YÖREMİZDE HALI VE KİLİMİN YERİ
Yöremizde küçükbaş hayvan sürüleri vardı. Yünler ya bedava ya da çok ucuzdu. Boyama, tezgâhlardan halının, kilimin, ita’nın dokuması da becerinin, sosyalleşmenin, ev ekonomisinin çeşitlendirtmesi, genç çocuklara sabır, sanatı öğretip sonuçlarında mükâfata erişmelerin göstergesiydi. Oyada, çeşitli işlemelerde adeta bir desen bankasına dönüşmesi, el becerisi yüksek olan kadınlarımızın bu arenada kendilerini göstermesiydi. Halı tezgâhları adeta bir okuldu. Boyamasından, iplerin hazırlanmasına, tezgâhın kurulmasına kadar ister istemez birçok konuda yetiştiriliyorlardı. Ortam böyle olunca, Ürgüp’ün canlı renkleri, Avanos’un pastel renkleri halının nerelerde dokunduğunu gösterirlerdi. Aynı şekilde; Kayseri’nin Taşpınar, Niğde’nin Bor, Kemerhisar gibi bazı yöresel halıları da kendilerini gösterirlerdi. Genelde bitkilerden elde edilen boyalar; Aktarlarda bulunan bazı doğal kimyasallarla karıştırılıp, renkleri çeşitlendirirlerdi.
Halı dokumak insanı dinlendirir, satıldığı zamanda haneye ek gelir oluyordu. Genelde evin sermayesine pek dokunmadan yapılan etkinlik gibiydi.
Yün küçükbaş hayvanlardan elde edilen çok önemli bir yan üründü. Yıkanıp hazırlanan yün tift itilerek, ahşaptan yapılmış iğ vasıtasıyla ip haline getirilirdi. Oluşturulan ip yine iğ e sarılarak üretime devam edilirdi. İp oluşturmadan önce yün çeşitli renklere boyansa da genel olarak beyaz renk yünü boyamadan, en yalın haliyle bırakılarak hazırlanırdı. Yün iplerle genellikle çorap, fanile (atletin hemen üzerine giyilen yünden giysidir.) gibi giyecekler örülürdü. Bu iş genelde ninelerin işi olduğunu devamlı gözlemlemişimdir. Çalışmaya alışmış insanımız böyle işler yapınca, oyalanıp mutlu olmaktaydılar. Ayrıca kış günlerinin soğuk iklimine karşı çok önemliydi.
Ev halkı Ataerkil bir yapıya sahip olduğu için, işler iş bölümüyle çabukça kolay halledilirdi. Evin ihtiyar ninesinin bile işi vardı. Çocuklara masallar anlatırlardı. Yazısız tarihimizi, anıları, yaşanmışlıkları içinde öğütür, dersler katarak evin küçüklerine anlatırlardı. Bu çocukları bir arada tutmak evin işleyişinde çok önemliydi. Çocuklar bu anlatımları heyecan içinde dinlerlerdi. Nereden biliyorsun? Diyeceksiniz. Efendim ben o günleri yaşamıştım. Rahmetli Babaannemin şifacı olduğunu ta neden sonra, eski bir aktardan örenmiştim. Genç kızlarımız eğitimi ve aile terbiyesini hayatın içinden alır ve uygulardı. Erkek çocuklara göre daha uyumlu, daha sorumluluk sahibi olduğu için okullarında da daha başarılı olurlardı. Tabii aile okutursa…
İnsan ne kadar kendisi için yaşasa da toplumda iyi yer edine bilmek için yaşadığı çağın ve mahallin kurallarına uyması kız çocukları için önemliydi. Oğlan çocukları elde değil ama hafif de olsa şımartılırdı. Çocuk eğitimi gerçekten çok zordur. Deneme yanılma payı hiç yoktur. Sonucu çocuk büyüdüğü zaman, onu eğiten büyük, ihtiyarladığı zaman öğrenir. Tevekkeli bazı yaşlılara Bilge ihtiyar denmesi deneme yanılma tecrübesi, hayatı çok iyi bir şekilde okumasıyla kazandığı görülmektedir. Kadınlarda da Ana Nine payesi vardır ki, herkes tarafından sevilir, elbette aldıkları eğitimleri; Edep, erkân, saygı ve sevgi hamuru ile yoğurup, kendi tecrübelerini katarak insanlarla paylaşırlardı. Böyle adapla yetişen insanlarımız bilge ve yardım severdir. Halı, aynı dantel gibi işlenen güzel ve işlevsel sanattır. Sanat ulusların imzası olduğu gibi, toplumların ve ailenin de imzasıdır.
Bizler halı desenleri deriz. Lâkin bu desenlerin çok derin anlamları vardır. Deseni dokuyan belirleyecekse, kendi istek ve arzularını, sıkıntılarını desenlere yansıtır da birçok kimse bilemez. Desenler ayrıca ta Orta Asya dan gelirken getirdiklerimizdi. Nevşehir genelde aşiret yapısına da sahip olduğu için desenlerde çok farklıydı. Günümüzde bu gibi sanatların bittiğini görmekteyiz. Zahir, ataerkil yapıda çekirdek aileye dönüşmüştür. Hayat hızlanmış, insanlar ancak güne yetişmeye çalışıyorlar. Efendim, Atalarımız türlü zorluklarla karşılaşsa da gerçekten; Yavaş ve güzel hayatlar yaşamışlar. Ailenin çalışkan bir işletme görünümü vermesi aileye çok katma değerler sağlamıştı.
Kadınlarımızın vefakâr ve dirayetli duruşları kocalarına efendi payesi de kazandırmıştı. Savaş yılları, kıtlık yılları yine aynı şekilde atlatıla bilmişti.
Belediye önünde yapılmakta olan bir tören. Halkla ve hatta çocuklarla yöneticilerin kaynaşıp, hep birlikte yine halkımıza buradan seslenmeleri ne hoş bir duruştur. Böylesi daha yakışmış gibime geliyor.
Yöneticilerimizin bir tören esnasında halkımızla yürüyüşü…Eski adliyenin ( O zamanlar Halk evi) önü, hükümet Caddesi.
Sümerbank mağazasının açılışı (Günümüzde Göreme oteli yanı)
Celal Bayar ın Hükümet binasına girişi.
Cumhurbaşkanımız Celal Bayar ın Belediye binasından çıkışı ve halkı selamlaması. Hemen sol yanındaki Belediye başkanımız Ahmet Kemal Dedeoğlu (Ahmet Emmim.)
Kıbrıs Çıkartmasından yıllar önce 20 Temmuz İlk Okulunun manidar bir dövüzü. Aradan yıllar geçti 20 Temmuz 1974 de, aynı yazıda olduğu gibi Kıbrıs kurtarıldı. Yazıyı yana değil de yazdırana bak demişler.
Yöneticilerin Belediye Caddesindeki yürüyüşü.
Belediye Başkanı Ahmet Kemal Dedeoğlu nun bir tören sırasında konuşması.