılı abidelerinin leksikasını, elece de müasir Türk dillerinin dialekt-şive leksikasını etraflı öyrenmek sayesinde müeyyenleşdirmek  
mümkündür.

    6. “Kitabi-Dede Ġorġud” un elmi-tenġidi metni D nüsħesinde istinaden, V nüsħesi de nezere alınmaġla, her iki nüsħenin ġrafik, paleoġrafik ve orfoġrafik ħüsusiyyetleri ciddi öyrenilmekle yaradılabiler. Daha doğrusu, her bir ġrafemin fonetik tutumu D ve V nüsħeleri tutuşdurulmaġla deġiġleşdirilmelidir. Her bir Ereb harfi sistem şeklinde bütün elyazma boyu (D nüsħesinde) sözün müħtelif mövġelerinde izlenilmeli, her bir herfin hansı fonemi eks etdirdiyi aydınlaşdırılmalıdır. 

    7 “Kitabi-Dede Ġorġud” Azerbaycan dili ve edebiyyatı tariħinde yegane abidedir ki, onun akademik neşrini hazırlarken dialekt metnlerinin neşri tecrübesinden istifade etmek –be’zi saitlere aid diakritik işareler ġoymaġ (meselen, -uzanma, ġısanma ve s.) samitlerin variantlarını ve terk olunmuş samit fonemleri (q, n) nezere çarpdırmaġ vacibdir. (hemin neşrde ancaġ sağır nun gösterilir.)

    “Kitabi-Dede Ġorġud” un elmi-tenġidi metnini tertib ederken D ve V nüsħelerinin fakt göstericilerini yaħşı duymaġ, başa düşmek görülecek işin bir terefidir. İşin ikinci esas terefi metni yeni elifbada orfoġrafik-fonetik cehetden elyazma nüsħelerinin (ħüsusile D-nin) esline uyğun düzgün canlandırmaġ, söz birleşmelerinin ve cümlelerin hüdudunu müeyyenleşdirib, durğu işarelerinden düzgün istifade etmekdir.

    Me’lumdur ki, hazırda O. Ş. Gökyaya, H. Araslı ve M. Ergin’in neşrleri “Kitabi-Dede Ġorġud” un en mükemmel neşrleri hesab edilmekdedir. Buna baħmayaraġ, “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin düzgün oħunuşu bu güne kimi problem olaraġ ġalmaġdadır. Bizce, adı çekilen müelliflerin neşrlerinde metnin tertibi, müħtelif sözlerin oħunuşu ve transkripsiyası bir sıra nöġsanlardan azad deyildir.

    “Kitabi-Dede Ġorġud” un yeni metnini tertib ederken ġarşıya aşağıdakı konkret vezifeler ġoyulmuşdur: 

    1. Düzgün işarelerinden düzgün ve yerinde istifade etmek, bunun neticesinde söz birleşmelerinin, cümlelerin hecmini deġiġleşdirmek, “Kitabi-Dede Ġorġud” dilinde mövcud olan be’zi ġoşa sözleri aşkar etmek (nezere çarpdırmaġ).

    2. D nüsħesinin paleoġrafik ve orfoġrafik normalarına riayet etmek –düzgün transkripsiya yolu ile sait ve samitlerin kemiyyeti ve keyfiyyetini eks etdirmeye çalışmaġ.

3.“Kitabi-Dede Ġorġud” un evvelki tertibi ve neşrlerinde (ħüsusile Azerbaycan neşrleri nezere tutulur.) yol verilmiş leksik seciyyeli nöġsanları aradan kaldırmaġ.

    “Kitabi-Dede Ġorġud” un me’lum olan iki elyazma nüsħesinin dil ve imla keyfiyyetlerini müġayise etmezden evvel iki görkemli ġorġudşünasın hemin nüsħelere münasibetini aydınlaşdırmaġ vacibdir. Türk tedġiġatçısı M. Ergin yazır: “Vatikan nüsħesi Drezden nüsħesine nisbeten çoħ pis nüsħedir. Herekeler çoħ yanlış bir şekilde  ġoyulmuşdur. Ħüsusi adlar bele, bir neçe şekilde yazılmış ve herekelenmişdir. Nüsħenin bu seciyyesi esas ve çoħ yaħşı bir nüsħe olan Drezden nüsħesine onun edeceyi yardımı çoħ azaltmaġdadır. Drezden nüsħesi ile eyni bir nüsħeye dayandıġları anlaşılan Vatikan nüsħesinin katibi esl nüsħede anlayabilmediyi kelmeleri çoħ defe atmışdır. (Kürsivler Bizimidr – F. 3. , s.e.) bir çoħ yerlerde ferġli bir şekil almışdır ve be’zen bir-birinden çoħ keskin ayrılmışdır.”

