DÜRZİLER
Şia ekolünün bir kolu olan Dürzilik, Gulat-ı Şia’dandır. İsmini on birinci yüz yılda yaşayan İsmail ed-Derezi’den alır. Dürziliği anlamak için Şia’yı özellikle de İsmailiyye fırkasını tanımak gerekir.
İslam’ın ilk dönmelerinde zuhur eden Şia, siyasi bir mezheptir. Halifeliğin kendilerine ait olduğu iddiasında bulunan, iddialarına gerekçe olarak farazi -ispatı mümkün olmayan- deliller (1) ileri süren, daha sonra da bunları inanç esası haline getiren Şia, kelime anlamı itibariyle ‘taraf’ demektir.
Istılah olarak; ilk Müslümanlardan, Hz. Muhammed’in yeğeni ve damadı, hamse-i âli âba (2) ve car-i yar-i güzîn (3) efendilerimizden Hz. Ali taraftarlarına/destekçilerine verilen addır.
Sayılan ve sayılmayan birçok üstünlüğe ve meziyete sahip Hz. Ali değil de Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın önce halife olmaları, Hz. Ali taraftarlarını üzdü. Hakkının gasp edilmiş olduğuna inanıyorlar. Şia, günümüzde dahi ilk üç halifenin halifeliğini kabul etmez. Şia’nın en mutedil kolu Zeydi’ye kabul eder. O da şartlı.
Hz. Ali’ye önce Ümmü’l Mü’min Hz. Ayşe’nin, ardından Hz. Muaviye’nin muhalefet ederek savaşmaları, savaşın ardından Muaviye’nin Halifeliğini ilan etmesi gibi sebepler Hz Ali’yi mazlum duruma soktu.
Emevilerin hilafet telakkileri, şuûbiyet doktrinleri, Ehl-i Beyt’e yapılan baskılar, haksızlıklar, özellikle Yezid zamanında cereyan eden, o günden bu güne İslam dünyasının kanayan yarası; Kerbela Faciası gibi olaylar Hz. Ali taraftarlarının gün be gün çoğalmasına sebep oldu.
Hiç şüphesiz tarihin bu kısmını anlatacak değilim. Meraklıları için bu konuda yazılmış çok sayıda kitap mevcut. Ne var ki, tarih boyunca Şia ve türevleri hep konuşulduğu gibi bundan sonra da çok konuşulacaktır.
Şimdilik bunları bir tarafa bırakıp, Suriye’yi yeniden iç savaşın eşiğine getiren, soykırımcı Yahudi’nin maşası Dürzilere kısaca bakalım.
Yukarda ifade ettiğim gibi Dürzileri tanımak için biraz geriye gidip, Şia’nın ayrılıkçı hiziplerinden İsmailiyye’i bilmemiz gerekir. İsmailiyye, Şia’nın altıncı İmamı Cafer-i Sadık’ın oğullarından Musa Kazım’ı değil, diğer oğlu İsmail’i İmam kabul eden bir ekoldür. Neden İsmail, bir gün babası -güya- benden sonra İmam, İsmail olacak demiş!
Bilindiği üzere Şia’ya göre, İmam masumdur. Batın ilmine sahiptir. Onun söylediği bağlayıcıdır. O boşa söylemez. O halde İmam, Musa Kazım değil İsmail’dir.
Tarih boyu, Hıristiyan/Haçlılara değil, yer yer onlarla ittifak kurarak Selçuklu Sultanlarına zorluk çıkaran Hasan Sabbah’ın da mensubu olduğu Bâtınilik, Selçuklu yöneticilerine su-i kastlar düzenleyen Haşhaşilik, bu hizbe yani İsmailiyye’ye mensuptur.
Şiiliğin İsmaili kolundan neşet eden, Şiî Fatimi Devleti’nin altıncı Halifesi Hâkim Biemrillah’a (4) izafe edilen ulûhiyetle farklı bir ideolojik mezhep olarak ortaya çıkan Dürzilik, daî Hamza b. Ali önderliğinde sistematik bir şekilde mezhebin kuramları oluşturuldu. Dürziliğin kurucusu Hamza b. Ali’dir. 1047’de son dai Muktena Bahaddin’in kaybından sonra dışardan katılımın olmadığı kapalı bir cemaat olarak günümüze kadar geldiler. (5)
Şia’nın geneline olduğu gibi Dürziliğe de, eski Fars ve Hıristiyan inançları ve Hint görüşleri karışmış, birçokları hak yoldan saparak heva ve hevesine uymuşlardır. Bu grupların bazısı ve hatta birçoğu, İslam’ın değişmez hükümleriyle çelişen bir kısım düşünce ve inançları benimseyerek İslam çerçevesinin dışına çıkmışlardır.
Bu fırkalara göre şeriatın bir zahiri/açık, bilinen, bir de batını/gizli, bilinmeyen yönü vardır. İnsanlar zahirini bilir, batınını ise ancak İmam bilir. Bugün İran’ın resmi mezhebi İsnâ Aşariye (On İki İmam)’ın görüşü de budur.
