NEVŞEHİRİN BATIDAN GÖRÜNÜMÜ

NEVŞEHİRİN BATIDAN GÖRÜNÜMÜ

Nevşehir kalesinin ve Kahveci Dağının birbirine uyumunun en güzel göründüğü yerdir. Manzara seyretmek için Kahveci Dağının kaleye bakan tepesinde seyrederdim. Hırka Dağı, Çalış Kasabasına yakın “İsmail sivrisi” ve aradaki dağlar mor duvarlar oluşturmuş gibi dururdu. Gün batımında Kızılırmak da güzel bir şekilde görülürdü. Özkonağın arkasındaki tepelerden Nevşehir’e bakmak istemiştim. Erciyes ve Hasan Dağının muhteşem manzarasıyla karşılaşmıştım. İnanın bu güzel panorama da Kahveci Dağının görünmesi, Nevşehir in panoramada yerinin bulunmasını da sağlıyordu.

Kale ile Kahveci dağının eteklerinde Beddik Mahallesinin güzel bir şekilde görünmesi, Özellikle Abdi bayırı ne güzel duruyordu. Abdi bayırı merkezli bir tablo yapmıştım. Yalvar yakar elimden almışlardı. Benim bakış açımdan Abdi Bayırı Nevşehir’in nüfus kâğıdı gibidir. Zira Beddiklerin harman olduğu yerdir. Manzara ve havası çok güzeldir. Savaşlara katılmış gazi dedem orayı dünyanın en güzel mahallesi olarak betimlermiş.

Kahveci Dağının altındaki arazi ”Sarı yaprak” olarak isimlendirilir. Bu dağın ilerlerinde toprağa gömülmüş kendisini gösteremeyen kanyonlar vardır. Oysa Kahveci Dağının öteki yamaçlarındaki kanyonlar oldukça gösterişlidir. Belediyemizin Kültür Merkezi karşısındaki kanyonda ufak bir mağra bulunmaktadır. Meryem ana isminde yaşlı bir kadın burada yaşarmış, söylence böyle… Mağaranın olağan üstü özelliği ise, bazalt kayaların üzerinde bulunan el izidir. Sanki el hamura basmış gibi parmakların izleri, parmakların arasındaki bazaltın kabarıp parmakların daha iyi görülmesini sağlamasıdır.

Bazalt eriğine rahatlıkla lav diye biliriz. Zira sıcaklık en az ikibin beşylüz derecedir. Böyle bir sıcaklıkta öyle bir mağaraya girilmesi de mümkün değildir. Yonu ile yapılması da imkânsızdır. Bazalt yonuyu kabul etmeyen bir özelliği vardır aynı zamanda bu kadar ince bir iştir. Evet, oraya el basmıştır. Nevşehir orayı belirleyip, envantere alıp koruması, bu konu ayrıca ziyaret yeri gibi de değerlendirilir. Kahveci Dağının al benisini artıracağından hiç şüphem yoktur.

Kahveci dağının ilerisinde mağaralar olduğu da söylenmektedir. Ben görmedim.

Nevşehir terminali ve toki binaları bu topraklara yapıldı. Her geçen günde yapılmaya devam etmektedir.

Aksaray Caddesinde zamanında tekstil fabrikası yapılmıştı. 1960 ihtilalında bina bazı hasarlara uğrasa da uzunca yıllar faaliyet göstermişti. Fabrikanın temeli kabristandır. Kabristan Yeni sanayi sitesine doğru uzar giderdi. Nevşehir li fabrikamızın yapılması için kabristanını taşımıştı. Üstelik bu tek değildi. Bu günkü Göreme Otelinin bulunduğu yerden, Cumhuriyet ilkokulunu içine alıp ta Eski Pazar yerine kadar uzanmaktaydı. Demek ki öncekilerin kabristanlara bakış açısı farklıymış. Göreme otelinin yanında bulunan postane binasına ek bir inşaat yapacaklardı. Yerden onlarca kafatası çıkmıştı. Fabrika binasında da aynı olaya şahit olmuştum. Eski bir öğrencimiz orada bekçilik yapıyormuş. Kendisine mezar kalıntısı ile karşılaşıp karşılaşmadığını sorduğumda bana köpeklerin toprağı kazdıklarını görmüştüm. Müdahale ettim. Çıkan insan kemikleriydi. Demişti. Ne acı değimli? Sonra insanlarımız kendi bağlarına mezarlarını yapmaya başlamıştı. Bu oluşumda imar sahalarının genişlemesiyle bağlardaki mezarları tekrar rahatsız edip başka yerlere nakil yapmak zorunda kalmışlardı. Gazi Dedem Hasan Durmuş Akcur un üç sefer mezar yeri değişmiş. Kimi kimsesi kalmayanlar ne yapacaklardı. Nihayet mezarlıklara tapu getirildi de insanlarımız biraz nefes almıştı.

