NEVŞEHİR’İN TARİHİYLE GÜNÜMÜZÜN KARŞILAŞTIRMALARI


Bahadır Dedeoğlu

Bahadır Dedeoğlu

Okunma 20 Mayıs 2021, 11:11

NEVŞEHİR’İN TARİHİYLE GÜNÜMÜZÜN KARŞILAŞTIRMALARI

Nevşehir’de yaşamak! Destansı bir hayatta yaşamak gibidir. Nevşehir’de birçok şeyin “En” le ri yaşanır. Nevşehir ve yöresi tepeliklerden oluştuğu için, toprak tabakası ovalara göre daha incedir, toprakla uğraşan insanlarımız “en” fazla çalışır. Yer altı sularımız 350 metrelerde olduğu için Türkiye şartlarında “en” derin su kuyuları yine Nevşehir’de bulunmaktadır. Derinkuyu ilçemiz bu konuya güzel bir göndermedir. Sevdaların “en” karası, yine yöremizdedir. Onun içindir ki Aşık Kerem Aslısını Ürgüp ve köylerinde aramış ve bu yöreye şiir dahi yazmıştır. Ayrıca televizyonlardan izlediğimiz dizilerde aynı konuyu işlemiyor mu?

Perilerin ve bacalarının dünyada “en” çok bulunan yer yine burasıdır. Kapadokya” Güzel Atlar Ülkesi” Yine destansı bir hayatı ve yöremizi yansıtmıyor mu? Melagübü ve Enegi : “Zor topraklar ülkesi, sıcak topraklar ülkesi” yani ateş ülkesi yine yöremizdedir.

Öz eleştiri gibi karşılaştırmalarımızı yapalım. Yapalım ama bazı dersler de çıkarmayı, zamanı, doğayı, kendimizi daha iyi anlamayı da ihmal etmeyelim.

Güzel Atlar Ülkesinin atları şimdi yok. Arap atları, İngiliz atları gibi güzel ve özel atların yanında “Anadolu atları” cins atlar yetiştirilebilirdi. Atalarımız bunu yapmamış. Zamanında at arabaları varmış, şimdi ise Türkiye’de arabası ve şoförü ile ünlü bir il olmaya devam ediyoruz. Yeri gelmişken söyleyelim. Türkiye’de “en” çok araba alınıp-satılan yer ve şoförleri “en” hızlı olan yöre yine bizim yöremizdir.

Derler ki! Yöremiz ormanlarla kaplıymış. Biz sobalarda yakmışız, güzelim sedirleri dam örtüsü yapmışız, evlerimizde yine sedir diye anılan oturma köşeleri yapmış, harcamış, yerine ağaç dikmeyi unutmuşuz? Bu yüzden dağlarımız hep kel kaldı. Sadece tepelerde; Bodur meşeler, iğdeler ve bazı yöresel ağaçlar ve ağaççıklar son kalelerini ve son mevzilerini savunmaya çalışıyorlar. Zamanımızda insanlarımız bu konularda bilinçlendi ama ağaç ve orman yetiştirmek engin bir bilgi ve çok uzun zamanlar ister.

Yaşlandığım zaman sonraki nesillere:

“İşte bu ormanların fidanlarını gördüm. Bu gördüğünüz devasa ağaçlar zamanında küçücük fidanlardı. Demek, hayatta en büyük dileklerimden biridir.

1940-1950’li yıllarda; Nevşehir’i, Göre ve Nar Kasabalarını içine alan, Borus Çayının buz gibi sularının suladığı vadideyiz. Size bir bahar sabahını anlatmak istiyorum.