    M. Ergin tamamile haġlıdır. D nüsħesi dil ve imla keyfiyyetlerine göre V-den müġayise edilmez derecede üstündür. V-nin katibi sözlerin herekelenmesinde hem serbest, hem de yanlış mövġe tutmuşdur. Bu serbestlik ve yanlışlıġ neden ibaretdir? Ondan ibaretdir ki, V’nin müsennifi (katibi) dastanları hansı elyazma nüsħesinden köçürmüşse, her şeyden evvel, eserin dilini fonetik-orfoġrafik cehetden XV-XVI esrlerin Türk (Osmanlı) abidelerinin diline uyğunlaşdırmağa çalışmışdır. Eslinde, heġiġi katiblik seneti en’enelerine zidd olan bu prosesde V-ni ġeleme alanın fealiyyetinde üç ceheti nezere çarpdırmalıyıġ:

    1. Be’zi sözleri bile-bile orfoġrafik-fonetik baħımdan Türkceleşdirmişdir, ye’ni Osmanlı Türkcesine uyuşdurmuşdur.

    2. Be’zi sözleri ilkin metnde oħuyabilmemiş, yaħud oħuyub başa düşmemiş, ona göre de anlayabilmediyi sözleri çoħ defe atmışdır. (M. Ergin)

3.Be’zi sözleri yanlış oħumuş, yaħud yanlış başa düşmüş, ona göre de başa düşdüyü kimi yazmış, be’zen hetta elaveler etmiş ve neticede, çoħ yerlerde ifade ferġli bir şekil almış ve be’zen birbirinden çoħ keskin ayrılmışdır. (M. Ergin)

Lakin ġeribedir ki, bütün bunları yaħşı bilen, M. Ergin “Kitabi-Dede Ġorġud un elmi-tenġidi metnini tertib ederken dastanların müġġedime hissesinde ve 6 boyda (hem D’de, hem de V’de mövcud olan boylar nezere tutulur) bir sıra sözlerin oħunuş ve yazılışında (Latın elifbası ile) V’ye istinad etmişdir! Hetta bu fikir akad. H. Araslı’nın neşrlerine de (ħüsusen, sonuncuya) aiddir.

    “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin tertibi zamanı D ve V nüsħelerinden neçe istifade edilmesi barede H. Araslı’nın fikirleri ile tanış olmaġ maraġlıdır. Görkemli edebiyyat tariħçimiz “Kitabi-Dede Ġorġud” un 1978’ci il neşrine müġeddimede yazır: “Her şeyden evvel, ġeyd etmek lazımdır ki, Meherrem Ergin Vatikan nüsħesini Drezden nüsħesinden köçürülmüş zennetdiyinden bu mühüm nüsħeye o ġeder de ehemiyyet vermir.* Biz ise her iki nüsħenin üçüncü bir nüsħeden köçürüldüyünü yeġin edirik. Buna göre de her iki nüsħe tenġidi metnde beraber hüġuġla iştirak edir. Drezden nüsħesinin nöġsanlarını düzeltmekde Vatikan nüsħesi mühüm kömek edir…”   Buradaca demeliyik ki, her iki nüsħenin üçüncü eyni bir nüsħeden köçürüldüyünü ġeti söylemek olmaz. Eslinde, V nüsħesinin hecimce natamamlığı, boyların sıra e’tibarile D nüsħesine uyğun gelmemesi, yuħarıda haġġında danışdığımız çoħlu fonetik ve leksik seciyyeli ġüsurlar ve ferġler imkan vermir ki, her iki nüsħe tenġidi metnde beraber hüġuġda iştirak etsin. Bize aydın deyil ki, “D nüsħesinin nöġsanlarını düzeltmekde V nüsħesi kömek edir.” deyildikde D’nin hansı nöġsanları nezerde tutulur. Çünki orfoġrafik-fonetik ve leksik göstericilerine göre D ġedim ve mükemmeldir. Lakin V-de be’zen ele ifadelere rast gelinir ki, onlar katibin deyil, ġedim ozanın nitġini temsil edir. Ye’ni düşünmek olmaz ki, her bir elave söz ve ifade V katibinin öz ġeleminin mehsuludur. Meger bu faktın özü subut etmir mi ki, V nüsħesi D-den köçürülmemişdir, yaħud her iki nüsħe üçüncü bir nüsħeden köçürülebilmezdi…

    Akad. H. Araslı daha sonra yazır: “Biz Drezden nüsħesini esas götürsek de, onun orfoġrafiya ve dil ħüsusiyyetlerini olduğu kimi saħlamamış (Kursiv Bizimdir, -f.3., s. e.), müeyyen derecede müasir orfoġrafiyaya uyğunlaşdırmışıġ… Dil tariħi üzerinde işleyen tedġiġatçılarda yanlış tesevvür oyanmasın deye Vatikan nüsħesinden elave olunmuş kelme ve cümleler mö’terizeye alınmışdır.” 

    Buradan aydın olur ki, tertibçi kütlevi neşrde tekce imla ħüsusiyyetlerini deyil, dil ħüsusiyyetlerini de olduğu kimi saħlamamışdır. Bele bir veziyyetde dil tariħi üzerinde işlemek, elbette, mümkün deyildir. Hem de V-den hansı söz ve cümleleri seçib tenġidi metne daħil etmek meselesinde çoħ ehtiyatlı olmaġ lazımdır. Meşhur Rus Sovet metnşünası akad. D. S. Liħaçev yazır: “her bir neşr ister kütlevi tipde elmi-populyar, isterse de müteħessiler üçün olsun elmi-olmalıdır, ye’ni eserin elmi-tekstoloji öyrenilmesine esaslanmalıdır. (Kursiv Bizimdir, -f.3., s. e.)” 

