İSMAİL YAĞMUR ...ÇORAP KOKUSU...

İSMAİL YAĞMUR ...ÇORAP KOKUSU...

Bir öğrenci neden doğup büyüdüğü kendi köyünde, kasabasında değil de,Nevşehir'de ortaokulu, Lise'yi okur ki !

Ya babası memurdur ya da ağabeyi, ablası buradadır. Aile herşeyi ekonomik açıdan düşünür.

Biz ortaokulda öğrenciyken kimi arkadaşlarım ağabeyleriyle birlikte kiraladıkları bir odada yaşarlardı. Bir evin bir göz damı...Evde akarsu yok, banyo olanağı yok, ayakyolu (WC) sıkıntılı, kışın ısınmak-ısıtmak bir dert...

Nevsehir' in 100 km uzaktaki ilçesinden , Kozaklı'dan gelenler vardı. Ağabey Erkek Sanat Enstitüsü'nde öğrenci, köyde ilkokulu bitiren de MGO öğrencisi olurdu.

Derinkuyu'dan, Ürgüp'ten, Hacıbektaş'tan, Avanos'tan, Gülşehir'den, Acıgöl'den aydın aileler kızlarının okumasını istiyorlar...Abla Kız Sanat Enstitüsü'nde öğrenci, ilkokulu bitiren bacısı da yanına gelir, MGO öğrencisi olarak onun yanında kalsrak eğitimini sürdürür.

Onların yaşadığı hayatı gözlemişim, zorluklara nasıl dayandıklarına tanık olmuş ve hayran kalmışımdır.

Soba varsa odada, sedirde, yer yataklarında 2, 3, 4 yatak yanyana...Sobada odunlar bile köyden getirilmiş ince meşe dalları...Satın almaya kimin bütçesi elverir ? Odunlar yanarken üstünde yemek pişirilir. O yemeğe, bakır tencereye kaç tahta kaşık girer çıkar. Kimsenin, okullarında öğrendiği '' hijyen'' i düşünecek durumu yoktur. Islatılmış yufkadır ekmek. Mideye lök diye oturur. Fırından ekmek almağa kimin gücü yeter ? Belki bir iki kez şehir somunu '' lüks '' sayılır.

Duvar dibinde Avanos testisi. Çeşme mahallede bir tane. Odada yaşayanlar sırayla gidip doldururlar suyu çeşmeden.

Yemeğin üstüne köyden getirilmiş bir pekmez çömleğinden bir iki kaşık çıkarılır. O buz gibi Sibirya soğuklarında, o buzdolabımsı odada çocukların içini ısıtır o tatlı...

Kimi öğretmenlerin de kardeşi, yeğeni uzak diyarlardan gelmişlerdir. Onların bir üstünlüğü vardır. Birlikte ders çalışır, ödev yaparlar. Çoğu bekar olan genç öğretmenler birbirlerini ziyaret de ederler. Böylece o yeğen, kayınbirader, kardeş diger öğretmenlerle daha samimi bir ortamda birarada birkaç saat geçirme olanağı bulur.

1959-60 Ders yılında gelen ve Nevşehir için eğitimde rönesans demek olan o dönemdeki öğretmenlerden Kimyacı Hazım Evyapan'ın kayınbiraderi bizim arkadaşımızdı ve öğretmenimiz hanımını Nevşehir'e getirmemiş; Maraş'ta bırakmıştı.

....................

İsmail Yağmur Kayseriliydi. Bizlere hep tepeden bakar, '' Gayseriliyim '' diye övünür, Nevşehir'i, Nevşehirliyi hor görürdü. Babası burada memur muydu? Belki bir bankada muhasebeci, bilmiyorum. O bize değer vermeyince, küçümseyince biz de öğrenme gereği duymamışız.

Alaaddin Sırakaya arkadaşım anlatmıştı.

'' Cumartesi günü ahşamı dolaşmağa çıktık. Kiralık odama gidemiyom, çünkü köyden , Gızılcin'den gelen bi emmiyle dul gızı da bizde yatıp galhıyor. Adliye'de işleri var. Gezerken çarşıda , bahdım yeni bi film gelmiş. Tamam, hiç olmazsa bi 120 dakika bizi yaşadığımız sefil hayaddan uzahlaştırır didim. Gayserili İsmail Yağmur'a rastladım. Daha önceden biliyordum. Ayaggabısı içinde çorabı ikinci bi deri olmuş gibidir. Evleri caddeye yakın. Kimse kokudan rahatsız olmasın diyi uyardım onu. '' Şindi eve git, ayahlarını yıha, gel, çorabını değişdirmeyi de unutma haa! '' didim. İsmail gitti. On dagga gadar bekledim. Dışarda anlamadım. Biletleri alıp içeri girdik. Aman Allah ! Bi koku, bi koku, dayanılır gibi değil. Hani kokuşmuş, çürümüş peynir, çökelek olur ya çölmek içinde, öyle. Yanımıza gelenler durmuyor, uzahlara gidip oturuyorlar... Anladım, bu Gayserili oğlan ayağını yıhamamış. Gızdım.

'' Ben sana dimedim miydi, ayağını yıha, temiz çorap giy, gel diyi ? ''

Sırıddı bu...

'' Tamaam, ben didiğini yapdım işde yav. Bana inanmazsın diye de ayaamdan çıhardığım çorabı, bah, cibime goyup da getirdim. ''

Elinde salladığı bir çift çorap değil de, sanki zehirli gaz yayan, bayıltan bombayıdı ''

-----------------------

26 Ocak 2025. Ürgüp