NEVŞEHİR YÖRESİNDE TAŞ ÇEŞİTLİLİĞİ VE TAŞLARI İŞLEYEN EMEKÇİLER

NEVŞEHİR YÖRESİNDE TAŞ ÇEŞİTLİLİĞİ VE TAŞLARI İŞLEYEN EMEKÇİLER

Bahadır Dedeoğlu

Tarihte; Kaleler, hanlar, hamamlar, saraylar, şatolar tarihi yapılar yakınında bulunan taşlarla yapılmışlardır. Günümüz yapılarında da çevreden tedarik edilen taşlar kullanılmıştır. Nevşehir Kalesinin bazalt kayalardan, camilerimizin yine yöremizde bolca bulunan sarı taşlardan yapılması bunlara örnek teşkil etmektedir. Yöremizin volkanik yapıya sahip olması hesabiyle taşlarımız da çeşitlilik göstermektedir. Yanardağ küllerinin sıkışmasıyla oluşan köfengi taşlardan, daha düzenli olan sarı taşa, işlene bilir en sert taş olan kavak kepezinden, işlenmesi imkânsız olan bazalt kayalara kadar olan çeşitlilik yöremizi adeta bir taş cennetine dönüştürmüştür. Önemli olan bu taşların özelliklerini bilip, verimli kullanmaktır.

SARI TAŞ: Kısmen işlenmeye müsait, orta sertlikte bir taştır. Kısmen yumuşak olan bu taş açık havada sertleşip daha iyi bir konuma gelmektedir. Eskiden taş makineleri olmaması nedeniyle, taş kendiliğinden kıvama gelmekteydi. Günümüzde ocaktan yeni çıkartılmış ve yeni yonulmuş taşlar inşaatlarda kullanıldığı zaman adeta bir sünger gibi civardaki nemi çekmekle kalmayıp ufalanmaktadır. 300 küsur yıl önce bir çay kaşığı çimento dahi kullanılmadan yapılan Kurşunlu Camii günümüzde yeni yapı gibi durmaktadır. Bu camii yi yapmak için sarı taşlar 2000 Evlerin ötesindeki taş ocaklarından getirilmişti. Getirilen bu taşlar Borus Çayının sularına atılmakta, sağlam olanları yapıda kullanılmaktaydı. Bu sayede taşın damarları ve çatlakları kendiliğinden ortaya çıkmaktaydı. Ayrıca sarı taşların içerisinde renkli damarların olması taşa ayrı bir güzellikte katmaktaydı. Bu taşların oluşma aşamasında yanardağ topları dediğimiz küçük bazalt parçaları da desene katılmaktadır. Sanat atölyemde de arazide bulduğum volkan topu örneği bana bilmem kaç milyon yıl ötesinden gelen bir hediye olarak durmaktadır.

Bu taşlar kullanılırken kesinlikle toprak zemine temas ettirilmemesi gerekir. Taş sağlam olsa da zamanla süngerimsi bir yapıya dönüşerek hem binaya hem insanlara zarar vermektedirler. Bir komşumuz aynı nedenden dolayı evin nem almasını önleyemediler. Bu meseleyi köylülerimiz çok güzel bir şekilde çözmüşler. Giriş katı bazalt kayalardan sağlamca yapılırken sarı taş bu katın üzerine konmuş, kemerler dahi beyaz köfengi taştan yapılmıştı. Tatlarin Kasabası bu tip taş evlerin özelliklerini en iyi şekilde temsil etmektedir.

Taş ocaklarını gezerken tonlarca taşın israf edildiğini görmemiz bizi üzmektedir. Oysa bu taş kırıntıları çimento veya benzeri yapıştırıcılarla preslenip pazarlana bilir diye düşünüyorum.

Taş ocaklarının ta eski yıllarda barınak olarak kullanıldığını duymuştum. Sanat Tarihi hocamız Sayın Mustafa Demirkesen’la taş ocaklarını geziyorduk. Bizler aşağıdaki mağarayı ve civarı gezerken bizim hoca biraz tepelik bir yerde oturmuş bizi izliyordu. Sonra bizleri yanına çağırdı. Arkadaşlarla yanına vardık. Gezindiğimiz yerlere buradan bakmamızı istemişti. Taş ocaklarının o mevkii küçük bir yerleşim alanıydı. Tarih adeta karşımızdaydı. Ne yazık ki 200-250 Metre ilerisinde bir kepçe çalışıyordu. Aramızda konuştuk. Yapacağımız itirazların bir işe yaramayacağına karar verdik.