    Bütün bu deyilenlerden aydın olur ki, “Kitabi-Dede Ġorġud” un elmi-tenġidi metnini hazırlarken herflere ġul sedaġeti göstermek teleb olunur. Biz V nüsħesinin dil ve imla ħüsusiyyetleri barede M. Ergin’in verdiyi yığcam ve deġiġ me’lumata heçbir şey elave edebilmerik; lakin D nüsħesi kifayet ġeder seciyyelendirilmemiş, metnin esasında durabilecek bir abide kimi onun dil ve imla ħüsusiyyetlerinin üstünlüyü, elmi-tariħi leyaġeti lazımınca aydınlaşdırılmamışdır.

V nüsħesi ile müġayisede nisbi ġedimlik ve bütövlük  D nüsħesine meħsusdur. D-nin birinci üstünlüyü onun paleoġrafik ve orfoġrafik simasından belli olur: Katib sanki her herfin ve her sözün üstünde esmişdir. Nüsħe adi nesħ ħett ile-zahiren kalliġrafik seriştesi olmayan bir şeħs terefinden yazılmışdır. Amma bu katib yer ve şeħs adlarını yazanda, be’zi spesifik Türk lüğet vahidlerini fonetik cehetden tehrif etmemek üçün herekelerden çoħ deġiġ istifade ederek, böyük ayıġlıġ sayıġlıġ göstermişidr. D nüsħesinde her bir Ereb ġrafeminin deġiġ ünvanı-fonetik vezifesi vardır; mehz D-nin ehemiyyetini artıran da ġrammatoloji sistemin bütövlüyüdür.

Derin müşahide neticesinde tez-tez paradoks ġarşısında ġalırsan; ümumen ħettin görünüşüne göre besit te’sir bağışlayan setirlerde be’zi sözlerin yazılışı kalliġrafik baħımdan ulduz kimi parıldayır, gözel görünür, katib te’liġ ve şikeste ħett növlerinin elametlerinden meharetle istifade edib. Ne üçün bele olmuşdur, eyni katib niye ħettin kalliġrafik müħtelifliyine yol vermiş ve Ereb elifbasının herekelerinden ġeyri beraber seviyyede istifade etmişdir? Bizce bunun günahı dastanların daha evveller köçürülmüş nüsħelerindedir. D-nin katibi özünden elave etmemeye çalışmış, ġarşısında duran ġedim dövr elyazmasının ħett növünü eynile yamsılamağa, özünden evvelki katibin (belke de müellifin?!) ħettyazı, manerasını, ferdi dil üslubunu saħlamağa cehd etmişdir. D-nin name’lum katibinin tariħi ħidmeti de ele bundadır!

D’nin katibi eynile  “Kitabi-Dede Ġorġud” un ħeyali tesevvür edilen ilk katibi kimi Ġur’an yazısının be’zi zahiri elametlerini saħlamağa çalışmışdır. Me’lumdur ki, Ġur’an’ın metni nesħ ħetti ile yazılmışdır. İster elyazma, isterse de çap nüsħelerinde ayeler arasında nöġte işaresini evez ulduz, her hansı reġem, yaħud gül şekli çekilmişdir. D-de cümleler arasında lehn (not) işaresi ġoyulmuşdur. Bizce, bu lehn işaresinin “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin tertibinde helledici ehemiyyeti vardır. Hemin işare hem musiġi sintaġmlarını, hem de durğun işarelerini ümumileşdirir.

“Kitabi-Dede Ġorġud” un metnini tertib ederken D nüsħesinde bir neçe ġrafemin paleoġrafik ve orfoġrafik ħüsusiyyetini düzgün nezere almaġ vacibdir:

1.    I (elif) – Ereb dilinin fonetik ġuruluşuna ve Ereb imla üsuluna tabe veziyyetde işledilmiş, I (elif) herfine mümkün ġeder ġenaet edilmiş, şekilçi morfemlerde bu herfden çoħ az istifade edilmişdir. 

    Kök morfemlerde elif “a” saitinin işaresi kimi sabitdir: be’zen söz evvelinde “e” saitinin işaresi kimi de işlenmişdir. Bu cehetden ħüsusile Türk menşeli kök morfemlerin yazılışı maraġlıdır. Ata, ana, oba, sağ, ozan, ġulan, er ve s. eyni zamanda leksik ve ġrammatik şekilçilerin yazılışı: çıħan, umar, almaz, buna, ve s. nezere almaġ lazımdır ki, bir sıra söz köklerinin ortasında ġaf ve şin herflerinden evvel ve sad herfinden sonra elif yazılmamışdır. Mes. Yaġın, başmaġ, sağrı* ve s. bir ġayda olaraġ üstü medd işareli elifden “a” saitini bildirmek üçün istifade olunmuşdur. 

    2. Kaf- Ereb dilinin fonetik terkibine ve Ereb imla üsuluna uyğun şekilde işledilmiş, ondan hem kar “k” samitinin, hem cingiltili “g” samitinin, hem de sonor (burun-boğaz) sesi n1 (sağır nun) sesinin işaresidir. Mes. Gül, gönül, yek, geyik.

    3. Sad Türk menşeli sözlerde ġalın saitden evvel, sin herfi ise ince saitden evvel işledilmişdir. Bu cehetin ħüsusi ehemiyyeti vardır; bele çıħır ki, D-de sad herfi ile yazılan Türk menşeli sözlerde ince sait ve elece de sin herfinden sonra ġalın sait tesevvür etmek doğru olmaz. Misallarda diġġet edek: sağış, soy, lakin: söyler, söz ve s.

