STRUMA FACİASI! (769 Yahudi’nin Ölümü!)

STRUMA FACİASI!

(769 Yahudi’nin Ölümü!)

Dünyanın hemen her bölgesinde ve hatta her ülkesinde az çok Yahudi’ye rastlamak mümkün. Vatansız ve devletsiz, perme perişan, orada burada kepaze bir şekilde yaşayan Yahudilerin ütopik devlet hayalleri -İngiltere sayesinde- 1948’de cebren ve hileyle Filistin topraklarını gasp ederek gerçekleşti!

Öncesinde de olmakla beraber o tarihten sonra Filistin ve civarında kargaşa hiç eksik olmadı, hala da devam etmektedir. Çünkü huysuz, arsız, hırsız, gasıp, egoist, pragmatist ve bencil Yahudi, bulunduğu her yerde huzursuzluk çıkartmaktadır.

Günümüzde en fazla Yahudi Amerika’da yaşıyor. Belki de bu sebepten Yahudilerin hamiliğini yapan İngiltere, bu görevi ABD’ye devretti. Bugün itibariyle Amerika Yahudi ilişkisi öyle bir noktaya geldi ki Yahudiler mi Amerika’yı, Amerikalılar mı Yahudileri yönetiyor diye sorulur olmaya başladı. Bunun en bariz örneği yaşanmakta olan İran ile ABD/Yahudi savaşının başlaması…

Çok üzücü bir durum olmakla beraber dünya soykırımcı ABD ve Yahudiler tarafından idare ediliyor dense yeridir. Derebeyi gibi, istedikleri kurum ve kuruluşu ve hatta ülkeyi tehdit edebiliyor, istedikleri ülkeyi vurabiliyor, istedikleri devlet başkanını bir operasyonla konutundan alabiliyorlar.

Dünya haklının güçlü olduğu değil, güçlünün ve zorbanın haklı olduğu bir duruma geldi.

Geldiğimiz noktada uluslararası bütün kurum ve kuruluşlar misyonunu tamamlamış durumda. Zira en ufak bir yaptırımları yok. Dünyanın en prestijli kurumu BM ve onun başındaki adam, Gazze’de işlenen cinayetlerden dolayı “…yanlış yapıyorsunuz…” dediği için istenmeyen kişi ilan edilebiliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Yahudilerin soykırımcı olduklarını açıklayınca başsavcısını tehdit edebiliyorlar.

Batı ne yapıyor? Batının ne yaptığından ziyade İslam dünyası ne yapıyor önce ona bir bakalım; günümüz Müslümanlarını, asırlar önce Endülüs’teki Müslümanların yaşadığı tavaif-i mülûk dönemine benzetiyorum. Her bir kavim/devlet varlığını devam ettirebilmek için ona buna, özellikle de ABD’ye tabasbusçuluk yapıyor. Müslümanlara yapılan haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında bırakınız ortak bir tavır almayı, petro-dolar şeyhleri zevkusefa içerinde gününü gün etmeye çalışıyorlar. Ümmetin parasını Batılı devletlere peşkeş çekiyorlar. Kendi din kardeşleri öldürülürken herhangi bir yaptırımda bulunmuyor/bulunamıyorlar, bırakınız fili müdahaleyi, kınamada dahi yapamıyorlar. Bunu gören/bilen zalimler de istediğine istediği gibi yapıyorlar.

Batı’ya gelince; Avrupa kıtasının en güçlü devleti Almanya, geçmiş yöneticilerinden Hitler’in II. Dünya Savaşı esnasında Yahudilere yaptıklarından hicap duyarcasına koşulsuz Yahudilere itaat ediyor. Her türlü imkanlarıyla destek oluyor. Diğer Batılı devletler ise ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı içindeler. Her şeyleriyle ABD’ye bağlılar. Her ne kadar yer yer cılız ses çıkartmaya çalışsalar da ellerinden bir şey gelmiyor. Zaten yapabilecekleri bir şey de yok…

İllaki İspanya! İspanya’nın yürekli çıkışının ardında ne var bilmiyorum ama gerek ülkesinde gerek Avrupa Parlamentosunda ve gerekse BM’de cesaretli çıkışlarıyla her türlü takdiri fazlasıyla hak etmektedir.

