NEVŞEHİR PAZARININ GÜNÜMÜZ VE TARİHTEKİ ÖNEMİ

NEVŞEHİR PAZARININ GÜNÜMÜZ VE TARİHTEKİ ÖNEMİ

ŞAM… BEYRUT… NİĞDE… BOR.

Nakliyecilik binlerce yıldan beridir devam etmektedir. Nakliyecilik hayat döngüsünde önemi çoktur. Yöremizin İpek yolu üzerinde olması bu nakliyeciliğin daha da ivme kazanmasına neden olmuştur. Ayrıca Nevşehir, Türkiye’nin tam merkezinde bulunması da Şehrimize ayrı bir lojistik kolaylığı sağlamaktadır. Bir deyişle coğrafya hem kaderi olmuş hem de mesleği… Nesiller kervanlarla beraber, lojistiği, üretimi, coğrafya, matematik gibi birçok hayat dersini hayatın içinde pişerek öğrenmişler. Yöre insanımıza seyahat kolaylığı sağlaması da bir avantaj olarak değerlendirile bilir. Tobada Hitit devleti yöremizde çok bulunan “obzityen’i” ihraç etmeyi bilmiştir. Nakliyeciliğin karada olduğu gibi sularda da yürümesi kolonilerin de oluşmasına neden olmuştu. Kızılırmak üzerinde Asur ticaret kolonilerinin kurulması da tesadüf olmasa gerektir.(1) Burada coğrafi özellikler de öne çıkmaktadır. Yolların kesiştiği yerlerin yanı sıra Kızılırmak’ın varlığı da bu konuda önem arz etmektedir. Ticaretin denizlerde de yürümesi ticarete başka bir boyut da kazandırmıştır. Denizlerde; Ticaret gemilerinin yanında, devamlı birbirleriyle devamlı savaş halinde olan imparatorluk güçleri, korsanların görülmeye başlaması denizleri riskli coğrafyalar haline getirse de ticaret de bu karmaşalarda yine yolunu bulmuştur. Ticaret ürünlerinin daha pahalı olması sanırım bu açığı kapatmıştı.

Ticaret sirkülâsyonu içerisinde; Develerin, atların yani kervanların lojistik ihtiyaçları başka başka sanat ve zanaatların da yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bu ürünler aynı zamanda da ticaret ürünü olarak kabul edersek gerçek bir anlamda kalkınmadan da söz edebiliriz. Bunları örneklerle süsleyecek olursak; Keten ve dokuma, nalbantlık, saraçlık, yün, kıl, keçe, çaput gibi ürünlerin yanı sıra değirmen taşı ve çeşitleri, hayvancılık (Celepliğin de yöremizde oldukça ileri olduğu kayıtlardadır.) Birde uzaklardan gelip uzaklara giden malların hacmini de düşünecek olursak Nevşehir’in önemi daha da öne çıkmaktadır.

Tarihle uğraşanlar sadece geçmişi araştırmış, o günü kayıt altına almışlardır. Oysa yarın, hatta yarından daha sonraki günler bile bir gün tarih olacağı kesindir. Evliya Çelebi’nin, Nevşehir’den geçerken tarihe kayıt ettiği küçük bir not birçok tarihçimize kaynak olmuştur. Oysa Evliya Çelebi Nevşehir’in tarihiyle değil de yaşandığı günü kayıt altına almasının önemi aradan yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Neyse ki günümüz yazar ve çizerleri oldukça fazladır. Evliya Çelebinin önemi, seyahat ettiği yerleri o zaman dilimi içinde anlatıp, tarihe sadece o gün için kayıt düşmesidir. Zahir, gezdiği yerlerin tarihlerinden haberler verirken o zamanki yaşayanlardan öğrendiği için, yazılarına bu konuda oldukça derinlik kazandırmaktadır. Başka bir seyyah Peri bacalarını ve çevresinin resimleriyle beraber kayıt etmiş Avrupa’da kitabı bastırmış, baştan kralları ve çevreleri buna inanmak istememiş. Sonunda İstanbul sefirini yöreye seyahat ederek, bilgi ve belgelerin doğruluğunu teyit ettirmek istemiş, Sefir (Elçi) yöremize gelerek coğrafyanın doğruluğunu kendi devletine bildirmişti. Asyanın içlerine kadar giden Marko Polo, gerçek ve gerçek dışı seyahatnamesi, İbn-i Batuta gibi zamanın o günlerde işlediğini anlatması… Bu tür yazılar gezi yazıları kategorisinde yerini bulmuş, en heyecanlı kitaplar arasında yerini almıştı. Seyyahlar da çoğu zaman kervanlarla hareket ettiğini unutmamak gerekmektedir.