    4. Müasir dilde d samiti ile başlanan Türk menşeli sözlerin kökünde ġalın sait varsa, hemin söz ta herfi ile yazılır, daha doğrusu, ta herfi t  samitini eks etdirir ve ondan sonra ġalın sait işlenir. Mes. Toya, tağ, tıġa ve s. Prof. E. M. Demirçizade ta ġrafeminin hem de d samitinin ifade etdiyini göstermiş; ona göre de tağ kompleksini dağ kimi oħunmuşdur.  

    5. Geminat samitler ya yoħdur, ya da onların üzerinde (teşdid) ġoyulmur. Mes. Yadi, toġuz.

    6. Bir ġayda olaraġ, samitle biten, III şeħs tekin mensubiyyet şekilçisini ġebul etmiş sözler halanlarken mensubiyyet şekilçisi yazıda eks olunmur. Görünür, bu hemin şekilçinin ı, i (ġısa ı, i) kimi teleffüzü ile elaġedardır. Çünki şekilçi dodaġ ahengine uyğun variantda müşahide edilmir. Mes. Başına, yaşında ve s. 

7.    Dodaġ ahengine uyğun iki hecalı Türk menşeli söz köklerinin ikinci hecasında u, ü saitleri çoħ vaħt yazıda eks olunmur. Bu onu gösterir ki, hemin söz köklerinde u, ü saitleri ı, i saitlerine çevrilmişdir. Mes. Oğıl, ögit, ġopız ve s.

    Lakin be’zen eyni yaħud eyni tipli sözler az da olsa dodaġ ahengine tabe şekilde de yazılmışdır. Mes. Oğul, Oğuz ve s. Bizce, bu ancaġ imla meselesi deyil; tariħi fonetika baħımından şerh edilmeli ħüsusiyyetlerdendir. Ona göre de “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin transkripsiyasında bir sözün bir neçe şekilde yazılışını, ümumiyyetle fonetik-orfoġrafik müħtelifliyi saħlayırıġ. 

8. Ġaf-  söz evvelinde ġ samitinin, be’zen Türk menşeli sözlerin ve sonunda dilarħası kipleşen kar K sesinin işaresidir. Mes: yakın, bakaydınız. Lakin neşriyyat imkanını nezere alıb, hemin sesi de metnde ġ herfi ile vermeli olduġ. 

8.    “Kitabi-Dede Ġorġud” un D nüsħesinde be’zen birleşebilmeyen ġrafemler birleşdirilir; meselen elifle lam dalla ha ve s. yaħud teşdid işaresinden orfoġrafik-fonetik ġaydalarda uyğun istifade olunmur; meselen yollar. Aydındır ki, nesħ ħettinde birleşmeyen herfleri birleşdirmek Ereb imlasına zidd getmekdir. Güman edirik ki, bele ziddiyyetler İslam dini ve Ereb elifbasının ġebul edilmesinin ilk merhelelerine, başġa sözle, “Kitabi-Dede Ġorġud”un ġeleme alınmasının ilk dövrlerine aid olabiler ki, D-nin katibi bu elameti yeniden canlandırmışdır. “Kitabi-Dede Ġorġud” da  orfoġrafik-fonetik müħtelifliyini tariħi baħımdan müħtelif de sebebleri var. D nüsħesinde be’zi sözlerin yazılışı aydın derk edilen fonetik evezlenmeleri eks etdirir. Meselen t > d: elbetde, büd; b> p: parmaġ ve s. müasir dilde i saiti ile başlanan be’zi sözlerin ġedim şekli de teeccüb doğurabilmez.; mes: ışıġ, ıraġ, yıl. Lakin ana sözünün tek birce defe sağır nunla yazılışı, sen ve şu evezliklerinin yönlük halda he herfi ile bitmesi (sana, şuna) orfoġrafik anomaliyadır. Ħüsusile, biz evezliyinin metn boyu cemi iki defe m samiti ile başlanması (mize, mizi) bugünkü oħucuya inandırıcı görünmeyebiler (tariħen ġıpçaġ dili üçün seciyyevidir.); metnde be’zi sözlerin orfoġrafik-fonetik variantlarını onların normal variantları ile ortaġ meħrece getirib teshih etmeyi prinsip e’tibarile doğru hesab etmeyib, eynile saħladır. D’de eki (iki), emdi (imdi), ekindü (ikindi), Tenri, müdbeġ (metbeħ) bildırda, ġudbe (ħütbe), ġarıplığ (geriblik), ġoşlıġ (ħoşluġ), yoğ (yoħ), sözlerinin yazılışı, hemçinin enen, keseyin mi, çeleb, yiyelim kimi sözlerin ortasında elif herfinin e saitinin ifade etmesi elyazmasına Uyğur imla usülünün te’siri olmaġla beraber, dastanların Uyğur elifbası ile yazılmış ġedim nüsħelerinin olabilmesi ehtimalını doğurur.

