Karanlıktan Aydınlığa: 19 Mayıs ve Zihinlerin Özgürlük Savaşı
İnsanlık tarihi, yalnızca toprakların ve sınırların paylaşıldığı askeri savaşlardan ibaret değildir; en büyük savaş, her zaman zihinlerde, dogmalar ile gerçek arasında yaşanmıştır. Yüzyıllar boyunca insanoğlu, çevresini ve yaşamını sorgulamadan, hazır şablonları ve körü körüne inandığı dogmaları hayatının merkezine koymuştur. Bu ritüeller ve sorgulanmayan inançlar, bireye sahte ama güvenli bir liman sunar.
Bu durum, Platon’un ünlü Mağara Alegorisi’ndeki insanların durumundan farksızdır. Mağaranın karanlığında, duvara yansıyan gölgeleri gerçek sananlar, zincirlerini kırıp dışarı çıkan ve güneşi (gerçeği) gören ilk insanın getirdiği haberlere inanmak istemezler. Çünkü ışık, gözlerini acıtır; konfor alanlarını yıkar ve gerçeğin çıplaklığı canlarını yakar. Kendi karanlık kuytularında miskince yaşamayı, ışığın getirdiği sorumluluğa tercih ederler. Ne zaman bir yerden zihinleri aydınlatacak bir ışık sızsa, hemen orayı kapatıp kendi sinmiş dünyalarına geri dönerler. Ancak tarih bize göstermiştir ki, ışığın zamanla her yeri aydınlatma gibi kaçınılmaz bir gücü vardır.
Cehalete Karşı Çift Cepheli Bir Mücadele
İşte 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Samsun’a ayak bastıklarında, önlerinde sadece işgalci düşman orduları yoktu. Onlar, bir ulusun kurtuluşu için en temel ihtiyacın özgürlük olduğunu haykırırken, parolalarını net bir şekilde koymuşlardı: "Ya istiklal ya ölüm!" Bu, esaret altında bir gölge gibi yaşamaktansa, özgürlük ışığında yok olmayı göze alanların tercihiydi.
Ancak o dönemde Mustafa Kemal’in karşısındaki en büyük zorluk, sadece cephedeki düşman değildi. Çevresi, beyni dogmalarla uyuşmuş, hayatı ve esareti sorgulamamış, inandığı şeyin ne olduğunun bile farkında olmayan kitlelerle doluydu. Büyük Önder, bu çift cepheli savaşın farkındaydı:
Dış Cephe: Vatanı işgal eden yabancı kuvvetler.
İç Cephe: Zihinleri işgal eden dogmalar ve köhne zihniyet.
O, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle önce dağınık kuvvetleri bir merkezde topladı, milletin iradesini temsil eden Meclis’i kurdu, düşmanı yurttan attı ve tam bağımsız bir Cumhuriyet yarattı. Zihinsel esarete karşı ilk büyük darbe böylece vurulmuş oldu.
Unvanların Arkasına Saklanan Cehalet
Cumhuriyet kurulmuş olsa da, neye niçin inandığını bilmeyen, körü körüne bağlandığı dogmalardan kopamayan o "mağara insanları" hiçbir zaman tatmin olmadılar ve bugün de olamıyorlar. Üstelik bu zihniyet, zaman içerisinde farklı makam ve mevkilere gelmiş kişilerin ruhunda da varlığını sürdürdü.
Atatürk’ün şu muazzam tespiti, tam olarak bu noktaya ışık tutar:
"Biz cahil dediğimiz zaman, mektep okumamış insanı kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir."
Bugün diplomaları, unvanları veya koltukları olan ancak gerçeği göremeyecek kadar gözleri körleşmiş insanlar mevcuttur. Cumhuriyetin, özgürlüğün, dünya ülkeleriyle eşit ve hür bir şekilde yaşama ayrıcalığının değerini bilmek yerine; hâlâ "kula kulluk etmek" için mücadele eden, neyi neden istediğini bilmeyen zihniyetler maalesef aramızda yaşamaya devam etmektedir.
Sonuç: Işığın Kaçınılmaz Zaferi
19 Mayıs, sadece bir takvim yaprağı ya da geçmişte kalmış bir anı değildir. 19 Mayıs; dogmalara karşı aklın, esarete karşı tam bağımsızlığın, mağaranın karanlığına karşı güneşin ilk sığındığı gündür.
Bugün bizlere düşen görev, Atatürk’ün yaktığı o ışığı elden ele taşımak, zihinlerimizi dogmaların prangalarından kurtarmak ve Cumhuriyetin kazanımlarına fikren, ilmen sahip çıkmaktır. Unutulmamalıdır ki, karanlık ne kadar derin olursa olsun, ışık her zaman sızacak bir yol bulur ve eninde sonunda her yeri aydınlatır.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!