EVLİLİK FOBİSİ; "BİRLİKTE İYİLEŞMEK"

EVLİLİK FOBİSİ; "BİRLİKTE İYİLEŞMEK"

İnsan yaralanmayı en yakınından alır, en sevdiğimiz, en güvendiğimiz ve en değer verdiğimizden gelir en ağır darbeler. İster bilerek ister bilinçdışı olsun en sevdiklerimiz ve en yakınlarımızdan alırız bunları. Ne kadar yara alsak da onlara bir yandan da ihtiyacımız vardır.

Aile insanın içinde bazen boğulsa bile güven ve aidiyet duygusunu sağlayan, toplumdan gelecek olan tehlikelerden koruyan, kişinin kendi benlik algısını ve değerlendirmesini şekillendiren en temel öğedir. Aile kurmak ise en önemli olgulardandır.

Eskiden evlilikler küçük yaşlarda daha çok görücü usulü üzere yapılırken artık günümüzde ilerleyen yaşlarda ve daha çok kişisel tercihlerle olmaktadır. Geçmişte çekirdek aile geleneksel ailenin içinde şekil alırken, artık kök aileden bağımsız kendi içinde şekil almaya çalışmaktadır. Bütün bunların kendi içinde avantaj ve dezavantajları elbette vardır.

Ancak en temel sorun, Evlilik fobisi yaşayan gençlerimiz. Gerek maddi imkansızlıklar nedeniyle gerekse mutlulukla ilgili gelecek endişesiyle evlilikler ertelenmektedir. Kimse birbirine güvenememekte, ve aslında temel sorun kendine güvenememektedir. Hele bir de sorunları kronikleşmiş ailelerin çocukları evliliğe çok korkunç bir olgu olarak bakmaktadır. Mutsuz olacağına inanç çok daha önplandadır.

Bir kere aile yapısı olarak da kişilik yapısı olarak da mümkün olduğunca en zıt yapıları hayatınıza çekersiniz. Bu en yakın çevrenizden olsa bile. Sizin ailede her şey sessiz sakin halledilirken seçtiğiniz ailede durum tam tersi olacaktır. Siz her şeyi alttan alan yapıcı bir tipken büyük ihtimalle eş olarak seçtiğiniz kişi tam tersi olacaktır. Bu zıtlıklar içinde

Peki nasıl iyileşeceğiz?

Tam da bu zıtlıklarla birlikte yeniden yaralanarak iyileşebiliriz. Eğer gerçekten iyileşmek istiyorsak bunun sorumluluğunu alabilmeliyiz.

Evlilik içinde karşılaştığımız sorunlar, bizim içimizdeki bastırdığımız ,varlığından bile haberimizin olmadığı yaraları (değersizlik,yetersizlik,sevilme vb) açığa çıkarır. Neye zaafımız varsa, neyden çekiniyor korkuyorsak en çok neye tahammülümüz yoksa bütün bunların eşiniz ya da çocuklarınız aynasıyla size yansıtıldığını göreceksiniz. Bundan kaçış çözüm değil, bununla yüzleşmek ise tek çözüm yoludur. İyileşmek ise ancak birlikte olabilir. Çocuğumuzu bir yandan yaralayıp bir yandan yaralarına eşlik ederek , aynı şekilde eşimizi bir yandan acıtıp diğer yandan onun acısına eşlik ederek iyileşebiliriz. Ve aynı şekilde onlardan yara alarak.

En çok da,

Kendi içimizdeki çocuğun yarasına dokunup birlikte olabilir, ona eşlik edebilirsek gerçek iyileşme işte o zaman mümkün olacaktır. İçinizdeki çocuğun her zaman ilgiye, merhamete, fark edilmeye ve saygıya ihtiyacı var. Onu görmezden gelmeyin, onu unutmayın. Onu unutursanız unutulur, görmezden gelirseniz yok sayılırsınız.

Her çocuğun kendi içinde mutlulukları olduğu kadar yaraları, hayal kırıklıkları bulunur. Bizler yetişkinler olarak hangi makamda, hangi sosyal statüde ve hangi durumda olursak olalım içimizdeki çocukla temasımızı kesersek hayatla, insanlarla ve en yakınlarımızla kurduğumuz ilişkide mutlu olamayız. Ondan ne kadar uzaksak yaşadığımız sorunların üstesinden gelme kapasitemiz de o kadar uzak olur. Çünkü onu büyütecek olan biziz.

İçindeki çocuğu görmeyen, beslemeyen ve büyütmeyen kendini iyileştiremez, çocuklarını büyütemez, çocuklarına ebeveynlik ; eşine hanımlık ya da kocalık yapamaz.

Eşiyle ilişkisinde ya çocuk olur ya da ebeveyn ancak kadın ya da koca olamaz. Çocuğuyla ilişkisinde ise ya çocuğun partneri olur ya da roller değişir ve çocuğu onun ebeveyni. İkisi de sağlıksızdır.

Aile içinde aldığımız yaraların en ağırı elbette ebeveynden gelenlerdir. Onlar her ne kadar bilerek ya da art niyetli yapmasa da en büyük zararı evlatlarına verirler. Ayırım yapar yapmadığını iddia ederler, baskı yapmamaya çalışır koruyayım derken baskılarlar, çocuğunun hep iyi olmasını isteyerek bile çocuğuna çok ağır bir yük yüklerler. Hele bir de her şeye yetmeye çalışıyorlarsa en büyük felaket de budur. Her ihtiyacını görmeye çalışırken evladının en temel ihtiyaçlarını göremezler.

Ebeveyn olmak eksik olmayı eksik kalmayı göze alabilmektir.

Başımıza gelenleri kadere inanarak, imtihan olarak değerlendirmek şifalandırıcıdır. Ancak insan neyi niçin yaşadığını doğru okumuyor anlamlandıramıyorsa ve kendini iyileştiremiyorsa hayatın kısır döngüsünden kurtulamaz.

Bizi iyileştirecek olan bizim inançlarımız, bakış açımız ve anlamlarımızdır; zira hasta eden de aslında bunlardır. İşlevsiz inançlar, yanlış ya da yüklediğimiz anlamalar, ve sınırlı algılarımız, bütünü okuyamamaktır. Dolayısıyla bakış açımız ve anlamalarımız değişmedikçe iyileşemeyeceğiz. Kendi inanç ve anlamalarına saplantılı kaldıkça da hastalanmaya devam edecek etrafımızdakileri de hasta edeceğiz.

İyileşmek hem kendi hem de etrafımızdakilerin sorumluluğunu alarak mümkün olur.

Birlikte iyileşmek dileğiyle...

Psikoterapist Fatma Çalışkan

Aile Danışmanı

Özel Nevşehir Aile Danışma Merkezi