NEVŞEHİR’İN DOĞU KAPISI Nevşehir’in doğudan görünümü

NEVŞEHİR’İN DOĞU KAPISI

Nevşehir’in doğudan görünümü

Güneş doğudan doğar. Sabah güneşini alan Borus vadilerinin doğu sırtları, Nevşehir’in büyük bir kısmını kapsamaktadır. Bu yüzdendir ki; Kale mahallesinin ve Kahveci Dağında yerleşkeler oldukça fazladır. Karşı Dağ dediğimiz vadinin doğu yamaçları ekenek bölgesi olduğu için yakın zamana kadar yerleşke olarak kullanılmamıştı. Buna karşılık vadinin batı yamaçları; Daha dik, tarıma elverişsiz, sabah güneşini daha önce alabiliyordu. Halkımızın Rum dediği “Karamanni Türkmenleri”, “Boynu inceli “, “Eskilli”,”Raşit Bey”,”Camiatik”, “Cumhuriyet” mahallelerinin kale ve Kahveci Dağının doğu sırtlarını seçmeleri tesadüf olmasa gerektir.

Eski taş evlerin pek çoğunda renkli camlardan yapılmış, üst pencereler sabah güneşiyle beraber odaları renga renk ışıklarla uyandırırlardı. Kurşunlu cami yapılırken doğu duvarlarının bazı pencerelerine alçı vitraylar yapılmıştı. Bu güzellikleri yazın sabah namazlarında veya bayram namazlarında izlenecek tek yer olarak kalmıştır.

Taş evler ve onları taşıyan sokaklarda çiçek bahçelerinden, yeşillikleri kırların yeşilliğinden aşağı kalmazdı. Küpeliler, ortancalar, hanım elleri, hanımcamalar, tefarikler, karanfil çeşitleri ve gül çeşitleri gibi envai türlü çiçeklerle süslenirken, asmalar evlerin duvarlarını süslerdi. Akasyalar, akça ağaçlar, iğdeler ve dahi niceleri sokaklara güzellikler katardı.

Gökyüzü güvercinlerle doluydu. Eski anlatılarda güvercinlerin çokluğu bazen güneşi bile kapatırmış. Yaz aylarında kırlangıçların telaşlı uçuşları bu gün bile beni ta 60’lı yıllara götürür. Camiler inşa edilirken kuşların yuvaları hiç ihmal edilmemiştir. Sakalar, ispinozlar, yaban bülbülleri çok zaman mahallemizde de görülürlerdi.

Nevşehir bir su kentiydi. Bazı pınarların, çeşmeleri ve suların adı efsaneydi. Üstelik içile bilir suyu olan Borus çayı 30 küsur değirmeni döndürür ve şehrimizin gelirine hatırı sayılır katkılarda bulunurdu. Günümüzde şişelerle satılan suların kalitesi emin olun bu suların kalitesinin yanına bile yaklaşamazdı.

Günümüz şehircilik anlayışı, kaliteyi artırmak için “Yavaş şehir” projeleri geliştirmeye başladılar. Türkiye’de sanırım Seferhisar la beraber birkaç ilçemiz bu projeye kabul ettirdiğini biliyorum. Efendim, atalarımız bu standardı çoktan tutturmuş hatta rutini bile olmuştu. Günümüzün nispeten plansız şehirleşme ve her şeyden önce rantı düşünme fikri ne acı sonuçlar verdiğini görüyoruz. İnsan her şeye sanatsal bakması gerektiği gibi şehir planlarına da sanatsal bakması gerekir. Emin olun sanatsal yapıda rantiyecilere kazanç getirmeye devam ederdi. Verimli topraklar, su kaynakları, şehrin peyzajı, hava akımlarının yolları gibi temel özellikler öncelikli düşünüle bilirdi. Burada en önemli konu halkın eğitilmesinden geçmektedir. Londra merkezinde orman gibi büyük bir park bulunmaktadır. Keza Newyork da aynıdır. Yeşillikler içinde yaşıyorlar. Zahir, onların yaşantılarını biz tarihimizde yaşamışız. Bu konu yakın tarihimizi de içine alan; Köyden şehirlere göçleri, Köy Enstitülerimizi kapatmamızda, ulusça yaşadığımız anarşi dönemlerinde, iş yapacak insanlarımızın liyakat ve becerisine dikkat etmediğimiz konuları içine almaktadır. Sanat sevilip ilgi görmese, orayı terk eder. Sanatın mekruh ve boş işler sayıldığı dönemleri de yaşadık. Azizim, sanatın durmadığı yerde sanatsal bakış mı arıyorsunuz?