Bir şeyler yapması beklenen Rusya’ya gelince; o da dört yıldır Ukrayna ile savaş halinde, bir yerde başının derdine düşmüş durumda. Filistin konusunda Rusya ve Çin sessizliklerini korurken, İran, ABD/Yahudi Savaşında Çin’le beraber teknolojik yardımda bulunduğu söylenmekte.

Amerika’nın en büyük rakibi Çin’e gelince; Ne hesap yaptığını dışardan kimsenin bildiği söylenemez. Fakat kendinden bekleneni göstermediği muhakkak. Anlaşılan “bekle gör” mantığını gütmekte.

Dünyanın bu boşluğunu iyi okuyan, Siyonist Netanyahu ve Evangelist Trump, dünyayı “hamur gibi yoğurup, ekmek gibi açıyor”. İstediklerine istediklerini yapıyorlar.

Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: İnsanların ve ülkelerin en zayıf oldukları an, en güçlü oldukları andır. Bugün itibarıyla -kabul etmek gerekir ki- ABD ve Yahudiler çok güçlüler. Hem de birçok yönüyle. Bu yüzden öz güvenleri tavan yapmış durumda. Kendilerinin dışındakileri adeta böcek gibi görüyorlar. Ona buna sataşan, kafa tutan, kendilerine itaat etmeyenleri hizaya getirmeye çalışan, ormanın iri kıyım fil ve aslanı gibiler. Ne var ki fili uçuruma sürükleyerek imha eden bir tarla kuşu, aslanı bağlayıp ağaç dibinde ölüme terk eden bir tilki çıkar… (Kelile ve Dimne). Onları bekleyen bu durum çok ötede olmadığını düşünüyorum.

STRUMA FACİASI! I

Yahudiler zayıf ve yalnız olduklarında süt dökmüş kedi gibi olurken, güçlendiklerinde en acımasız canavara dönüşebiliyorlar. Tarihleri bu tür olaylarla doludur. Babil sürgünü ve Roma kıyımından sonra en sıkıntılı günlerini II. Dünya Savaşı esnasında Hitler döneminde yaşadılar. Fil ve Aslan metaforunda olduğu gibi her zaman file ve aslana yardım eden paryalar olmayabilir. Değişik ifadeyle onlara uyguladıkları yöntemle açığa düşüren birileri çıkar. O zaman yapılan yardımlar fayda vermeyebilir. Tıpkı açık denizde STRUMA gemisinde ölümü bekleyen 769 Yahudi’ye kimsenin yardım edemediği gibi.

Önce şunu belirtmeliyim; hiçbir Müslüman, Yahudiler gibi soykırımcı, zalim, insanlık dışı muamelede bulunan birisi olamaz. Tarihte de olmamıştır. Oysa lanetlenmiş Yahudiler, tarihte peygamberlere yaptıkları gibi günümüzde de Filistin/Gazze katliamıyla/soykırımıyla ne kadar acımasız ve kötü karakterli insanlar olduklarını bütün dünyaya gösterdiler.

Ne var ki yaptıkları bu insanlık dışı davranışlarından dolayı, bütün dünyada Yahudi nefreti tavan yapmış durumda. Her bölgeden, her memleketten, hatta her haneden Yahudi düşmanlığı adeta fışkırıyor. Maymun karakterli Yahudilerin, yaptıkları soykırımı bütün dünya gördü ve bir yerlere kaydetti. Dünyaya nizam vermesi gereken ABD, soykırımcı Siyonist Yahudi’yi parlamentolarında alkışlatarak, Yahudilerin işlediği kabahatlerin ortağı olduğunu itiraf etmiş oldular.

Facia nasıl gerçekleşti? 1940’lı yıllar Yahudiler için zor günlerdi. Hitler ve arkadaşları; sadece Almanya, Polonya, Avusturya, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde değil, balkanlar dahil birçok ülkede Yahudiler için adeta sürek avı başlattı. Nerede bir Yahudi bulsalar ya öldürüyor ya toplama kampına götürüyor yahut da gaz odalarına ölüme terk ediyorlardı.