Eski fabrika arsasının konut yapıldığını görüyoruz. Şahsen ben üzgünüm.

Batı yolunda ilerleyecek olursak; Çatal Dere, Kapaklı pınar, Ali Efendi mevkilerinden çıkıp, Acıgöl ilçesine doğru ilerleyecek olursak karşımıza yine uçsuz bucaksız bozkırlar çıkar. Bu araziler genelde tarla olarak kullanılmaktadırlar.

Acıgöl ilçesine vardığımızda bizi adını ilçeye veren Acıgöl karşılamaktadır. Onun arkasında da varlığının Dörtte üçünü kaybetmiş eski bir yanardağ bizi karşılamaktadır. Bir sempozyumda budağın hakkında bazı bilgilerde duymuştum. Acıgöl bir meteorum çarpmasıyla oluştuğunu görsel olarak okumamız zor değildir. Acıgöl, Tatların kırsalları da o günlerin belgelerini sunmaktadır. Adı geçen bu bölge adeta bir bazalt ve Obzityen cenneti olarak görülmektedir.

Acıgöl yakınlarında “İlfatın kayaları” vardır. Adını eski bir eşkıya dan aldığı da bilinmektedir. Yapı; düz bozkırda çok küçük kayalıklardan oluşan bir silsile bulunmaktadır. Doğal yapı gerektiğinde kaçıp saklanmak fırsatı verdiği gibi, kurbanlara sessizce yaklaşma imkânı da vermektedir.

Ta Topada şehir devletinin Kadeş savaşından döndüğünde yazdırdığı tarihi bir anıt gibi durmaktadır.

Yörenin güzelliği bunlarla sınırlı da değildir. Erdaş yaylasının yine bu coğrafyada olduğunu belirtmek isterim. Haziran 15 den sonra bu yaylaya belgesel için çıkmıştık. Oranın dünyaya ait olmadığını ve cennetten getirilmiş bir parça olduğuna inanın insanın inanası geliyor. Hafif esen meltem çiçek kokuları taşıyordu. Bu kokunun aroma olduğuna karar vermiştim. Orada büyükbaş hayvan güdüyorlardı.

Tam Aksaray a girişte karşımıza “Genc Osman” köyü çıkar. Hani türküsü de vardır ya, Bağdat şehitlerimizden… O kahraman işte bu köyde doğmuş. Efsane gibi topraklar değil mi? Başka bir kahramanın köyü de uzakta değil. Yunus Emre nin ta kendisi… Taptuk köyünden Hacıbektaş a bir yol uzanırmış. Derler ki, yemişen (Alıç) ağaçları sıra ile günümüz de de durmaktadır.

Sizinde takdir edeceğiniz gibi Yunus Emre nin 4 yerde mezarı olduğu söylenir. Yunus Emre yi herkes sahiplenir.

Aksaray yolu 1950 li yıllara kadar Nevşehir çıkışına kadar mahalle aralarından geçermiş. Çeşitli istimlâkler yapılarak yolun açıldığı söylenir.

Atatürk ün kız kardeşi Nevşehir de.

Sokağımızdaki daracık. Şefika Dudunun evi, hemen sağındaki Ethem gilin evi.Karşı duvardan mahzen gibi bir mekan bulundu.

Avukat Rahmetli Zeki Tekinerin evinin yanındaki daracık.

Evleri yıkan gruplardan biri…

Çocukken oyunlar oynadığımız serin mekanlardan