Kale mahallesindeki evler yıkılınca altından “kaya Şehir” çıktı. Bu yapı da doğuya bakıyordu. Dikkat ederseniz yerleşkeler vadinin tabanında hiç yoktu. Aynı zamanda tepe diye tabir ettiğimiz noktalarda da yoktu. Hep sırtlarda yer almışlardır. Bir atasözü aklıma geldi; Dereye ev yapma sel alır, tepeye ev yapma yel alır. Taş evlerin yapısını ve kullanımını müteakip defalarca konunun gelişine göre anlatmaya da çalışmıştık. Taş evlerin en gösterişli bölümü de yine kalenin ve Kahveci Dağının doğu sırtlarında bulunmaktadır.

Özler yem yeşil ve serindi. Geniş vadinin sırtları üzüm bağlarıyla dolu olduğu gibi kayısı ve badem ağırlıklı çok çeşitli ağaçlar vardı. Nevşehir’in doğu sırtlarında oturmanın bir avantajı da vatandaşların özlerini ve karşı dağdaki bağlarını isterlerse pencereden dahi görme imkânları vardı. Özler ve bağlar sonra evlere uzak da değildi. İsmail Habib Sevük bu güzellikleri görmüş olacak ki, ta 1939 yılında yazdığı Anadolu’dan notlar kitabında “Nevşehir seyredilmek için yapılmış bir şehirdir.” Demesi tesadüf olmasa gerektir. Üstelik Nevşehir o zamanlar Niğde iline bağlı ilçeydi.

Kervanlar devirlerini hayal edip bu açıdan da Nevşehir’in tasvirini yapmaya çalışalım. Kervanlar, çölleri ve Toros dağlarını aştığında uçsuz bucaksız bozkırlara varıyorlar, çölümsü yollarda geçerek Göre vadisine ulaştıktan sonra sulak ve yeşilliklerle süslü vadiden yürüyerek Nevşehir’e ulaşıyor. Nevşehir; Kahveci Dağının hemen sağında bulunan küçük tepenin üzerinde küçük bir kale, kalenin sırtlarında taş evlerden yapılmış güzel bir yerleşke, yerleşke yeşillilikler arasında, yerleşkenin bittiği yerde ekenekler ve vadinin tabanında gür ve tertemiz akan ırmağımsı akarsu… Vadinin batı cenahlarında gösterişli kanyonlar. Güney ellerinden gelen kervanlar bu kanyonların süslediği ve vadiyi sulayan akarsuyun yanından geçip Nevşehir’e ulaşıyorlardı.

Sadece görünüşü ile bile hafızalara kazınan fantastik bir güzellikti. Kaya şehrin ambarları, tünelleri kervanlara kolaylıklar sunmaktaydı. Kervan yollarını tespit etmek için çevredeki kervan saraylara bakmamız da yeterli olacaktır. Aksaray yolundaki; Ağzı karahan ve Alayhan , Kayseri yolundaki Sarıhan, Derinkuyu civarlarındaki hanlar Nevşehir’in aynı zamanda ticaret merkezlerinden biri olduğunu da göstermektedir. Bu durumu destekleyen Nevşehir’deki hanların çokluğu da görülmektedir.

Daha dün gibi hatırlarım, Yurda dönen hacılar, Gazhane meydanında atlara, develere bindirilip Arap urbaları giydirilerek, hacı karşılamayı güzel bir seremoniye çevirirlerdi.

Nevşehir tarihinde tek rahatsız edilmeyen mezarlıkta Gazhanenin üzerindeki küçük tepelerdeki Hıristiyan maşatlığı idi. Gördüğüm kadarıyla mezar taşları çıkartılmış maşatlık bir çam korusuna çevrilerek, sakinleri hiç rahatsız edilmemişti. Önceki makalemde de belirttiğim gibi Nevşehir’deki kabristanlar yer değiştirmişlerdi. 1924 Mübadelesinden sonra muhacirlere verilen mahalleler zamanla yalnızlaşıp yıkılmıştı. Zira Nevşehir Göre Kasabası yönünde gelişmemiş, insanlar Nevşehir düzlüklerine, nispeten çarşı yakınlarına taşınmışlardı. Geçmiş makalelerimde sizinle bir gravür ve fotoğraf paylaşmıştım. Zaman içinde yoğun yapının nasıl bir araziye döndüğünü göstermektedir. Aradan birkaç nesilde geçince o mevki tam anlamıyla da unutulmuştur.