SULUSARAY KEPEZİ: Beyaz yumuşak taş olarak ocaklardan çıkartılır. İşlenmeye son derece uygundur. Sarı taştaki özellikleri de taşırlar. Taş binadaki yerine konduktan sonra sertleşir. Yapı olarak Mardin evlerinde kullanılan taşın aynıdır diye düşünüyorum. Hafif olması, kolay yonula bilir olması, ısı yalıtımını daha iyi sağlaması gibi nedenlerle bu taş çok rağbet görürdü. Kemer tavanlar da aynı taştan yapılırdı. Kara Camiinin duvarlarına bakacak olursak; Duvarın dışarı bakan yüzü kara kepezden iç yüzü ise bu taştan yapıldığı görülür. Isı yalıtımı mükemmeldir.

Nevşehir evleri yıkılmazdan evvel binanın oda çıkartmalarının da bu taştan yapıldığını tespit etmiştik. Pencere ve dış duvar süslemelerinin de aynı taştan yapılmaktadır. Örneklerine, Ürgüp ve Mustafa Paşa’da görmek mümkündür. Günümüzde turizm için yapılan butik binalarda da aynı taş işlemeler kullanılmaktadır.

Bu taşlarda ısı yalıtımının mükemmel olduğundan bahsetmiştim. Tavan kemer veya hezen kaplama ise çeşitli uygulamalardan sonra dam çorak toprakla örtülür. Yağmur mevsiminde genelde siyah kepezden yapılan dam tuvalla dediğimiz silindirik hazırlanmış nispeten ağır taşla dam toprağı yatıştırılırdı.

Zamanla çürüyen hezenler adeta tahtakurusu böceğinin faunasına dönerdi. İnsanları oldukça rahatsız edişi, pirelere bile rahmet okutacak cinstendi. Böyle durumlarda gaz yağının içerisine DTT gibi kimyasal ilaç karıştırılarak ilaçlanırdı. Gaz yağı kokusu da uzunca bir müddet kokar dururdu.

Sulusaray kepez taşı aynı zamanda çok güzel badana tutardı. Bunun içindir ki, Nevşehir taş evleri genelde beyaz ve krem renkli olsa da çok çeşitli renklerde barındırırdı. İşinin erbabı çok namlı badana ustaları vardı. Badana hazırlarken eminim her ustanın karışımları kendine özgü sırlar barındırırdı. Badana aynı yarış sergileri gibi ustalarını ya memnun ederler ya da üzerler. Demek ki o ustalar liyakat üstü bir çaba sarf edip yaptıkları işleri sanat gibi görürlermiş. Yeri geldiği için enfiye ustalarının formülleri sırlar taşırdı. Ömer ağan rahmetlik belli işinin en erbabı enfiyeciydi. Bunun mükâfatı ise daha çok satım gücüydü. Bana denetti. Çok değişik ve naif bir karışımdı.

Badananın formülünü ala bilmek için yakından tanıdığı ve dahi kendisine rakip olmayacağını kesinlikle bildiği için formülü yanımda uygulamıştı. Toprak boya, Taş kireçten badana şillezi, Tuz, Zeytinyağı veya ayçiçeği yağı, büyük bir tutam acı biber, ağaç tutkalı bir miktar” sey” Şap... Ta çocukken evimize bu formülle oluşan sarı renkli badana vurulmuştu. İnanın yıllarca tazeliğini korumuştur. Günümüzde badana kalktı yerine hazır boyalar aile ekonomisini etkileyecek kadar pahalı bir işe dönüşmüştür.

Badana renkleri toprak boyalardan yapıldığı için doğa bunların renklerine zarar vermez. Bitkisel boyalar güneşten bozulmaktadırlar. Göreme kiliselerinde ikonalarda kullanılan boyalar bitkisel boyalardır. Işıktan zarar göre bilirler. Bu yüzden flaşlı fotoğraf pek çektirilmez.

KAVAK KEPEZİ: Yumuşak taş sınıfının en sertidir. Daha çok resmi binalar, varlıklı aileler bu taşla binalarını yaparlardı. Taş rengi koyu gridir. Bitki araştırma gezilerim sırasında, kavak kasabasının tepelerinde terk edilmiş bu ocağı görmüştüm. Sanatkâr bir dostum bu taşlarla heykel ve heykelcikler yapıyordu. Eski taş evlerin eşik taşı da kara kepezdir. Toprak damların çorak toprağı yatıştıran dam yuvarlağı da bu taşlandır.

