NEVŞEHİR’DE TAŞ EVLERİN TASVİRİ VE İŞLEYİŞİ
Her şeyden baş Nevşehir’in yapısını, mahalle ve sokaklarını bilmek gerekmektedir. Tabi insanının da yapısını bilmek gerekmektedir. Nevşehir eskiden evin ana gelirinden ayrı bir işletme gibi çalışırdı. Ataerkil toplumda herkese yapacak bir iş mutlaka vardı. Başka bir avantajı da ipek yolunun üzerinde olduğu için ticarete açık bir toplumdu. Abartmasız şöyleyim anaparaya değmeden ev kendi başına yeterdi. Maddi durumu pekiyi olmayan aileler kalaycılık ve çerçicilik yapardı. Para pek bulunmadığından mal trampası yapılırmış. Zira buğday, arpa, kayısı bol miktarda bulunması ticareti kolaylaştırırdı. Köylerde bulunan “Köy odaları” ve yerleşimine göre bulunan hanlar sadece ticaret için gezgin olanların dışında ozanları, yolcuları da ağırlarlarmış. Nevşehir aşiret bölgesi olduğundan insanlar eski yurtlarıyla ticareti, ziyareti ta 1900’lü yıllara kadar kesmemişlerdi. Buna celep de dâhil güven merkezli ticaret oluyordu. Bu yüzden savaş yılları ve ardı arkası kesilmeyen kıtlık yılları zayiatsız atlatıla biliyordu.
Evler ne kadar taş yapı olsa da yolları dardı. İsimlerden de anlaşılacağı gibi; Daracık, çıkmaz sokak, hayat gibi terimlerle sık karşılaşılır. Sık olmasa da bazı bahçeli evler yine yaşanan kültürü yansıtmaktaydı. Nevşehir in genel yapısına bakacak olursak, evlerin sıklığı ve çatının yaygın olmamasıyla karşılaşırız. Bir deyişle damlardan geçerek bütün sokağı ve daha fazlasını geze biliriz. Çatının olmaması damların işlevsel durumu olduğu içindi. Damların toprak örtü olması da çatıya engeldi. Çıka bilecek bir yangının da çabuk yayılma riskini göz ardı edemeyiz.
Evlerin sık olması bazı taş evlerde terasların, damlarda kamelyaların yapılmasını tetiklemiştir. Böyle yapılarla özellikle kale mahallesinde karşılaşırdık. Çanaklara genelde güller ekilse de çok çiçeklerin bulunması oturulacak yerin mahremiyetini koruduğu gibi çiçeklerin verdiği güzellikleri insanlara huzur vermekteydi. Manzara her yerde mükemmel olsa da elbette ki kale mahallesindeki gibi bir panorama sunamazdı.
Yazısız bir nezaket kuralı olarak yapılan hiçbir ev komşusunun manzarasını ve havasını kesinlikle kapatmazdı. Tabii ki dar sokaklar bu kaidenin dışında olsa da her evin mutlaka bir mesire köşesi bulunurdu. Günümüzde bu nezaket örneği unutulmuş gibi durmaktadır. Hava akımı olacak yerlere, arkadaki evlerin panoramik manzara hakkını ve dahi evlerin güneşlerini de engellediğini de görmekteyiz. 2000 Evlerden, Gülşehir yoluna doğru hareket edersek, Nar Kasabasının Panoramik manzarasının yüksek katlı apartmanlarca kapandığını görürüz. Keşke şehir planları yapılırken bazı kıstaslar belirleyip bunlara uyulması şehrimiz için daha güzel ve ergonomik olacağı bir gerçektir. Oysa tarihimizde Nevşehir tam bir fantastik bir görüntü sunmaktaydı. Nevşehir Kalesi ve Göre Kasabasına doğru uzanan kanyonlar, taş evler, yeşillikler… Yeşillikler her yerdeydi. Özler, karşı tepeler, mahalleler ve dahi çarşının içi ağaçlarla çiçeklerle doluydu. Küçük bir ayrıntı olarak şunu belirte biliriz. Rant o zamanlar kıymetli değilmiş. Bağlara, tarlalara bakarsan o da sana bakarmış. Emeğinde kıymetli olduğunu buradan anlıyoruz.
Kendi evimizi anlatayım. Ataerkil Türk evinin tüm özelliklerini barındırırdı. İki katlı, tamamı Sulusaray taşından yapılmış bir bina idi.
