ÖĞRETMEN SİNAN : MUCİZENİN ADI

ÖĞRETMEN SİNAN : MUCİZENİN ADI

'' Emrullah Hocam, ne yapıyorsun burada ? ''

Bu ses...Tanıdık gibi...Bir mucize mi ? Nereden geliyor ? Kimdir konuşan ?

.................................

Yazın çöl ; yanar sıcaktan...Kışın kaskatı, Kutup buzulları...

İncesu'dan Yeşilhisar'a, Topuz Dağı' ndan Develi'ye doğru bir eser çıktı mı kumlar, kum tepeleri yer değiştirir. Halk buraya Yavaş Kumu, Çöl adını vermiştir. Kavunu ünlü. Tren durağının tahta barakaları kumul baskısıyla yıkılmıştır. Raylar zaman zaman kumların altında kalır.

Kışın kar tavşan tozağı yağmaz; tipiyle yağar, kürtükler oluşur esen yellerle.

……………………

Yarıyıl tatili bir gün sonra başlayacak.

Zara Lisesi'nden ayrılıyorum.

Eğitim Bakanı Nifli kasaba avukatı Ali Naili Erdem adlı büyük hukukçu Danıştay kararına uymayı reddediyor. Beni bir daha sürüyor. Ürgüp Lisesi'ne göndermek yerine Kadışehri Ortaokulu'na veriyor.

Demokrasi, insan hakları, hukuka saygı konulu yazılar yazıp yayımlatacak 2000'li yıllarda Demirel’in has adamı, bu maarif nazırı efendi. Breh breh !

Kitaplarımı , daktilomu, dosyalarımı, diyapozitiflerimi, fotoğraf makinalarımı, bir tahta bavula koyup toplamışım, otomobilimin yüklüğüne koymuşum . Yatağımı, yorganımı, battaniyemi, kilimimi , olur ya benim yerime bir sürgün öğretmen gelir diye, Zara Lisesi'nde birlikte görev yaptığım cografyacı arkadaşım Abdurrahman Akçay'a ( Antalya Kaşlı )bırakıp düşmüşüm yollara.

Kayseri'ye dek benle gelmiş bir öğretmen dost : Firdevsi...Adı İrani...Oradan Maraş'a doğru gidecek...

Kayseri- Ürgüp yolu İncesu'dan sonra Dörtyol'da sağa Topuz Dağı'na doğru tırmanıyor.

Tam Kayseri- Niğde demiryolu üzerindeki Başköy Durağı yakınında lastiğin patladığını anlıyorum. Sağa sola sapıyor otomobil.

Tren Durağı terkedilmiş yıkık barakalar.

Yedek lastik var mı ? Yok...Var da onun da havası inik, boşalmış.

Bir imdat...Tren durağı işliyor olsa gider yardım isterim. Yok. Kimseler bulunmuyor orada.

Hava kararıyor.

Zara'nın soğuğunu öğrenmiştim, yaşadım, biliyorum. Burası da oradan geri kalmaz.

Bir karış kar var yerde. Kürtük yapmış yolkıyısı çukurlarda.

Öyle bir eser var ki, lastiğin durumuna bakmak için inince bir dakika duramadım dışarda.

Gittikçe koyu karanlık bastırıyor. Taa uzaklardan, köylerden köpek havlamaları duyuluyor.

Netmeli, neylemeli...

Ürgüp'e 35 km kaldı. Lastiğim patlamasaydı şimdi evime varmış olurdum.

Ne yapabilirim. Levyeyi arıyorum, yok. Sonra düşünüyorum , Gemerek yakınlarında yine lastik patlamıştı. Onarırken köy çocukları yardıma ( ! ) gelmişti. Giderken hediye (!) olarak alıp götürmüşler.

Kriko var. Zorlukla yerleştirip kaldırıyorum. Ellerim donuyor.

Civataları yuvalarından çıkartıyorum. Parmaklarım donmuş, kösengi gibi...Duyumsamıyorum...

Birisi geçecek de, durup yardım edecek...