DEĞİRMEN TAŞLARI: Yöremizde değirmen taşları da çıkartılmaktaydı. Doğal olarak bu taşları hazırlamak zordu ve ustalık tecrübe istenmekteydi. Lâkin kazanç da iyi idi. Sadece Borus Çayında; Yazlık ve kışlık olarak 20 küsur un değirmeni ve bugün sayısını bilemediğimiz yağ değirmenleri de vardı. Bu değirmenler için keten tarımı yapılır, tohumları yağ değirmenlerinde çekilirdi. Aynı zamanda ızgın da(Yabani roka) aynı amaçla yetiştirilirmiş. Yağı genellikle bezir çıralarında aydınlatıcı olarak kullanılmakta bitki ve tohum artıkları hayvan yemi olarak kullanılırmış. Izgında, küspe sıcak suya sokulup acısı alınmaktan sonra hayvan yemi yapılırmış. Bu kadar değirmenin varlığı yöremizde ustaların var olduğunu düşünürsek ta İpek yolu kervanları zamanından beridir hatırı sayılır bir ihraç ürünü olduğunu da görürüz. O günleri yaşayan bir büyüğümüz ta Afyonkarahisar’a çift atlı at arabasıyla değirmen taşı gönderdiklerini söylemişti. Ayrıca evlerde kullanılmak üzere küçük boyutlarda değirmen taşı da yaptıklarını görmüştüm.

BAZALT KAYALAR: Namı değer çıngı taş. Cingi kıvılcım anlamına gelmektedir. Çocukluğumuzda gün indiği vakitlerde çekiçlerle bazalt kayalarına sürttürerek vurduğumuzda cingi (kıvılcımlar) atardı. Demek ki bu özelliğinden yörem insanı bu taşa Cingi taş demişler diye düşünüyorum.

Tartışmasız yöremizde en çok bulunan taş ve kaya kitlelerini bazaltlar oluşturmaktadır. Bu taş çeşidi aynı zamanda işleme kabul etmeyen taşlardır. Saylak taşlar ise lavların serbest bir şekilde yavaş çıkıp belli bir dereceye kadar soğuyup üzerine tekrar aynı şekilde lavların akmasıyla oluşur. İki ayrı lav akışında bazalt kayalarında damarlar oluşur. Bazalt kayaları ancak bu sayede kırıp ayırmak mümkün olmaktadır. Günümüzde bazalt kayalar makineler vasıtasıyla ufalanarak hazır betonda kullanılmaktadır.

OBZİTYEN VE DİĞER TAŞ ÖRNEKLERİ: Obzityene yanardağ camı da denmektedir. Lavların aniden soğumasıyla oluştuğu söylenmektedir. Obzityen insanların ilk el aletlerinden biridir desek yeridir. Zira baltalar, ok uçları, silah olarak kullanıla bilen çok özel bir taştı. Günümüzde de sert bir parça olsa da takı gibi, süs eşyası gibi objelerde kullanıldığını biliyoruz.

Çakmak taşı bir zamanların olmasa olmazı bir taştı. Harman yerlerinde kullanılan düvenlerin altına açılan yarıklara yerleştirilip buğday ve sapının daha uygun ayrılmasını sağlardı. Bir diğer özelliği ise ismine müsemma kıvılcımla ateşin tutuşmasını sağlardı. Bembeyaz sert ve sağlam taş parçalarıdır. Yöremizde çakmaklık mevkii vardır. Acıgöl kırsalında böyle bir taş parçası ile karşılaşmıştım.

TAŞLARI İŞLEYEN SANAT ERBABI VE EMEKÇİLER

Sanatın ve zanaatın hayat içerinde örenildiği yıllardı. Ustalar çırak olarak işe başlarlar, sanatı, sanatın mutfağında öğrenirlerdi. Taş ustaları ve kalfaları duvar örerken hangi taşı, nereye koyacaklarını önce tespit eder ayırır. Taşları sabitlemek için uygun saylaklar kullanılır, kirecin kumla karışım özelliği, çimento katılan harcın son yerine varması gibi bazı özelliklere vakıf olmak yıllarca süre bilen tecrübeler isterdi. Bir çırak yetişirken sadece teknikler yetmezdi. Topluma uyum, aile ve esnaf terbiyesi de istenirdi. Ustanın, kalfaları ve çırakları evladı gibi, kardeşi gibi olurlardı. Aynı kahvehanelere takılırlar, birinin bir sıkıntısı varsa gidermeye çalışırlardı. İşe de beraberce omuz verirler, işten gelen kârı da konuştukları şekilde adil olarak dağıtırlardı.