Ġeyd edek ki, Azerbaycan tariħi dilçiliyinde en’enevi olaraġ duş, kenduzi / kendüzi, ön ve ġaranġu şeklinde ġebul edilmiş sözleri burada düş, kendözi, ök ve ġarannu kimi oħuyub-yazmağı daha düzgün hesab etdik. Çünki diş düşünce sözünün köküdür, kendözi kendi ve öz sözlerinden gelib; cenub dialektlerinin te’siri ile yaranan yazılı abidelerde (mes. : Şühedaname Oğuz atalar sözü toplusu ve s. ) ve Kerkük bayatılarında “ön” evezine “ök” variantı işlenmişdir. Nehayet, “Kitabi-Dede Ġorġud” da sağır nun sesini her yerde kef herfi bildirdiyi üçün karangu kompleksi ancaġ “ġaranġu” kimi oħunabiler.

D-de söhbet (resmi yığıncaġ me’nasında) ve ekser hallarda soylamış sözü daha ġalın herflerle yazılıb: Metnde bunu nezere çapdırmır. Bir sözle, bele düşünürük ki, “Kitabi-Dede Ġorġud”da yanlış bir naħış olabiler. Ona göre de imkan daħilinde heçbir ħüsusiyyeti deyişmeyib, orfoġrafik-fonetik simasını canlandırmağı ve dastanları oħuyabilmeyen geniş oħucu kitlesinin iħtiyarına vermeyi gördüyümüz işin esas cehetlerinden biri sayırıġ.

İrelide akad. H.Araslı’nın ġeydinden aydın oldu ki, “Kitabi-Dede Ġorġud” un 1978’ci il Bakı neşrinde metnin mö’terizeye alınmış söz ve ifadeleri V nüsħesinden götürülmüşdür. Lakin bu o demek deyil ki, V metninin D-den ferġli söz ve ifadeleri ancaġ hemin mö’terizeye alınanlardır; eslinde, ferġler miġdarca daha çoħdur. Görünür, H. Araslı V-deki bütün ferġli söz ve ifadeleri tertib etdiyi metne daħil etmemiş, ancaġ kontekstin mezmunu ile sesleşen, her hansı cümleni tamamlayan, fikri deġiġleşdiren faktları nezere çapdırmaġ istemişdir. 

    “Kitabi-Dede Ġorġud”un elmi-tenġidi metnini tertib ve transkripsiya ederken dastanların O. Şaiġ, M. Ergin ve H.Araslı terefinden neşrlerinde bu veya diger sözün müħtelif şekilde oħunduğunu ve yazıldığını gördük. Şübhesiz, dastanın metninin tertibi onda “elmi-tenġidi” seciyye daşıyabiler ki, D ve V nüsħeleri ile yanaşı, ġorġudşünasların neşrleri de müġayise edilsin ve ferġlenmeler tehlil yolu ile aydınlaşdırsın.

    Bizim tertib etdiyimiz metn be’zi orfoġrafik-fonetik ve başġa ħüsusiyyetlerin ferġine baħmayaraġ, daha çoħ M. Ergin’in tertib ve neşr etdiyi varianta yaħındır. Bununla bele, bir sıra sözleri M.Ergin’in tertib ve neşrindeki veziyyetden ferġli şekilde oħuyub-yazmaġı daha doğru hesab edirik. Hemin ferġlenmeleri ġruplaşdırıb izah etmeye çalışaġ:

I.    Eyni söz (Ereb elifbasının eyni ġrafik kompleksi) M.Ergin terefinden başġa cür oħunur ve transkripsiya edilir. Bele fonetik, morfoloji ve ġismen de imla ayrılıġlarına müħtelif sebebler göstermek olar. Ġeyd etdiyimiz kimi, bunlar V nüsħesine isnad etmekden, müasir Türk imla, yaħud teleffüz ġaydalarından, neşrinin subyektiv linġvistik mülahizelerinden, nehayet, tesadüfi teħniki ehtiyatsızlıġdan ireli gelmişdir. Ferġlenmeleri nezere çapdırmaġ üçün birinci terefde M. Ergin’in ikinci teref kimi öz transkripsiyamızı teġdim edirik: Dirler-dierler, bilicisi-y-idi-bilicisiydi, dir ise olur idi- dierse olurdı, anun-anın, kavmının-ġövmının, urlaşuban-ulaşuban, tanışmayınca-tanışınca, depecük-depecik, oğli-oğlı, sarp-sarb, ġonuğ-ġanaġ, yorıdanda-yüridende, çömerd-comerd, Tanrı-Tenri, urup-urıb, dülüm-dölim, sövgülü-sövgili, bazlammac-bazlamac ve i.a.

    Yuħarıdakı sözlerden be’zisinin Türkce transkripsiya variantı tamamile meġbuldur. Çünki kavm ele ġövm kimi anlaşılır; ġonuğ- ġonaġ demekdir vs. Lakin ulaşuban evezine V nüsħesine uyğun olaraġ urlaşuban variantını seçmek meġsede uyğun deyildir; çünki ulaş fe’li hem Türk (Osmanlı), hem de Azerbaycan dili menbelerinde ġarışmaġ me’nasındadır ve D’deki kontekstde tamamile öz yerindedir: “Ulaşuban sular taşsa, deniz tolmaz.” Eyni zamanda, V-de müşahide edilmeyen tanış fe’linin D-de tesdiġ ola-ola inkarda yazılmasına*  ehtiyac yoħdur; çünki metnde danışmaġ fe’linin inkarı nezere tutulmur (ye’ni kontekstde fe’li ħeberin şert çaları ile terzi verilir.): “Her ne iş olsa, Ġorġut Ata’ya tanışınca işlemezlerdi.”

