Nevşehir

Unutulan Osmanlı Geleneği “Diş Kirası” Nevşehir'de Yaşatılıyor

Osmanlı döneminin Ramazan geleneklerinden olan “diş kirası” geleneği, Nevşehir'in merkez ilçeye bağlı Çat beldesinde yaşatılmaya devam ediyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına yönelik yayımladığı genelge kapsamında yürütülen “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri çerçevesinde, Çat İlkokulu’nda 4. sınıf öğrencilerine yönelik anlamlı bir iftar programı düzenlendi.

Osmanlı döneminin Ramazan ayına özgü geleneklerinden biri olan “diş kirası”, Nevşehir’in merkez ilçeye bağlı Çat beldesinde yaşatılmaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına yönelik yayımladığı genelge kapsamında yürütülen “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri çerçevesinde Çat İlkokulu’nda 4. sınıf öğrencileri için anlamlı bir iftar programı düzenlendi.

Ramazan ayının manevi atmosferinde gerçekleştirilen programda öğrenciler aynı sofrada buluşarak paylaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularını pekiştirdi. İftarın ardından ise Osmanlı’dan günümüze uzanan güzel bir gelenek yeniden hayat buldu.

Öğrencilere “Diş Kirası” Hediyesi

Osmanlı kültüründe, iftara katılan misafirlere verilen hediyeler olarak bilinen “diş kirası” geleneği kapsamında, oruç tutan öğrencilere Okul Müdürü Cemal Yalçın tarafından hediye zarfları takdim edildi. Öğrencilerin sevinci ve heyecanı geceye ayrı bir anlam kattı.

Cemal Yalçın, bu tür etkinliklerle öğrencilerin yalnızca akademik değil, aynı zamanda manevi ve kültürel değerlerle de yetişmelerinin hedeflendiğini belirtti.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda gerçekleştirilen program, öğrencilerin hem akademik hem de manevi gelişimlerine katkı sunmayı amaçladı. Okul Müdürü Cemal Yalçın, etkinliğe ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda yayımlanan genelge kapsamında, ‘Maarifin Kalbinde Ramazan’ temasıyla okulumuzda gerçekleştirdiğimiz etkinlikler; değer temelli eğitim anlayışımızın somut bir yansımasıdır. Eğitim anlayışımız, bilgiyi erdemle, başarıyı sorumlulukla ve öğrenmeyi ahlaki olgunlukla bütünleştirmeyi esas almaktadır. Ramazan ayını öğrencilerimizin hem akademik hem de manevi gelişimlerine katkı sunacak önemli bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.”

Öğrenciler Aynı Sofrada Buluştu

Program kapsamında 4. sınıf öğrencileri iftar sofrasında bir araya geldi. Manevi atmosferin hâkim olduğu gecede birlik, beraberlik ve paylaşma duyguları ön plana çıktı.

İftar programının hazırlanmasına katkı sunan veli Adem Bey’e teşekkür eden Okul Müdürü Yalçın, organizasyonda emeği geçen Müdür Yardımcısı Aydın Temel’e, 4. sınıf öğretmeni Yasin Sayılır’a ve okul personeline de şükranlarını iletti.

Programa ayrıca Çat Belediye Başkanı Zübeyir Kalay, Ortaokul müdürü ve müdür yardımcısı, kasaba camii imamları, veliler ve öğrenciler katıldı. Okul yönetimi, desteklerinden dolayı tüm katılımcılara teşekkür etti.

Osmanlı Geleneği “Diş Kirası” Yaşatıldı

İftar programı sonrasında Osmanlı geleneği olan “diş kirası” uygulaması da gerçekleştirildi. Oruç tutan öğrencileri sevindirmek amacıyla Okul Müdürü Cemal Yalçın tarafından hediye zarfları takdim edildi. Öğrencilerin mutluluğu geceye ayrı bir anlam kattı.

Program, Ramazan ayının birlik, kardeşlik ve dayanışma duygularını pekiştirmesi temennisiyle sona erdi. Çat İlkokulu ailesi, bu anlamlı etkinliğin tekrarını nasip etmesi için dua ederek tüm İslam âlemi için Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diledi.

Diş kirası ne demektir? Osmanlı'da diş kirası geleneği

Ramazan ayında hediyeleşmenin en güzel geleneğe dönüşmüş hali "diş kirası" nasıl uygulanırdı?

Osmanlı döneminin ramazan kültürüne ait bir tabir olan "diş kirası" tabiri, ramazanlarda iftara gidilen saray ve konaklarda misafirlere verilen hediyeler için kullanılmıştır.

Osmanlı'da diş kirası geleneği

Osmanlı Devleti’nde vükelâ ve devlet ricâlinin saray ve konaklarında her akşam iftar yemeği verilmesi yerleşmiş bir gelenekti. Bu iftarlarda misafirlere ve özellikle fakirlere yemekten sonra diş kirası adıyla para ve çeşitli hediyeler dağıtılırdı. Bu gelenek ile ev sahibi; "Misafirim oldunuz, benim sevap kazanmam için zahmet edip yol yürüdünüz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da sizin dişinizin kirası olsun" diyerek misafilerine hediyeler ikram ederdi.