İçeri girip oturuyorum. Bekliyorum. Taa çocukken duyduğum donup ölmüş insanları düşünüyorum. Damarlardaki kan yavaş yavaş donarken insan kendini sıcak bir odada imiş gibi , rahatça bırakırmış. Kan hareket etmeyince yürek onu pompalamadığı için de insan ölürmüş. Ne yapmalı ? Çıkıp koşmalı, hoplayıp zıplamalı...

Yine çıkıp, tekerleği yerinden çıkarıyorum. Zincirleri var. Zor oluyor...Yüklüğe koyuyorum onu.

Bekle bekle, bekle... Bırakıyorum kendimi...Sabah pek erken Zara'dan yola çıkmışım. Yollarda binbir tehlike...Koca bir HungaroCamion TIR kamyonu yolu enlemesine kapatmış...Zor geçiş...

Saatte ancak 30 km hızla sürmüşüm otomobili...Isıtma da yok...Bereket paltom kalın...

Acaba donuyor muyum ? Rüya mı görüyorum...Eşim, oğullarım şimdi beni bekliyorlardır. Sobanın yanan odunları nar gibi kızartmıştır sacını. Üstünde ıhlamur hazır olmalı...

Evime her dönüşümde, mutluluğunu konu komşuya duyururdu oğlum Umut; 4 yaşında.

‘’ Babam Zara’dan geldiii ! Bal getirdiii ! ‘’

Bu kez diyemeyecek bunu. Belki uyumuştur. Mutlu daha 3 aylık. Kulaklarından rahatsızdı; KBB uzmanı Mir’at Tunca iyileştirdi bir ay önce, Kayseri’de.

Burada donup kalsam belki yarın sabah yolu açmağa gelen grayder sürücüsü bulacak ölümü. Açıp bakacak ruhsatnameye, ehliyetnameye...Anlayacak kim olduğumu...Savcı mı gelecek buraya ! Gazeteler yazacak belki. Ürgüp'te komşum öğretmen Berhan Avcı öğrenecek...Muhabiri olduğu gazeteye telefonla haber verecek. Konuşurken ağlar mı ?

Bırakma kendini...Bırakma kendi...Bırakma...Bırak...Bı...

Bir ses... Tanıdık...Esen yel alıp götürüyor sesi... Kapıyı açmağa çalışan bir el...Sonra sarıyor kollarıyla...Söze ne gerek var ? Donmak üzere olduğumu anlıyor... Otomobilinde tek başına. Kayseri'den geliyormuş. Aynı marka otomobil....Yüklükte hazır bir lastik...Hemen değiştiriyor.

Gözyaşlarımı tutamıyorum. Donuyor, canım acıyor. Kucaklaşıyoruz. Kurtuluş bu işte.

'' Bırakma kendini. Tamam. Bitiyor. Haydi, arka arkaya düşelim yola. Ben önden gidiyorum, sen beni izle ! Aman dikkat, sürat yok...Tamam mı ! ''

En beklenmedik bir anda gelen bir imdat bu, SOS...

Bu mucize adam kimdir ?

Damsalı eğitimci Sinan Uzun...1971'den beri tanıdığım iyi, temiz yürekli dost...

Ya Topuz Dağı'nın doruğunda, o dönemeçli yollarda lastik yine patlasaydı, ne yapardık ? Düşündükçe soğuk terler döküyorum.

Bir saat içinde Ürgüp'e ulaşıyoruz. Bırakmak olmaz bu mucize adamı. Eve çağırıyorum ısrarla. Kabul etmiyor. Onun daha 20 km yolu var. Sürüp otomobilini , gidiyor Damsa'ya.

2 gün sonra, hazır ediyorum emanet lastiği, Ürgüp'e geldiğinde binbir minnettarlık duygularıyla, tesekkür ederek teslim ediyorum. Birlikte Emminin Aşevi'nde yemek yiyoruz.

1976'nın son günleri... 49 yıl geçmiş aradan...

Unutulmaz bir kurtuluş, bir mucize adam, adıgüzel Sinan sayesinde...Selam, sevgi Ona !

-------------------------

15 Ocak 25