    II. M. Ergin’in neşrinde ġoşa sözler nezere çapdırılmamışdır. Neticede, “Kitabi-Dede Ġorġud”un ferdi dil üslubunun esas elametlerinden biri-sinonim sözlerin ġoşalığı, daha doğrusu, hansı sözlerin ġoşalaşıb ġoşalaşmadığı kölgede ġalmışdır. Mes. : gide yorır-gide yürir, direr-yığar derer, çalup ayıden-çalub ayıdan, yazdı düzdi- yazdı-düzdi, küydi piçdi- köydi biçdi, yedirür içürür-yedirer içirer, ağırlar ezizler- ağırlar-ezizler ve s. 
    III. M. Ergin’in tertibinde ve neşrinde be’zi ifadelerin, cümlelerin hüdudu pozulmuşdur. Meselen, oħuyuruġ: “Ahır zamanda hanlık girü Kayı’ya dege, kimsene ellerinden almaya, ahır zaman olup kıyamat kopınca. Bu didigi Osman neslidür, işde sürilüp gide yorır.” D nüsħesinde nöġteni evez eden işareye esasen bu metn bele yazılmalıdır: “Aħır zamanda ħanlıġ gerü Ġayı’ya dege, kimsene ellerinden almıya, aħır zaman olıb ġiyamet ġopınca. Bu didügi Osman neslidür, işde sürilib gide yürür.”

    M. Ergin’in neşrinde “Kitabi-Dede Ġorġud” müġeddimesinde Ġorġud dilinden ħatırladılan meselvari fikirler (şe’r parçalarındakı misralar) nesr şeklinde-iki-iki birleşdirilerek, bir setirde verilir; meselen, oħuyuruġ: “Eski panbuk biz olmaz, karı düşmen dost olmaz.” Metnde ise bu şeklindedir:

    “Eski panbuġ bez olmaz, ġarı düşmen dost olmaz.” ve s. 

    IV. M. Ergin’in tertibinde ve neşrinde bir sıra söz ve ifadeler düzgün oħunmamışdır. Bunların be’zisi haġġında H. Araslı ve O. Şaiġ’in neşrleri (tertibleri) ile müġayiseli şekilde bu kitabın ġeydler ve şerhler hissesinde danışılır.

    Me’lumdur ki,  “Kitabi-Dede Ġorġud” Bakı’da üç defe (1938,1962, 1978) neşr edilmişdir. Lakin 40 illik müddet erzinde dastanların neşri dil ve imla ħüsusiyyetleri baħımından prinsipial ferġlere malik deyildir. İndiki nesil esasen son iki neşrden istifade edir.* ona göre de nümune üçün hemin neşrlerde “Kitabi-Dede Ġorġud” müġeddimesinin metni üzre baş veren tertib ve neşr deyişikliklerine nezer salmaġ maraġlıdır. Aşağında her bir sözün neşr variantları I terefde 1962’ci il, II terefde 1978’ci il, ġarşılaşdırılır; hem de sonuncu neşrde orijinala yaħınlığına göre uğurlu deyişiklikleri kursivle nezere çapdırırıġ:

    Müşkül-müşgül, eşek-eşşek, sızlayır varsa-sızlavarsa, çömerd-cömerd, elinizde-ileyünüzde, hecesinden-hecesinlen, ġılıç-ġılınç, ayğır-buğır, ögdügüm-öydüyüm, bunçılayın-buncılayın, a-ah, yeye dada- yeke dana, yeyeyin-yeyelim, degirman-deyirman.

    Göründüyü kimi, sonuncu neşr evvelkinden çoħ az ferġlidir; orfoġrafik-fonetik ve leksik-ġrammatik seciyyeli deyişikliklerin (ħüsusile, uğurlu olanların) sayı azdır. Bunlardan “yeke dana” ifadesi, “Kitabi-Dede Ġorġud” metninin esline uyğun olaraġ, ilk defe M. Ergin terefinden verilmiş, daha sonra, 1976’ci ilde ADU-nun filologiya fakültesinde “Kitabi-Dede Ġorġud” a hesr edilmiş elmi ses siyadakı me’ruzede “yeye dada” ifadesine ġarşı “yeke dana” ifadesinin doğru olduğu neşr edilmişdir.   
“Kitabi-Dede Ġorġud”  un hazırkı metni** akad. H.Araslı’nın neşrindeki veziyyetinden, her şeyden evvel, orfoġrafik-fonetik simasına göre ferġlenir. Biz Ereb elifbasının Türk metnde müşahide edilen orfoġrafik ve ġrammatoloji ħüsusiyyetlerini saħlamağa, hetta eyni bir sözün müħtelif yazılış variantını transkripsiyada büruze vermeye çalışmışıġ.

“Kitabi-Dede Ġorġud” un 1978’ci il neşri ile müġayisede tertib etdiyimiz metnin orfoġrafik-fonetik ferġleri çoħ olduğundan***, onları ġruplaşdırmağa çalışaġ:

1. bir sıra Türk, Ereb ve Fars sözlerini sait terkibine göre müasir teleffüze uyğunlaşdırmadan esline uyğun şekilde saħlamışıġ; mes. : Tenri, temam, ħerab, zeman, faide, ġövm, müşkil, dimeyince, gider ve s.