Yöresel tarihimizde; Yer adları, Borus Çayı gibi günümüzde anlamını bulamadığımız adların o tarihlerde herkesçe bilindiği kabul edildiği için yazılmadığına inanıyorum. Ayrıca; Karakalemcilere, minyatürcülere ve çeşitli sanatkârlara resimler, tasvirler de yaptırıla bilirdi. Zira Osmanlının her türlü imkânı ve gücünün olduğuna da inanıyorum. Günümüzde böyle çalışmaların kültürümüzü, el sanatlarımızı, mimarimizi ve bunun gibi nice konularda daha uzun mesafeler kat edeceğine de inanmaktayım. Tablolarda; Akdeniz evleri, Avrupa’da keza mahal resimleri çok bulunduğu halde, yöremizde özellikle taş evlerin, yerleşke detay resimleri yok denecek kadar azdır.

Tarihimizde sanat ve zanaatların yaşanan güne göre değişiklik gösterdiğini de görmek mümkündür. Bakır kapların, halıların bir zamanlar çok kıymetli olup günümüzde fabrikasyon üretimin sayesinde o kadar kıymetli olmadığı gibi… Bir zamanların çok kıymetlisi olan krizme bağların günümüzde harap olması gibi…

Damat İbrahim Paşa’nın örnek şehir olarak yaptığı bu şehrin fonksiyonlarını çok iyi inceleyip, bu gibi yerleşkelerin çoğalması Osmanlı için de hayırlı bir iş olacaktı. Osmanlının 1700’lü yıllardan sonra başının derdine düşmesi, bitmez tükenmez savaşlar, dünyada emperyalizmin yükselişi, Avrupa’da sanayi devriminin olması buna Osmanlı’nın ayak uyduramaması tüm yurdu etkilediği gibi Nevşehir’i de etkilemiştir. Burada yine Damat İbrahim paşanın kalkınma ve sanayileşme çabaları göz ardı edilemez.

Bu kadar renkli geçmişte Pazar yerinin belirlenmesi de bu seremoniye layık bir şekilde olmuş ve fermanla tarihe işaretlenmiştir. İpek yolu üzerinde bulunan ve kayıtlarımızda beşin üzerinde hanı bulunan Nevşehir Pazar yerinin tescili, zaten malum olan gerçeğin tescili olarak kabul edilmelidir. “Marvider” 1913 Yılında, Nevşehir’de; Pazar ve Pazartesi günleri büyük bir pazarın kurulduğunu yazmaktadır. Yine aynı seyyah; XIX. XX. Başlarında İstanbul-Ankara demiryolunun yapımından önce, Nevşehir pazarlarının daha zengin olduğunu yazmaktadır.(2)

Ticaretin fonksiyonlarını ve hacimlerini sektörel olarak inceleyecek olursak;

ÇERÇİLER

Meslekler konusunda celep, çerçi gibi işler tekrar ele alınacaktır. Makalenin bütünlüğünü bozmamak adına bu mesleklerin Pazar değerleri ve katkıları sunulmuştur.

