NEVŞEHİR VE YÖRESİNDE YABANİ BİTKİLERİN İZLERİ
Her tarafta karşılaşıp da bilmediğimiz yüzlerce, binlerce yabani bitkiler vardır. Bahçelerimizi, meralarımızı ve bağlarımızı bunlardan temizlemeye çalışır dururuz. Hatta bunları temizlemede hatırı sayılır paralar harcar, akla hayale gelmedik kimyasallar kullanırız. Bazen hızımızı alamaz bunları yakarız da… Sonuç, toprağın üstü sim siyah bir örtü ile kaplanırken, onlarca hayvan, binlerce böcek ateşte yanar gider. Lâkin bahar geldiği zaman, küçücük tomurcuklar dünya ya tekrar merhaba der. Doğadaki yerlerini tekrar alırlar. İnsanoğlu kendisi için yararlı saydıklarını tarıma almış, O gün işlerine yaramayan bitkilere de “İstilacı türler” adını koyu vermişler. Bu ortamda bazı stratejik bitkiler uluslar arası öneme tabi olmuştur. Buğday, mısır, pirinç, üzüm ve zeytin bunlara örnektir.
Arkeolojik kazılarda tahıllarında çıkmaya başlaması insanoğlunun toplayıcılıktan ziraata geçiş dönemlerini göstermektedir. Bir makalede Hitit’lerin, anasonu (Pimpinella) ekmeğe katmışlar. Başka bir örnekse geven (Astragalus) köklerinin sırayla hayvan yemi, ilaç ve nihayet ebru sanatının ham maddesi olarak kullanılması bitkilerin üzerinde binlerce yıllık araştırmaların var olduğunu göstermektedir. Biranın, macunların, şarapların yapılması da aynı araştırmaların sonuçlarıdır. Bu araştırmalar hala günümüzde de devam etmektedir. Ayrıca önümüzdeki yıllarda da duracak gibi görünmemektedir. Her bitkinin mutlaka birden fazla gücü vardır. Durum böyleyken bizler, birçok bitkiyi dahi envanterlere alamadık. Bitki araştırmaları yaptığım dönemlerde iki bitki keşfi bile yapmıştım. Bulduğum bitkiler kayıtlarda yoktu. Zira bu bitkiler büyük ihtimal endemik ve çok nadir görülen bitkilerdi. Bir de tanınmış olsa da bazı bitkilerin değişik güçleri her geçen gün ortaya çıkmaktadır. Kimyon (Cuminum cyminum) bitki yetiştirmede hatırı sayılır bir doğal gübre olduğu ortaya çıkartılmıştır. Yöremizde önceki zamanlarda yağı alınan, sonradan unutulan, Orta Anadolu’ya endemik olan ızgın (Eruca Cappadocica) küspeleri sıcak suyun içinde olgunlaştırıldıktan sonra hayvan yemi olarak da kullanılırmış. Zamanla ızgın tohumlarından yağ üreten Yağ hanelerinde unutulduğu gibi bitkide unutulmuş. Aradan uzun yıllar geçmiş, sonradan harika bir arıcı bitki olduğu anlaşılmış ve tekrar kullanılmaya başlanmışlar.