2. 1978’ci il neşrinde bir çoħ sözler müasirleşdirilmişdir. Biz tariħi fonetika (aheng ġanunu ve fonetik hadiseler) baħımından maraġ doğuran söz köklerini, leksik ve ġrammatik şekilçileri (ister sait, isterse de samit terkibine göre) elyazmasına uyğun şekilde veririk. Mes. : anın, görü, artığ, Salur, ögit, savsın, gene, begden-bege, yanaşub, ögdigim, irsün, dört, berü, (7) yedi, (9) toġuz, türdı, tayr, ġonşı, kibi, yoġ, tutıb, bilür, ağıl ve i. a.

3.Ġedim Oğuz dilinde sözün evveli ve sonu üçün seciyyevi olan cingiltili samitleri elyazmasına esasen saħlayırıġ. Mes. : depecik, dilkü, yigit, keyig, eşeg, etmeg, sarb, tekebbürlig, binmeg ve s.

    “Kitabi-Dede Ġorġud”  un 1978’ci il neşrinde tertibçinin V nüsħesine isnad etmesi, diġġetsizliyi, yaħud müasir oħucular üçün metn asanlaşdırmaġ meyli neticesinde bir sıra sözler fonetik ve ġrammatik cehetden tehrif edilmişdir. Şübhesiz, be’zi fonetik tehrifler leksik anlaşmazlıġlar yaradır. Mes. : işte (seh.14) – işde, kökce çemen (seh. 15) –gökce çemen, dünya (seh. 15)- dünye, haġġ (seh. 15) – heġ, cömerd, peyğember neveleri- peyğember nevaleleri, iki ġardaş bele (seh. 16) – iki ġardaş bile, tikilse (seh. 17) – dikilse, ġarılar dörd dürlüdür. (seh. 17) - ġarılar dörd dürlidür, dolduran toy- tolduran toy, kiminin- kibinin, yad oğlu- yad oğlı, beyin- beyni ve s. maraġlıdır ki, tertibçinin otlaħ kimi verdiyi söz (seh. 15) hem D hem de V-de otlaġ şeklinde yazılmışdır…* 

    “Kitabi-Dede Ġorġud”  un müasirleşdirilmesini, metnini müasir edebi-bedii dile tebdil edilib verilmesini de faydalı sayır. Meġsed “Kitabi-Dede Ġorġud”  un bedii-estetik gözelliyini, beşeri mündericesini, edebi-tariħi siġletini geniş oħucu kütlesine çatdırmaġ, aydınlaşdırmaġdır. Bu yolla “Kitabi-Dede Ġorġud”  un möhteşemliyini eyanileşdirmek, Türk dilli hħalġların bedii tefekkürünün ve dilinin tekamülünde onun böyük rol oynadığı, heġiġeten bir çoħ cehetden zengin ve universal, nadir senet abidesi olduğu barede daha geniş tesevvür yaramaġ mümkündür.

    “Kitabi-Dede Ġorġud”  u müasir dile uyğunlaşdırarken eyni derecede linġvistik emeliyyat ve metnşünaslıġ işi aparılmışdır. Bu emeliyyatın ehate etdiyi aşağıdaki işleri ħatırlatmaġ lazımdır:

a.Sözler müasir fonetik-orfoġrafik normalara uyğunlaşdırılıb yazılmışdır.

    b.Cümledeki fikir müasir tefekkür terzimize, dilimizin müasir mentiġine uyğun ifade olunmuşdur. Bu ise demek olar ki, her cümlede ġrammatik-üslubi deyişiklikler aparmağı teleb etmişdir. Sözlerin sırası deyişdirilmiş; isimlerin hallanması, fe’llerin zaman ve şeħse göre deyişmesi ve s. ħüsusiyyetler müasir Azerbaycan dilinin morfoloji ġanunlarına tabe tutulmuşdur.

Arħaikleşmiş sözler, tariħizmler tercüme edilib, leksik-semantik ġarşılığı ile verilmişdir. Tesadüfi hallarda ġedim Oğuz söz ve ifadeleri, be’zi tariħizmler metnde saħlanılır, sehifenin ayağında izah olunur. Güman edirik ki, “Kitabi-Dede Ġorġud”  un medeni-tariħi koloritini, spesifik dil mühitinin ġorumaġ üçün bele sözleri, ibareleri esas metnde eynile saħlamaġ vacibdir. 

Ġeyd etmek lazımdır ki, tariħi inkişaf prosesinde şekilce sabir ġalıb me’naca deyişen sözler (semantik arħaizmler) “Kitabi-Dede Ġorġud”  un tercüme-tebdil edilmesinde böyük çetinlik töredir. Dastanlarda çoħ işlenen ağ, ġara, ala, ġanlı, igid, er, kişi ve s. sözlerin heç de hemişe müasir dilden bize me’lum olan me’nalarında işlenmediyine indiki oħucunu inandırmaġ o ġeder de asan deyildir.  Halbuki dastanların dilinde hemin sözlerin köhnelmiş me’naları da geniş yer tutur: Ye’ni, ağ- uca; ġara- böyük, neheng; ala-hündür, böyük; ġanlı (su)- aşıb-daşan; igid-genc, cavan; er-kişi, deyişçi, kişi-adam.

