Kütüphanenin Üzerimdeki Etkileri

Kütüphanenin Üzerimdeki Etkileri

Kitapları ne kadar sahiplenirsiniz? Okumuş olmam yeter bana, emanet kitap okurum der misiniz yoksa okuduğum kitaplar muhakkak kitaplığımda olmalı diyenlerden misiniz? Ben ilk önce okuduğum kitaplar muhakkak kitaplığımda olmalı diyenlerdendim, bu düşüncemi değiştiren kitaplığımın dolması oldu. Gönlüm el vermedi kitaplarımı sıkıştırarak koymayı, olan kitaplarıma zarar vermemek adına yeni kitaplar almama kararı almıştım. 2025’in son günlerinden bu yana kütüphaneden okuyorum. Sadece bu ay kütüphaneden kitap almadım, elimde olan kitaplara öncelik verdim (ne kadar kitaplarıma zarar vermemek adına, yeni kitaplar almama kararını versem de bazen kaçamaklar oluyor). 2026’nın haziranı dışında, genel olarak okumalarımı Nevşehir İl Halk Kütüphanesinden yaptım. Bu yazımda kütüphaneden okuduğum kitaplardan, kütüphanenin bana kattıklarından bahsetmek istiyorum.

Neredeyse 6 ay içinde 19 kitap almışım kütüphaneden, 14’ünü okurken 5 tanesini yarım bırakıp iade etmişim. Kütüphaneden okuduğum ilk kitap Eylül’dü. İlk psikolojik romanımız (ve 2026’nın ilk Fib Haber yazısıydı). Zaten kütüphaneden okumak istememin nedenleri ilkler ve klasiklerdi. Kütüphaneden rahatlıkça bulabileceğimi biliyordum ve kütüphaneden okuma istememin diğer nedeni ise okuma hızımı arttırmaktı.

Kitap okumayı severim, düzenli okumaya gayret ederim ama bazen derslerden dolayı okumadan geçen günlerim oluyordu. Kütüphaneden kitap almaya başladıktan sonra, emanet kitabın verdiği duyguyla hemen okuyup teslim etmek isteğiyle okumadan geçmeyen bir günüm olmadı. Bu duygu her okurun hissedeceği, yaşayacağı ve faydasını göreceği bir duygu olduğunu düşünüyorum. Öte yandan kütüphanede bulunmak bile insanı okuma ya da çalışma konusunda motive ediyor. Kütüphanenin o sessiz, her yanı kitaplarla dolu ortamı, atmosferi sayesinde. Ayrıca kütüphane sadece ödünç kitap alınan, ders çalışılan bir yer değil. Etkinliklerinde yapıldığı, sosyal bir ortamın sağlandığı yerdir aynı zamanda. Şimdi de gelelim kütüphaneden okuduklarıma…

İlklerden 4 kitap aldım (Eylül, Cezmi, İntibah ve Araba Sevdası), ikisini okurken ikisini yarım bıraktım. Onun dışında merak ettiğim klasiklere, herkesin okuduğu ama benim okumadığım kitaplara yer verdim. Mesela aklıma ilk gelen Şeker Portakalı. Okumadan önce abartıldığını düşünür, en nihayetinde çocuk kitabı derdim ama okurken gözümden yaş gelmiş olabilir. Klasiklerden merak ettiğim kitaplar olduğu gibi tekrardan, yıllar sonra okuduğum kitaplar da oldu kütüphaneden. Mesela Ölü Ozanlar Derneği gibi. Dünyaya bir kitap önerme hakkım olsaydı bu kitap, Ölü Ozanlar Derneği olurdu. Anormalin normal, normalin ise anormal göründüğü bir zamanda önerilecek en güzel kitap olduğu kanaatindeyim. Merak ettiğim, tekrardan okuduğum kitapların yanı sıra kütüphanedeki görevlinin önerdiği kitaba da yer vermiştim. Uğultulu Tepeler’i okumamıştım, görevlinin sayesinde okumuş ve kitap hakkında bir gerçeği öğrenmiştim: Yazarımız Emily Bronte eserini bastırabilmek için bir erkek ismi, Ellis Bell kullanmıştır. Çünkü o zamanlarda kadın yazar olmanın zorlukları varmış. Düşünsenize… Uğultulu Tepeler gibi bir roman yazıyorsunuz ama kendi adınızı kullanamıyorsunuz. Buradan o görevliye de teşekkür ederim, önerisi için. Uğultulu Tepeler, unutamayacağım eserler arasında yer aldı. Velhasıl ben kütüphanenin üzerimdeki etkilerini, artılarını yazmak istedim. Tabii kütüphanenin artıları yaz yaz bitmez, kütüphaneler zenginliklerle dolu ama ben yazımın sonuna geleyim ve Nevşehir İl Halk Kütüphanesine teşekkürlerimi sunarak yazıma noktayı koyayım.