Diş kirası âdeti özellikle sultan saraylarında geniş ölçüde uygulanmaktaydı. Bazı kaynaklarda, Fâtih Sultan Mehmed’in vezîriâzamı Mahmud Paşa’nın tertip ettiği ziyafetlerde pilâv içine altın paralar koydurduğu ve bu paralara yemek sırasında onları bulanların sahip olduğu belirtilmektedir.

Sultan saraylarına gidenler iftardan sonra harem ağaları vasıtasıyla saygılarını bildirirler; karşılığında da derecelerine göre hediye ve para alırlardı. Harem ağası hediyeleri sunarken bunları öpüp başına koyduktan sonra teslim eder, davetliler de aynı şekilde davranarak hediyeleri kabul ederlerdi.

Diş kirası geleneği bir dönem yarı resmî bir nitelik kazanmış ve çeşitli rütbeden memurlar, âmirleri tarafından verilen yemeğe gitmeyi bir vazife saymaya başlamışlardı. . Ancak Osmanlı döneminin sonlarına doğru 2. Meşrutiyet’le birlikte gerek sarayın eski durumunu kaybetmesi, gerekse âdeti uygulayacak konak sahiplerinin kalmaması gibi sebeplerle diş kirası adeti de ortadan kalkmış ve günümüzde de tekrar hatırlanan adetlerden birisi olmuştur.

Hediyeleşmenin Önemi nedir?

Hediyeşemek sevgiyi arttırmanın yollarından birisidir.

Resûl-i Ekrem (sas), “hediyeleşme” konusunda müminlere yol gösterirken; cömertlik, diğerkâmlık, vefa, ihsan, îsâr ve ikram gibi kardeşlik bağlarını güçlendiren birçok güzel hasleti bir davranışta birleştirmiş oluyordu. Onlara, dünya metaını verip karşılığında gönül almanın, Allah'ın rızasını kazanmaya eşdeğer bir meziyet olduğunu öğretiyordu. “Musâfaha edin (tokalaşın) ki içinizdeki kin gitsin; hediyeleşin ki birbirinizi sevin ve (aranızdaki) düşmanlık gitsin.” (Muvatta’, Hüsnü’l-hulk) buyurmuştu.

Hediye, yürekten duyulan bir sevginin nişanesidir. Bu yüzdendir ki azlığına çokluğuna, değerli veya değersiz oluşuna bakarak hediyede ve onu getirende kusur aramak, hediyeleşme âdâbı ile uyuşmaz. Alçakgönüllülük, hilm ve tevazu gibi yüksek ahlâkî vasıflara sahip olan Hz. Peygamber (sas), “Davet edene icabet edin ve hediyeyi reddetmeyin...” (İbn Hanbel, I, 405) buyurmuştu.

Gönüller Sultanı'nın hediye verme ve hediyeyi pay etme konusundaki şefkatli ve fedakâr hâli, hane halkına ve hanımlarına da sirayet etmişti. Allah Resûlü (sas) onlara, gönülden vereni Cenâb-ı Hakk'ın, daima daha güzeliyle mükâfatlandıracağını haber veriyordu. Bir yoksul, müminlerin annesi Âişe'den, oruçlu olduğu bir gün yardım istemişti. O sırada evinde tek bir ekmekten başka bir şey bulunmayan Hz. Âişe, azatlı cariyesine, “Ekmeği ona ver.” dedi. Cariye, “Orucunu açman için başka bir şey yok!” deyince, Hz. Âişe tekrar, “Ekmeği ona ver!” dedi. Cariye der ki: “Âişe'nin dediğini yaptım. Akşam olunca bize ekmeğe sarılmış vaziyette koyun eti hediye edildi. Müminlerin annesi Âişe beni çağırıp, “Bunu ye, bu senin ekmeğinden daha iyidir.” dedi. (Muvatta’, Sadaka, 1)

Akraba dışında kalan yakınlara hediye verirken önce kimden başlanması gerektiği, peygamberî bir düstur olarak Âişe annemizin ağzından şöyle kayda geçmiştir: “Yâ Resûlallah, benim iki komşum var; hangisine hediye vereyim?” diye sordum. Resûlullah (sav),"Kapısı sana en yakın olana!" buyurdular.” (Buhârî, Şuf’a, 3)

Efendimizin, hediyeyi alan kimsenin riayet etmesi gereken nezaketli tavra, şu sözlerle işaret buyurduğunu görmekteyiz: “...Size hediye verene karşılık verin. Karşılık verecek bir şey bulamazsanız, onun için dua edin.” (İbn Hanbel, II, 96) Hz. Peygamber'in kendisine yemek getiren Zeyd b. Sâbit'e, “Bârekallâhü fîk.” (Allah bunu senin için bereketli eylesin.) demiş olması,(İbn Sa’d, Tabakât, I, 237) dua ile teşekkürün ifade biçimlerinden biridir.

Rivayetlerden hediyeleşmenin karşılık beklenmeden, gönül rızası ile sevgi, ilgi ve alâkayı artırmaya aracı olan erdemli bir davranış olduğu anlaşılmaktadır.