“… İ’TİSÂM!..”

“… İ’TİSÂM!..”

(Mehdi/Deccal)

1980-84 yıllarında Marmara İlahiyat Fakültesinde talebeydim. Bu süre içerisinde birbirinden değerli hocalardan ders gördüm. İlmiyle, edebiyle ve ahlakıyla ziyadesiyle faydalandığım çok değerli hocalarım oldu. Onlardan biri de hadis dersimize gelen Prof. Dr. İsmail Lütfü Çakan’dı. Kendisini, öğretmenliğim müddetince örnek aldım. Ders anlatışı, talebeleriyle ilişkisi fevkaladeydi. Okuttuğu dersin güzelliği, yüzüne ve lisanına da yansımıştı.

İsmail Hocam, Sahi-i Buhari’den ‘Kitâbü’l-İ’tisam bi’l-Kitab ve’s-Sünne’ bölümünü okutmuştu. Ders anlatırken, ana kitabı esas alır, yanı sıra iki bazen üç şerhini de yanında bulundururdu. Hadislerin metnini ve manasını okuduktan sonra, söz konusu hadisle ilgili şarihlerin yorumlarını aktarırdı. O kadar candan anlatırdı ki, ders esnasında kendimi Mekke ve Medine sokaklarında, Efendimiz ve ashabıyla birlikte gezer gibi hissederdim. Aradan geçen kırk dört yıla rağmen o güzelliği hala hatırlıyorum.

Her insanda hocanın ayrı bir yeri vardır. Öyle sanıyorum ki, herkesin hocası/hocalarıyla muhtelif hatıraları da vardır. Tarihin önemli şahsiyetlerinden Büyük İskender’in hocası hakkında söylediği şu veciz söz ne kadar manidar: ‘Babam beni gökten yere indirdi, hocam beni yerden göğe yükseltti.’

İslam toplumunda daha belirgin olmakla birlikte, her dinde ve her tolumda hoca önemlidir. Bu sebeple çoğu zaman hocanın sözü, anne-babanınkinden daha muteber olabiliyor.

İstikamet üzere olan, hakkın ve hakikatin öğreticisi hocaların hakkı hiçbir zaman ödenemez. Yetişmemde emeği geçen hocalarımdan, ahirete irtihal edenlere rahmet, yaşayanlara da hayırlı ve bereketli ömürler dilerim.

İsmail Lütfü Çakan Hocamı ve ders anlatış tarzını bir kenara bırakıp bahsedeceğim konuya geçeyim.

Yukarda isminden bahsettiğim gibi Ramazan münasebetiyle okuduğum kitaplardan biri de İmam Buhârî’nin Sahih’i*. Kitabı hocamın okuttuğu (…i’tisâm…) bölümünden başladım.

İ’tisâm’ı kısaca tanımlayayım. Bu kelime ismini, Âl-i İmran süresinin 103. Ayetinden alır. Bahsi geçen ayette Cenabı Hak; ‘Ey müminler! Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılığa düşmeyiniz.’ buyurmaktadır.

İ’tisâm; ‘bir şeye el ile yapışıp tutmak ve tehlikeden korunmak’ demektir. Ayette geçen ipten maksat, Kur’an ve Sünnet’tir. O halde i’tisâm, kurtuluş reçetesi olan Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmaktır.

A- ‘Kitâbü’l-İ’tisam bi’l-Kitab ve’s-Sünne’ bölümün ilk hadisinde Resulallah (sav) şöyle buyuruyor: “Ümmetimin hepsi Cennete girecektir. Ancak imtina edenler hariç.”

Ashab-ı Kiram, ‘Ya Resulullah! İmtina edecekler kimler?’ diye sordular. Resulü Ekrem de “Her kim bana itaat ederse cennete girecektir. Her kim de bana asi olursa, o da (davetimi kabulden ve emirlerime itaatten) imtina etmiş olur (ve cennete giremez)” buyurdu.

B- İkinci hadis ilimle ilgilidir.

Abdullah b. Amr (r.a.) şöyle demiştir; Nebî (as.)’in şöyle dediğini işittim demiştir. “Allah ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla söküp almaz. Lakin cemiyetin ilim adamlarını bilgileriyle beraber cemiyet içinden alır. Artık kara cahil bir zümre kalır. O sırada halk bunlardan dini ihtiyaçlarını soracaklar, onlar da (şahsi) görüş ve arzularıyla cevap verecek hem halkı sapıtacaklar (idlâl), hem de kendileri dalalette kalacaklar.”

İmam Buhârî bu babın unvanında İsra Suresi 36. ayeti esas almıştır. Ayette Cenabı Hak; “Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp hesap gününde bunlardan sorguya çekilecektir.” buyuruyor.