Böyle bir atmosferde Romanya Yahudilerinin hayatta kalabilmeleri için tek çare, Filistin’e gitmekti. Önce topladıkları parayla Yunan acentesinden Struma isimli bir gemi kiraladılar. Kararlaştırdıkları gün Köstence Limanı’ndan hareket ettiler. Aldatıldıklarını limandan açıldıktan kısa süre sonra gemileri bozulunca anladılar. Ama iş işten geçti. Yapacak bir şey yok. Gerekli tamirat yapıldıktan sonra yola koyuldular. Ne var ki bir müddet sonra tekrar bozuldu. İçindeki 769 yolcusuyla, kısmen yardımla kısmen sürüklenerek İstanbul’a kadar geldi/çekildi ve Sarayburnu açıklarında demirlediler. Geminin içinde70 gün kurtarıcı beklediler. Hiçbir kurum ve kuruluş el uzatmadı. Bu arada onların iaşe ve ibatelerini İstanbul Yahudileri karşıladı.

Türk makamları 23 Şubat 1942’de Struma’yı çekiciyle Karadeniz’e götürüp açık denize bıraktı. Geminin motoru yoktu ve yardım alamadan sürüklenmeye başladı. 24 Şubat 1942 sabahı Struma, Karadeniz açıklarında bir Sovyet denizaltısı tarafından torpillenerek batırıldı.

Batan Struma’dan kurtulan oldu mu?

Ulaştığım bilgiye göre üç kişi kurtulmuş. Onlardan biri geminin ikinci kaptan Dikof, diğeri 19 yaşındaki David ve Türk sahil korumasında görevli Roket tarafından kurtulan Ana Tetelzweg. Roket daha sonra Ana’yla evlenip Şile’de yaşamını sürdürmüş.

Ayşe ismini alan Ana, bu olaydan çok etkilenmiş. Gerekli desteği göremediği için de tabir caizse hayata küsmüş. Hiçbir yere gitmeden hayatını orada sürdürmüş. Gerçekten Müslüman olduğu için mi bu ismi aldı yoksa “dönme” olarak mı yaşadı, orası meçhul. Struma’yla ilgili bilgilere, Ana Tetelzweg’in ABD’de yaşayan kızı Talya Mutlu ve torunu Vitali sayesinde ulaşılmıştır.

Diplomatik çıkmaz!

Tarihi olayları, yaşandığı dönemiyle anlamak ve okumak gerekir. Aksi takdirde yanlış yorum yapılmış olur. Bu olayın geçtiği yıllarda Avrupa başta olmakla üzere dünyanın üzerinde adeta karabulutlar dolaşıyordu. Birçok bölge ve ülke patlamaya hazır bomba gibiydi. İç kimse her istediğini yapamıyordu. Birine bir şey yaptığında da kimin ayağına basacağını iyi hesap etmelisin. Aksi takdirde telafisi mümkün olamayan bir badirenin içinde kendini bulabilirsin. Bu yüzden bu olayla ilgili ciddi diplomatik belirsizlik söz konusu. Belki de bu yüzden kimse bir şey yapamamış. Yapamamanın üç sebebi vardı:

I- Hitlerin zulmünden kurtulmak için dünyanın hemen her tarafında Filistin topraklarına ciddi bir Yahudi göçü vardı. Bu göçü teşvik eden ve hatta dernekler kurup, Filistin’de kamplar kuran Yahudiler vardı. İngiltere her ne kadar dönemin güçlü devleti olsa da göçü sınırlamak istiyordu*

II- Türkiye, tarafsızlığını korumaya çalışıyor ve olaya karışmak istemiyordu. Zira Almanya’yla karşı karşıya gelmek söz konusu olabilirdi.

III- Romanya* ve Almanya kaçacak olan Yahudilerin geri dönmesini istiyordu.

Bu hususta farklı gelişmeler olmuşsa da Yahudiler Karadeniz açıklarında kaderlerine terk edildi. Facia da kaçınılmaz oldu.

II. Dünya Savaşı döneminde Yahudilerin yaşadığı çaresizlik, uluslararası toplumun duyarsızlığının bir sonucudur.

Türkiye’nin yardım yapmamasına gelince; yukarda kısmen değindiğim gibi Türkiye, II. Dünya Savaşı’na fiili olarak katılmadı. Şayet Hitler’in zulmünden kaçan gemideki Yahudileri ülkelerine kabul edecek olsaydı Almanya bunu savaş sebebi kabul edebilirdi. Böyle bir riski bilmesine rağmen yardımcı olmak istedi… Gösterdiği çabaya rağmen Türkiye’nin yardım yapmamasından dolayı eleştirenler olmuştur; özellikle de Yahudiler…

Türkiye, yeri geldiğinde Yahudi vatandaşlarının burnunun kanamasına dahi müsaade etmemiştir. Fransa’da yaşayan Türk Yahudilerini toplama kampına götürürken onları götürüyorsanız beni de alın diyen ve onlarla trene binen Türk diplomatların olduğu unutulmamalıdır. II

Siyah puntoyla yazdığım kısmı tekrar okuyalım lütfen! Uluslararası toplumun duyarsızlığı!

