FONO
Bize yalnız iki batı dilini öğretmekle kalmadı.
1958 ders yılınnda MGO 1. sınıf öğrencisi olduk.
Nevşehir'i Niğde'ye bağlayan şose kumlu, toz toprak...Daha yeni yeni Fransız turistler Citroen 2 C otomobilleriyle gelip geziyorlar bölgemizi. Bu, 2 Beygir gücü demek. Almanların VW karşılığı Fransız otomobil endüstrisinin pek ilerigörülü bir girişimi...
O yaz dinlencesinde Yücel ağabeyim adının Sven Gabaash olduğunu öğrendiğimiz sapsarı bir İsveçli turist ile Fransızca konuşmuştu. Ekmek ve yoğurt ikram etmiştik. Verdiği metal paraları almayınca da şaşırmıştı. Hiç unutmam o haftanın Akis dergisinin kapağında Sebati Ataman'ın portresi vardı. Menderes'in son kabinesinde Sanayi, Koordinasyon Vekili.
İlkokulu bitirmek bir milat...Anadilimizin dışında ikinci dil öğrenmeğe nasıl hevesliyiz. Emmimoğlu Hüseyin 2. sınıfa geçmiş durumda. Fransızcanın nasıl bir dil olduğunu ona soruyorum.. Bana, öğrendiği tümceleri söylüyor.
'' Fransızca öyle bir dil ki, şiir gibi. Dünyanın en ahenkli dili diyorlar. Hele bir madmazel konuşursa. Onun ağzından çıkan sert sözler bile insanda güzellik duyguları uyandırırmış.''
Ne var ki, biz ingilizceye kendimizi hazırlamışız. Gatenby'ın ders kitabını da alıp hazır etmişiz.
Fakat yeni ders yılı başladığında bir de öğreniyoruz ki, yeterli ingilizce öğretmeni olmadığından biz fransızca öğrenecekmişiz. Bu bizde bir kırgınlık oluşturdu.
Babam, '' Olsun oğlum, Fransızca medeniyet dili, '' diyerek üzüntümü azaltıyor.
Çok şık, temiz giysili bir arkadaşımız vardı I A dersliğinde : Hayri Ergun...Bir yüzbaşının oğlu. Bir hafta içinde öğrendik, bize Fransızca dersini babası, yüzbaşı verecekmiş.
Fransızcayı sevdim. Sözcükleri yazıldığı gibi ezberliyordum, telaffuzlarını da öğreniyordum. Bir ay sonra Öğretmenimiz Dictee adını verdiği bir sınav yaptı. En yüksek notu bana vermiş. Oğlu bile ancak 4 alabilmişti. Hayri hırçınlaştı : Kopya çektin, diye beni suçladı. Kopya nedir bilmiyordum, Göre ilkokulunda öğrenmemişim demek ki. Sıra arkadaşım Salih Çavuşoğlu gülerek anlattı da bildim. Fakat Hayri'ye kopya çekmediğimi anlatamadım.
Babam her hafta Hayat Dergisi alıyordu. Her sayısında ince uzun Fono reklamları vardı. Mektupla Öğretim Kursları. Hüseyinle karar verdik. Bu Fransızcayı iyi öğreneceğiz. Herkes bize imrenecek, kıskanacak.
Reklamlardan birkaç kişinin adresini aldık. Bir ilçe kaymakamı...Mektup yazıp soruyoruz. Gerçekten yararlı mı dersler ? Bir ay sonra yanıt geliyordu. Kaymakam Ilgın'dan Savur'a atanmış...Yeniden bir adres buluyorduk. Kız Sanat Enstitüsü öğrencisi. Aynı soruyu ona da soruyorduk. 20 gün sonra yanıt geliyordu. Bu öğrenci okulumuzdan mezun olmuştur, yeni adresi bilinmiyor.
Sonunda FONO Fransızca kursuna yazıldık. Her hafta 2 ders geliyordu. Hüseyin'le çalışıyor, yüksek sesle okuyor, sorulara yanıt veriyorduk.
MGO 2. ve 3. sınıfta da dersleri izledik. Gelen tüm ders notlarını ( saman kağıda basılmıştı ) biriktirip Ankara'ya ağabeyime gönderdim. Bir ay sonra ciltlenmiş olarak geri geldi. Sevinçten havalara uçtum. Tuğla kalınlığında bir kitaba sahip olmuştum.