Bir bitkinin dahi kimyasal analizi, karşımızda dünyanın en kıymetli ham maddelerini bir araya getiren, hayati kargolar gibi durmaktadır. Ebe Gömecinde (Malva), alüminyumdan, beta-carotene, kobalt tan, çinkoya kadar 84 çeşit etken madde, Söğütte (Salix) 58 etken maddenin bulunması gerçekten ilgi çekicidir. İnsan ister istemez dünyada bulunmuş bitkilerin, analizleri yapılmamıştır. Bitkilerin analizlerini yapıp sonuçlarına bakıldığı zaman bitkilerin gücü; Sağlıkta, teknolojide, istihdam da insanlığı adeta uçuracak güce sahip olduğunu görecektir. Hint yağı bitkisinin ( Ricinus Communis) yağı en çabuk kuruyan yağlardandır. Amerika Birleşik Devletleri bu bitkiyi en çok üreten ülke olmasının yanında, en çok ithal eden ülkedir. Hint yağı biteksinin rekoltesi sorulduğunda bir yetkili rekolteyi söyleyemeyeceğini bildirerek devlet sırrı demesi gerçekten manidardır. Söylediğimiz gibi günümüzde birçok bitkinin gücü bilinmemektedir. Bu işlerle Avrupa’nın bazı ülkeleri uğraşmakta ve hatırı sayılır gelirler elde etmektedir. Milli gelirini çeşitlendirerek safi gelirlerini artırmakla kalmayıp, istihdamlar meydana getirmektedir. Botanik ve bağlı bilimlerde mesafeler kat edilerek, bu konularda marka olmaktadırlar. Almanya, Hollanda, İsviçre bunlara örnektir. Fransa, parfüm konusunda adeta marka olmuştur. Tabii ki, bir çok ürün bitkiseldir.
Yabani bitkileri ateş, biyolojik kirlik, kimyasal ilaçlar gibi malzemelerle yok etmeye çalışsak da onların, bunlara karşı duran etkili var olma güçleri vardır. Her şeyden önce sayıları binleri geçen tohumlarını kullanırlar. Doğa olayları olan rüzgârlar, akarsular, kuşlar ve hatta insanlar dahi onların üremelerinde kullandıkları konaklar arasındadır. Birde şu bakış açısıyla durumu inceleyelim. Yabani bitkiler, kökleriyle, tohumlarıyla, gövdeleriyle, koku ve her şeyiyle dünya âlemleriyle dost olmak için çırpınıp dururlar.
Türkiye zengin bir floraya sahiptir. Yurdumuz 9000 civarında tohumlu ve eğreltimsi bitkiye sahipken, Avrupa kıtası 12 000 civarı bitki barındırır. Avrupa’nın Türkiye’den 15 kat büyük olduğunu var sayarsak Ülkemizin bitki zenginliği ortaya daha iyi çıkar. Sadece yöresel sayılan ve endemik diye adlandırılan bitki sayısı ülkemizde 3000 civarındadır. Endemik bitki açısından Avrupa’ya bakacak olursak bu sayı 2750 kadardır.
Ülkelerin ve bazı şehirlerin endemik bitki sayılarını karşılaştıracak olursak, Sadece Antalya’da 600 endemik bitki olduğu ortaya çıkacaktır. Amerika Birleşik Devletlerinde endemik bitki sayısı 4.036, Japonya’da ise, 2000 kadardır. İngiltere’nin toplam bitki sayısının 2000 olduğu da kayıtlardadır.
Tuz gölü havzasının biyoloji çeşitlilik açısından önemli bir gen merkezi olduğunu dile getiren uzmanlar, dünyada başka bölgelerde bulunmayan tuzcul ve kuraklığa dayanıklı 38 endemik bitkinin türünü tespit etmişlerdir. Bu türlerin hızla çoraklaşan dünyamızda baha biçilmez bir genetik kaynak olduğunu ifade etmektedirler. Ayrıca buğdayın çoraklaşmaya dayanıklı tek türü de Tuz gölünde bulunmaktadır. (trt.gov.tr.)
Anadolu’da; İncirin 286, armudun 253, kirazın 134, cevizin 91 ve narın 64 çeşidi bulunmaktadır. (ODTÜ Biyoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Kence)
Türkiye’nin bitki zengini olmasının temelinde buzul çağı yatmaktadır. Dünya buzullar altında donup, birçok türler yok olurken, Anadolu bitkilere adeta bir sığınak olmuştur.
Ülkemizin bitki zenginliğinin temelinde yatan faktörlerden biri de üç farklı bitki alanının kesişim noktasında olmasıdır. Bu durum dünyada çok ama çok nadir bir durumdur. Vatanımıza çeşitlilik kazandırmaktadır. Bir de bu durumun geçiş bölgelerinin olması, Akdeniz bitki topluluğuna ait Antep fıstığının yöremizdre yetişmesini sağlamaktadır. Keza, Avrupa Sibirya bitki topluluğuna ait fındığında geniş vadilerimizde yetişmektedir. Salep ve safran bitkisi İran-Turan bitki topluluğuna ait olduğu için yöremizde yetişe bilir.
