GURBETÇİ İLE ÖĞRETMEN

GURBETÇİ İLE ÖĞRETMEN

Öğretmen öğretir aaa, bee, cee...

Bir harf için 40 yıl köle olunuyorsa

29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin...

.......................

İlköğretim denetmeni Celal Dolu, Silifke'nin Çatalin ( Sabak ) Köyü'ne geldi.

Geldi de ne yaptı ?

İki dersaneli ilkokulda iki öğretmen vardı: Hüseyin Güney ile eşi Sonsel Kaynak Güney.

İkisi de Holanda' Groningen'de görev yapmıştı. Türk işçilerinin çocuklarına Türkçe, kültür dersleri vermiştiler 7 yıl boyunca.

Denetmen iki eğitimciyi iki gün boyunca izledi, dinledi, değerlendirdi.Kılı kırk yararak, sorarak, yanıt alarak...Eleştirerek yanıt alarak...

Okulun bahçesinde hevenk hevenk turuncumsu boyaklı üzümler olgunlaşmıştı...İki öğretmen onlardan da ikram ettiler.Asmaları 20 yıl önce okulun tek öğretmeni Adem dikmiş, üzümlerin tadına bakamadan başka köye , Gülnar'a atanmıştı Köylü unutmamıştı onu.

Denetlemeyi bitiren Celal Dolu'ya, okulun öğretmenleri, büyük bir kutu içinde üzümlerden hediye ettiler.

..........................

'' Benim köyüm Karaman'ın Karakuyu köyü. Yoksuuuul...Anlatmak zor...Kum, sadece kum, toprak bile değil. Çölümsü...Ailelerin nasıl yaşadığını, nasıl hayatta kaldığını düşünürüm de hala içinden çıkamam.Yok, üretilen bir tahıl yok, meyve ağacı yok. Su yok. Birkaç keçi...Delibaş isyanında adı geçen bir köy burası. Çatışmalarda telefat vermiş. Devlet bu köye 1941'de geniş pencereleri olan iki odalı, öğretmen evi de olan bir okul yaptırmış.Önce eğitmen Ömer Emmi çocukları okutmuş. Sonra o ölmüş. Bizi 5 yıl boyunca Hamdi Öğretmen okuttu.Yakup ile benim üzerimde çok durdu. Dersler biter, herkes evine giderdi, biz bir saat daha ders işlerdik. Sonra İvriz Köy Enstitüsü'nün sınavlarına hazırladı bizi. Girdiksınava, köye geri döndük. Bir ay sonra atlı bir postacı geldi. O sırada Yakup ile keçi güdüyorduk Karaman yolu yakınlarında. Anladık, bu postacı bizim sınav sonuçlarını bildiren mektubu getiriyor. Sanki içine doğmuş gibi Yakup ağlamağa başladı.

'' Posdacı emmi, mekdup mu getirdin ? ''

'' Hee ya ! Mekdup getirdim. Zarfın üzerinde İvriz enüsdü mekdebinin damgası var. ''

'' O mekdupları bize vir. Sınava biz ikimiz girdik ya. ''

'' Olmaz oğlum, babalarınıza teslim etmem iktiza idiyo. ''

Babamla, Yakup'un babası yarenlik ediyorlarmış. Mektupları açmışlar. Babam askerde öğrenmiş yazmayı, okumayı. Babam üzülmüş, Yakup'un babası Osman emmim sevinmiş.Neden ? Babam benim okumamı istemiyor. Keçileri kim güdecek !

Yakup'un ağlamasını hiç unutmadım.Benim sevincimi görmemesi için onun yanında ben de üzülmüş gibi yaptım.

Ben İvriz Köy Enstitüsü'nde okurken Yakup'u everdiler. Askere gitmeden önce o, üç çocuk babasıydı. Ben öğretmen oldum, kendi köyümde görev yaptım. Sonra Seydişehir, Ereğli köylerinde çalıştım. Binbir zorluğa göğüs gerdim. Atandığım köylerde en önemli sorun konut...İçinde tuvaleti olan ev nerdee! Su yok, düzenli beslenme hiç yok. Fakat tokgözlü köylü...Üç bazlama pişiriyorsa çocuklarıyla bana gönderiyorlardı birini. Onlar da açtı.