Dereye yakın özlerde(bahçelerde) yabani bülbüller, sakalar, demir delenler (ağaç kakan), serçeler güzel, güzel ötmeye başlarlar. Bunlara; Uyludaki, Bademlikteki, Çombuzdaki tarla kuşları ve keklikler katılır. İnsanlar huzur içerisinde pencerelerini açtıkları zaman, zümrüt gibi yemyeşil bir doğaya “Merhaba” Derler. Özlerin; Çimen, söğüt, sarmaşık ve türlü, türlü ağaç çiçeklerinin kokularına tepelerdeki badem Çiçekleri, zerdali çiçekleri katılır. Özel kokularıyla tüm Orta Anadolu’nun mührü olan İğde çiçekleri adeta sabırsızlıkla haziran ayının gelmesini beklerler.

Vadinin berisindeki taş evler ise; Saksılarıyla, Taş köşkleri, çiçek balkonları ve pencere önlerindeki çiçekleriyle bu güzel oyuna katılırlar. Çeşit, çeşit kokulu güller, hanım şemsiyeleri, hanım elleri, küpeliler, karanfillerle özlerden ve tepelerden gelen güzel kokulara ve renklere cevap verirlermiş. Evlerde bulunan asmalarda mahalleleri ve sokakları serin bir yeşilliğin içine gömermiş. Bu yüzdendir ki sokaklarda aynı özler gibi yemyeşil olurmuş.

Evin erkekleri sabah camisine gittiği zaman, evin kadınları daha çocuklar uyanmadan, ortalık aydınlanmaya başlarken kapılarının önlerini ve sokaklarını süpürüp temizlerlermiş. Güneş biraz çıkınca da insanlar, dostları ve taşıtları olan eşeklerle bağ yollarına düzülürlermiş. Karayazı, hömerti, telakufi, Haflı, Ali efendi yolları eşekten geçilmez olurmuş. Eşekli kazalar ölümlü olmazmış ama tekmesinin pek yaman olduğunu söylerler. Eşekler isyan ettiği zaman kaçarlarmış. Eşeğin kaçması da çok enteresandır. Günümüzde arabanın freni boşalmazsa kaçmıyor, hırsızlar günümüzde çok araba çalıyor. Ayrıca araba kazaları (Trafik kazaları) günümüzde tüm dünyanın en büyük problemleri arasındadır.

Eskiden etlik-ekmeklik, kayıtlık sonbahardan hazırlanır, kilerlere yerleştirilir, kışın tüketilirmiş. Şimdi marketler var. Kilere de gerek yok. Eskiden insanlarımız bu uygulamalarla nice savaşlı yıllar, nice kıtlık yılları atlatmışlar. Bir hane fertlerinin çalışmalarıyla hiç kimseye muhtaç olmadan paşalar gibi geçinir giderdi. Bu insan medeniyetinin en az onbeş-20 bin yıllık bir kültürü, yaşam biçimi ve hayatta kalma isteğidir. Ya şimdi global bir kıtlık olursa, bu, günü birlik gıda tüketen insanlar ne yapacak? Bu konuyu düşünmek bile istemiyorum.

O zamanlar nüfus azmış, herkes birbirini tanıyormuş. İmeceler ve insanın insana saygısı ve sevgisini temel alan eski Türk Gelenekleri hayatın içinde yaşanıyormuş. Şimdi nüfusumuz arttı. Her yer ev ve insan dolu. Göre, Nevşehir ve Nar adeta birleşti. Bireylerin günümüzde daha yalnız olduğuna inanıyorum. Çünkü hayat hızlandı. Akrabalık çemberi dayılarla, amcalarla sınırlandı. Günümüzde o dahi sağlam bir yapıda değil.

Anlatıyorlar da eskiden Nevşehir daha güzelmiş. Suyu, havası, doğası tertemizmiş. Şimdileri Natürel (Doğal) dedikleri gıdalar sıradanmış. Hormonlusunu, kimyasalını arasan bile bulamazmış sın. İnsanın insana saygısı da çok daha fazlaymış. Şimdi televizyonlardan alıştığımız cinayet haberlerine Nevşehir’de yıllarca ama yıllarca karşılaşılmamış.