Alt katta ahır, Şirahneli (Şıra hane), Kiler, Düven hane Depoluk iki adet oda bulunurdu. Kapısı ayrı da olsa merdivenle ikinci kata da çıkılırdı. Odunluk bu merdivenin altında dururdu. Ağaçlar kırılıp yeni istiflendiği zaman ağacın kokusu evlere ayrı bir güzellik verirdi. Her ağaç odunu farklı kokardı. Bizim elma bahçelerimiz vardı ve elma odunu bildiğim tüm ağaçlardan çok daha güzel kokardı. Evimiz adeta parfüm sıkmış gibi kokardı.
Üst kat ailenin yaşam alanıydı. Günümüz insanının bilmediği bazı odalarda ve esas bir hamamlık bulunurdu. Kullanılmadığı zamanlar tahta örtüyle örtülürdü. Kış günleri soba ile oda iyice ısıtılır, horanta orada yıkanırdı. Evlerde, horantanın toplanma yeri olan düven hane veya divanhane dediğimiz büyük salondan bahsetmeden geçemeyeceğim. Pencereleri daha iri ve süslü olması ilk göze çarpan özelliklerindendi. Bazı evlerde ise pencerenin üst camları renkli cam kullanarak yapılması oldukça ilginçtir. Eve sabah güneşi ulaştığında renkli camlardan süzülen ışık odayı renk cümbüşüne dönderirdi. Çekyatların olmadığı o günlerde sedirler vardı. Rengârenk halılarla örtülmüş, halı yastıklarla donatılmış, oturmak için yapılmış marangoz işi bir eşya idi. Çeşit çeşit duvar halılarda divanhanede bulunurdu. Misafir yine burada kabul edilirdi. Divanhanenin uzunluğuna göre yanlarında odalar bulunurdu.
Mutfağa tandır evi denirdi. Bir büyük bir küçük tandır bulunurdu. Yemekler burada yapılır, sular aynı tandırda gızdırılırdı. (Isıtılıp kaynatmak) Tandır evinin duvarları devamlı siyah olurdu. Duman pencereden çekerdi. Ahşaptan yapılmış, ayrı bir kilerde ailenin yaşam alanında bulunurdu. Gaz ocağı ben doğmadan birkaç yıl önce eve getirilmişti. Her şeyi ile çok enteresan bir ocaktı. Birçok zaman yanışını izler, sesini dinlerdim.
Damlar evin en işlevsel bölgelerinden biridir. Dam kapı deriz ön duvarı yok oda gibiydi. Evlerin kürekleri, belleri tarım ve tamirat aletleri burada muhafaza edilirdi. Kim ne derse desin Nevşehir damlarının hâkimi kedilerdi. Dam kapılar sayesinde en soğuk günlerde bile sıcak bir yer mutlaka bulurlardı. En kolay yoldan köpeklerden kaça bilmelerinin yanında evlerin bitişiğinde olan ağaçlardan ve asmalardan kuş avlama imkânına da sahiplerdi. Kediler aynı zamanda evlerin kâhyası gibiydi. Tahtalı hariç evin her tarafını kolaçan ederlerdi. İyi birer fare avcısı olduğu için evin halkı üzerinde de itibarları vardı. Çocukluğum bu taş evde geçmişti. Fareler için çok güzel habitat oluşturduğu halde farelerle hemen hemen hiç karşılaşmamıştım.
Evler birbirine yaslanmış olması hasebiyle çatı istenmeyen bir obje idi. Damlarda yanacak bir şey olmazdı lâkin çatıların yangınları büyütme özelliğini unutmamak gerekir. Oysa toprak damlar çok güzel bir ısı yalıtımı yapardı. Tek olumsuz tarafı evin her tarafı kemer olmadığından hezen örtü kullanıldığı için tahtakurusu dediğimiz pireden biraz büyük haşerat, hezenler ilaçlanmadığı zaman ev ahalisinin üzerine iner ve canlarını yakardı. İlaçlama ise, gaz yağına karışmış DDT, çeşitli ilaçlardı. Hezenler ilaçlandığında kokusu günlerce kalkmazdı. Ya tahtakurusu ya o koku… İlaçlamaya razı olurduk. Günümüzde tahtakurusu, habitatı olmadığı için tanınmamaktadır. Bu arada bazı insanlarımızın pire, tahtakurusu gibi böceklere karşı efsunlu olduğunu da görmüştüm.