Tanıdığım ustanın doğayı ve yaptığı işi aynı bir yazı gibi okuduğuna hayrandım. Kendisi zaten Babaannemin kardeşi olması hasebiyle yakınlığımızda mevcuttu. Hayatta geçirdiği enteresan olayları işçilerine anlatırdı. Bir gün inşaata halapa lazım olmuş taşı kesmek zorunda kalmış. Taşın ortasında bir oyuk, oyuğun içinde bir yeşil yaprak, yaprağın üzerinde bir tırtıl… Hemen paydos diye seslenmiş. Gelin bakalım size göstereceğim ve anlatacağım bir olay vuku buldu. Çalışanları taşa ve tırtıla bakmışlar. Usta taşı kapatmış ve buranının içine bir kanal olmadığını da gördünüz. Allah yarattığının kısmetini verir derler ya buna bir örnek, bu örneği hayatınız boyunca unutmayın. Diye de nasihat etmiş. Ustanın başka bir yaşam örneği daha da enteresandır. Yakınlarının cenazesindeler, yine dostlarıyla… Mevta mezara konmuş, Dualar ve sureler okunurken usta tesadüf eseri bir insan azı dişi bulmuş, azıdişinin içinde de kurumuş bir yiyecek parçası, büyük ihtimal mercimek tanesiydi demişti. Bulduğu bu dişi yanındaki mezar taşının üstüne koymuş, bu seferde kısmeti anlatacakmış. O sırada bir kişi dişten düşen mercimek tanesini ağzına atmış ve yemiş. Usta; Olayı görünce bir şekil oldum ve o adama gitmemesini söyledim. Cemaat dağılırken yanımdakilere dişi gösterdim. Çok nadir bir tesadüftü. Dişin oyuğundan çıkan mercimek belki de yıllar önce pişen bir yemeğe ait, o yemeği yiyen insanın vefat etmesi ve aradan yıllar geçmesi. Dişin bulunması, mezar taşının ın üzerine koyulması, şu adamın gelip o mercimek tanesini ağzına atması, Allah’ın yarattığı kısmeti iyice düşünün bu arada içinde bulunduğumuz mekânı da unutmadan haramı helali insanlığı kendi içinizde iyice ölçüp tartın. Sonra isterseniz tekrar konuşalım. Demişti.

USTA ÇIRAĞINI NEDEN İŞTEN ATTI.

Nevşehir şoförleri çok olan bir şehirdir. Genelde de bunlar kamyonculardır. Yeri geldiğinde bunlardan da söz edeceğiz. Canı tez bir muavin varmış. Birçok işi hakkıyla yapsa da baş edemediği kötü bir huyu varmış. Dönemeçlerden dönerken sağ serbest mi? Diye sorduğunda bakmadan hemen Sağ serbest der ondan sonra yola bakarmış. Bu yüzden, birkaç kere de büyük tehlikeler atlatmışlar. Bardağı taşıran damla, ana yola çıkarken şoför yin sormuş; Sağ serbest mi? Sağ serbest usta demeye kalmamış, hızla giden bir kamyon neredeyse bunları silip geçmiş. Ölümlü bir kazayı kıl payı atlatmışlar. Şoför Nevşehir’e gelince ilk işi o muavini işten atmak olmuş. Muavinin yakınları bizim dayının yanında taş ustası olsun diye, iş istemiş. Usta da; Bir deneyim. Olucu ise işe alır yetiştiririm. Demiş. Aradan daha iki gün geçmeden Eski Göre yolundaki inşaatı bitirir artan birkaç taşı susa’nın yanındaki bayıra tendirizli bir şekilde, özellikle taşı atmadan yoldan adam geçiyorsa uyarmasını ya da beklemesini de tembih eder. Bizim muavin efendi eski huyundan vaz geçmez, taşı atar ondan sonra bakarmış. Eline kos koca bir halapa taşı almış ve damdan aşağı atmış, atar atmaz da narayı basmış;” Abarii taş geliyo taş geliyo” diye bağırınca damda çalışanların hepsi eyvah demiş ya halapa taş adamın çok yakınına düşmüş. Adamcağız aşağıdan serzenişlerde bulunmuş. Bağırmış çağırmış. Usta dayım muavin efendiye; Üstünü başını giyin, defol git. Seni yanımda çalıştırmam. Demiş. Çırak işten böyle atılmıştı.

