Urumçi ve Doğu Türkistan Gerçeği
Ümmetin Vicdanında Kanayan Bir Yara
Tarih, bazı günleri sadece takvim yapraklarına değil, insanlığın vicdanına da yazar. 5 Temmuz 2009'da Urumçi'de yaşanan acılar da böyledir. O gün hayatını kaybeden masum insanlar, geride gözü yaşlı aileler ve unutulmaması gereken bir insanlık dramı bıraktı.
Doğu Türkistan, asırlardır ilim, irfan ve İslam medeniyetine katkılar sunmuş müstesna bir coğrafyadır. Bugün ise bu kadim yurt, uluslararası kamuoyunda insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü ile kültürel haklar bağlamında yoğun biçimde tartışılan bir bölge hâline gelmiştir. Farklı değerlendirmeler bulunsa da, her vicdan sahibi insanın ortak dileği; masumların zarar görmediği, temel hakların korunduğu ve adaletin hâkim olduğu bir gelecektir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun; kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun." Bu ilahî ölçü, bize adaletin sadece dostlarımız için değil, bütün insanlar için gerekli olduğunu öğretmektedir.
Bir Müslüman, mazlumun kim olduğuna değil, mazlumiyetine bakar. Çünkü merhamet, sınırlarla çevrili değildir. Doğu Türkistan'da akan gözyaşı da, Gazze'de, Sudan'da, Myanmar'da ve dünyanın neresinde olursa olsun masumların döktüğü gözyaşı da aynı vicdana seslenmektedir.
Bugün bize düşen; öfkeyi büyütmek değil, adalet talebini diri tutmaktır. Sessiz kalmamak, hakikati unutmamak, zulme uğrayanların hukukunu savunmak ve insan onurunu her şartta yüceltmektir. Sivil toplum kuruluşlarına, ilim ve fikir insanlarına, basına ve her vicdan sahibine önemli görevler düşmektedir. Mazlumun sesi olmak, insanlığın ortak sorumluluğudur.
Urumçi'yi anmak, geçmişte yaşanan acıları diri tutmak için değil; benzer acılar bir daha yaşanmasın diye hafızamızı canlı tutmaktır. Çünkü unutulan acılar, yeni acıların kapısını aralayabilir. Hatırlamak ise adalet arayışını diri tutar.
Rabbimizden niyazımız; Doğu Türkistan'da ve yeryüzünün bütün mazlum beldelerinde akan gözyaşının dinmesi, insanların inançlarını, kimliklerini ve kültürlerini huzur içinde yaşayabilmesi, adaletin ve merhametin yeryüzüne hâkim olmasıdır.
Zulüm ebedî değildir. Bâki olan hak, adalet ve insan onurudur. Mazlumların duası, insanlığın vicdanını uyandırmaya devam edecektir.