LALELER

LALELER

Lale (Tulipa Sp.) güzel bir çiçeğin adı olarak kalmamış, bahçesine lalezar denmiş, Osmanlıda bir devre adını vermiştir. Kültürümüzde gül sevgili peygamberimizi temsil ederken, lale bayrağımızı temsil etmiştir. Sanat da; Minyatür, ahşap işleme, tezhip, ciltleme, hatta suya yazılan ebru da bile lale işlenmiştir. Tek çiçek açan bu soğansı ve çok yıllık bitkinin 15-20 gün gibi kısa bir süresi olmasına rağmen bu bitkiyi dünyaya sevdiren elbette ki güzelliğidir. Bir soğanını çiçeğine ayıran bitki devamlı sürece yavrular ve çoğalır. Türkiye’de yabani olarak 18 tür lalenin yetiştiğini biliyoruz.

Osmanlı’da meşhur olunca bu çiçeği Avrupa’da tanımıştı. Bizde ise Lale Devri ile birlikte Lalezarlarda (Lale bahçesi) yok oldu. Damat İbrahim Paşa’ya istinaden Nevşehir’in simgeleri arasına giren lale 300 yıl kadar sadece meraklılarının bahçelerinde ve parklarda sessizce bekledi. . Hoş! Hollanda soğanlarını Osmanlıdan getirip yetiştirmiş, lale hakkında dünyada söz sahibi olmuştu. Bu sayede hem ekonomisine, hem ülke peyzajına katkılar sağlamıştı. Bıldır kıymetini en nihayet Türkiye’de anlamış durumdadır. Zira bu bitkinin çiçeklerinden gıda boyası elde ediliyor ve birçok alanda kullanılıyordu.

İlkin Trakya tarlaları renga renk lalezarlara dönüşürken, haberler Konya’dan da geçilmeye başlamıştı. Bu ürünün gıda boyası olması demek köylüye ürün, işçiye istihdam, fabrikalarımıza kendi öz varlığımızdan hammadde, tarlalarımıza güzellik, insanlarımıza çalışma şevki ve neşe getirdi.

Gıda boyasının kullanım yelpazesine bir göz atalım. Dondurma, pasta ve çeşitleri, şeker ve şekerlemeler bunların başında gelmektedir. Ayrıca, giyim sanayinde çeşitli zararlı kimyasalların yerine de kullanılabilmektedir. Doğru politikalar ve doğru yönetimlerle bu ürün önemli bir ihraç ürününe dönüşerek pek çok insanımızı istihdam edeceğe ve ülke kalkınmasında önemli katkılar sağlayacağa benzemektedir.

Hani aklıma patates ve patatesçiler geliyor. Zaten bu makalemin özünde de bu üreticilerimiz bulunmaktadır. Patates üreticilerimiz eğer lale tarımı yaparsa ne kazanıla bilir bir bakalım. İlk etapta sulamadan ve elektrik paralarından kurtulurlar. Zira lale sulama istemeyen bir bitkidir ve Nisan ortalarında çiçeklerini gösterir. Bu o tarlanın Nisan ortalarında işinin bittiği demektir. Yöre tarlaları patates böceğinden kurtulur. Zira lale bu böceğin ilgisini çekmez. Emek tasarrufu demektir. Tam bir aile işletmesi olduğu için tüm aile zevkle çalışır. Tohuma da sonradan para vermedikleri gibi lale soğanı da satıp gelir elde edebilirler. Sadece 3. Senenin sonunda soğanların seyreltilip tarlanın düzenlenmesi gerekir. Yıllarca patatesten yorulan tarlaların dinlenmesi de topraklarımıza bir nefes aldıracaktır. Bu durumun olması halinde yöresel su kaynaklarımız çoğalma eğilimine girecektir. Yöremizin turistik bir bölgede bulunduğunu da düşünecek olursak olay daha cazip bir hale gelecektir. Çiftçilerimizin ikinci ürün yetiştirme fırsatı da tanır. Araştırmaya değer bu konuda ilk aklıma gelen mercimektir. Okuduğum makalelerde ikinci ürün olarak mercimeğin adı geçmektedir. Zira en kısa zamanda ürün vere bilme kabiliyetinde olan bitkiler arasında adı geçmektedir. Zahir, marketlerden aldığımız mercimeklerin menşei ülkesi genelde Kanada yazmaktadır. Mercimeği alınan bitkinin otsu kısmı küçükbaş hayvanların beğenerek yediği bir ürüne ulaşması da cabasıdır.

Doğru politikalar gerçekten önemlidir. Tarım girişimcileri yeni ürünlere yöneliyor. Ürettikleri ürünlerin basında ve çevrede sözü edildiği gibi gelirleri olmazsa, yine ürünleri elinde kalırsa, üreticinin en büyük zararı cesaretlerinin kırılmasında gerçekleşiyor. Neticede bildiği ürünün tarımını yapıyor ve gelişine hayatlarını yaşıyor. Bu yüzden kalkınma olmuyor.

Bir ara tavşan furyası vardı. Televizyonlarda bu üreticilerin nasıl para kazandığı anlatıldı duruldu. Türkiye’yi bilmem ama yöremizde pek çok insan bu konuda girişimde bulundu ve zarara uğradı. Zira tavşan tüyünün pazarı bulunamadı. Sağlam organizasyonlar yapılamadı. Oysa Çin bu konunun üzerinde dünyada söz sahibi olduğu söylenmektedir.