Marmara ve Karadeniz Bölgeleri Avrupa-Sibirya bitki topluluğu olarak adlandırılır.
Ege ve Akdeniz bölgeleri, Akdeniz bitki topluluğu içinde yer alırlar.
İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ise; İran-Turan bitki alanında (Elementinde) yer almaktadırlar. Bu alan en basit tabiri ile uçsuz bucaksız bozkırlar demektir. Papatya, gelincik, ballıbaba, sığırkuyruğu, deve dikeni türlerinin çeşitliliği demektir. Bozkır çiçekleri kışı ve yazı kendilerine özgü sert geçen ve kısacık baharlarında bulundukları yöreleri renk ve koku cümbüşüne çeviren güzelliklerdir. Bu bitkiler koruma altında olsa da gerçek anlamda korumasızlardır.
Habitat (Bitkinin yaşam alanları) konusunda da oldukça geniş bir yelpazeye sahip olan yöremiz, bitki çeşitliliği konusunda hakkını vermektedir. Sulu vadilerden, kurak kayalıklara, yaylalardan, dağlardan bozkırlara kadar birbirinden farklı habitatlar sunmaktadır. Bu çeşitliliği korumak, yöremiz insanına, ekonomisine ve bilime oldukça katkı sağlayacağına inanmaktayım.
Bitki familyaları oldukça kalabalık tür ve alt türlerden oluşmaktadır. Bu sayede değişik habitatlarda, coğrafyalarda yaşam yolunu bulmuşlardır. Orkidegiller ( Orchidaceae) 25.000 türle, Papatyagiller (Asteraceae) 20.000 türle, Baklagiller(Fabaceae) 17.000 türle, Kök boyasıgiller (Rubiaceae) 13.183 türle, Buğdaygiller (poaceae)9.000 türle, Sütleğengiller (Euphorbiaceae) 5.000 türle, Ebegömecigiller (Malvaceae) 4.300 türle kendilerini bitkiler dünyasında temsil etmektedirler. Üstelik sizlerle paylaşmaya çalıştığım örnekler pek çoğun az bir kısmının bir parçasını temsil etmektedir.
Bitkilerin kendine has özeliklerinden bahsetmek isterim. Yabani gül (Rosa Canina) en kurak yerlerde bile yetişe bilme özelliği vardır. Kökleri 15 metrelere kadar iner. Aşınmış, yıpranmış topraklara ekile bilir. Erozyona karşı durabilen iyi bir askerdir diye biliriz. Meyveleriyle faunayı destekleme gücü, şifası nedeniyle insanlara yardımcı olma gücü sunar. Bitkiye itburnu da denir. Tarihte köpekve yabani hayvanların insanları yaralamasında, bu bitkinin kökünü kullanırlarmış.
Bitkileri yararları açısından inceleyecek olursak, Matematikteki ven şemalarına benzer kümeler içinde göre biliriz. Bazı bitkiler birden çok kümede de yer almaktadır. Bu kümeler; Boyacılar, arıcılar, aromatikler, şifalılar, kokulular gibi birçok kümelere ayrılmaktadırlar. Zira bitkiler kendi yapısında kos koca bir âlemdir. Örneğin, çöven türlerinin köklerinden macun yapılmaktadır. Yöremizde yalangı olarak bilinen bahar yıldızının kökü de aynı amaçla kullanıldığı gibi tohumları “Kanarya yemi” olarak kullanılırmış. Çiçekleri, çiçekçilik sektöründe demete katılan arajman olarak değerlendirilirmiş. Bazı Avrupa devletleri bu bitkiyi seralarda yetiştirirmiş. Bence araştırmaya değer. Keza ökse otu olarak da bilinen gökçe asalak bir bitkidir. Hangi ağaçta kendine yer bulmuşsa o ağacın vitamin ve minerallerini taşımaktadır. Bazı hastalıklara karşı soğuk demleme olarak kullanıldığı gibi tohumlar bir çeşit jölenin içindedir. Bu jöle yapışkan bir malzemedir. Bu konu oldukça keyifli bir konudur. Hemen hemen her bitki hakkında söylenecek ve yazılacak birçok materyal bulunmaktadır.