Çerçi gibi küçük esnaflar karşımıza çıkmaktadır. Eşeği veya bir at arabasıyla ticaret yaparlardı. Genelde mal trampasına (Değiş-tokuş) dayanan bir ticaret yolu idi… İnsanlardan para istesen bulunmasa da, arpası, buğdayı, eski bakırı, çaput, yün gibi ürünler mutlaka bulunurdu. İnsanların küçük ihtiyaçlarını yerinde görür, trampa ettiği malları da ayrıca değerlendirirdi. Çerçilerin potansiyel Pazar saydıkları yerlere sıkça gitmeleri, çeşitli siparişler alabileceği gibi güven ve tanınmışlığını da perçinlermiş. Bazı köylerimizde de çerçilik oldukça yayılmış bir iş kolu idi. Bu insanların hemen hemen her yerde tanışları, dostları bulunurdu. Çerçiliği tarif ederken yakın çevrelerden bahsetseler de, Konya’nın Eşme Kaya’dan, Ankara köylerine kadar çerçiler gider gelirlermiş. Tüm Anadolu kendi insanı, her köy, her kasaba ticari bir potansiyeldir. Çerçilerin sohbetleri ve sözleri de sayılıp sevilirmiş. Akşamları köy odalarında civardan haberleri, güngörmüş sohbetleri çerçilerden dinlerlermiş. Yükleri biriktiği zaman belli köylerde seyyar depolar kurar, seferine devam edermiş. Satılan malları ise günlük kullanıma uygun mallardı. Nevşehir’de günümüzde Çerçi soyadını taşıyan insanlarımız bulunmaktadır.

CELEP

Celepler hayvan alıp satan kimselerdi. Oldukça zor ve meşakkatli bir iş olan celebin bir ayağı zaten gurbetti. Uzak diyarlardan toplanan hayvanlar Nevşehir ve köylerinde pazarlanırdı. Veresiye verilse, birde mevsiminde tahsile çıkılırdı. Osmanlı’nın son zamanları ve Cumhuriyetin ilk yılları, kontrolün yetersiz olduğu dönemlerde eşkıyaları, kapanan yolları, tipi boranları da hesap edersek, Nevşehirlinin ekmeğini kazanması oldukça zor olduğu görülmektedir. Osmanlı kayıtlarında İstanbul’un hayvan toplama merkezlerinden birinin de bölgemiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Hayvan pazarının ve aktif elemanlarının bölgemizde bulunması halı, kilim, deri, filik sanatını ve piyasasını canlandırmada etkili olmuştur. Zira ortamda aktif bir Pazar bulunmaktadır. Köylerimiz ve kasabalarımız dâhil aile veya daha büyük işletmeler ucuz veya bedava hammadde ile çalışma imkânları da mevcuttu.

TARIM

Tarımda ticareti desteklemekteydi. Üzüm, kaysı ve buğday yaygın bir şekilde yapılan tarımlardandı. Osmanlı saraylarında en muteber tatlılardan biri yöremizde üretilen ve “Gün balı” denilen bir üzüm ürününden bahsetmesi beni oldukça heyecanlandırmıştı. İnsanlarımız ta Şerefli Koçhisar düzlüklerinden, Aksaray ovalarından beri buğday ekmelerinin hikâyeleriyle büyümüştük. Bunlardan başka keten, ızgın, cehri gibi ürünlerin üretimi de yapılmaktaydı. Bu gün sadece yağhane adı altında hatıra babında tezgâhlar kalmıştır. Örnek ketenden elde edilen bezir yağı kullanımı o zamanlar oldukça yaygındı. Kayalık ve hiçbir şey yetişmeyen yerlerde cehriler halı ve yağ boyamada kullanılan harika bir sarı renk verirdi. Keza Kökboyası dediğimiz bitki kırmızı renk verirdi. Bu renk Avrupa da Türk kırmızısı olarak tanınmaktaydı. Keza mavi renk, Çivit otundan elde edilir ve Anadolu’da oldukça yaygın olan bitkiydi. İnsanlarımız bu bitkilerden emeği ile boyalar elde ederdi. Bu renklerin piyasa değerleri de vardı. 1900 Yıllarda kimyasalları bulununca cehride ve öteki bitkilerde unutulmaya başlanmıştı. Keza kayısı ve bademden elde edilen yağın kullanım amaçları ve yerleri oldukça çeşitli olduğundan iyi para ediyordu.

Daha başka boyalar dâhil halı kilim ve çeşitli dokumalarda kullanıldığı gibi satılıyordu. Sanırım Nevşehir boya konusunda mordan diye anılan ağır metal tuzlarını dışarıdan getirdiklerini düşünüyorum. Bu tür malzemeler aktarlardan kolayca bulunsa da, bu tür işlerle uğraşan halkımızın mordana o kadar da önem vermediği söylenmektedir.

