PARANIN AYNASINDA İNSAN
Hayat baş döndürücü hızla akarken, insanların ceplerinde görünmez ağırlıklar taşınır. Avuçlarda duran soğuk bir ay gibi, ışığı ödünç, çekimi güçlü. Ona bakıldıkça geceler uzar, gölgeler keskinleşir. İnsanın hem korkusu hem tesellisi olur. Paranın ta kendisidir o.
İnsanlar para karşısındaki tutumları ile kendi kimlik ve kişiliklerini de oluştururlar. İlk günlerde bir anahtar gibi masumdur para. Kapıları açar, rüzgârı içeri alır, ekmeğin kokusunu çağırır. Sonra anahtar ağırlaşır; cebin dibinde demir bir kalp gibi atmaya başlar. İnsan, kilitlerin mi anahtara, anahtarın mı kilitlere hükmettiğini karıştırır.
Paranın varlığı ve yokluğu, insanın imtihanının en önemli ölçülerindendir. Bazı ellerde para bir tohumdur; toprağa düşer, başkalarının ekmeği olur. Bazı ellerdeyse bir diken; avucu kanatır, bırakıldığında bile izi kalır. ‘’Para bir vasıtadır; fakat putlaştırıldığı zaman insanı da putlaştırır.”demişti merhum Cemiş Meriç
İnsanın iç iklimine göre, aynı kağıt ya da metal, farklı kaderler seçer. Tokgözlünün elinde cömertliğin, açgözlünün elinde kıskançlığın ve sevgisizliğin simgesi olur. Para konuşmaz denir, oysa fısıldar. Bir adımı hızlandırır, bir selamı kısaltır, bir vedayı geciktirir.
Para, kalabalıkların içinde yalnız yürür insanla birlikte. Caddelerde vitrinler parladıkça kalp daralır; parmak uçlarında bir hesap makinesinin soğukluğu dolaşır. İnsan, arzularını ceplerine sığdırmaya çalışır; sığmayanları erteler, erteledikçe büyürler. Bir şeyleri satın almak kolaydır, vazgeçmek pahalı. Para burada bir terazi olur: Bir kefede istekler, diğerinde vicdan. Terazi çoğu zaman dengede durur gibi yapar; aslında her adımda biraz daha eğilir.
Hatıralarla da pazarlık eder para. Çocukluk fotoğraflarının arkasına ilişir, bayram harçlığının şıngırtısında kalır. Yoksunluk, hafızayı keskinleştirir; bolluk, köreltir. İnsan, geçmişini yeniden yazabileceğini sanır; daha iyi bir ev, daha geniş bir masa, daha sessiz bir mahalleyle. Oysa bazı anılar parayla restore edildikçe, orijinalliğini yitirir; parlak ama yabancı bir müzeye dönüşür.
Bir masada dostlukla yan yana durur para. Bardakların dibinde gülüşler çoğalırken, hesap kağıdı bir gölge gibi bekler. Gölge uzadıkça kelimeler daralır; samimiyet, küsuratlara bölünür.
Para, aynaya bakmayı sever. Aynada insan, kendini olduğundan parlak görür; eksikler cilalanır, çatlaklar çerçevelenir. Aynadan uzaklaşınca ise çıplaklık üşütür. İnsan, soğuğu paranın suçu sanır.
Zamanla para, zamana benzer. Biriktirilir, harcanır, yetmez. İnsan, zamanı satın alabileceğini sanır; oysa sadece sessizliğini kiralar. Geriye kalan, aceleyle kaçırılmış bir öğleden sonradır.
Günümüzde hala, bir sınav kâğıdıdır para. Sorular aynı, cevaplar kişisel. Kimi boş bırakır, kimi taşırır, kimi kopya çeker hayattan. Notu belirleyen, rakamlar değil; insanın kendine verdiği dürüstlüktür.