NEVŞEHİR'İN KARGIŞI ( beddua ), İLENÇ, KÖTÜ DİLEKLERİ

NEVŞEHİR'İN KARGIŞI ( beddua ), İLENÇ, KÖTÜ DİLEKLERİ

1971 yılının 14 Mayıs günü Merkez Ortaokulu Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak göreve başladım. Benden önce bu derse bir komiser giriyormuş. Öğrencilere , onun dersi nasıl işlediğini sordum. Gülüştüler. Birbirlerine bakıp sustular. Anladım. Hiç ders işlenmemiş.

Havalar ısınmış. Ders yılının sonu gelmiş. 19 Mayıs Gençlik Bayramı provaları var. Öğrencinin canına minnet. Bıkmışlar dersane ortamından; kendilerini dışarı atmak istiyorlar. Ben ders anlatmağa çalışıyorum; sınıfın her köşesinden itiraz parmakları kalkıyor. Sonra 27 Mayıs Anayasa ve Özgürlük Bayramı geliyor. Öğrenci, sürekli gezme, pikniğe gitme hevesinde ve bunun için baskı uyguluyor.

45 dakikalık dersi doldurmak kolay değil. Ne yapmalı ? Öğrencinin hoşlanacağı bir konu bulmalı.

Düşüne düşüne buldum.

Kargışlar... Önce düşündüler, sonra kıs kıs gülerek birer ikişer söylemeğe başladılar. Daha önce hiç duymadığım kargışlar, ilençler, beddualar ortaya döküldü.

Öğrencilerimin yaşadığı aile ortamında duydukları sözler...Ana, baba, ağabey, abla, dayı, emmi, dede, nine, komşu, akraba...

Bir öğrencim ayağa kalkıp sordu :

'' Hocam, içimiz karardı bu ilençlerden. Alkışları da yazalım mı ? ''

Yanıt verdim.

'' Alkışları da gelecek hafta ele alır, işleriz. ''

Sonra, başka bir ders saatinde her öğrenciye yarım sayfa kağıt dağıtarak bu sözleri yazmalarını istedim. Tek bir tümce yazan da oldu, on tümce yazan da.

Daha sonraları , 1974 güzünde, İÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunu olan, Ürgüp Lisesi'nde görevli arkadaşım Yusuf Erdoğan ile ''becayiş'' yaptık. Nevşehir Lisesi'nden arkadaşım ( 1964 mezunuyuz ) olan Yusuf, Merkez Ortaokuluna geldi; ben Ürgüp Lisesi'ne geçtim.

Ürgüp Lisesi ve Orta Okulu'nda coğrafya dışında Türkçe, Sosyal Bilgiler derslerine de girdim. Orada da kargış bolluğu ile karşılaştım. Halkımız bu alanda üretgen idi.

Kayseri kültür-ekin çevresi içinde yer alan Ürgüp'te öğrencilerimin yazdığı ilençler de önemli bir birikim anlamına geliyordu.

Kargışlardan başlayalım.

Dilin tutulsun, yanın çalınsın.

Ciğerine bit düşsün.

Boğazının anında babalar çıksın.

Ciğerine yıldırım düşsün.

Derneğin dağılsın.

Er bul da yer bulama.

El ele gezesin.

Gövden erisin, e mi !

Töremiyesin.

Sakalın göğe dikilsin.

Gus gus gudurasın.

Ganın altına damlayınan aksın.

Allah gönlünün muradını vermesin.

Binin bir olsun.

Gözün kör, dizin topal olsun.

Gittiğin olsun da geldiğin olmasın.

Cehennemin köküne git.

Dermansız dertlere uğra.

Yuvanda yalnız kütük gibi kal.

Kötürüm ol da, dizin dizin sürün.

Yağlı kurşuna rastgelesin.

Ölme de sürün.

Çoluğundan çocuğundan gülme.

Birin iki olmasın.

Dölün döşün ortalıkta kalsın.

Domurcakken solasın.

Elin ekmek, belin kuşak görmesin.

Vurduğun yer et olsun, elin kolun küt olsun.

Bacana baykuş tünesin de kötü kötü ötsün.

Çoluğun çocuğun demir boku gevsin.

Yerine yatağına soğan, sarmısak ekilsin.

Dilini eşşek arısı soksun.

Kapına kara kilit asılsın.

Yuvanda yalnız kütük gibi kal.

Yerin yatağın taş olsun / Evin bucağın boş olsun.

Kulağına kurşunlar aksın.

Damdan düş de sınıksaran bulama.

Yiğit iken yıkılasın, dal iken devrilesin.

.....................

Bir başka yazımızda alkışlar, övmeler, güzel dualar üzerinde duralım.

Kargış ve alkışlar yerel özelliklerini zamanla yitiriyorlar. Örneğin, 1924 Ahali Mübadelesine değin Nevşehir'de ortodoks halkın kendine göre bir kargış-alkış külliyatı vardı. Onlar o kültürü Yunanistan'a taşıdılar. Buna karşılık arnavutça, makedonca konuşan muhacirler de belleklerinde olan alkışları-kargışları burada yaydılar. Liseyi bitiren genç, üniversite için Ankara'ya, Trabzon'a, İstanbul'a, Eskişehir'e, İzmir'e, Erzurum'a gidiyor. Oralarda da öğretmenlerinden, arkadaşlarından binbir söz işitiyor, bunları belleğinden çıkarıp burada yayıyor. Haftanın her günü pazar kurulan kasabalarda nice sözler havada uçuşuyor. Askerlik için köyünden ayrılan genç, sınırlı sayıda söz bilirken, dönüşünde önemli bir söz varsıllığı dikkat çekiyor. Çünkü asker ocağında ülkemizin her yerinden gelmiş takım arkadaşlarından, kumandanlarından binbir söz öğrenmiş oluyor. Hastanelerde, mapusanelerde, yurtlarda yaşayanların da bu konuda birikimli oldukları görülüyor.

Nevşehir ve Ürgüp'te duyulan, kaydedilen kargış seçmeleri eğer tümüyle biraraya getirilse kitap olur. Halk psikolojisi...İnsanlar kargış üretmede ne denli cömertse alkışlarda o denli kısmık, cimri.Bunun nedenleri üzerinde durup düşünmek gerekiyor.

-----------------------------

15 Şubat 2026. Ürgüp