Nevşehir’in doğu cenahındaki sıra dışı mekânlara da bir göz atalım. İlk aklımıza gelen Kara caminin minaresi ve Kurşunlu caminin külliyatıdır. Kara cami minaresinin taş işleme süsleri takdire şayandır. Yapılırken külliyesi ve tam tekmil, hamam, kabristanı unutulmamıştı. Kurşunlu cami yapıldıktan sonra Karacamı külliyesi tali kalması nedeniyle yıkılmış, sadece cami ve cami binası dibindeki minaresi kalmıştır. Oysa Kurşunlu yapıldığında Nevşehir yerleşkesi dışındaymış. Kemikkıranların camiye bağışlanan arazisinde cami inşa edilmişti.

Kara caminin dış örtü taşı kavak kepezi (Yöremizde yonula bilen en sert taşlar) iç örtüsü köfengi taş ile yapılmış. Sulusaray kepezi de denilen bu taş cinsi tazeyken çok kolay yonulmakta, desen, süsleme ve biçimlendirmeye çok uygundur. Taş yerine konduktan sonra doğanında etkisiyle sertleşmektedir. Mardin evlerinin yapıldığı taş ile örtüştüğünü düşünüyorum. Kurşunlu cami ise, dış mekân sarı taş, iç mekânın yine aynı köfengi taş ile yapıldığını düşünüyorum.

Kurşunlu caminin özelliği güzelliğinden farklı olarak, o kadar yıllardan sonra bile taze yapı gibi durmasıdır. Oysa eski yapılarda hiç çimento bile kullanılmamıştı. Caminin en dikkatimi çeken yanı ise temelde su toplayan bir mekanizmanın varlığı idi. Dolayısı ile oluşacak nemin camiye zarar vermesi önlenmesiydi. Özel yerlere serilen çakıl taşları suyu temelde hazırlanmış “v” yatağına çekmesi oradan da tahliyesinin en kısa sürede camiyi terk etmesini sağlamaktadır. Günümüzde o kadar bina yapılıyor, heyelan haberlerini duyuyoruz. Caminin bu mekanizması acaba günümüzde unutuldu mu?

Birazda Kurşunlu caminin içini anlatmak isterim. Uygun yerlere işlenmiş mermerler görürüz. Sanat olarak Osmanlıyı anlatır. Antika bir saat vaaz kürsüsünün yanında bulunur. Yine aynı duvarda çeşitli süslemeler içinde sakallı şerif muhafaza edilmektedir. Mihraba doğru tavandan sarkan süslerle zaptı rap edilmiş deve kuşu yumurtaları durmaktadır. Sinek gibi haşaratları uzak tuttuğuna inanılır. Süslemeli tavandan sarkan avize tüm güzelliğini sergiler. Yerdeki halılar zaman içinde değişse de, cami içindeki güzelliğe katkıları inkâr edilemez. Cami dış kapısının hemen içinde meşin ve keçe kullanılarak yapılmış kalın örtü, soğuk havanın içeri girmesini önler. Gelelim söylencelere, şadırvanın musluklarının 18 ayar altın olduğunu söylenirdi. Cami içinde oyuk taşı olduğunu söylenir, bu oyuk taşında hatırlı paralar bulunur, ihtiyacı olan kimseler buradan para alır, sonradan getirir koyarmış. Tüm bunları duymuştum. Kara caminin özelliği ise insana akıl almaz bir huzur vermesiydi. Camide ne üşünür, ne sıcaktan rahatsız olunurdu. Kara caminin bu özelliğini halkımızda keşfetmiş olacak ki, tüm mahalle yıkılıp barınan kimse olmadığı halde gönüllü bir hoca ve Nevşehirliler Cuma günü namazı orada eda ediyorlar.

Nevşehir’in doğusuna bir bakış.

Nevşehir’in doğusunu gezecek olursak, dünyada eşine benzerine çok nadir rastlayacağımız jeolojik ve tarihi yapılarla karşılaşırız. Bu mekânlar aynı zamanda dünya tarih ve doğa mirasına girmiştir. Coğrafi yapıda oldukça çeşitlilik göstermektedir. Dar derin vadiler, geniş vadiler, düzlükler, güneşli tepeler, kayalıklar, bozkırlar gibi oldukça çeşitliliği dar alanlarda vermektedir. Dünyada bu oluşumlar oldukça nadir bir şekilde bir araya gelmektedir.