Önce satım organizasyonlarının yapılması yöremiz üreticilerinin alternatif tarıma geçmesinde en önemli unsur olacaktır. Bütün üretici kesimlerin en büyük sıkıntılarından biri de sattıkları ürünlerin paralarını alamamalarıdır. Bu konuda bir tekstilci dostum:” Türkiye’de yapılacak en güzel iş, işsiz gezmektir.” Demiş ve beni kızdırmıştı. Bu ayrı bir sorundur ve kalkınmamız önündeki en önemli engellerden biridir.

Lale ekimlerinin ciddiyeti, istihdamı ve gücü hakkında halkın bilgilendirilmesini isterdim. Zira konuştuğumuz köylülerimiz; “Alım garantisi olan ürünleri gözü kapalı ekeceklerini” söylemişti.

Laleden öte günümüzde salep tarımı yükselmeye başladı. Safran ona keza adını duyurmaktadır. Bazı kesin hüküm sahibi insanlarımız “Burada yetişmez.” Dediklerinde; “Niçin !” Diye sorarım. Cevapta vermezler. Oysa safran olsun, salep olsun Elementi İran/Turan bitki topluluğuna ait bitkilerdir. Safran baharatların açık ara en bahalısıdır.

Devletin kurumları böyle oluşumlarda halkı aydınlatmaya, ürünlerin satışında yardımcı olmaya, hali hazırdaki tarımı geliştirmeye çalışması görevlerinden biri olduğuna inanmak istiyorum. Yurdumuz insanlarında özellikle gençlerimizde istihdam açığı bulunmaktadır. Birçok ekenek bölgelerimiz harap bir şekilde boş durmaktadır. İşletmenin oluşa bilecek şartlarından en önemlileri atıl bir vaziyettedir. İhtiyaç olan ise bilgi ve emektir. O da fazlasıyla vardır.

Sanırım insanımız böyle işlerin tarımını görmesi, kar getirdiğine de ikna olmasından sonra bu tür tarımlara geçmesi sağlanacaktır. Dediğimiz gibi sağlam ve samimi bir satış ağı organizasyonu olduğunda hayata geçecek olan her işletme diğer insanlarımıza örnek olacağı gibi istihdamı artıracak, milli geliri de çeşitlendirecektir. Yukarıda laleden gıda boyası imalinin kullanımını anlatmıştım. Bunlar yazılı verilerdir. Salep hiçbir şey olmasa dahi dondurmanın temel malzemesidir. Dünyada en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Türkiye olarak kullandığımız salebin ancak % 30 unu üretiyoruz. % 70 İran dan alıyoruz.. Tarımı soğan tarımıyla hemen hemen aynıdır. Kuyudan su çekmek yok, elektrik gideri yok. Burada bahsettiğimiz konular esas ürün olan hammaddedir. Bunların işlenmesi de ayrıca gelir ve istihdam demektir. Hollanda laleyi ekip dikerken sadece tarlalarını renklendirmek için yaptığını mı sanıyorsunuz. Üstelik Hollanda ufak bir yer, dolayısı ile tarlaları kendine göre daha kıymetlidir. Bu durumda dahi bu tarımı yapıyorsa, gelirinin kallavi olduğunu da düşünmek gerekir.

Safranı pek araştırma imkânı olmadı lâkin lale gibi renkli çiçekleri vardır. Lale bir çiçek verirse, safran 10-12 çiçek veriyor. Safran baharatı, bir ölçü katıldığında en az 2000 kat suyu boyadığı söylenir. Şifalı özellikleri bulunan bu bitki evlerde saksılarda yetiştirilecek olursa; Eve güzel bir peyzaj sunmasının ötesinde yemeklerde ve içeceklerde de katkı sağlamaktadır. Bu gibi bitkilerin tanıtımında bunların da anlatılması gerekir. Zira işletmecilikte istek ve ihtiyaçlar bahsi aşılamazsa bu tarımın satışı sağlanamazsa böyle projeler çöp olurlar.

Tarihimizin belli bir dönemine adını veren lale sembol olmuş, Yıkılmamak için Osmanlının son çırpınışlarının sembolü halinde tarihte yerini almıştı. Günümüzde Lale devrinin de yanlış anlaşıldığını görmekteyiz. Rahmetli Damat İbrahim Paşa uzun ve yıpratıcı savaşlardan sonra yurdu kalkındırmak için Matbuayı getirmenin yanında, cam fabrikası açmış, bir takım yenilikler getirmeye çalışmıştı. Oysa liyakatsizlik, yeniçerilerde bitmek tükenmek bilmeyen isyanlar, dönme paşaların ve rantçı rütbelilerin her şeyi başka taraflara çekmesi, sonunda da İbrahim Paşanın şehit edilmesiyle sonuçlanmıştı.

Koçibey Risalelerini ve Reşat Ekrem Koçu, o günleri anlatan kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. En çokta siyasilerimizin ve karar vericilerimizin okumasını tavsiye ederim. Zira geçmiş günümüzün aynası olmamalıdır. Tarih ibret alınması için yazılır ve okutulur.

Pancarlık vadisi- Ortahisar. Dedeoğlu arşivi

Göreme sırtları. Uçhisar Kalesinin görünümü. Dedeoğlu arşivi

Pancarlık vadisi Ortahisar. Dedeoğlu arşivi

Karaya vadisi. Avanos yolu üzeri. Dedeoğlu arşivi

Pancarlık vadisinin Ortahisar ucu. Ortahisar kalesinin görünümü. Dedeoğlu arş.

Yöremizden fotoğraflar. Kaynak; Dedeoğlu arşivi.