Küçük bir balkon çiçekliğini boş vakitleri değerlendirecek bir uğraşı yapa biliriz. Keten bitkisini en arkalar ekmek gerekir-ki, güzel mavi çiçekleri bir fon oluştursun. Sapları birçok sanatsal uğraşıda kullanılır. İşin sonunda size taze keten tohumları sunar. Çörek otu; Yöremizde kendi başına yetişen bir bitkidir. Beyaz ve parçalı çiçekleri ortama güzellikler sunarken, evin ihtiyacı olan çörek otu tohumlarını sizlere armağan eder. Hardal otu; Sarıçiçeklidir. Yapraklarını ve sürgünlerini salatalara katar veya çiğ olarak yiye bilirsiniz. Güçlü bir bitki olduğu için hemen sürgünler verir ve çoğalır. Tohum tozları hatırı sayılır bir baharattır. Kimyon ve diğerleri çeşitliliği artırmaktadır. İstediğiniz yöntemle çilek yetiştire bilirsiniz. Faydalarının yanında sizlere güzel bir uğraşı da olacaktır.
Bir edebiyatçı ağabeyimizle konuşuyorduk. Konu ayrık otuna geldi (Agropyron repens- Elymus hisbudus) Ayrıklardan şikâyetçiydi. Hemen cevap verdim; “ Ayrık otuyla baş gelemiyorsan onu daha çoğalt, küçükbaş hayvanlar al onlarla beslensin, zira bu bitkileri bitiremezler. Zarar dediğin bitki sana kar getirsin.” Dediğimde bunu defterine kayıt etti. Erozyonu durdurma niteliğine sahiptir. Şifacılıkta idrar söktürücü olarak geçmektedir. Grebolu (Vibirnum Opulus) kaynatılmış soğutulmuş suyu veya sirkesi suyu ile Ayrık kaynatılmış soğutulmuş suyunun karıştırılarak içilmesi vücuttaki çok zor çözünen tuz ve ürenin çözülmesinde oldukça yarar sağlamaktadır.
Çevre sorunları ile ilgili çözümlerde bitkilerden ve ağaçların güçlerinden bahsedelim. Kızılırmak tren katarı gibi akarak Karadeniz’e dökülmektedir. Büyük olsun küçük olsun yerleşkeler arıtma tesisleri kurmaktadır. Arıtılan sulara, arıtılamayan kimyasal, biyolojik kirliliklerin karıştığı günümüz gerçeklerindendir. Arıtıma tesislerinden çıkan suyun sebze bahçelerinde kullanılması risk olarak kabul edile bilir. Suyun son durağı Kızılırmak tır. Kızıl ırmağı sadece Nevşehir olarak da düşünmeyelim büyük şehirlerde vardır. Bu yüzden atık tesislerinden çıkan suyun bir şekilde elimine edilmesi gerekmekte olduğuna inanıyorum. Bitkilerle bu konuda mücadele etmek, zararı, kare döndürmenin başka bir adı olarak düşünelim.
Pavlinya eleganus Çin kavağı: Dünyada palmiye ağacından sonra en hızlı büyüyen ikinci ağaçtır. Yaprak kuturu 90 Cm lere kadar iri olması, koyu yeşil rengiyle iyi bir oksijen üreticisidir. Kerestesi en kıymetli keresteler arasındadır. Yalan yok, suyu sever. Bu ağaçları başta belediyeler olmak üzere, halka tanıtıp uygulanması uygundur. Bu ağacın bir özelliği ise kesildikten sonra daha da hızlı büyümesidir. Temmuzdan sonra açan devasa ve güzel çiçekleri arıcıdır.
KULLANILMIŞ SULARI ELİMİNE EDEN BAŞKA NEBATATLARA ÖRNEKLER.
