İSLAM’DA ASIL OLAN BAĞIŞLAMADIR!

İSLAM’DA ASIL OLAN BAĞIŞLAMADIR!

Gerek kulluk kitabımız Kur’an ve gerekse Son Nebi’nin sözleri dikkatle incelendiğinde görülecektir ki İslam’da asıl olan bağışlamaktır. Affetmektir. Dinimiz, bazen susamış bir köpeğe su veren birinin cennete gideceğinden, bazen yoldaki taşın kaldırılmasının sevap olacağından bahsetmektedir.

Bu durum, yani affetmek, İslam’ın temel düsturudur.

İyilik esas, kötülük arızidir. Bu yüzden insan iyi bir haber okuduğunda veya duyduğunda hemencecik sevdikleriyle paylaşmak ister. Bir dostu mutlu edecek bir gelişme olduğunda derhal onu haberdar etmek ister. Müjdeyi verirken de ‘sana güzel bir haberim var’ der ve o haberi, mütebessim bir çehreyle söyleriz. O da gönlüne inşirah veren o haberi, tekrar tekrar dinlemek ister.

Aksi olursa söylememeye, söylenecekse bile yumuşatarak haber vermeye çalışılır. Tabi bu konuda gerekli hassasiyeti göstermeyen pat diye söyleyen şom ağızlılarda yok değil!

Meşhur muhaddis İmam Buhari’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yeniden neşredilen Tecrid-i Sarih kitabını -tekrar- okuyorum. Hadis okumak çok güzel. Niye güzel olmasın ki, bir taraftan Peygamberimizin birbirinden değerli sözlerini, diğer taraftan da O’nun ve sadık dostlarının hayatlarını öğreniyorum. Çünkü o nesil, kulluk kitabımızın uygulayıcılarıdır.

Hadis, haber demektir. Her haber, ayrı bir bilgidir. Bilgi güçtür. Güç, insanı zinde kılar. Bilmediğini bilen, bilmek için öğrenir. Öğrendikçe öğrendiklerinin talebesi olur.

Her hadis insana bir değer katar. Allah’ın mümtaz talebelerinden Hz. Muhammed’in femi Muhsinlerinden sadır olan her hadis çok değerlidir. Her birinin ayrı bir özelliği vardır. Dua niteliğindeki bir hadisi okuyunca istifadeye çalıştım.

Bahsedeceğim hadis, -hala bazı camilerde okunmakla beraber- geçmişte perşembe akşamları hemen her camide okunurdu. Bilindiği üzere büyüklerimizin uygulamalarının bir kısmı ya bir ayete veya hadise dayanırdı. Geçmişte okuma yazma az olduğundan mahalle/köy odalarında bilenler okur veya irticalen anlatır, diğerleri dinlerdi.

Ben de okuduğum bir güzeli, siz güzellere iletmek istedim. Bahsedeceğim dua için Sevgili Peygamberimiz: ‘Seyyidü’l-İstiğfarı her kim kalbiyle sevap ve faziletine inanarak, gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse, o kimse ehli Cennet camiasındandır. Her kim de sevap ve faziletine inanarak gece okur da sabah olmazdan evvel ölürse, o kimse de ehli Cennet zümresindendir.’ buyuruyor.

Dua;

‘allahümme ente rabbi!

lailahe illa ente halagteni,

ve ene abdüke,

ve ene ahdike,

ve vağdike, mestedağtü,

ebû ü ke bi niğmetike aleyye

ve ebû ü bi zenbî, feğfirlî, fe innehû la yağfiru’z-zünübe; illa ente’

Anlamı;

/Allah’ım! Sen Rabbimsin, ibadete layık hiç kimse yoktur, yalnız sen varsın;

Beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar ezelde sana verdiğim ahid ve vaat üzereyim.

Allah’ım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım.

Bana ihsan buyurduğun nimetini zat-ı uluhiyetine itiraf ederim.

Günahımı da itiraf ederim.

Günahımı bağışla! Çünkü günahı affetmek kimsenin haddi değildir, ancak sen affedersin/.

Hadisin izahında şöyle bir açıklama var. Hz. Nuh’un kavmi, Ved, Süva, Yegus, Yeuk, Nesr adlarında birtakım hayvanları temsil eden putlara taparlardı. Nuh (as) da kavmini bunlardan menedip yalnız Allah’a ibadet ve ona itaat etmelerini istedi. Kavmini bunlardan bir türlü uzaklaştırmadı. Bundan dolayı Cenabı Hak, Nuh’un (as) kavminden kırk yıl yağmuru esirgedi, kadınlarını da kısır bıraktı.

Bu olumsuzlukların giderilebilmesi için Nuh (as), kavmine dedi ki, (tövbe edin) Rabbinizden mağfiret dileyiniz! O (tövbe edenlere) çok mağfiret eden bir Allah’tır. Ta ki üzerinize çok yağmur yüklü bulutlarını salıversin ve size mallar ve oğullarla yardım etsin, sizin için bahçeler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın. (Nuh: 71/10,12)

Zikredilen bu ayetler, istiğfarın her isteğin gerçekleşmesine vesile olacağını bildirmektedir.

Hasan-ı Basri’ye birisi gelerek, fakirliğinden şikâyet etmiş.

Ona; “Allah’a istiğfar et” demiş.

Bir başkası; Dua buyursanız da Allah bir oğul verse! Diye ricada bulunmuş. Ona da “Allah’a istiğfar et” demiş.

Bir diğeri; Kuraklıktan bahçesinin kuruduğundan dert yanarak dua etmesini istemiş. Ona da “Allah’a istiğfar et” demiş.

Orada bulunanlardan birisi; “Ey İmam! Türlü türlü şikâyette ve başka başka dileklerde bulunanların hepsine, yalnız istiğfar tavsiyesinde bulundunuz” demiş.

İmam: ‘Ben bunu kafamdan söylemedim. Nuh (as) türlü afet ve zaruretlere müptela olan kavmine kurtulmaları için ‘Rabbinize istiğfar ediniz!’ dediği Kur’an’da hikâye buyurulduğundan mülhem olarak ben de bana müracaat edenlerin hepsine istiğfar etmelerini tavsiye ettim’ buyurmuştur.

Bu duaya; EFDALÜ’L-İSTİĞFAR/SEYYİDÜ’L-İSTİĞFAR denmiştir.

(Tecrid-i sarih, DİB, H. No: 2141 C.8, S.2141)