“sözün ahlakı”ndan “sükûtun hikmetine”

“sözün ahlakı”ndan “sükûtun hikmetine”

Sessizliğin Hikmeti: Sözsüz Konuşmanın Manevî Derinliği

Bazen insanın dili susar, kalbi konuşur.
Sükût, yalnızca kelimesizlik değil, kelimenin kaynağına dönüş yolculuğudur. Çünkü hakikî söz, sessizliğin bağrında mayalanır. Kalp huzur bulmadıkça, dil hakikati taşıyamaz. Bu yüzden Allah dostları “sükût ehli” olmayı, ilmin ve edebin zirvesi bilmişlerdir.

Sessizlik, yalnızca dış dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak değildir; iç dünyanın sesini işitmeye başlamaktır. Her insanın içinde bir “dâvet” vardır — Allah’a yönelen, huzura çağıran bir ses… O sesi duymak için susmak gerekir.
Zira kalp, Allah’ın nazargâhıdır; çok sesin olduğu yerde o nazar örtülür.

Konuşmak çoğu zaman egonun, susmak ise teslimiyetin ifadesidir.
Sükût, insanın kendi varlığını arka plana çekip, Hakk’ın varlığına yer açmasıdır. Sözden kaçış değil, hakikate yaklaşıştır.
Bu yüzden arifler der ki:

> “Söz, kalpten çıkmazsa kulağa ulaşmaz; kalpten çıkarsa, sükût bile konuşur.”

Manevî olgunluk, dilin değil, kalbin kıvamına bağlıdır. Kalbi temiz olmayanın sözü berrak olmaz.
Sükût, kalbin içindeki bulanıklığı çözen bir aynadır.
Orada insan kendisiyle yüzleşir, söze dökülmeden pişer, olgunlaşır.

Bugün dünyanın gürültüsü, kalplerin sessizliğini bastırdı.
İnsan çok konuşuyor ama az dinliyor; bilgi çoğaldı ama hikmet azaldı.
Oysa bazen bir sessizlik, bin sözden daha tesirlidir.
Bir bakış, bir tebessüm, bir merhamet hâli… hepsi sessiz bir dil taşır.

Sessizliğin hikmetine eren insan, öfkesini yutar; çünkü bilir ki dilin söylediğini kalp taşıyamazsa, o söz yük olur.
Sükût ise hafifliktir.
Hakk’a teslim olan kalbin dilinde sessizlik, rahmet gibi dolaşır.

> Allah’ım!
Bize konuşmayı öğrettiğin gibi susmayı da öğret.
Kalbimize sükûtun huzurunu indir.
Dillerimizi isyandan, kalplerimizi gürültüden arındır.
Susuşlarımızı manasızlıktan değil, hikmetten eyle.
Sükûtumuzda Senin zikrin yankılansın, sessizliğimizde Senin huzurun doğsun.
Bizi sözle değil, hal ile konuşanlardan eyle.
Âmin.