Acımasızlığa maruz kalan, fırınlarda yanan, gaz odalarında ölüme terk edilen, insanlık dışı muameleye maruz kalan Yahudiler, kendilerine yapılanın katbekat fazlasını Filistinlilere/Gazzelilere, Lübnanlılara yapmaktalar. Yine bahsi geçen uluslararası toplumun gıkı çıkmıyor. Hayat böyle. Geçmişte Yahudilerin öldürülmesine ses çıkarmayan etkili ve yetkili kurum ve kuruluşlar, bugün de Filistinlileri en acımasız şekilde katleden Yahudilere sesleri çıkmıyor/çıkarmıyor.

Konu buraya gelmişken; son yıllarda özellikle Gazze’de, maymun tıynetli Yahudilerin, açlıktan ölen Filistinlilere yardımın ulaşmasını engellediklerini gördükçe,

Çocuk, genç ihtiyar, birçok Yahudi’nin, tırların önünü keserek üzerindeki yardım malzemelerini saçıp savurduklarını gördükçe,

Mabetlere, hastanelere, okullara, BM’nin kontrolündeki mekanlara sığınan mazlum insanları acımasızca öldürdüklerini v gördükçe,

Her konuştuklarında ağızlarından salya akıtarak acımasızlıklarını gösteren Yahudi yetkilileri gördükçe,

Ne geçmişte Nebukadnezar (Buhtunnasr)’ın yaptıklarına ne Romalıların yaptıklarına ne Hitler’in yaptıklarına ne de Struma Faciası’nda ölen Yahudilere acıyasım gelmiyor…

Şimdi de nahak yere İran’a savaş başlatarak, Orta Doğu başta olmak üzere dünyada kargaşa çıkartmak istiyorlar. Atalarımızın güzel bir deyimi var: Rüzgâr eken fırtına biçer… İnşallah bunlar, azgın Yahudi’nin ve zalim Amerika’nın inkırazı olur.

Ey Müstekbirler! Filistinlilere yaşattığınız bunca haksız ve hukuksuzluğa rağmen onların size sempatiyle bakmalarını mı bekliyorsunuz? Şunu bilin ki hiçbir onurlu Filistinli bunu yapamaz/yapmayacaktır da! Değil sadece Filistinliler, diğer Müslümanlar, vicdan sahibi gayrimüslimler de yaptıklarınızı unutmayacak! Size duyulan öfkenin, merhamet sahibi insanların içinde nazlı bir çiçek gibi büyüdüğünden hiç şüpheniz olmasın!

Ey Müstekbirler! Struma Faciası gibi faciaları tekrar yaşamamanız için ne zaman aklınızı başınıza alacaksınız!

Ey Müstekbirler! Güvendiğiniz ABD, çok yakında hamiliğinizden vazgeçip kendi başının derdine düştüğünde, etrafınızdaki Müslümanlardan medet umacağınız vaktin çok ötede olmadığını ne zaman idrak edeceksiniz!

Ey Müstekbirler! Unutma, zalimin zulmü ebedi olmadığı gibi mazlumun ızdırabı da nihayetsiz değildir. Tarihte yaşadıklarınızdan dolayı bunu en iyi siz biliyorsunuz. Evirip çeviren, mazlumun ahını duyan Yüce Yaratıcı bir gün işi tersine çevirecektir.

Günümüz dünyasında yaşananlar, son din mensubu adil yöneticileri, göreve çağırıyor.

Ahmet Belada

---------------0---------

I- Şalom Dergi, 164. sayı.

II- Ahmet Belada, Neler Oluyor? s. 78.

· Romanya o tarihlerde Almanya hakimiyetinde bulunuyordu.

· O tarihlerde Filistin, İngiltere’nin mandasıydı.