OLGUNLUĞUN HUZURU
Hayatı olduğu gibi kabul etmek, insanoğlunu en çok yoran ama en çok olgunlaştıran haldir. Olgunlaştıkça, insanın içindeki gürültü yavaş yavaş çekilir. Bir zamanlar her düşüncenin bağırarak konuştuğu zihinde, fısıltılar dolaşır.
Olgun insanın kalbi acele etmeyi bırakır; çünkü artık hiçbir yere yetişme telaşı yoktur. Huzur, varılacak bir durak değil, yürüyüşün ritmini kabullenmektir artık.
Gençken insan, hayatı yüksek sesle sever; sevinci taşırır, acıyı dramatize eder. Olgunluk ise sesi kısılmış bir bilgelik gibidir. Sevinç sadeleşir, acı ağır ama öğreticidir. İnsan, duygularını sergilemek yerine onlarla oturmayı öğrenir; aynı masada, sessizce. Huzur, artık bir ödül değil, doğal bir hâl olur.
Geldiğin yer, çektiğin çile, verdiğin emek; hepsi olgunlaşma yolculuğunun birer basamağıdır. Bu yolculuğun huzuru, kaybettiklerinin yasını tutmayı bilmekten geçer.
Olgunluk, eksiklikle yaşamayı öğrenmektir. Olgunlaştıkça anlar ki, artık her gidiş bir eksilme değildir; bazı vedalar hafifleticidir. İnsan, yüklerinden arındıkça ruhunun nefes aldığını fark eder. ‘’Varlık ancak yoklukta görülebilir, noksanlar, olgunluk aynasında belirir.’’ der İskender Pala.
Olgunlaşan insan, bir zamanlar cevap aradığı sancılı soruların, her zaman yanıtlanması gerekmediğini bilir. Bazı sorular, sadece düşünmek ve taşınmak içindir. Bu kabulleniş, zihnin omuzlarındaki ağırlığı alır ve huzur sessizce yerleşir.
Sabrın ve bilincin harmanlandığı bir yaşam rehberi olan olgunluk, başkalarını değiştirme arzusundan vazgeçmektir. İnsan, herkesin kendi mevsiminde çiçek açtığını anladığında sakinleşir. Sabırsızlık yerini anlayışa bırakır; anlayış da huzurun en sadık dostudur.
Kalabalıklar içinde bile yalnız kalabilmeyi öğrenir olgun ruh. Bu yalnızlık eksiklik değil, kendine yetebilmenin yumuşak bir ifadesidir. İçinde taşıdığı dünya, dışarıdaki gürültüye karşı bir sığınak olur.
Olgunluğun huzuru, geçmişle kavga etmemekte saklıdır. Yaşananlar olduğu gibi durur; ne süslenir ne de inkâr edilir. İnsan, geçmişine sırtını dayadığında değil, onunla yan yana yürüdüğünde rahatlar. ‘’Olgunluk, haklı çıkmak değil, anlamaya çalışmaktır.’’der merhum Cemil Meriç.
İnsanın kendi iç iklimini tanımasıyla derinleşir olgunluk. Hangi rüzgârda savrulduğunu, hangi yağmurda sustuğunu bilir artık. Her duyguya aynı kapıyı açmaz; bazılarını bekletir, bazılarını sessizce içeri alır. Bu seçicilik bir savunma değil, kendine duyulan saygıdır. İnsan, ruhunun eşiğinde nöbet tutmayı öğrendiğinde, huzur kalıcı bir misafir olur.
Olgun insan, sessizliğin dilini öğrenmiştir. Suskunluk artık bir kaçış değil, bilinçli bir tercihtir. Söylenmeyenler, söylenenlerden daha dürüst olabilir. Bu sessizlikte huzur, derin bir nefes gibi yayılır.
Zamanla fark edilir ki her şey kontrol edilemez. Olgunluk, kontrol etme isteğinin çözüldüğü yerdir. Hayatın akışına bırakılan küçük bir boşluk, insanın içini serinletir. Direnmeyen ruh, daha az yorulur.
Ve sonunda olgunluk, insanın kendisiyle barış imzalamasıdır. Kusurlar affedilir, beklentiler yumuşar, hayat daha az talepkâr olur. Huzur, tam da burada doğar: Olduğun hâlin yeterli olduğunu hissettiğin o sade, dingin anda.