Nevşehir pazarının potansiyel gücünü incelerken, Niğde taraflarından buğday öğütmeye çeşitli araçlarla geldiklerini de öğrenmiştik. Bu durum pazarımızın potansiyeli olarak gördüğümüz gibi kervanlarında buğday ürünlerini başka memleketlere ihraç ettiklerini da düşünmemiz lazımdır.

O zamanlar İstanbul’daki Nevşehirlilere bakacak olursak Hıristiyan tebaanın peynir sektöründe, Müslüman tebaanın ise helvacılıkla uğraştıklarını kayıtlardan anlıyoruz. Müslüman tebaa ayrıca sarayda da hizmet vermekteydi. Örnek Damat İbrahim Paşanın akrabaları da aynı sektördeymiş. İbrahim Paşadan sonra da Nevşehirliler, sarayda sağlam bir yapı oluşturmuşlar, Osmanlının lav edildiği tarihe kadar da sarayda hizmet vermişler. Osmanlıdan sonra bir kısım saraylılar Nevşehir’e dönmüşler. Efendim, kos koca Osmanlıdan bahsediyoruz. Nevşehir’in önemi her zaman olmuştu. Nevşehir’in önemi hakkındaki parametrelerin başka bir makalede incelenmesi daha uygundur diye düşünüyorum. Günümüzde de İstanbul’da yaşayan Nevşehirliler, inanın Nevşehir’de yaşayan Nevşehirlilerden daha çoktur.

Konuma dönecek olursak, Hıristiyan tebaanın ürettiği şaraplar Avrupa piyasasında rağbet görmekteymiş. Keza sirkelerimizin kalitesini herkes bilirmiş. Atalarımız şarapla pek uğraşmamışlar lâkin üzümün ana yapısı olan pekmez ve kuru üzüm aranan ve satılan ürünlerimizden olmuş. Nevşehir pazarları ürünleri çeşitlendirerek potansiyelini artırdığı gibi kalkınmanın insanımıza da yansımasını sağlamışlardı. Osmanlının zor günlerinde tüm bu kazançların azaldığını da görmekteyiz. Zira Nevşehir’in çocukları o savaştan o savaşa koşmuşlar adeta var olma- yok olma kavgasına girişmişler. Ticaretin sekteye uğramasıyla Nevşehir kapalı sistem olan Aile ekonomisini geliştirmiş. Öyle durumlara da uyum sağlamaya çalışmışlardı.

KERVANLAR

Deve kervanlarının binlerce yıllık saltanatları hanlarda, yollarda, çöllerde, dağlarda çınlamış medeniyetlere hayat vermiş, insanların en önemli gelirlerinden olmuşlardı. Kervanların olmasa olmazı develerdi. Zira hem yük taşıyor hem de etinden, sütünden, tüyünden faydalanılıyordu. Develerde üreme yolu ile çoğalıp sahiplerinin kar yelpazesinde en kıymetli yerde durmasını da biliyordu.

Kervanlar kombine bir oluşum olduğu için yollarda yiyecek ve içecek tedarikinin de yeterli olduğunu düşünüyorum. Zahir ta Selçuklulardan beridir kervan saraylar, kervanların lojistik destekleri olduğu gibi yiyecek içecek ihtiyaçlarının da temin edildiğini çeşitli yazılardan okumak mümkündür. Kervan saraylar arasındaki mesafelerde kervanın bir günlük ala bileceği yollara göre hesaplanmıştır. Yerleşkelerin ulaşıla bilirlikleri kervan sarayların daha seyrek olmasını sağladığı gibi açık arazilerde ulaşım kolaylığı, suyun kolay buluna bilirliği kervan sarayların inşa nedenleri olmuştur. Kervan Sarayların da bir iş kolu, istihdam ve coğrafyasının kalkınma motorlarından biri olduğu unutulmamalıdır.