Kudzu bitkisi (pueraria Lobata) Bezelyegiller familyasındandır. Ayrıca uzak doğu mutfağında da yer alır, yem bitkisi olarak da kullanıla bilir. Kâğıt sanayisinde de kullanılmaktadır. Bu bitkinin özelliği günde 70-80 Cm. büyümesindedir. Yonca ile karşılaştırın. Yem için tarımı yapılacak olursa en geç 3 gün ara ile biçilmesi gerekir. Yem sanayisini alt üst edecek güce sahip bu bitki hayvan yetiştiricilerini uçuşa geçmesini sağlayacaktır. Tabi bu bitki de ne kadar su o kadar verim hesabı tutulur. Atık suların elimine edilmesi, yeşilliğinin oksijen üretmesi, bu bitkinin yetiştiği yerlerde zararlı yabani otun da kökünü kazıması güzel huylarındandır. Amerika Birleşik Devletlerinde çölleşmeye durmuş arazileri bu bitkilerle geri kazanmışlar. İşlevi ise taban toprağın güneşle alakasını kesip, taban nemini muhafaza etmesi, fauna ile birlikte toprağın tekrar canlanmasını sağlamasındandır.
Nevşehir merkezin tartışmasız en büyük ağacı İstiklal İlkokulunun yanındaki Çınar meşesiydi. Bilmem kaç asırlıktı. Kurumuş gövdesi salon gibiydi. Bazı evsizlerin ve içkicilerin orada barındığı söylenirdi. Değirmenler bahsini anlatırken Bey Değirmenine gelen Keyşin suyu bu ağacın yanından geçermiş. Sular çekildi bu ağaç kurudu. Arıtma civarına bu ağaçlardan dikilecek olursa vadi oldukça şenlenecektir. Eminim suyun büyük bir kısmını da elimine edecektir. Fabrikalar gibi, sanayiler gibi risk taşıyan suların genel arıtmaya gelmeden evvel böyle bir ağaçlığı sulayıp, atık suların yeşilliklere dönüşmesi insanın hoşuna giderdi.
Saz bitkisi ( Vallisneria Spiralis) Göllerde yetişen saz bitkisidir. Atık suların elimine edilmesi hususunda iddialı bir bitkidir. Bitkinin kendisi zaten Kâğıt ve mobilya sanayinde kullanılmaktadır.
Yoğurt otu (Gallium verum) Kökboyası giller familyasından önce insanlar tarafından tanınan sonra da unutulan bitkilerdendir. Adından anlaşılacağı gibi yoğurt yapımında kullanıldığını düşünüyorum. Hatta bu konuda deney bile yapmıştım. Nar kasabasındaki özümüz, arıtma yapılmadan önce sulamalarda, ark köpürür ve çamaşır makinesi gibi kokardı. Bu arada Yoğurt otu orada istilacı ot durumuna gelmişi. Arıtma yapılınca oradan sessizce ayrılmıştı. Yoğurt otunun merakı, oradaki kimyasallardı. Botanikçiler hem bu bitkiyi hem de işlevlerini araştırmasını arzu ederdim. Ayrıca bu bitkinin şifacılığa katkılarını sizlerle paylaşmak isterim.
- Antioksidan özelliklerinden dolayı böbrek ve pankreasın temizlenmesinde yardımcıdır.
- Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasında yardımcıdır.
- Kansızlık ve idrar tutukluğuna karşı kullanılmaktadır.
- Haşlanması veya sıkma suyu yüz yıkaması ciltteki kırışıkların giderilmesinde oldukça iddialıdır.
- Günümüzde yoğurt otu histeri ve sinir hastalıklarında da kullanılmaktadır.
- Eski zamanlarda kadınlar doğumu kolaylaştırmak için bu bitkiyi kullanmışlardır.
- Yoğurt otu çayı ile gargara da yapıla bilmektedir
( Kaynak: http://www.mariantrebenenherbs.com.)
Kendi notum: Bu bitki şifa için toplanacaksa; Yol kenarlarından, araba eksoz dumanlarının ulaşamayacağı yerlerden, ayrıca toplanacağı yerlerde kimyasal ve organik kirlilik olmaması gerekir.