Nevşehirli olmak bunlar için özeldir. Masalları, hikâyeleri, tarihi ve güzellikleri satırlara elbet teki sığmaz. Her sokak bir şey anlatır, her çeşmenin hatırası başkadır. Her yıl ayrı bir sevinç ve acı saklar. Çok güzeldir bu diyarlar.

1700’lü yıllarda Osmanlının yaptığı Türkmen asimilesi sonucu aşiretler ve insan kitleleri sürgünlere tabi tutuldu. Tabi Nevşehir kurulurken bir cazibe, bir farkındalık yaratmak için Buraya yerleşenlere birtakım ayrıcalıklar sunulmuştu. Zira Nevşehir bir örnek şehir yapılmak istenmekteydi ve olduydu da, İbrahim Paşa’nın ömrü buna müsaade etmemiştir. Birkaç yobaz taife tarafından yöremiz ve kos koca Osmanlı adeta batırılmıştır. Nevşehir’de mahalleleri, o günleri ve toplulukları anar ve anlatılırdı. Yazısız tarih kayıt tutmadığı için çok çabuk unutulmaktadır.

Kale mahallesi yıkımından sonra bu eski anılara sahip mahalle adları, değiştirilsin mi? Değiştirilmesin mi? Tartışmalara neden olmuştu. Efendim, ben Beydilli Türkmen’iyim. Nevşehir’de Beddik” olmuşum. Diyarbakır’da, Badıllı, Toroslarda Beydilli olarak anılmışım. Bir kısmımız Irak’ın Telaferde yaşarmış. Daha nice coğrafyalarda asimile olup unutulmuşum. Azeri bir Türkolog la sohbetimle Beydillilerin, Horasan ve Güney Azerbaycan’da da (Günümüzde İran’ın elinde) yaşadıklarını söylemişti. Türk olmak bize yettiği için bu asimile canımızı yakmamıştır. En azından durum kendi açımdan böyledir. Yazısız tarihimizde çok acıların yaşandığını da duymuştum. Eskili, Herikli ve dahi başka insanlarımızda bu olayların içinde olduğu için yöremizde; Mahalle kültürleri ve ananeleri farklıklar gösterirmiş. Günümüzde böyle bir sorunda kalmadı. Sonradan inşa edilen mahallelerde tam bir karışma görülür. Aşiret sadece tarihte kalmıştır. Eskiler hatırlar; Kimlerdensin, hangi mahalledensin diye sorulurdu. Sorulurdu ki, bir sohbet çıksın, bir tanışıklık çıksın diye… Başka makalelerimde mahallelerimizin sosyal yapılarından da bahsetmek isterim. Ufak bir mutluluğun şehrimize hâkim olması, yokluklarda, zor günlerde bir şehir nasıl aileye dönüşü veriyor. Bir insanı rencide etmeden yardımlar yapılıyordu. Hırsızlar, haksızlar nasıl uslandırılıyordu. Bunlar gerçekten de heyecanlı konulardır. Evlerin ve insanların artması şehrimizi gerçekten büyüttü mü? Bunlara cevap arayalım, çeşitli yaşanmışlıklardan örnekler sunalım.

Yöremiz tarihi ile günümüzün karşılaştırmalarında birçok konu mevcuttur. Bunları incelediğimizde nedense hep tarih kazanıyor. Zira insanımızın kendisiyle, doğayla barışık yaşaması, insana çok değer verilmesi aslında hayata değer verilmesidir ve yaşam kalitesinin çok yükselmesidir. Kanaat da önemlidir. Hırsın olmadığı bir dünyada hayat yavaşlar, kin ve nefret yok olur. Atalarım Rumlarla ve Ermenilerle şehrimizi paylaşmışlardı. Bugün asla öyle bir şey olamaz. Savaş hikayeleri anlatılırdı, göç, askerlik, sevda…. İskemle zamanlarını bende görmedim lâkin çok dinledim. Hayalet hikayelerine bayılırdım, şakalı hikayelere bayılırdım. Zaman geçmiş ve devran dönmüş. Hepinize saygılarımı sunarım.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.