Dar vadilerde suyu ve gölgeyi seven bitkilerle karşılaşırsınız. Yarpuz çiçeğinin bölgemizde bu denli habitatı olması beni de şaşırtmıştı. Yarpuz yabani bir nane türüdür. Aroması ve şifacı olması özelliğindendir. Geniş vadilerde su bulunduğu için genellikle halkımız tarafından tarım yapılmaktadır. Güneşli tepeler ve bozkırlar bitki hazinelerinin olduğu yerlerdir.

Yöre coğrafyasının ilginç taraflarından biri de, serin ve sulu olan vadilerden 200-300 metre yukarılara çıktığınızda bozkırlarla rastlıyı verirsiniz. Bu yüzdendir ki, habitat ve yeryüzü şekilleri oldukça çeşitlilik gösterir. Böyle bir yapıyı Erciyes dağı ve Anadolu sığ denizinin hazırladığı bu görsellikler ister istemez gözler önüne serilmektedir.

Masa dağların yapısı bir zamanlar buranın bir deniz olduğuna çok güzel örnekler teşkil vermektedir. Alt yapıda bulunan yumuşak doku kayaların Erciyes külleri olduğu en akla yatkın yapıdır. Lâkin bu yumuşak yapıların üzerinde bazalt tabakalar bulunmaktadır. Kanyonlarda daha kalın ve hatta damarlı bazalt tabakalarının peri bacalarının şapkalarında da bulunması oldukça ilginçtir. Bildiğiniz gibi bazalt kayaları erimiş halde yer altından çıkar ve akan lavların ortalama sıcaklığının 2500 derece santigrat olduğu demektir. Bu yapıyı peri bacalarının şapkalarıyla tepelerin üstlerinde bulunan bazalt yapıların aynı zamanda oluştuğu şeklinde okumamız sanırım en doğrusu olmaktadır. Peri bacaları şapkaları yakınlarında bulunan dağlardan özerk durmaları, bin yıllar içinde doğanın coğrafyayı aynı bir dantel gibi işlemesiyle oluşmuştur.( Ürgüp yolundaki 3 güzeller peri bacaları) Doğanın bu işleyişi günümüzde de devam etmektedir. Peri bacalarının şapkaları, gövdeyi korumaktadır. Seller gibi erozyonlar çeşitli derelerde birikerek günümüzde sıva kumu, aynı yapının pudra kıvamına gelmiş ve mezar toprağı dediğimiz oluşumları da yapmış ve yığmıştır. Lale sanayi arkasındaki Çatal dere tüm bu özellikleri taşırken, Avanos-Çavuşin yolu üzerindeki aynı oluşumla yığılmış Maccan çayı yakın tarihimize kadar kum ocağı olarak işletilmekteydi.

Nar Kasabasında evlerin aralarında bulunan peri bacalarının şapkaları yıkılıp zarar verme riskini yok etmişlerdir. Bu yüzden şapkasız peri bacaları denmektedir. Bu peri bacalarının büyük bir kısmı işlenip içinde odalar oluşturulmuştur. Böyle yapılara yöre insanı kaya dam ismini vermişlerdir.

Anadolu, insan yerleşimine uygun hale geldiği tarihlerden, yazılı ve kayıtlı tarihlere geçtiği çok uzun yıllarda neler oldu bilinmez. Sanırım bu konularda 1960’lı yıllarda ünlü Alman yazar Erick von Daniken yöremizde araştırmalar yapmıştır. Yazılı tarihte adı geçen birçok medeniyet kurulmuş ve yıkılmıştır. Yazılı tarihlerden binlerce yıl önceleri neler yaşandı, neler oldu? Görsel okumada Mamut iskeleti, gergedan gibi yırtıcıların fosilleri bulunmaktadır. Tarih öncesi dev bir kaplana ait “Koca diş”i görmüştüm. O dişi taşıyan kaplanın nasıl heybetli olduğunu hayal bile edemeyiz. Erciyes Dağının dokuz milyon yıldır aktif olduğunu düşünürsek bayağı bir şeylerin yaşandığı gerçeği görsel olarak gözümüzün önüne getire biliriz.