Damların kışın karı kürünür,(Karlar ahşaptan yapılmış büyük küreklerle sıyrılıp duvarlardan evin dışına atılması) karlar sokağa atılırdı. Bu işlemlerden sonra da sokak kürünür, insanların rahatça hareket ede bileceği cılga (Geçile bilecek dar geçit) yollar açılırdı. Yaz aylarında Nevşehir damları kayısı şakalama (Ortasından ikiye bölme) ve kurutma yeri idi. Tüm damlar turuncuya dönerdi. Keza cevizler yine damlarda kurutulurdu. Bağ bozumunda veya kuru zamanı yağmur yağma riskleri olursa üzüm damlarda kurutulurdu. Bağ budaması neticesinde çubuklar ve kütükler çubukla sarılır, damların uygun yerlerine istif edilirdi. Bunda amaç çubukların çok çabuk çürümesidir. Tandır veya ocak yakılacaksa bu çubuklar kullanılırdı. Ekmek yaparken de en elverişli yakacak kavak ve ceviz gazelleri idi. Zira Bu sayede pişirici ateşi kolay bir şekilde kontrol ede bilirdi.
Biraz da sosyal yapı üzerinde durmak gerekir. Her şeyden evvel insanlar yavaş bir hayat yaşıyorlardı. Günümüzde böyle bir yaşam gerçekten lüks bir yaşam olarak dünyaca kabul görmüştür. Zor günler hariç hayat rutininde her ev kışlık kayıt hazırlanırdı. Ahırı olduğu için inek besleme olağan işlerden birisi idi. Özlerde bolca yeşillik vardı. Becere bileceği küçük bir tarla arpa ekse yemi bedavaya getirirlerdi. Küçükbaş hayvanı olanlar sürüye verirmiş. Peynir yapımında ise imece usulüne uyulurmuş. Bir deyişle her gün sütlerin bir ailede toplanacağı anlamına gelmektedir. Ya değilse peynir pazarından köy peyniri alıp çömleklere basmakta zor değildi.
Bağ bozumu her zaman çok zevkli bir seremoni olarak kabul edilirdi. Tanışlar veya imece usulü birbirinin bağlarında çalışırlar, küfelere doldurulan üzümler gençler tarafından eve seferler yapılırdı. Üzüm toplayan, boş kap getirip dolu kapları küfelere sandıklara boşaltanlar, o kadar adama yemek hazırlayan ana veya nine hiç boş kalmaz yorulmazdı da. Temiz bir gölgeliğe yer sofrası kurulur, patlıcan veya kuru fasulye sahana hazırlanır, yufkalar sulanmış gayri yemek faslı başlardı. Yemekten sonra ya karpuzlar kesilir ya da üzüm veya hoşafı hazırlanırdı. Burada önemli olan tema, işi bir meşakkat olarak görmemek, aksine zevk alınacak bir hobi olarak görmektir. Eskiden öyleydi. Bir zamanlar evlerde çeşme yokmuş, mahalle çeşmelerinden su getirirlermiş. Sıra olsa da insanım orada en güzel sohbetleri eder, zahmetli bir işi zevke dönüştürmeyi bilirmiş.
Kışlık kayıtlar; Üzüm ve ürünleri, et ve ürünleri, buğday ve ürünleri esas ana temayı oluştururmuş. Çerezlikler yan ürün, aynı elma, armut, erik, alıç, iğde, muşmula, badem, enek (Kayısı çekirdeği), özlerin kelilerine ekili veren ayçiçeği ve Hint keneviri (Çetene) bunlara örnektir. Kabak ne kadar çerezlikte olsa, yöresel ürünlerimizden olduğu için ana temaya dâhil edile bilir. Bu konu ile ilgili olarak yöresel yiyecekler bahsinde ele alınacaktır.
Çalışamayacak kadar yaşlı olan ninelerimizin bile kendine has yadsınamayacak işleri vardı. Çocuklara masal ve geçmişi anlatıp heyecanlı saatler geçirmelerinin yanında kim bilir yazısız tarihimizi, kültürümüzü yeni nesillere aktardığını bilemez bile, zira çocukların heyecanlı maceralar dinlemeye ihtiyaçları olduğu kadar ninelerimizin da konuşmaya deşarj olmaya ihtiyaçları vardı.