Telebkar oħucu “Kitabi-Dede Ġorġud”  un müasirleşdirilmesinin ne derecede uğurlu olduğunu müeyyenleşdirmek üçün her hansı söz ve ifadeye göer hemin neşrde metnin transkripisya edilmiş variantına veyaħud O. Şaiġ’in eyni tipli Türk neşrine, elece de V. V. Bartold’un Rus dilindeki tercümesine baħmalıdır.“Kitabi-Dede Ġorġud”  un bu müasir şekli Rus ve Türk dillerindeki tercüme variantları ile müġayisede tebii uyğunlaġlarla yanaşı, ciddi ferġlere malikdir. Bizim fikrimize göre, bir çoħ ümumişlek sözün ve frazsoloji ifadenin me’nası müasirleşdirmede teshihedilmekle (ye’ni esline uyğun verilmekle) beraber be’zi şeħs adlarının oħunuşu da deġiġleşdirilmelidir. Ona göre de Baybura, Deli Dondar, Dönebilmez Dölek Uran (“Kitabi-Dede Ġorġud” , Bakı, 1962, 1978) kimi adları Bayböre, Deli Dondaz, Dönebilmez Tülekvuran kimi yazmaġı doğru hesab etdik.

    Me’lum olduğu kimi, “Kitabi-Dede Ġorġud”  da soylamalar şe’r parçaları az deyildir. Hemin şe’rlerin arħitektonikası poetik-teħniki ħüsusiyyetleri kifayet ġeder tedġiġ olunmuşdur.  Esasen alliterasiya prinsipi ile ġurulmuş “Kitabi-Dede Ġorġud”  misralarında vezn gah serbest, gah hecalıdır; hecalama sistemi misradan misraya, şe’rden şe’re deyişir; rengareng olur. Ġafiyelenme de beledir: Gah serbest (ġafiyesiz), gah müğeyyed, gah da klassik yazılı ve şifahi şe’rlerimizin tariħi tecrübesine uyğun olaraġ müħtelif çeşidleri ile görünür; göz ve ġulaġ ġafiyeleri misranın müħtelif mövġelerinde meġam tutur. Bir sözle, bu cehetden ulu ozanlarla yazışmaġ ebesdir, söz ile sözün mükemmel vahdetinden yaranmış “Kitabi-Dede Ġorġud” şe’rlerini tercümede eyni harmoniya ile canlandırmaġ mümkün deyil. Belke de bu heç lazım deyil; çünki “Kitabi-Dede Ġorġud” dakı poetik parçaların heġiġi te’sir ġüvesini müasir şe’rin kodları ile açmaġ olmaz.   ona göre de orijinala sadiġ ġalmağa, mezmunu formaya ġurban vermemeye çalışdıġ. Her bir kontekstin ilkin daħili mezmunu gözlenilmişdir. Müasirleşdirmede şe’r parçalarının ekser hallarda heca vezninde verilmesi şertidir, müasir oħucuya yaħın olmaġ üçündür. Eslinde, eyni bir menzum parçada hecaların ümumi miġdarı kimi daħili bölümünün de misralar, yaħud bendler arası deyişe bilmesini mümkün hesab etdik. 

    Biz dastanların nesr ve nezm hissesinde her bir cümle daħilinde söz ifadelerin me’nasının itmemesine ve tehrif olunmamasına çalışdıġ. Rus ve Türk dillerine tercüme variantlarından ferġli olaraġ, burada iħtisar edilen, yaħud orijinal anlaşılmaz ġaldığı üçün başġa söz ve ifadelerle evez edilen yerler yoħdur. 

    Me’lumdur ki, heç bir tercüme orijinala meħsus teraveti, bedii te’sir gücünü maksimum derecede eks etdirebilmez. “Kitabi-Dede Ġorġud” kimi spesifik bir abidenin müasirleşdirilmesinde alliterasiyanın çoħ zaman pozulması, obrazlı sözlerin be’zen çıllaġlaşması labüddür. Bele hallarda poetik ahenk ve me’na ħatirine, bütövlükde bedii efekt neşrine her hansı sözün sinonimlerinden istifade etmek, daha te’sirli sözler tapmaġ olar. Lakin hemin üsulda mezmun tehrifine getirib çıħarır, bu veya diger sözün heġiġi (müsteġim) me’nasını bizim neçe ġavradığımız me’lum olmur. Ona göre de esas meġsedimiz “Kitabi-Dede Ġorġud” metnindeki her hansı me’na ve anlayışı da ġoruyub saħlamaġ olmuşdur. 

    Ümid edirik ki, indiki neşrde “Kitabi-Dede Ġorġud” un yeniden tertib ve transkripsiya edilmiş metin müħtelif sepkili filoloji tedġiġatlar üçün e’tibarlı me’ħez olacağı kimi, dastanların müasir dilde verilmesi de oħucular terefinden razılıġla ġarrşılanacaġ, bu zengin me’nevi servetimizin daha geniş yayılmasına ve derinden öyrenilmesine imkan yaradacaġdır.

Ferhad Zeynalov
      Samet Elizade