1962 yılında Yakup'un Almanya'ya kaçak gittiğini öğrendim.Tutundu orada. Kaçak maçak. Haber alıyordum, babasına para da gönderiyormuş.

1966 yılında ben bir olanağı değerlendirip, açılan bir denetmenlik kursuna girdim. Artık eğitimciliğin değişik bir evresi başlıyordu. Meslekdaşlarımı denetleyecektim. Önceleri il içinde ilçelerde görev yapıyordum. Cihanbeyli, Derebucak...

Bu arada evlendim. Komşu köyden bir kız aldım. Çocuklarım oldu. Sonra İçel İli'nde görev yapmak istedim. Mersin'in Pozcu Mahallesi'nde küçük bir daire kiraladım. En iyi yanı, çocuklarım düzenli eğitim görüyorlardı.

Bir yaz dinlencesinde köye gidemedim. Anam babam, ablalarım yaşamıyordu artık. Ertesi yıl gidince baktım, evimizin tavanı çökmüş. Düz damlı iki oda, ev dediğim. Olsun. Dedemin yaptığı, çocukluğumuzun geçtiği yuva. Gözyaşlarımı tutamadım. İlkokulda okuttuğum çocuklar koca adam olmuş...Ellerimi öpmeğe geldiler. Komşular konuk ettiler bizi birkaç gün.

Ertesi gün, baktım Yakupgilin avlusunda güzel mi güzel bir yapı. Gözümü alamadım.Baktığımı görünce anlattılar.

'' Yakup bu evi Alamanya'da görmüş. Planını almış, burda aynen yapdırdı. Garaman 'dan usdalar getirtti. Gendisinin 5 hafda tatili varıdı. Bitmediydi inşaat, bir gün bile yaşamadı içinde, döndü gitti. ''

Ertesi yıl yaz dinlencesinde Yakup ile karşılaştım. Breh breh breh. Doyçe mark neler yaptırırmış. Eski model de olsa pırıl pırıl bir Mercedes altında. Etlenmiş. Giyim kuşam göz alıyor. Hanımının kolunda bilezikler...Çocuklar şen şakrak...Bir de bize bak !

O anda dedim ki, keşke Hamdi Öğretmen benim üzerimde bu denli durmasaydı. Keşke İvriz Köy Enstitüsü'nü kazanmasaydım. Keşke öğretmen olmasaydım, keşke denetmen olmasaydım. Almanya'ya , belki Avusturya'ya giderdim. İyi para kazanır, birikimimle evler yaptırırdım. Şimdi Yakup gibi olurdum. Yine orda öğrendim. Sertavul Geçidinde bir yazlık ev de almış, Mersin Erdemli'de kumsalda bir eve de sahip olmuş Yakup. ''

Öğretmen Hüseyin Güney, dinlerken denetmeni, derin bir üzüntüye daldı.

'' Celal Bey, üzüntünüzü anlıyorum.Karşılaştırma yapıyorsunuz. İlkokul mezunu bir arkadaşınızın sahip olduklarıyla, kendinizin sahip olamadıklarınızı kıyaslıyorsunuz. Hayat sadece mal mülk mü ? Devlet köyünüze okul yaptırmış, bunlar Delibaş isyanına katıldı, subaylarımızı şehid ettiler dememiş, Hamdi Öğretmen sizi sınava hazırlamış, kazanmanızı sağlamış. 5 yıl parasız yatılı okuyup eğitimci olmuşsunuz. Birçok köye Cumhuriyetimizin aydınlığını götürmüşsünüz. Anladığım kadarıyla başarılı çalışmalar da yapmışsınız. Yeterli bulmamış, sonra ilköğretim denetmeni olmuşsunuz. Ne mutlu ! Şimdi, ben biliyorum ki, İçel ilinde, Konya İlinde yüzlerce öğretmen size imreniyor, sizin statünüzde olmak istiyor.''

Öğretmen konutunun önündeki yarenliği, Sonsel Öğretmenin sesi sona erdirdi.

'' Hadi buyurun ! Fakirhanemizin tarhana çorbası hazır. ''

----------------------------

7 Mayıs 2026