Yakın geçmişimizde daha 1940’lı yıllarda yollarda develeri de görmek mümkündü. Şimdilerde şehrimizde develer görülmese de taş evlerin deve damlarını görmek mümkündü. Ayrıca yukarıda bahsettiğim gibi hanları da görmek mümkündü. Makalemizde adı geçen Şam, Beyrut bunların yoluydu. Derler ki, zenginin devesinin çanları Şam- Beyrut-Şam diye öterken, küçük kervanların çanları da Bor-Niğde-bor diye çınlarmış. Burada da Nevşehir’in harika bir konumu olduğunu görüyoruz. Etrafları ipek yolunun kervansarayları ile çevrilmiş bir ipek yolu üzeri… Kalenin altında çıkan bu eski ve büyük yapı belki de bu kervanlara depoluk yapıyordu.

GÜNÜMÜZ

Demek ki Nevşehir eskiden de büyük bir Pazar yeriymiş. Tarihinde kapalı ekonomik sistemi de bu geçiş dönemin ve ulusal yaşadığımız sıkıntılı günlerinden kaynaklanan dar ve az bir zaman olduğu gerçeği görülmektedir. Savaş ve kıtlık dönemlerini Nevşehir’in en az kayıpla geçirmesi bu ticari hacmi olmasın? Ya da insanlarının ticaretle uğraşıp neyi nerede kolay bulacağı ve ticaret yaptığı insanlarla tanışıyor olması en büyük ihtimaldir. Çocukluğumuzdan beri kıtlık ve savaşların çok trajik hikâyelerini dinlemiştim.

Günümüze dönelim. Pazar denildiği zaman belli bir malın alınıp-satılması geçmiyor, çok çeşitli ekonomik sirkülâsyonların bir araya gelmesi, başka yerlerden gelinip belli yerlerde yapılan hizmet, üretim ve alım satım yumağı ticarettir. Doğal güzellikler ve tarih bize dünya çapında tanınan çok güzel bir miras bırakıyor ve turizmi oldukça gelişiyor. Yine aynı doğal yapı doğal depoların sayısını hızla artırıp başka konuda da ekonomik yoğunlaşma sağlıyor. Bu sayededir ki Mersin’den limonlar buralarda depolanıyor. Türkiye patates piyasasında öndeysek yine bu depoların katkısını unutmamak gerekir. Oto alım-satım piyasası bir ara tüm Türkiye’de tanınmıştı, Kamyon kasası konusunda da durum böyle idi.

Kamyonculuk bir ara Nevşehir’de iyice ilerlemişti. Şoförlerimiz önce Türkiye’nin dört bucağında direksiyon sallamıştı. Tırlar çıkalı dan beridir şoförlerimiz Ana kara üzerinde Sibirya’dan Almanya, Fransa, Güney ülkelerinde ise Arap diyarlarında direksiyon sallamaya başlamışlardı. Develer dev kamyonlar olmuş, adeta tarih tekerrür etmişti. Yani kervanlar dönemine tekrar dönmüştük. Kervan çanları araba kornalarına dönüşmüştür. Ailem de kamyoncu ve dahi celep geleneğinden gelmektedir. Bu mesleklerin güvene dayalı olduğu için biliyorum ki, yöremiz şoförleri en güven veren şoförler arasındaydı. Yük emanet edilecekse çok zaman Nevşehirliler tercih edilirdi. Şoförü çok olan bu memlekette birde kamyon pazarı oluşmuştu. Keza günümüzde inşaat sektörünün ön plana çıkmasıyla ciddi anlamda işçi ve konut alan kimselerin çoğalması da bir Pazar oluşumunun işaretidir. En basit anlamda nüfusumuzun gittikçe artması buna bir işarettir. Tabi birde Nevşehir’de yaşayan Nevşehirlilerin oranının her geçen gün azalması yöremizde yaşam sirkilasyonunda cazibe alanlarından biri olduğunu göstermektedir. Köyden kente göçüşün, köylerin nüfuslarının azalması başka bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Nevşehir tarihten gelen bu gücü daha da ileriye götüreceğine inanıyorum. Daha keşfedilmemiş yer altı şehirlerimiz var. Turizmde alacağımız mesafeler var. Tarım ve hayvancılıkta ilerleyeceğimiz çok uzun yollar var. Zira yaşam da devam ediyor.

