İÇ CEBECİ OLAYI

İÇ CEBECİ OLAYI

1968 yılının nisan ayında Fransa'da üniversite öğrencilerinin hak arama savaşımları haziran ayında Türkiye'yi etkilemeğe başladı.

Biz DTCF'de son sınıfta, bitirme sınavlarına hazırlanıyorduk.

Bir anda oluşan öğrenci dernekleri ''boykot'' kararı aldılar. Sınavlar belirsiz bir tarihe ertelendi.

Ankara'da boş yere durup masraf etmektense kimi arkadaşlar memleketlerine gidip, olayların gelişimine göre haber beklemeğe başladılar.

Biz gitmedik. Kaldık Ankara'da, Site Yurdu'nda.

Laik ortamda büyüsem de islami inancım temiz, saf idi. Akşam gazetesinin verdiği kuponlarla gidip Kur'anı Kerim'in Mealini almıştım ( Ord Prof Dr Sadi Irmak'ın çevirisi, yorum ) . Her gün bir sureyi okuyarak 114 günde bitirmiştim. Elimin altında DİB yayını Prof Yusuf Ziya Yörükan'ın Müslümanlık adlı güzel kitabı da vardı. Cuma günleri sabah derslerim sona erince Maltepe Camisine gidip namaz kılar; 13.30’da başlayan dersime yetişirdim. 4 yıl öğrenciliğim süresince de oruç tuttum. Sahura kalkınca yurdun yemek salonunda yemek yer, bir daha odama çıkmaz; okuma salonunda ders çalışır, harita çizerdim . Özellikle ingilizce bilgimi en çok o oruç ayı boyunca geliştirmişimdir.

Dikimevi'nde eski Giresun Yüksek Tahsil Talebe Derneği'nin güzel yurdunu Ankara Üniversitesi satın almış; Mediko Sosyal Merkezi ( AÜ MSM ) adıyla düzenlemişti. Orada ilk göz muayenesini olup gözlük aldım. 20 yıldır hiç dokunulmayan dişlerim de yine orada onarıldı.

Mediko Sosyal'da kütüphane, okuma salonu da pek kullanışlıydı. Yerli yabancı dergiler vardı. İsteyen iç bölümde kulaklığı takarak Beethowen’in , Mozart'ın uzunçalar plaklarını dinleyebiliyordu. Rodriguez'in gitar konçertosu benim sevdiğim bir plaktı. The Good, The Bad and The Ugly filminin müziği de plak olarak mevcuttu.

Kütüphane'de bulduğum Sahih-i Buhari ciltleri beni çok etkilemişti. DİB yayını, renk renk kağıtlara basılmış özenli bir takım. Her kitap '' oku beni ! '' diye davet ediyordu . Orada bölüm bölüm okudum o kitapları. Kerküklü bir Türkmen genç vardı Tıp öğrencisi. Bazı bölümlerin açıklamasını o öğretti bana.

Bu arada bir ''samimiyetsizlik'' dikkatimi çekmeğe başladı. Fakültede,bizim bölümde , diger bölümlerde kimi arkadaşlar dindar görünüyorlardı. Cumhuriyetimizin laik yapısını eleştiriyorlardı. Ben onların bir kez bile dinci bir gazeteyi para verip aldıklarını, cuma namazına gittiklerini görmedim. Dinsel bilgi veren kitapları okuduklarına da tanık olmadım.

Bir haziran günü, Mediko Sosyal kütüphanesi'nde kitapları, dergileri taradım. Öğlen yaklaşıyordu. Abdest aldım. İçcebeci Camisine gittim. Son cemaat yerinde namaz kılmak için kendimi hazırladım. İçim pır pır ediyor. Sanki birşeyler olacakmış gibi. Eskiler buna '' Hissi kablel vuku '' derlermiş.

Namaz öncesi vaaz eden hocanın sesini dışarıya hoparlör iletiyordu.

'' Milletmiş, ırkmış hiç mühim değil. Cenaballah öte dünyada islam mısın, kafir misin diye soracak. Türklük de neymiş ! ''

Bir an sesi kesildi hocanın.

‘’ Hocafendi suçtur bu söylediğin ! ‘’

Anladım, birisi karşılık veriyor. Bir uğultu, gürültü ortalığı kapladı. Vaaz veren hocanın nefret dolu sesini duyduk.

'' Vay zındık, dinsiz, imansız. Yakalayın şunu, gebertin. ''

O güzel sıcak haziran gününde ortalık buz kesti.

Birden hemen sol yanımdaki boşluktan bir gencin yaka bağır açık, fırlayıp kaçtığını gördüm. Arkadan yetişenler gencin yakasını yakalamışlar, ceket ellerinde kalmış. Can havliyle fırlayıp gitti o genç. Gözümün önündedir o perişan hali. Saçı başı dağılmış, belli ki birkaç kişinin saldırısından nasibini almış, yumruk, tekme yemiş.

'' Muhterem cemaat ! Böyle hainler bindebir de olsa çıkıyor işte. Biz namazımızı kılalım. ''

Vaiz sakinleşmiş gibi gelmedi bana. Belli ki beklemiyordu bu karşı çıkışı.

Birden gözlerim yaşardı. Ağlasam abdestim bozulur muydu. O zavallı genç hiç gözümün önünden gitmiyordu. Namazı bitirip Site Yurduna döndüm, odama çıkıp yatağıma uzandım. Uyumağa çalıştım. Mümkün değil. Akşama doğru oda arkadaşlarım geldiler. Onlara anlattım olayı. Erbilli Tıp öğrencisi Kürt Şirko Yunus, Çerkeşli DTCF Tarih öğrencisi Hasan Çelen ve küçük kardeşi Tıp öğrencisi Mehmet...Baktım, onların da gözleri yaşarmış.

Olayın haberini ertesi gün Ulus gazetesinde okudum . Fen Fakültesinde öğrenciymiş o genç. Vaizin söylediklerine karşı yanıt hakkını kullanmak istemiş. Camiden çıkarken, arkasından saldıranlar yetişememiş. Can havliyle bir apartmanın zemin katında bir ailenin evinin zilini çalmış. Bereket ,almışlar içeri. Evin önünde birikenler bağırıyormuş '' O dinsiz zındık oğlanı bize verin de öldürelim, '' diye. Ev bir subaya aitmiş. O genci korumuş aile. Azgın güruha teslim etmemişler. Biraz sonra polisler gelip, onu alıp, karakola götürmüşler.

Gazetedeki haberde ayrıntı yoktu. Adı da verilmemiş, adının ve soyadının ilk harfleri gösterilmişti. Vaiz hakkında da bilgi yoktu. Laik cumhuriyetin memuruydu o adam ve suç işlemişti.

Bu olay bende derin bir düş kırıklığı ( sükutu hayal ) yarattı.

Vaiz ne dese doğru demek ki...İtiraz yok. O saldıranlar belki Menemen faciasından 38 yıl sonra bir genci düşüncelerinden dolayı katledeceklerdi demek ki...

Eğitim veremediğimiz, demokrasiyi öğretemediğimiz , sevgiyi yaygınlaştıramadığımız cahil kalabalıklarla nereye varılabilir; hangi olumlu gelişme gerçekleşirdi ki !

------------------------------------------------

30 Mart 2026. Ankara