GENÇLİK, ÇETELEŞME VE SUÇ

GENÇLİK, ÇETELEŞME VE SUÇ

Okul çıkış saatinde bir grup genç, marketin önünde toplanıyor. Kimi telefonuyla oynuyor, kimi çevreden geçenleri süzüyor. Bu görüntü artık birçok mahallede sıradan. Ancak bu sıradanlığın içinde, gençlik suçlarının ilk adımları gizli. Çünkü uzun süre denetimsiz kalan sokaklar, gençler için bir sosyalleşme alanı olduğu kadar suça açılan bir kapıya da dönüşebiliyor.

Gençler arasındaki çeteleşme, bir neden yada bireysel bir tercih değil, toplumsal yoksunlukların ürettiği bir sonuçtur . Gençlerin “aidiyet” ve “korunma” arayışının ifadesidir. Bu yapılanma pozitif yönleri barındırsa da, genelde sonucu suça çıkabiliyor.

Gençlik suçları çoğu zaman ani ve plansız değil, yavaş yavaş gelişiyor. Önce derslere ilgisizlik başlıyor, ardından okuldan kopuş geliyor. Günün büyük kısmını sokakta geçiren gençler, kendilerini güçlü hissettiren gruplara yöneliyor. Bu gruplar, zamanla hiyerarşisi olan ve kuralları sokak tarafından belirlenen küçük çetelere dönüşüyor.

Bir mahallede çeteleşmenin yaygınlaştığını anlamak zor değil. Aynı renk atkılar, aynı müzikler, aynı sloganlar dikkat çeker. Akşam saatlerinde aynı köşede toplanan gençler, çevreye hâkim olma duygusunu paylaşır. Bu birliktelik, dışarıdan bakıldığında arkadaşlık gibi görünse de içeride itaat ve korku vardır.

Gündelik hayatta karşılaşılan küçük suçlar, bu sürecin yapı taşlarıdır. Bir telefonun zorla alınması, bir dükkândan “emanet” diye çıkan ürünler, başka bir gruba verilen gözdağı… Bu eylemler, gençler için sınır denemeleridir. Ceza ile karşılaşılmadığında ise suç, normalleşir.

Aileler çoğu zaman değişimi geç fark eder. Eve geç gelmeler, ani öfke patlamaları, açıklanamayan paralar “ergenlik” diye geçiştirilir. Oysa bu işaretler, çeteleşmenin en görünür sinyalleridir. Aile içindeki iletişim zayıfladıkça, genç sokaktaki bağı daha güçlü hisseder.

Okullar, gençlik suçlarının önlenmesinde kilit bir noktada olmasına rağmen çoğu zaman yetersiz kalır. Kalabalık sınıflar ve sınırlı rehberlik imkânları, risk altındaki gençlerin fark edilmesini zorlaştırır. Ders başarısı düşen ve devamsızlığı artan öğrenciler, sistemin dışına itildikçe suç ortamına daha da yaklaşır.

Sosyal medya, çeteleşmeyi hızlandıran yeni bir alan . Kavgaların videoya alınması, silahların sergilenmesi ve suçun bir güç gösterisi gibi sunulması gençler üzerinde etkili olur. Gerçek hayatta yaşanan sonuçlar ise ekranlarda yer bulmaz; tutuklama, pişmanlık ve kaybedilen hayatlar görünmez kalır.

Mahallelerde sessizlik, suçun devamlılığını besler. Tanık olmak ama konuşmamak, “bana dokunmasınlar” düşüncesiyle susmak yaygındır. Bu sessizlik, çetelerin alanını genişletir ve gençler için suç, olağan bir yaşam biçimi hâline gelir.

Gençler için en büyük risk, kendilerini görünmez hissettikleri andır. Dinlenmeyen, ciddiye alınmayan ve umut verilmeyen her genç, sokakta kendine bir kimlik aramaya daha yatkın hâle gelir. Bu yüzden suçla mücadele, önce gençleri gerçekten görmekle başlar.

Bu alanda yerel yönetimlerin rolü de giderek önem kazanıyor. Spor sahaları, gençlik merkezleri ve ücretsiz kurslar, sokakta geçirilen boş zamanı azaltan somut çözümler sunuyor. Ancak bu alanlar sadece var olmakla değil, gerçekten ulaşılabilir ve sürekli açık olmakla etkili olabiliyor.

Gençlik suçları ve çeteleşme, yalnızca güvenlik meselesi değildir; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve eğitimsel bir sorundur. Önleyici çalışmalar, güçlü aile bağları, etkin okul desteği ve güvenli sosyal alanlar olmadan bu döngüyü kırmak mümkün değildir. Suçla mücadele, gençleri kaybettikten sonra değil, onları kazanacak yollar açıldığında anlamlı olur.