Kız çocukları pişkin olması için annenin yanında ta küçükten beridir ev işlerinde yardımcı, kardeşlerini büyütmeye yardımcı zaman artarsa; oya, örgü gibi el işleri, yerine göre halı ve kilim dokuma gibi uğraşılarla da uğraşırlarmış. Okula gidiyorsa dersleriyle de uğraşırdı. Çocukluğumda kız çocukları derslerde daha başarılı olduğunu her zaman gözlemlemişimdir.
Vadinin geniş tabanı yemyeşildi. Özlerle yani bostanlıklarla kaplı, sulana bilir olması Nevşehirliye ayrı bir kolaylık sağlardı. Ulaşımı da kolaydı. Kalenin doğu cenahındaki evler genelde özlerini evin penceresinden dahi göre bilmeleri güzel bir ayrıcalıktı. Yağmur mevsimlerinde Göre boğazından gelen seller biz çocuklar için ayrı bir heyecan verirdi. Selleri evin balkonundan izlerdik. Vadi yeşildi. Şehirde yeşildi. Asmalar, çeşitli ağaçlar, küpecikte yetiştirilmiş; Güller, hanım elleri, küpeliler, tefarikler, ortancalar şehre ayrı bir güzellik sunardı. Vadinin doğu yamaçlarında bozkır çiçekleri arzı endam ederdi. İğde çiçeklerinin kokuları bu seremoniye katılırdı. Nevşehirli sabaha yaban bülbüllerinin, sakaların, ispinozların sesleriyle uyanır, Çiçek kokuları karışmış mis gibi havayı koklarlardı. Yöremiz oldukça fantastik bir yapıya sahip olduğu için de ayrı bir güzellik sunardı. Daha önceleri dağlarımızda tepelerimizde sedir ormanları varmış. Biz bunları göremedik. Yöremizde Keçi kalesi mevkiinin adı orada yaşayan yabani keçilerden gelirmiş. Bunları yaşlılarımıza sorduğumuzda onlarda görmemiş lâkin atalarından duymuşlar. Hepsi 150-200 yıl öncesine dayanıyor. Biz atalarımızdan böyle bir şehir teslim aldık. Layığı ile koruduğumuz pek söylenemez.
Nevşehir heyeti Ankara’da
Elektrik kaynağı olmadığı zamanlarda yapılmış bir pencere korkuluğu (Beddik Mahallesi. Günümüzde bu ev yıkılmıştır.)
Hezenlerle kapılmış örtü. En üst toprak yapıydı. Taşlar sulusaray kepezi olup ısı yalıtımı mükemmeldi. Yukarıdaki fotoğrafta hezenlerin eskimiş ve üstündeki toprak örtünün kaldırıldığı da görülmektedir. Toprak damın bakımı yağmur mevsimlerinde dam yuvarlağı ile dama serilen çorağın (Killi toprak) sertleştirilmesidir. Hezenler iyice çürümeye durduğunda ise değiştirilip tekrar toprak serilmekteydi. En kolay bulunan hezen ise Kavak gövdeleri olduğunu düşünmek gerekir. Reçineli ve korumalı ağaçların zor bulunması ve daha pahalı olması insanları yöremizde çok bulunan kavak ağacını seçmeye yönlendirmişti.
Evin içinde oyulmuş kiler. İçindeki pomza (Hışır) ıslatılır ve serin bir mekân kazanılırdı. Özellilikle Çömlek peynirinin muhafaza edildiği yerlerdir. Kileri olmayan komşulara da hizmet sunulurdu. Çömleğin kulpuna bez veya ip işaret olarak bağlanırdı.
1945’li yıllardan bir okul fotoğrafı. Öğretmenlerin en sağında bulunan, benim de öğretmenim olan Ömer Güneş.
Eski orta mektep. Öncesinde kaymakamlık binası imiş, sonradan yetiştirme yurdu olarak hizmet verdi. Günümüzde boş. Bu binanın önünde; Vilayet yolu, Niğde Caddesi bulunmaktadır. Nevşehirli bu caddeye Susa da derlerdi (Susa; Kral yolu demekmiş.) Ayrıca cicili yol ismini de vermişler. Bu yol Nevşehir’in en gözde caddelerinden biri imiş. Ünlü bestekârımız İsa Coşkuner in bir zamanlar Nevşehir de öğretmenlik yaptığını da duymuştum.
Eski taş evlere güzel bir örnek. Nuri Konukseven evi. Kale Mahallesinin merkezi yerinde bulunurdu.
.