İYİMSERLİK ve KARŞITI
Yazılarımı okuyanlar bilir; iyimser bir insanım.
Göre İlkokulu'nda okurken ,ilerde güzel günlerde yaşayacağımızı düşünürdüm.
Ankara Üniversitesi DTCF'de öğrenciyken de ilerde daha rahat günler olacağını düşlerdim.
MTA'da çalışırken katı gerçeklerle yüzyüze geldim.
1970-71 Ders yılında sosyal bilgiler öğretmeni olarak Nevşehir'de ortaokulda görev yapmağa başlayınca ülkemizin içinde bulunduğu koşulları daha iyi anlamağa başladım.
Liselerde görev yaptığım Ürgüp ve Zara'da...
Üniversitelerde çalıştığım Fırat ve Dicle'de...
Katıldığım toplantılarda, seminerlerde, sempozyumlarda, ülkemizin dört bir yönünden gelen binbir meslekten insanlarla karşılaştıkça, yaşamın güllük gülistan olmadığını 30'lu yaşlarda daha iyi öğrendim.
Öğretmenken çevremi inceliyor, insanlarla konuşuyor, sonra daktilomla ( Bir tam aylığımı vererek ve babamın eklediği parayla almıştım ) araya karbon kağıdı koyarak üç kopya olarak yazıyordum.
İstanbul basını yazılarıma değer veriyor sanırdım. Yazdıklarımı fotograflarla, bizim Hüseyin'in kısa şiirleriyle , çizgilerimle daha çekici duruma getirdiğimi düşünüyordum.
Yaz dinlencelerinde İstanbul'a gidiyordum. Çantamda birçok dosya.
Yolculuk neyle yapılıyor ? Otobüsle...Günümüzdeki kadar değilse de, öğretmen aylığımla zorlanıyordum.
İstanbul 40 kulplu bir kazan, bir kulpundan da sen tut; sen de kazan.
Önceden mektuplaştığım gazete yöneticileri var...Akşam Gazetesi bir Sendika 'nın yayın organı. Yazı İşleri Müdürü kim ? İrfan Derman.
Harem...Karşıda Sirkeci...Ucuzun ucuzu bir otelde yıprak, tozlu, karanlık, kasvetli bir oda ( Hilton'da kalacak değilim ya ). Gücüm ona yetiyor. Halk işi lokantalarda yemek ( Konyalı'da , Beyti Kebap'ta, Hilton Roof'ta yiyecek değilim ya ).
Cağaloğlu yakın...Gazeteler orada. Akşam'ı ziyaret ediyorum. İrfan Derman ile önceden tanışıyoruz. Önceden gönderdiğim dizi yazılarımı beğenmiş ...Daha da olgunlaşmasını bekliyormuş...Çıkıp gelmişim taa Nevşehir'den. İnsan bir bedel öder. Yok. Neymiş ! Sendika işleri sıkıntılıymış. Mali bunalım. Gazete her an satılabilirmiş. Düzenli yazan köşe yazarlarına bile ücret ödenemiyormuş.Öğleyin, birlikte, çevredeki iyi bir restaurantta yemek...Kim düşünecek bunu ! Başının çaresine baksın bu fakir.
Gelmişken İstanbul'a, bir araştırma yapayım...Nevşehir, Ankara...Eşim Ürgüp'ten bir ilkokul öğretmeni. Hep iç bölgelerde çalışmışız. Oğlumuzu İstanbul'un varsıl ekin ortamında büyütmeyi neden düşünmeyelim. Acaba tayinimizi İstanbul İli'ne yaptırabilir miyiz ? Fakat kim bilir nereye verirler ? Şile mi olur artık; Yalova mı ? Çatalca mı ?
Evimize 2 bin TL giriyor. Yine gezip dolaşıp, röportaj şu bu, acaba, gazetelerle daha yakın ilişkiler geliştirip bunu 2 500 TL'ye çıkarabilir miyiz. Durakta bir taksi sürücüsü müşteri bekliyor. Düşüncemi ona açıklıyorum. Bana acıyarak bakıyor. '' Vah zavallı ! Nasıl da saf ! '' Böyle konuşmuyor, ama anlıyorum.
'' Mümkün değil be ağbi ! Ben 3 bin TL kazanıyorum ortalama. Hiçbir fuzuli masrafımız yok. Hanım evde, bir kızımız var. Zor geçiniyoruz. ''
Vaaay ! Taksi sürücüsü, belki ilkokul diplomasını, dışardan bitirerek almıştır. 3 bin TL kazanıyormuş. Sen de fakülte mezunuyum diye öğün bakalım.
Anlaşıldı. Ne gazetelerden hayır var, ne de İstanbul okullarında öğretmenlikten... Dön aslanım, dön köyüne !
Ben de öyle yapıyorum.
Yıl 1973 idi...
-------------------------------