ETHEM AĞANIN EŞEKLERİ.

Çocukluğumda kamyonetler, traktörler gibi inşaat malzemesi getirip-götüren araçlar mevcuttu. Bunun yanında eski zamanlardan kalma bir nakliye türü olan eşeklerle kum kireç çimento gibi inşaat malzemesi taşıyan Ethem Ağan vardı. 15-20 eşeği ile kaç kez kum taşırken görmüştüm. Hayvanın sırtına bir çuvaldan fazla kum bağlamazdı. Kum yatakları çeşitli ve yakın olduğu için kuma da para vermez, getirir götürür ekmeğini öyle kazanırdı. Yaşlı adamın tek işi olduğu için eşeklerine bakar, onları yaymaya götürürdü. Takdire şayan, hayatımda böyle uslu eşekler görmedim.

Nevşehir bağı, bostanı ve tarlaları olan bir memleket olduğu için eşekleri genellikle eski Nevşehir evlerinde vardı. Motorlu araçların çıkması, ekimin dikimin azalması nedeniyle gün geçtikçe azaldı ve yok oldu. Bir zamanlar at arabaları da bulunuyordu. Onlar da zaman içinde kaybolup gitmişlerdi.

Örnek olarak taş ustalığında sadece bir ustadan bahsettim. Aynı mesleği paylaşan daha nice ustalar vardı. Hayatı okul olarak benimsemiş, toplu töre dediğimiz aile terbiyesini, İnancına bağlılıkta devamlı takva çizgisine yakın olmaya çalışmışlardı. Ehli güven aynı zamanda bir itibar, sanatında da mükemmeli yakalamak için en önemli sosyal olgulardı. Bu insanlar zengin de değildi. İşinin yanı sıra bağ-bahçe işleriyle de uğraşıyorlardı. Ustaları, ailesi ve çevre aynı eksende dönüyordu. Zira insan çok kıymetliydi. Aykırı olan insanlarımızdan da hemen vaz geçilmez, karakola teslim etmeden önce 4-5 kez süzgeçten geçirilir, topluma kazandırılmaya çalışılırdı. Böyle oluşumda Nevşehir’de kiliseler ve camiler barışık olarak yüzlerce yıl yaşamıştır. Bu memleket savaşlar görmüş, kıtlıklar görmüş, hastalıklar görmüştü. Sosyal düzenin sağlamlığı, liyakat ve temiz niyetle kötü günler devamlı aşılmıştı.

Gelelim taş ustalarına, Coğrafya insanın kaderi, mesleği ve ekmeği de oluyor. Köyler dâhil yüzlerce taş ev vardı. Çalışana iş pek çoktu. Çok insan bu işlerden ekmek yiyordu.

Kelime dağarcığı:

Köfengi taş: Yöremizde bu taşa Sulusaray Kepezi denmesinin yanında “Has kaya”da denmektedir. Yapısı hafif, rengi beyazdan, krem rengine kadar bulunmaktadır. Yeni çıkartıldığında işlemeye çok uygun olup, sonradan sertleşmektedir.

Kara caminin duvar ve yapısı: Kara cami, Kurşunlu camiden önce yapılmış, yanına Külliyesi de bulunmaktaydı. Bu konu hakkında İ.Habib Sevük ün Anadolu Notları kitabında teferruatlı bir şekilde anlatılmaktadır. Caminin içinde günümüzde çeşitli malzemelerin bulunduğu bir mağarada bulunmaktadır. Caminin havasının her zaman temiz ve havasının ılık olması, peyzajının mükemmel olması da takdire şayandır. Minaresinin süslemesi bir sanat şaheseridir.

Hezen: Budaklarından ayrılmış ağaç gövdesidir. Tarihimizde reçineli ağaçlardan yapılsa da, daha sonraki yıllarda büyük ihtimal kavak benzeri ağaçlar kullanılması, hezenlerin daha çabuk çürümelerine neden olmuşlardı. Ahşapta fauna meydana getiren Zaralı böceklerin (Tahta kurusu) insanlara zararlar vermekteydi. Kemer damlarda bu gibi zararlılara rastlanmamaktadır.

Şillez: Harcın ya da kireç, çimento gibi malzemelerin normalden daha cıvık halidir.

Halapa taş: Duvar örerken, ara boşluklara yerleştirilen taştır.

Abarii: Olağan üstü durumlarda bir sesleniş şeklidir.

……..