3 C sınıfında Trabzonlu zarif eğitimci Avni Aşık giriyordu Fransızca dersimize. Her sorusuna yanıt veriyordum. Sordu, anlattım.
'' Hocam, FONO'nun derslerini izledim. Bitmiş değil, her gün yineliyorum. ''
Mutlu oldu, öğdü beni. Kimi arkadaş gülümseyerek onayladı, kimileri de dudak büktü, önemsemedi.
Biz Fono'dan yalnız Fransızca öğrenmedik. O dersler Türkçemizi, edebiyat bilgilerimizi de geliştirdi.
Lise'de, DTCF'de bu fransızca derslerinin hep yararını gördüm.
Fransız gezginler yine Citroen 2 C ile gezmeğe geliyordular. Artık Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Yaşama Mekanları, Göreme yanında en çok gezilen yerler olmuştu ve kimi zaman fransızlara rehberlik ediyordum.
1968'de Fakülte'yi bitirdikten sonra MTA Enstitüsü Genel Direktörlüğü'nün açtığı Yüksek Prospektörlük sınavını da bildiğim Fransızcayı kullanarak birinncilikle kazandım.
MEB öğretmenliğimde ortaokul ve liselerde artık Fransızca tümüyle ortadan kalkmasa da, önemi azalmıştı. Eski kalık öğrenciler vardı , Fransızcayı ikinci dil olarak gören. Onlara da ders verdim.
FONO'yu ingilizce öğrenirken de kullandım. Plaklar da çıkarmıştu bu eğitim kurumu. Onları da elde ettik. Gramofon satın almak gücümüzü aşıyordu, fakat plakları odio kasetlerine kaydettirerek yararlanma yoluna gittik. İyi de oldu.
Bir yaz dinlencesinde ekeneğe, biçeneğe, dikeneğe giderken , yanımda Fono İngilizce derslerinden iki ders götürüp çalışıyordum. 2 ay sonra Ankara'ya gidince arkadaşlara sürpriz yaptım. İngilizce konuşmam onları şaşırtmıştı.
Fırat ve Dicle üniversitelerinde ingilizce ile ilişkim ilerledi. ABD'den, Britanya'dan dergilere sürdürümcü oldum. Çocuklarımla birlikte çalıştım. Bu bilgilerin çok yararını gördüm. Fakültelerde kendi lisans öğrencilerimiz dışında Erasmus Programı ile Dicle Üniversitesi'ne gelen Romanya Tirgu Mureş Dimitri Cantemir Üniversitesi öğrencilerine Dünya Kültürleri ve Uygarlıkları derslerini ingilizceyle verdim. Eğer öğrenmemiş olsaydım nasıl gerçekleşecekti bu işler !
............................
2004 yılı 16 Mart günü Dicle Üniversitesi Rektörlüğü'ne davet edildim. Profesörlüğüm tebliğ edildi. Değerli Rektörüm Prof Dr Fikri Canoruç duygulu bir konuşmayla kutladı.
Mayıs ayında Diyarbakır Kongre Merkezi'nde Kitap Fuarı açılmıştı. Gezmeğe gittim. Dolaşırken baktım, Fono bölümü...1958-589'lara aldı götürdü anılar beni. Güzel yüzlü, uzun boylu bir kadın görevliydi Fono Standında. Yayınları incelemeğe başladım. O hanımla gözgöze geldik.
'' Fono Mektupla Yabancı Dil Eğitim Merkezi benim yaşamımı değiştirdi. Ben şimdi profesörlüğümü Fono'ya borçluyum. Önce Fransızcayı, ardından İngilizceyi Fono'dan öğrendim. Biz ondan yalnız iki önemli batı dilini kazanmakla kalmadık, Avrupa kültürlerini, uyagarlığını, edebiyatlarını da benimsedik. Şükrü Meriç Öğretmenime bin saygı, bin selam iletiyorum. Ona minnettarım, müteşekkirim, '' dedim.
Baktım, o hanım gözleri yaşarmış, ayağa kalktı, kucakladı beni, yanaklarımdan öptü.
'' Özür dilerim, kendimi tutamadım. O kadar duygulu, içten, güzel anlattınız ki, '' dedi .'' Bu sözlerinizi Şükrü Bey Hocama anlatacağım. İşte bu vefadır, teşekkür ederiz. ''
Su ısıtıcı hazır...Bir bardağa çay attı, üzerine su ekledi...Gözyaşlarını sildi, gülümsedi.
--------------------------
17 Şubat 26.