İmam masum olduğu için ne söylerse tereddütsüz yerine getirmeye çalışılır. Bu görüş, Kuran’ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyeden alınmayan görüşlerdir. (6)
Özet olarak tarihi seyrine temas ettiğim Dürziler, bugün itibariyle tek tük farklı ülkelerde bulunsalar da ağırlıklı olarak Suriye ve Lübnan da yaşamaktalar. Şia gruplarının tamamında olduğu gibi Dürzilerde de takiyye/gizlilik temel inançlardandır.
GÜNÜMÜZDE DÜRZİLİK Bunlar, Osmanlı döneminde fazla bir sıkıntı yaşamadan kendilerine özgü düşünce ve yaşamlarıyla hayatiyetlerini sürdürüyorlardı. Temelde “Canbolatlar” ve “Aslanlar” diye iki gruba ayrılan Dürziler, her ne kadar kendi aralarında rekabet halinde olsalar da Osmanlı yöneticileri, yerelde bazen birine bazen diğerine yöneticilik vermek suretiyle onları gül gibi idare ediyordu. Ne zaman ki, Osmanlı zayıfladı, hemen İngilizler ve Fransızlar devreye girdi. Fransızlar Marunîlerin hak ve hukukunu koruma adına tefrika çıkartmaya çalışırken, onlara nazire yapmak ve Ortadoğu’da karışıklık çıkarmak için İngilizler de Kürtler ve Dürziler üzerinde çalışmaya başladı. Uzun bacaklı İngilizler, burada olduğu gibi dünyanın hemen her tarafında muhtelif ayak oyunlarına başvurdu. Sadece Dürzilerle değil, Arap ve Kürt gruplarla da devlet kurma ütopyasıyla Osmanlıya karşı kışkırttı.
Osmanlının Dürzilere gösterdiği ilgi ve ihtimam, buna mukabil akl-ı selim bazı Dürziler, İngilizlerin oyununa gelmedi. Gelmesine gelmediler ama imtiyaz elde etmek için yer yer tefrika çıkartmaktan da geri kalmadılar. Osmanlıyı İngilizlere değişen Şerif Hüseyin gibi…
SURİYE’DE YENİ DÖNEM Suriye’de 8 Aralık 2024’de bütün dünyayı şakına çeviren, on dört yıldır, en zor koşullarda iç savaşın pençesinde varlık-yokluk mücadelesi veren Suriyeliler darbe yaptı. Yıllardır haksızlığa ve adaletsizliğe maruz kalan ülkenin gerçek sahipleri, yönetime el koydu. Yıllarca ülkeyi demir pençeyle yöneten Şiî/Nusayri Beşşar Esed, kendine güvenenleri arkada bırakarak, çuvallar dolusu parayla Rusya’ya kaçtı.
Suriye’de tarihini, dinini ve geçmişini iyi bilen Ahmet eş-ŞARA önderliğindeki yeni kadro, istişareyle ülkelerini yönetmeye çalışıyorlar. Önlerinde çok badireli yolun olduğu muhakkak. Sıkıntılara rağmen Türkiye ve bazı Arap yöneticilerin desteğiyle işi suhuletle götürmeye çalışıyorlar. Bunu bir türlü hazmedemeyen Siyonist, soykırımcı Yahudiler, Suriye’nin Süveyda şehrinde yaşayan, kullanılmaya müsait Dürzi gruplardan birini, yönetime başkaldırmaları için teşvik etti. Teşvik etmekle de kalmayan, peygamber katili Yahudiler, işgal ettiği Golan Tepesinde yaşayan bazı Dürzileri de muhtelif silahlarla Süveyda’ya gönderdi. Kendi de dronlar ve uçaklarla destekliyor.
İç savaşla evleri harap olan, nâ-hak yere öldürülen, zindanlara atılıp acımasızca işkence edilen Suriyeliler, zaten yorgun. Hiç beklemedikleri bir anda çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Süveydadaki ayaklanma yönetimi zor duruma soktu.
Önceleri Şii/Nusayrî Esed yönetimi, İran’ı, Lübnan Hizbullah’ını ve Rusları da yanına alarak, kendi vatandaşlarını, insanlık dışı uygulamalarla, acımasız şekilde katlettiler. Onların yaptıkları yetmiyormuş gibi şimdi de ırkçı Yahudi, desteklediği ayrılıkçı Dürzilerle aynı muameleyi yapmaya çalışıyor.
Yahudi’nin desteklediği Dürzilerin, kardeşlerine yaptıkları zulüm ve haksızlığa karşı, Halep, Hama ve Humus gibi şehirlerden ve köylerden çok sayıda Suriyeli, Dürzilere karşı harekete geçtiler. İç karışıklığı önlemek, daha fazla kan akmaması için Suriye yönetimi, onların şehre girmelerine mani oldu.