(1) Asur Ticaret kolonilerinin dağılmasında Kızılırmak kıyılarından da yararlanmışlardı. Kolonileşme insanoğlunun kapitalizmle ve emperyalizmle tanıştığı çağlar olarak kabul etmek gerekmektedir. Paracı ve sömürgeci organize güçler, borcunu ödeyemeyen insanları köle yapmak dâhil birçok olguyu hayata getirirken, sömürülen insanların krallarını, hediyelerle ve çeşitli konularda yaptığı yardımlarla devletin gücünüde kullana biliyorlardı. Sanırım günümüzde de aynı sistem, kadife kılıflarla yine uygulanmaya devam ediyor. Herkesin de bildiği gibi emperyalizm, kapitalizmin hizmetkârı ve silahıdır. Asurların Anadolu’da yaptığı oyunlar lambalarının belli bir süre yanmasını sağlasa da, tarihin karanlık çukurlarında kaybolmasını önleyememiştir. Ziyadesiyle sonradan medeniyet sahnesine giren kapitalistler ve emperyalistler de kaderlerinden kaçamamıştır.

(2) 1924 Yılında Nevşehir’e de tren geliyormuş. Rahmetli Atabey bu işe evini ve devasa bahçesini bağışlamış. Yerel yönetim trenin gelmesine sıcak bakmamış. Neden diye sorduğumuzda ise; At arabacıları treni istememişler. Neticede kalmış.

Sormak lazım, celepler o zaman nerdeymiş, o zaman vilayetimiz olan Niğde neredeymiş?

Stratejik konuları kim olursa olsun bir kişinin takdirine bırakılırsa durum ortada…

Günümüzde Tren garı olacak bahçe otopark, o muhteşem sarı konak yıllardır boş bir şekilde akıbetini beklemektedir. Aynı Kara cami külliyatının yok ve kayıp olması gibi…

Bununla da bitmemişti. 1960 lı yılların sonuna doğru Nevşehir e Üniversite getirilmesi konusunda neredeyse sona yaklaşmışken Nevşehir’den garip bir heyet Ankara’ya gitmiş ve “Biz Üniversite istemezüz” demişler. Zamanın hükümetini de külfetten kurtarmışlar. Oysa Damat İbrahim Paşa ufacık Muşkara da Üniversite kurmuştu.

Kaynaklar:

1. Osmanlıdan günümüze Türk toplum yapısı. Prof.Dr. Osman TÜRKDOĞAN

2. Eti tarihi Dr. Arın ENGİN.

3. Nevşehir’de halk inançları. Mustafa DİNLEYEN.

4. Ulusal ataleti ve tembelliği yenmek. Mümin SEKMAN

5. Bilinmeyen Kapadokya Turgay Tuna

6. Durmuş DEDEOĞLU makaleleri

7. Araştırma çalışmalarım

Tankerciler. Nevşehir (Bahadır Dedeoğlu arşivi)

Nevşehirli şoförler Musul’da (Bahadır Dedeoğlu arşivi 1970’li yıllar)

Kaza yapmış bir kamyonumuz (Bahadır Dedeoğlu arşivi)

Bir deve kervanı internet

Fantastik bir deve resimi. İnternet

Eski zamanlarda bir kervan tablosu.

Günümüz turizminin çeşitliliği istihdama da yansımıştır. Bahadır DEDEOĞLU Arşivi

Kendi çocuklarımızın yöremizde gezdirilmesi, yöremizin tanınması açısından önemlidir. Eğitim Gönüllüleri vakfı gezileri Bahadır DEDEOĞLU Arşivi

Yer altı depolarına örnekler. Ortahisar Limon depoları. Rahmetli Nurettin Mantar…Bahadır DEDEOĞLU Arşivi.

Yöremiz Turizm Merkezlerinden Ürgüp Temenni tepesinden bakış. Bahadır Dedeoğlu arşivi

Pancarlık Vadisi gezi yapan misafirler. Ortahisar. Bahadır DEDEOĞLU Arşivi