İbni Abbas’ın yaptığı tefsire göre ayetin manası; “Hiçbir suretle bilmediğin bir şeyi söyleme!” şeklindedir. Bilmediğin konuda fikir beyan etme veya -bilmediğin şeyin ardına düşme- olaylar ve insanlar hakkında ileri sürülen mesnetsiz iddialara -ve dolayısıyla iftira ve yalan şehadete- olaylarla doğrulanmayan, tahmine dayanan beyanlara ya da elde doğru değerlendirilmeye yetecek veriler olmadığı halde bir takım toplumsal olay ve oluşumlara karışma. (1)

İslami ilimlerin, bunları bilenlerin ahirete gitmeleriyle zevale uğrayacağı; bunların yerini cahil bir zümre alarak hem kendileri dalalete düşeceği hem de halkı sapıtacağı zaman gelmiştir. Bugün gazete sütunlarına geçen dini mevzulara dair yazılar tam bir anarşi halindedir.

C- Üçüncü hadis, çokça tartışılan deccalla ilgili.

(…) Muhammed bin Münkedir (r.a.) şöyle der: Cabir, İbni Seyyad’ın deccal olduğuna yemin ederdi. “Ey Cabir! Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin” dedim. O da: “Ömer (r.a.) bunun deccalliğine Nebi (as.)’in huzurunda yemin ettiğini işittim. Halbuki Nebi (as.) Ömer’in yeminini reddetmedi.”

Hadiste adı geçen Seyyad’ın ismi Sâfî’dir. Eski zamanın kahinlerine, zamanımızın medyumlarına benzeyen bu şahıs, henüz ergenlik çağına gelmeden peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Garip halli birisiydi. Resûl-i Ekrem (a.s.), Hz. Ömer ve bazı ashabını da alarak o şahsı görmeye gitmiş; kehanetini anlamak için giderken yolda Duhân suresini gönlünde saklayarak bu kâhine soracağını bildirmişti. Vardığında Efendimiz (as.): “Haydi gönlümde senin için bir şey sakladım. Şunu bil bakalım?” dedi. Seyyad, ‘Gönlündeki ‘Duh’tur” dedi. Daha sonra aralarında bir dizi konuşma geçti.

Hz. Ömer Nebî (as.)’ın yanında; “Ya Resulullah! Vallahi bu deccaldır…” dedi. Peygamber (as.)’de bu deccal değildir demedi.

DECCAL

Bir şeyi örtmek, yaldızlamak, boyamak anlamındaki decl kökünden gelen bir sıfat olup, ‘ahir zamanda ortaya çıkıp, göstereceği harikulade olaylar yoluyla bazı insanları dalalete sürükleyeceğine inanılan kişidir. (2)

Tarih boyunca gerek Deccal ve gerekse Mehdi hakkında çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Hala sıkça gündeme gelmektedir. Ne hikmetse bunun gibi ezoterik meseleler insanların fazlaca dikkatini çekmekte.

MEHDİ

Doğru yolu bulmak, yol göstermek, rehberlik etmek anlamındaki hdy kökünden türeyen Mehdi, hidayete erdirilmiş, kendisine doğru yol gösterilmiş kişi demektir. Farklı bir tanıma göre ise; dünyanın sonuna doğru ortaya çıkıp hak inancı ve adaleti yeryüzüne hakim kılacağına inanılan kurtarıcıdır. (3) Mehdi telakkisi İslam’da çok tartışılan konulardan olmakla birlikte, hadis ilminin temel kaynaklarından olan Buhârî, Müslim ve Muvattâ’da bu konuyla ilgili hiç hadis yoktur. Belki de bu yüzden Ehl-i Sünnet ekolünde fazla rağbet görmemiştir.

Aynı konu, Şia’da adeta inanç esası gibi algılanmaktadır. 1979’da gerçekleşen İran inkılabından dolayı bazı Şiiler, gelecek olan mehdiyi geciktirdiği düşüncesiyle Humeyni’ye kızmışlardı.

İslam, rasyonalist, akla hitap eden, gerçekçi ve son dindir. İslam’da kurtarıcı beklemek yoktur. İnanmayanları ikna etmek için peygamberlere verilen mucizelerin dışında olağanüstülük, olağandışılık yoktur. Keramet kavramı ise III. Yüzyılda tasavvuf vasıtasıyla literatürümüze girmiştir. Keramette iddia ve meydan okumak yoktur. Mucizenin izharı, kerametin zuhuru söz konusudur. (4)

Mehdi konusunda en tatmin eserlerden birisi, Mevdudi’nin kaleme aldığı, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı kitabıdır.

Hülasa: İnsanı iyiye ve iyiliğe yönlendiren herkes ve her şey mehdi; hakeza insanı kötüye ve kötülüğe teşvik eden herkes ve her şey deccaldır.

Kur’an’ı ve sünneti rehber edinen Müslüman’ın ne mehdi beklentisi olur ne de deccal korkusu. Ahmet Belada

------0------

Kaynakça

· Diyanet İşleri Başkanlığı ‘Sahih-i Bûarî Muhtasarı TECRÎD-İ SARÎH Tercümesi ve Şerhi’ ismiyle yeniden neşretti

1- Muhammed Esed, Kur’an Mesajı

2- Bekir Topaloğlu-İlyas Çelebi, Kelam Terimleri Sözlüğü, İSAM Yay.

3- Age

4- Age