YÖREMİZDE BULUNAN ENDEMİK VE LATİNCE İSMİ KAPADOKYA OLAN BİTKİLER
Anadolu Yabani karanfili- Dianthus Anatolccus. Anadolu moltikasi; Moltica Cappadocica (Hodan giller familyasından,dır. Anadolu taş keseni olarak bilinir.
Aramus Cappadocica (Bakla giller familyasından, çok yıllık endemik olmayan bir türdür.)
Bornmuellera Cappadocica; Türkçe adına ulaşamadık.
Ebenus Cappadocica; Mor-pembe çiçekleri olan bir bitkidir. Fazla bilgiye ulaşamadık.
Hesperis Cappadocica;( iki yıllık endemik otsu bir bitkidir.)
Kapadokya anasonu; Pinpinella Cappadocica
Kapadokya beş parmak otu; Potinella Capp.
Kapadokya bromu; Bromus Capp.
Kapadokya çayır otu;(Festuca Capp.
Kapadokya çivit otu; İsatis Capp.
Kapadokya fiği; Vicia Capp.
Kapadokya hava-civa otu; Alkanna Capp.
Kapadokya kekiği; Thymus Capp.
Kapadokya Korungası; Hedyserum Capp.
Kapadokya madımağı; Poliganum Capp.
Kapadokya pire otu; Tanecetum Capp.
Kapadokya sıraca otu; Scrophulleria Libonocila
Yöresel adlar çeşitlilik gösterdiği için özellikle alt türlerin bulunmasında zorluklar yaşanmaktadır. Bir sistematiğe oturtulmuş Latince isimler bitkiye ve alt türüne ulaşım kolaylığı sağlamaktadır. Yazılarımda bende bu isimleri kullanmamdaki amaç, bitki hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isteyen vatandaşlarımıza arama ve bulma kolaylığı sağlamaktır.
YABANİ VE ENDEMİK BİTKİLERİN KORUNMASI HAKKINDA BASİT BİR PROJE
Devlet kurumları ve yerel yönetimler bitki bahçeleri kura bilirler. Ayrılmış küçük yerlere bitki tanıtım kartları takılmak marifetiyle bitki müzeleri oluştura bilirler. Bu sayede endemik bitkilerin korunması sağlanırken bitki çeşitliliğinin eğitime ve turizme katkılarının da ortaya çıkacağı hesap edile bilir. Ayrıca tükenmekte olan bitki türleri korunacağı gibi yabancıların bitki tohumlarını çalmalarının da önüne geçile bilir. Bu yeni ortaya çıkmış bir olgudur. Tohumun çalınması engellenemez diyecek olsak bile türleri ve alt türleri habitatında resmi olarak ilan edilmesi muhtemel hırsızlığın önüne geçe bilecek güçtedir. Endemikler, soğanımsı tohumlar, bizlerin bilemediği fayda ve özellikleri olan bitkiler dikkati çeken en önemli unsurlar olarak bilinmelidir. Günümüzde bitki floraları tarihi eserler gibi kanunen koruma altına alınmıştır.
Bitki fotoğrafçılığı, botanikle alakalı sempozyumlar, çalış taylar, konferanslar yöremizde hayat bulur ve dünya çapında bir tercih nedeni ola bilir. Tercih nedeni olarak her şey yöremizde mevcuttur. Turizm gelirimizi artırma gücüne sahiptir.
Eğitime katkı sağlar, botaniğe merak uyandırır, çocuklarımız için görselliğinin yanında; Bitki resmi, boya imali, aromatik ve dahi nice bilgiler verildiği gibi insanlarımıza güzel zamanlar geçirmesini sağlar. Tabi istihdam ve iş gücünü söylemeye gerek bile yoktur.
Salvia fruticosa-Adaçayı-Küçükdağ Adi sorguçotu-Stipa lagascea. Küçük Dağ ve Uyuz pınarı mevkii
Arı otu- Nebata caesarea- Türbe bahçesi Hacıbektaş.