Ürgüp’ün Topuz Dağının zirvelerinde Erciyes Dağına baktığımızda engin bir ovada bulunan bir başyapıt ile karşılaşırız. Sultan sazlığı, dağ habitatları bitki çeşitliliğini takdire şayan bir seviye ye çıkartmaktadır. Kayser’li bir arkadaşım Erciyes’e mahsus siyah bir süsen getirmişti. Hemen bahçeye diktim ama yetişmedi. Oysa bitki topluluğu açısından İran-Turan bitki topluluğuna ait olmasının yetmediğini ben orada gördüm. Habitat açısından dar vadiler ve geniş vadilerin aralarında farklarda bulunmaktadır.

Geniş vadilerde (Nar vadisi) fındığın ( Corylus maxsima) yetişe bildiği topraklarda, Özel hazırlanmış minyatür habitat da Zeytinin ( Olea europaea) en dayanıklı türü yetiştirilemedi. Oysa yine Akdeniz bitki topluluğuna ait olan Antep fıstığı ( Pistacia vera) yöremizin en çetin yerlerinden biri olan Cevizli oğlun’da bile yetişmektedir. Fındık Avrupa-Sibirya bitki topluluğunun üyesiydi. Patates Amerika’dan geldi ve uyum sağladı. Bunun yanında pek çok bitki uyum sağlamıştır. Yöremizde domates tarımı yapılır ve yeşilken yenirmiş. Kırmızı rengi alınca salçaya katılmak üzere ayrılırmış. Domatese zaten kırmızı derlermiş.

Nevşehir’in doğusu, doğanın dantel gibi işlendiği bölgesidir. Bu yüzden, Uçhisar, Ortahisar, Ürgüp, Göreme doğal turizmini oluşturmakta ve dünyanın her yerinden insanları çekmektedir. Bunun yanında kaya ambarları ekonomiye katkılar sunmaktadır. Yöremizde bulunan tepelerin genel yapısı ekseriye hep aynıdır.

Başka bir makalemde “Deve Bağırtana” dikilen ağaçların hızlı bir şekilde büyüdüğünü yazmıştım. İster istemez aklımıza öteki tepelere neden dikilmesin diye insan düşünüyor. Bu konunun bir döngü olduğunu tahmin ediyorum.

Ürgüp ün tepelerden Erciyes Dağının görünümü. Dedeoğlu arşivi

Zemi vadisinde yumuşak doku yanardağı küllerinin taşlaşmış hali. Dedeoğlu arşivi

Bitkiler inatçı varlıklardır. İsterse kayanın ucunda bile kendini göstere bilir. Burada bir özellik dikkatimizi çekmelidir. Yumuşak kayayı oyarak ilerleyen köklerin buz kamaları oluşumuna neden olup, Bu durumun da, kayayı parçalaya bileceğini unutmamak gerekmektedir. Dedeoğlu arşivi

Nevşehir. Evlerin yıkılmadan önceki hali. Dedeoğlu arşivi

Nevşehir’in Doğudan bir görünümü. Yıkılamaz ibaresi bulunan evler aslında eski ve yapıldığı durumda kalan evlerdi. Kapısızoğlu Rıza ağanın evi Niğde yolu üzerinde, hemen dikkati çeken mekânda olduğu için yıkılmadı. Hemen yanındaki evde o binaya destek olsun diye bırakılmış. Yetiştirme yurdunun hemen üzerinde Şefika Dudu nun evi yapı itibarıyla Nevşehir’in bir özelliğini de taşısa yıkılıp gitti. Kültür Bakanlığının envanter kitapta çıkarttığını biliyorum. Sokak sokak daha iyi incelene bilirdi demeden de kendimi alamıyorum. Diğer bir konuda tarihe mal olmuş insanlarımızın evleri de yıkılmıştır. Oysa Namık Kemalin Gazi Magosa da ikamet ettiği yer korunmuş, yeni nesillerin Namık Kemali daha iyi ve yakından tanımaları sağlanmıştır. Biz niye böle değiliz? Mareşal Fevzi Çakmak Nar Kasabasını ziyaret etmiş, birkaç fotoğraf ve Nar ın, paşanın da ziyaret ettiği en güzel caddesine Mareşal Caddesi ismi verilmişti. Dedeoğlu arşivi

16.11 2009 Ürgüp. Dedeoğlu arşivi

16.11.2009 Ürgüp gezisi… Eğitim Gönüllüleri ve anlatılarıyla Ürgüp’ü tanıtan Mustafa Kaya hocamız. Dedeoğlu arşivi

Kılıçlar vadisinden bir kesit. Dedeoğlu arşivi

Gomeda vadisinde kırmızı çiçekli Hatmi bitkisi. Dedeoğlu arşivi