Yaşananlar olumsuzluklar karşısında olabilecekleri fark eden ülkenin yeni yönetimi, benzine ateşle gitmedi. Sağduyulu, akıllı hareket etmeye çalıştı. Değişik ifadeyle habis Yahudi’nin oyununa gelmedi. Diğer taraftan Türkiye başta olmak üzere bazı ülke yöneticilerinin girişimiyle şimdilik ateşkes sağlandı…
UZLAŞMAZ AYRILIKÇI DÜRZİ LİDER KİMDİR? İstikrar arayan Suriye’de işin karmaşık hale gelmesine öncülük eden, ülkeyi tekrar iç savaşın eşiğine getiren, İsrail beslemesi Dürzi lider Hikmet el-Heceri; Venezüella’da doğdu. Çocukluğunu orada geçirdi. Hukuk ve dini tahsilini Şam ve Süveyda’da yaptı. Zaman zaman Venezüella’ya gidip gelen el-Heceri, 1998’de Suriye’ye döndü.
Dürziler, bazen Rejim yanlı, bazen muhalif yanlı tutum sergileseler de 24 Mart 2012’de Şeyhü’l Akl (Dini Lider) Ahmet el-Heceri’nin gizemli ölümünün ardından bu makama getirilen Hikmet el-Heceri’yle her şey değişmeye başladı. Bunun en bariz örneği; ölen ağabeyi Ahmet el-Heceri’nin taziyesine gelen devrik lider Beşşar Esad’a: “Bu an bir sevince dönüştü. Sen umutsun. Sen umudun Beşşar’ısın, vatanın Başşar’ısın, Araplığın ve Arapların Başşar’ısın. Allah ömrünü uzun etsin” diye dua ve iltifatta bulunurken tavrını da belirtmiş oldu.
Onun Esed yanlı tutumu, Dürzi grupların bölünmesine sebep oldu. Ne hikmetse bir müddet sonra bölünen gruplardan birinin lideri de garip bir şekilde öldü! Onun ölümünden sonra Hikmet el-Heceri’nin otoritesi yeniden güçlendi.
Yaşanan kötü koşullardan dolayı Esed’i protesto eden Dürzilere daha fazla karşı koyamayacağını anlayan el-Heceri, tekrar rejimi eleştirmeye başladı.
Esed’i eleştirmekle de kalmayan el-Heceri, 8 Aralık darbesinin ardından sevinç gösterilerine katılan ve hatta ortak bir vatan algısı etrafında birlikte olmayı teklif eden Hikmet el-Heceri, ne hikmetse Ahmet el-Şara ile görüşmeye giden Dürzi grubun içinde yer almadı. Aksine ona ve yeni duruma tavır almaya başladı. (7)
Ülkeyi istikrara kavuşturma konusunda diğer Dürzi grupların gösterdiği iyi çabaya rağmen, Siyonist Yahudilerden aldığı destekten olacak ki, uzlaşmaz tutumunu sürdürmekte…
Ahmet Belada
----------------------0-------------
1- Kalem Kırtas: Hz. Muhammed (sav) vefatından birkaç gün önce, hasta yatarken vasiyetini yazdırmak üzere kâğıt ve kalem ister. Hz. Ömer (ra): ‘Peygamber çok hastadır, Kuran bize yeter’ diyerek kalem ve kâğıdın gelmesine mani olur. Çıkan tartışmanın ardından Hz. Muhammed (sav): “Yanımdan kalkın diyerek…” evden ayrılmalarını ister. Şiîler, Hz. Muhammed (sav) şayet vasiyetini yazacak olsaydı Hz. Ali’ni kendinden sonra Halife olacağını yazacaktı. Hz. Ömer’in buna mani oldu.
Gadirhum: Peygamberimiz, Veda Haccından gelirken Mekke ile Medine arasındaki Gadirhum mevkiine geldiğinde bir konuşma yapar. O konuşmada Hz. Muhammed (sav): “Ben kimin Mevla’sı isem, Hz. Ali de onun Mevla’sıdır.” Bu konuşmadan hareketle Şia; Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi halife ilan ettiğini iddia etmektedir.
2- Hamse-i Âli Aba: Hz. Muhammed (sav); Haz Ali (kv), Hz. Fatıma (ra), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra)’den oluşan beş kişiyi cübbesinin arasına alarak, ‘bunlar benim Ehl-i Beytim’ demiştir.’
3- Car-i Yâr-i Güzîn (Hulafa-i Raşidîn): Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali efendilerimizden oluşan ilk halifelere verilen unvandır.
4- Hâkim Biemrillah, İslam’a aykırı görüşlerinden dolayı kendi yakınları tarafından öldürüldü.
5- Lübnan, Kimlik, Toplum ve Siyaset, Editörler: Yasin Atlıoğlu, M. Fahri Danış, Vadi Yay. İst. 2021, S.53-54
6- İslam’da Siyasi ve İtikadi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Tercüme; Hasan Karakaya/Kerim Aytekin, Hisar Yay. İst. 1983, S.65-68
7- Dürzi Toplumunda Bölünmüşlüğün İsmi: Hikmet el-Heceri, Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, Türkiye Araştırmaları Vakfı